Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



BAKARA SÛRESİ    البقرة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

تِلْكَ ءَايَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
252-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* ve inneke le minel mürseliyn;
Bunlar Allah ayetleridir... Onları sana Bil-Hakk (Hak olarak) tilavet ediyoruz... Ve sen kesinlikle mürseliyndensin (irsal olunanlardansın).

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَـكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَـكِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
253-) Tilker Rusülü faddelna ba'dahüm alâ ba'd* minhüm men kellemAllahu ve refea ba'dahüm derecat* ve ateyna Iysebne Meryemel beyyinati ve eyyednahü Bi Ruh-ıl Kudüs* ve lev şaAllahu maktetelelleziyne min ba'dihim min ba'di ma caethümül beyyinatu ve lakinıhtelefu feminhüm men amene ve minhüm men kefer* ve lev şaAllahu maktetelu ve lakinnAllahe yef'alu ma yüriyd;
İşte Rasûller (ki) onların bazısını bazısı üzerine üstün kıldık... Onlardan kimi ile Allah konuşmuş, kimini de dereceler olarak ref’etmiş/yükseltmiştir... Meryem Oğlu İsa’ya beyyineler verdik ve O’nu (B sırrınca) Ruh’ül Kudüs ile teyid ettik... Eğer Allah dileseydi onlardan sonra gelenlerden, kendilerine beyyineler geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi... Fakat ihtilafa düştüler de onlardan kimi iman etti kimi de inkar etti... Eğer Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi... Lakin Allah dilediğini yapar.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
254-) Ya eyyühelleziyne amenu enfiku mimma razaknaküm min kabli en ye'tiye yevmün la bey'un fiyhi ve la hulletün ve la şefaatün, vel kâfirune hümüz zalimun;
Ey iman edenler, ne alış-verişin, ne dostluğun ve ne de şefaatın olmadığı gün gelmeden önce sizi rızıklandırdığımızdan infak edin... Kafirler, zalimlerin ta kendileridir.

اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
255-) Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ül Kayyum* la te'huzuHU sinetün vela nevm* leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* men zelleziy yeşfeu ındeHU illâ Bi iznih* ya'lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm* ve la yuhıytune Bi şey’in min ılmiHİ illâ Bi ma şa'* vesia Kürsiyyühüs Semavati vel Ard* ve la yeuduhu hıfzuhüma* ve HUvel Alıyy’ül Azıym;
ALLAH ki, tanrı yoktur ancak O vardır (O’ndan gayrı vücud yoktur); Hayy (gerçek diri) ve Kayyum’dur (kendi kendine kaim; zira kıyambinefsihi)... Ne uyuklama (gaflet) ne de uyku Onu yakalayabilir (kayyumiyet sıfatı?)... Semalar’da ve Arz’da ne varsa Onundur... Onun katında kim şefaat edebilir ki Bi-izniHİ (O’nun izni olarak) olmaksızın?... Bilir önlerinde ve arkalarında olanların hepsini... (B sırrıyla) dilemesi (izni) olmadan Onun ilminden bir (Bi-) şeyi kapsamak mümkün değildir... Kürsüsü (bilinç), Semalar’ı ve Arz’ı içine almıştır... Onların muhafazası O’na ağır/zor gelmez... O, Aliy (sınırsız yüce)’dir, Azıym’dir (azameti sonsuz).

لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
256-) La ikrahe fid Diyni kad tebeyyenerrüşdü minel ğayy* femen yekfür Bittağuti ve yu'min Billahi fekadistemseke Bil urvetil vüska, lenfisame leha* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
Diyn’de zorlama yoktur (İslam’da?)... Gerçekten rüşd (hidayet, hak, doğruluk) ğayy’dan (azgınlık, dalalet) apaçık ayrılmıştır (deliller ortadadır)... Artık her kim (Bi-) Tağut’u (tapılacak nesne, Allah dışında vücud, ilah kabul etmeyi) inkar edip Allah’a (B sırrıyla) iman ederse muhakkak o kopması/ayrılması olmayan sapasağlam bir kulpa (B sırrınca) yapışmış olur... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ ءَامَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
257-) Allahu Veliyyülleziyne amenu yuhricühüm minez zulümati ilenNur* velleziyne keferu evliyaühümüt tağutu yuhricunehüm minen Nuri ilez zulümat* ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
Allah iman edenlerin Veliy’sidir... Onları karanlıkLARdan Nur’a çıkarır... Fiilen küfür (hakikatlerini örtme) halinde olanlara gelince, onların evliyası Tağut’tur (Allah dışındaki ilahları)... (O taptıkları ilahlar) onları Nur’dan karanlıkLARa çıkarırlar... İşte onlar Nar ashabıdır... Onlar onda (Nar’da) ebedi kalıcılardır.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَآجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رِبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِـي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِـي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِين
258-) Elem tera ilelleziy hacce İbrahîyme fiy Rabbihi en atahullahul mülk* iz kale İbrahîymu Rabbiyelleziy yuhyiy ve yumiytu, kale ene uhyiy ve umiyt* kale İbrahîymu feinnAllahe ye'tiy BişŞemsi minel meşrikı fe'ti Bi ha minel mağribi febühitelleziy kefer* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
Allah kendisine mülk (hükümdarlık, saltanat, hükmetme gücü) verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile niza edeni/tartışanı görmedin mi?... İbrahim: “Benim Rabbim O’dur ki diriltir ve öldürür”, dediğinde o da: “ben de diriltir ve öldürürüm” dedi... İbrahim: “Muhakkak ki Allah Güneş’i (B sırrınca) maşrik’ten getiriyor, hadi sen (Bi-) onu mağrib’ten getir” deyince; o kafir (hakikatından perdeli) kimse apışıp kaldı... Allah zalimler toplululuğuna hidayet etmez.

أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىَ يُحْيِـي هَـَذِهِ اللّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللّهُ مِئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِئَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى العِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
259-) Ev kelleziy merra alâ karyetin ve hiye haviyetün alâ uruşiha* kale enna yuhyiy hazihillahu ba'de mevtiha* feematehullahu miete amin sümme beaseh* kale kem lebist* kale lebistü yevmen ev ba’da yevm* kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh* venzur ila hımarike ve li nec'aleke ayeten lin Nasi venzur ilel ızami keyfe nünşizüha sümme neksuha lahmen, felemma tebeyyene lehu kale a'lemü ennAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Yahut şu kimse (Üzeyir) gibisini (görmedin mi) ki çatıları, damları/duvarları üstüne çökmüş/alt üst olmuş (ahalisi helak olmuş) bir karye’ye (kasaba’ya, kente) uğramıştı da: ”Allah şurayı ölümünden sonra nasıl diriltir?”, demişti... (Bunun üzerine) Allah onu yüz sene (lik bir süre için) öldürmüş, sonra ba’setmişti... “Ne kadar kaldın?” dedi (Allah)... O da: “Bir gün veya bir günün ba’zı/birazı” dedi... (Allah) buyurdu: “Hayır, yüz sene kaldın... İşte yiyeceğine ve içeceğine bir bak; hiç bozulmamış... Eşeğine bak... Seni insanlar için bir ayet (ibret) kılalım diye (bunu yaptık)... Kemiklere bak, nasıl onları çatıyor/iskeletini kuruyor sonra et giydiriyoruz onlara”... Kendisine iş açıkça belli olunca/durum netleşince şöyle dedi: “(Şimdi) biliyorum, ki Allah herşeye Kadiyr’dir”.

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَـكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
260-) Ve iz kale İbrahîymu Rabbi eriniy keyfe tuhyil mevta* kale evelem tu'min* kale belâ ve lâkin liyatmeinne kalbiy* kale fe huz erbeaten minet tayri fesurhünne ileyke sümmec'al alâ külli cebelin minhünne cüz'en sümmed'uhünne ye'tiyneke sa'ya* va'lem ennAllahe Aziyz’un Hakiym;
Hani İbrahim (de bir zaman): “Rabbim göster bana, ölüleri nasıl diriltirsin?”, demişti... (Rabbi) dedi: “İman etmedin mi ki?”... (İbrahim) dedi: “Elbette (iman ettim; ilmel yakin olarak bildim); ama kalbimin mutmain olması için”... (Allah) buyurdu: “O halde KUŞ’tan (kuş cinsinden) dört (çeşit) al/tut... Onları kendine çek/alıştır/zabdet, sonra onlardan birer cüz olarak her bir dağın üzerine koy... Sonra onları çağır, sa’yederek/koşarak sana gelirler (zira boğazlanmalarından sonra artık onları sen dirilttin)... Bil ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir”.

مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
261-) Meselülleziyne yunfikune emvalehüm fiy sebiylillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senabile fiy külli sünbületin mietü habbetin, vAllahu yudaıfu limen yeşa'* vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali, yedi başak bitiren ve her başağında yüz habbe/dane bulunan tek bir habbe/dane gibidir... Allah dilediği kimse için kat kat artırır... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
262-) Elleziyne yunfikune emvalehum fiy sebiylillâhi sümme la yutbiune ma enfeku mennen ve la ezen lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Mallarını Allah yolunda infak edip sonra bu infaklarına minnet etme/başa kalkma ve eziyet katmayanların, Rableri indinde kendilerine özel ecirleri vardır... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ
263-) Kavlün ma'rufun ve mağfiratün hayrun min sadekatin yetbeuha eza* vAllahu Ğaniyy’un Haliym;
(Kalbine ferahlık olan) Ma’ruf bir söz ve mağfiret, arkasından bir eziyyet gelen sadakadan daha hayırlıdır... Allah Ğaniy’dir, Haliym’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِين

264-) Ya eyyühelleziyne amenu la tubtılu sadekatiküm Bil menni vel eza, kelleziy yunfiku malehu riaenNasi ve la yu'minu Billahi vel yevmil ahır* femeselühu kemeseli safvanin aleyhi türabün fe esabehu vabilün feterakehu salda* la yakdirune alâ şey’in mimma kesebu* vAllahu la yehdil kavmel kafiriyn;

Ey iman edenler, malını insanlara riya olarak harcayan ve (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman etmeyen bir kimse gibi sadakalarınızı (Bi-) menn (başa kalkma) ve eza (eziyyet etme) ile iptal etmeyin... Onun misali üzerinde bir miktar toprak bulunan (şu) kaya’ya/kayalara benzer ki; şiddetli/sağanak bir yağmur ona isabet etti ve onu sald’a/ (topraksız) dümdüz sert bir kaya halinde bıraktı... Onlar kazandıklarından hiç bir şey elde edemezler... Allah kafirler topluluğuna hidayet etmez.

وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
265-) Ve meselülleziyne yunfikune emvalehümüb tiğae merdatillahi ve tesbiyten min enfüsihim kemeseli cennetin Bi rabvetin esabeha vabilün fe atet üküleha dı'feyn* fe in lem yusıbha vabilün fe tall* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Allah rızasını isteyerek/arayarak ve kendi enfüslerinden bir tesbit (rablerine ait bir özellik) ile mallarını infak edenlerin misaline gelince; kendisine kuvvetli bir sağanak yağmur isabet edip de yemişlerini iki kat vermiş (Bi-) tepedeki cennet’e/bahçeye benzer... O’na (böyle bir tepedeki bahçeye) bol yağmur isabet etme se bile, (onun yemiş vermesi için) bir çise/nem olur/yeter... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Basıyr’dir.

أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاء فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُون
266-) Eyeveddü ehadüküm en tekûne lehu cennetün min nehıylin ve a'nabin tecriy min tahtihel enharu, lehu fiyha min küllis semerati, ve esabehül kiberu ve lehu zürriyyetün duafa’*, feesabeha ı'sarun fiyhi narun fahterakat* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm tetefekkerun;
Sizin biriniz ister mi ki hurmalardan ve üzümlerden bir cennet’i/bahçesi olsun, altından nehirler aksın, içinde her meyvadan olsun da kendisine ihtiyarlık isabet etsin ve zayıf zürriyyeti olsun... (Derken) ona (o bahçeye) içinde nar/ateş olan bir bora isabet etsin ve (o bahçe baştan başa) yanıversin... İşte Allah, tefekkür edesiniz diye, ayetlerini sizin için açıklıyor.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
267-) Ya eyyühelleziyne amenu enfiku min tayyibati ma kesebtüm ve mimma ahrecna leküm minel Ard* ve la teyemmemül habiyse minhu tunfikune ve lestüm Bi ahıziyhi illâ en tüğmidu fiyh* va'lemu ennAllahe Ğaniyy’ün Hamiyd;
Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve Arz’dan sizin için çıkardıklarımızın tayyib (temiz-helal-pozitiv) olanlarından infak edin... Göz yummaksızın (B sırrınca) alıcısı olmayacağınız habis (pis/negativ) i infak etmeye yeltenmeyin... İyi bilin ki Allah Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.

الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
268-) Eşşeytanü yeıdükümül fakre ve ye'muruküm Bil fahşa'* vAllahu yeıduküm mağfiraten minhu ve fadlen, vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
Şeytan size fakirlik/yoksulluk va’deder ve size fahşa (çirkinlik, cimrilik) ile (B sırrınca) emreder... Allah ise kendinden bir mağfiret (kendi nuru ile örtme, yakin) ve fazl (üstünlük, fazlalık) va’deder... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
269-) Yü'til Hıkmete men yeşau'* ve men yü'tel Hıkmete fekad utiye hayren kesiyra* ve ma yezzekkeru illâ ülül elbab;
(O) Hikmet’i dilediğine verir... Kime Hikmet verilirse, gerçekten (ona) pek çok hayır verilmiştir... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası anlayamaz.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal