Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



BAKARA SÛRESİ    البقرة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ

175-) Ülaikelleziyneşteravüd dalalete Bil hüda vel azabe Bil mağfirati, fema asberahüm alennar;

İşte bunlar var ya (Bi-) HUDA/hidayet mukabilinde dalaleti, (B sırrınca) mağfiret mukabilinde azabı satın almışlardır... Onlar Nar’a karşı ne kadar da sabırlıdırlar!.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِي الْكِتَابِ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
176-) Zâlike Bi ennAllahe nezzelel Kitabe Bil Hakk* ve innelleziynahtelefu fiyl Kitabi lefiy şikakın beıyd;
Şundan ki, kesinlikle Allah Kitab’ı Bil-Hakk (Hak olarak) indirmiştir... Muhakkak ki KİTAB’ta (Vahdet’te, Sistem’de) ihtilaf edenler, kesinlikle Şıkak-ı Baiyd (uzak bir ayrılık) içindedirler.

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَـكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَـئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
177-) Leysel birra en tüvellu vücuheküm kıbelel meşrikı vel mağribi ve lakinnel birra men amene Billahi vel yevmil ahıri vel Melaiketi vel Kitabi ven Nebîyyiyn* ve atelmale alâ hubbihı zevil kurba vel yetama vel mesakiyne vebnes sebiyli ves sailiyne ve fiyrrikab* ve ekamesSalate ve atezZekate vel mufune Bi ahdihim iza ahedu* vas Sabiriyne fiyl be'sai ved darrai ve hıynel be's* ülaikelleziyne sadeku* ve ülaike hümül müttekun;
Vechlerinizi maşrik ve mağrib yönüne döndürmeniz BİRR (hakiki iyilik, gerçek tevhid) değildir... Fakat (asıl) BİRR (e eren), <B> sırrıyla Allah’a, ahir gün’e, melaike’ye, Kitab’a ve Nebîler’e iman eden; onun muhabbeti üzere malı akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolun oğluna, isteyenlere ve kölelere veren; salatı ikame eden ve zekatı veren; ahidleştiğinde (B gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler, sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir... İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır... Ve işte korunanlar da bunlardır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنثَى بِالأُنثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاء إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
178-) Ya eyyühelleziyne amenu kütibe aleykümül kısasu fiyl katla* el hurru Bil hurri vel abdu Bil abdi vel ünsa Bil ünsa* femen ufiye lehu min ahıyhi şey'ün fettiba’un Bil ma'rufi ve edaün ileyhi Bi ıhsan* zâlike tahfiyfün min Rabbiküm ve rahmetün, femenı'teda ba'de zâlike felehu azabun eliym;
Ey iman edenler, öldürülenler hakkında sizin üzerinize kısas yazıldı/farz kılındı... (B gerçeğince?) hür karşılığında hür, köle karşılığında köle, dişi karşılığında dişi... Her kim (ölenin) kardeşi tarafından bir şey ile affa uğrarsa, o zaman (Bi-) ma’rufa ittiba’ etmek (sisteme uygun olanı, marifeti izlemek) ve ona (Bi-) ihsan ile (diyeti) ödemek gerekir... Bu Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir... Kim bundan sonra haddi aşarsa, artık onun için eliym bir azab vardır.

وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
179-) Ve leküm fiylkısası hayatün ya ulil’elbabi lealleküm tettekun;
Ey öz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır... Umulur ki siz (bu sayede) korunursunuz.

كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
180-) Kütibe aleyküm iza hadara ehadekümül mevtü in terake hayra* elvasıyyetü lilvalideyni vel akrabiyne Bil ma'ruf* hakkan alel müttekıyn;
Üzerinize yazıldı/farz kılındı ki: Sizden birine ölüm gelip çattığında, eğer bir hayır terkedecekse (geriye mal bırakacaksa), ana-babası ve akrabaları için (Bi-) ma’ruf ile bir vasiyyet etsin... (Bu) muttekiler üzerine bir haktır.

فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَإِنَّمَا إِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
181-) Femen beddelehu ba'de ma semiahu feinnema ismühu alelleziyne yübeddilunehu, innAllahe Semiun Aliym;
Artık kim bunu işittikten sonra onu (vasiyyeti) tebdil ederse/değiştirirse, onun günahı yalnızca onu değiştirenlerin üzerinedir... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.

فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
182-) Femen hafe min musın cenefen ev ismen feasleha beynehüm fela isme aleyh* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Artık kim vasiyyet edicinin zulmetmesinden yahut günah işlemesinden korkar da onların (vasiyetle ilgili kimselerin) arasını islah ederse, onun üzerine bir günah yoktur... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
183-) Ya eyyühelleziyne amenu kütibe aleykümusSıyamu kema kütibe alelleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
Ey iman edenler, sıyam (oruç, imsak, susmak) sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazıldı/farz kılındı... Umulur ki (bu sayede) korunursunuz.

أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
184-) Eyyamen ma'dudat* femen kâne minküm merıydan ev alâ seferin feıddetün min eyyamin ühar* ve alelleziyne yutıykunehu fidyetün taamu miskiyn* femen tetavvaa hayran fehuve hayrun lehu, ve en tesumu hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
(Oruç) sayılı günlerde/günlerdir... Sizden kim hasta veya bir sefer üzere olursa, (kendisine) diğer/başka günlerden bir iddet lazımdır (onlar sayısınca başka günlerde oruç tutmalıdır)... Oruç tutmaya takatı sınırda olanların üzerine/ona gücü yetenlere miskin’in yemeği bir fidye düşer... Kim hayır olarak TATAVVU’ ederse (fazla fazla verirse), işte bu onun için daha hayırlıdır... Ve oruç tutmanız, sizin için (fidye vermekten) daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
185-) Şehru Ramadanelleziy ünzile fiyhil Kur’ânu hüden linNasi ve beyyinatin minel hüda velFurkan* femen şehide minkümüş şehre felyesumhu, ve men kâne merıydan ev alâ seferin feıddetün min eyyamin uhar* yuriydullahu Bikümül yüsra ve la yuriydu Bi kümül usr* ve li tükmilül ıddete ve li tükebbirullahe alâ ma hedaküm ve lealleküm teşkürun;
Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, HUDA (hakikata, tekliğe ait ilim) ve FURKAN (fark’a, tafsile ait ilim)’dan da beyyineler (apaçık ayetler, deliller) olarak şu Kurân, o vakt içinde inzal edildi... Sizden her kim bu ay’a şahid olursa, orucunu tutsun... Kim de hasta veya bir sefer üzere olursa, o günler sayısınca başka/diğer günlerde (orucunu tutsun)... Allah size/ (B sırrınca siz olarak) kolaylık diler, (Bi-) size zorluk dilemez... İddeti ikmal etmenizi (o sayılı günleri tamamlamanızı), size olan hidayeti üzerine Allah’ı tekbir etmenizi (diler)... Umulur ki şükredersiniz.

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
186-) Ve iza seeleke ıbadiy anniy feinniy kariyb* uciybu da'vetedda’ı iza deani, felyesteciybu liy vel yu'minu Biy leallehüm yerşudun;
(Rasûlüm) kullarım sana, Ben’den sorarlarsa, şüphesiz ki Ben Kariyb’im/yakınımdır... Dua ettiğinde dua edenin duasına (duası anında) icabet ederim... O halde onlar da Bana isticabet (icabet) ve (B sırrıyla) Bana iman etsinler, ki doğru yolu bulup olgunlaşabilsinler (rüşdlerine nail olabilsinler).

أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَالآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُواْ مَا كَتَبَ اللّهُ لَكُمْ وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّواْ الصِّيَامَ إِلَى الَّليْلِ وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
187-) Ühılle leküm leyletesSıyamirrefesü ila nisaiküm* hünne libasun leküm ve entüm libasun lehünne, alimAllahu enneküm küntüm tahtanune enfüseküm fetabe aleyküm ve afa anküm* fel’ ANe başiruhünne vebteğu ma ketebAllahu leküm* ve külu veşrebu hatta yetebeyyene lekümül haytul’ ebyedu minel haytıl’esvedi minel fecr* sümme etimmusSıyame ilelleyl* ve la tübaşiruhünne ve entüm akifune fiyl mesacid* tilke hududullahi fela takrebuha* kezâlike yübeyyinullahu ayatihi linNasi leallehüm yettekun;
Oruç gecesi kadınlarınıza (cinsel olarak) yaklaşmak size helal kılındı... Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz... Allah sizin nefslerinize hainlik etmekte olduğunuzu bilmiş, tevbelerinizi kabul etmiş ve sizi affetmiştir... Artık onlara mubaşarette bulunun (cinsel olarak yaklaşın) ve Allah’ın size yazdığını isteyin... Fecr’den (olan) beyaz iplik siyah iplikten sizin için tebeyyün edinceye (seçilip belli oluncaya) kadar yeyin, için... Sonra orucu geceye kadar tamamlayın... Mescidlerde i’tikafda bulunduğunuz halde onlara (kadınlara) mubaşerette bulunmayın... Bunlar hududullahdır (Allah’ın sınırlarıdır), sakın onlara yaklaşmayın... İşte Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar ki bilfiil korunabilsinler.

وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
188-) Ve la te'külu emvaleküm beyneküm Bil batıli ve tüdlu Biha ilelhukkami lite'külu ferıykan min emvalinNasi Bil ismi ve entüm ta'lemun;
Mallarınızı aranızda batıl olarak (Bil-batıl) yemeyin... Ve bilip durduğunuz halde, insanların mallarından bir kısmını (Bi-) günah sûrette/zalimane yemeniz için, (Bi-) onları hükkam’a (hükmedenlere) aktarmayın/elçi yapmayın/peşkeş çekmeyin.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
189-) Yes'eluneke anil ehilleti, kul hiye mevakıytu linNasi velHacc* ve leysel birru Bi en te'tül buyute min zuhuriha ve lakinnel birra menitteka* ve'tül buyute min ebvabiha* vettekullahe lealleküm tüflihun;
(Rasûlüm) sana hilaller’den (doğan aylar’dan) soruyorlar... De ki: ”onlar insanlar için ve bir de Hac için miykatlar/vakit ölçüleridir”... BİRR, evlere arkalarından (B sırrınca) girmeniz/gelmeniz değildir; fakat BİRR, kişinin ittika etmesidir... Evlere kapılarından girin... Allah’dan ittika edin ki felaha erebilesiniz.

وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
190-) Ve katilu fiy sebiylillahilleziyne yukatiluneküm ve la ta'tedu* innAllahe la yuhıbbul mu’tediyn;
Sizinle mukatele edenlerle (öldürmek kasdı ile sizinle savaşanlarla) siz de fiysebilillah/Allah yolunda savaşın... Ve haddi aşmayın... Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاء الْكَافِرِينَ
191-) Vaktüluhüm haysü sekıftümuhüm ve ahricuhüm min haysü ahrecuküm vel fitnetü eşeddü minel katl* ve la tükatiluhüm ındelMescidil Harami hatta yükatiluküm fiyh* fein kateluküm faktüluhüm* kezâlike cezaül kafiriyn;
Onları nerede yakalarsanız öldürün ve çıkarın onları sizi çıkardıkları yerden... Fitne, öldürmekten daha şiddetlidir... Mescid-i Haram’ın yanında onlarla savaşmayın, onlar orada sizinle savaşıncaya kadar... Eğer onlar sizinle mukateleye/savaşmaya kalkışırlarsa, siz de onları öldürün... İşte böyledir kafirlerin cezası.

فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
192-) Feinintehev feinnAllahe Ğafurun Rahîym;
Eğer (şirk’ten, savaş’tan) vazgeçerlerse, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ

193-) Ve katiluhüm hatta la tekûne fitnetün ve yekûned diynu Lillah* feinintehev fela udvane illâ alezzalimiyn;

Bir fitne olmayıncaya ve diyn yalnız Allah’ın oluncaya (vehminiz, beşeri tabiat ve duygularınız karışmaksızın, sırf Allah Esmasının açığa çıkışı olan bir yaşam haline) kadar onlarla savaşın... Eğer vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

الشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
194-) Eşşehrülharamu Bişşehrilharami vel hurumatu kısas* femenı'teda aleyküm fa'tedu aleyhi Bi misli ma'teda aleyküm* vettekullahe va'lemu ennAllahe maalmüttekıyn;
Haram ay (B gerçeğince) haram aya karşılıktır/bedeldir... Hürmetler kısastır/karşılıklıdır... O halde haddi aşıp size saldırana, size saldırdığının (Bi-) misli ile (siz de) saldırın... Allah’dan ittika edin ve bilin ki Allah muttakiylerle beraberdir.

وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

195-) Ve enfiku fiy sebiylillahi ve la tülku Bi eydiyküm ilet tehlüketi ve ahsinu* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;

Allah yolunda infak edin... Kendi ellerinizi/kendi elleriniz ile kendinizi (B sırrınca), tehlikeye atmayın... Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.

وَأَتِمُّواْ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلاَ تَحْلِقُواْ رُؤُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضاً أَوْ بِهِ أَذًى مِّن رَّأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَا أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
196-) Ve etimmül Hacce vel Umrete Lillah* fein uhsırtüm femesteysera minel hedy* ve la tahliku rüuseküm hatta yeblüğal hedyü mahılleh* femen kane minküm merıydan ev Bihi ezen min re'sihi fefidyetün min Sıyamin ev Sadakatin ev Nüsükin, feiza emintüm* femen temettea Bil Umreti ilel Hacci femesteysera minel hedy* femen lem yecid feSıyamü selaseti eyyamin fiyl Hacci ve seb'atin iza raca'tüm* tilke aşeratün kamiletün, zâlike li men lem yekün ehlühu hadıril Mescidil Haram* vettekullahe va'lemu ennAllahe şediydül ıkab;
Haccı da Umreyi de Allah için (yani hakikatınız olan Allah’a ait özelliklerin, ilahi ilim ve ma’rifetlerin açığa çıkması, yaşanır olması için) tamamlayın... Eğer hasr’a maruz kalırsanız (engellenirseniz), o zaman HEDY’den (Ka’be’ye hediye olan kurban) kolayınıza gelen (kafidir)... Hedy, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin... İçinizden kim hasta olur veya (B gerçeğince) başından bir eziyyeti bulunursa, (traş için) oruç yahut bir sadaka veya nüsük (kurban)’dan bir fidye (gerekir)... (Engellenmeden) emin olduğunuzda, kim Hacc’a kadar (B sırrınca) Umreden yararlanmak isterse, kolayına gelen bir hedy kurbanı (kessin)... Fakat kim bulamazsa, üç gün Hac’da, yedi de döndüğünüz zaman (olmak üzere kendisine) oruç gerekir; ki kamil on (gündür) bu (kurban yerine geçecek oruç)... Bu, ehli (ailesi) Mescid-i Haram’ın hazırı olmayan (aile ikametgahı Mescid-i Haram’da olmayan) içindir... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (azabı çok şiddetlidir).

الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ
197-) ElHaccü eşhürun ma'lumat* femen ferada fiyhinnel Hacce fela rafese ve la füsuka ve la cidale fiyl Hacc* ve ma tef'alu min hayrin ya'lemhüllah* ve tezevvedu feinne hayrez zadit takva* vettekuni ya ulil elbab;
Hac, ma’lum aylardır/aylardadır... Kim o aylar içinde Hacc’ı kendine farz ederse, artık Hacc’da refes (kadına cinsel olarak yaklaşmak, şehvet), fusuk (Hacc’ın amacından çıkarıcı fiiller, fasık işler) ve cidal (sataşma, çekişme, tartışma) yoktur... Hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir... (Hacc için) azık ederin... Muhakkak ki azığın en hayırlısı TAKVA’dır... Ey öz akıl sahipleri BEN’den ittika edinin (nefsinizle yapmayın).

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ فَإِذَا أَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَاكُمْ وَإِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّالِّينَ
198-) Leyse aleyküm cünahun en tebteğu fadlen min Rabbiküm* feiza efadtüm min Arafatin fezkürullahe ındel Meş'aril Haram* vezküruHU kema hedaküm* ve in küntüm min kablihı le minaddalliyn;
Rabbinizden bir FAZL (lutuf, nimet) istemenizde sizin üzerinize bir günah yoktur... Arafat’tan (kab’dan suyun dolup da etrafına taşıp akması gibi) akıp gittiğinizde/vakfeden boşanıp aktığınızda, Meş’ari Haram’da (saygı değer şuur yerinde) Allah’ı zikredin... O’nu, size hidayet ettiği gibi zikredin... Doğrusu bundan önce siz gerçekten sapmışlardan idiniz.

ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
199-) Sümme efıydu min haysü efadanNasu vestağfirullah* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Sonra insanların akıp döndüğü yerden siz de akıp gelin ve Allah’dan mağfiret dileyin... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

فَإِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا ءَاتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
200-) Feiza kadaytüm menasikeküm fezkürullahe kezikriküm abaeküm ev eşedde zikra* feminenNasi men yekulü Rabbena atina fiyddünya ve ma lehu fiyl ahırati min halak;
Menasikinizi (Hac ibadetlerinizi) bitirince, babalarınızı zikrettiğiniz gibi hatta daha şiddetli bir zikredişle Allah’ı zikredin... İnsanlardan kimisi: “Rabbimiz, bize dünyada ver”, der... Ahirette, onun bir nasibi yoktur.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal