Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



BAKARA SÛRESİ   البقرة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ

270-) Ve ma enfaktüm min nefekatin ev nezertüm min nezrin fe innAllahe ya'lemuh* ve ma lizzalimiyne min ensar;

Nafakadan neyi infak ettiniz ve adaktan neyi nezrettiniz/adadınız ise, muhakkak Allah onu bilir (karşılığı kesindir)... Zalimler için ensar/yardımcılar yoktur.

إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

271-) İn tübdüs sadekati feniımma hiye, ve in tuhfuha ve tü'tuhel fukarae fe huve hayrun leküm* ve yükeffiru anküm min seyyiatiküm* vAllahu Bi ma ta'melune Habiyr;

Sadakalarınızı açıkça verirseniz, o ne güzeldir!... Eğer onları gizler ve onları fakirlere verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır, ve kötülüklerinizden bir ksımını örter/keffaret olur... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Habiyr’dir.

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
272-) Leyse aleyke hüdahüm ve lakinnAllahe yehdiy men yeşa'* ve ma tünfiku min hayrin felienfüsiküm* ve ma tünfikune illebtiğae vechillah* ve ma tünfiku min hayrin yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun;
(Rasûlüm) onların hidayeti senin üzerine (bir borç) değildir... Fakat Allah dilediğine hidayet eder... Hayırdan ne infak ederseniz, ancak kendi nefsiniz içindir/kendi lehinizedir... (Nitekim) ancak vechullah’ı arzulayarak/vechullah için infak edersiniz... Hayırdan ne infak ederseniz, tamı tamına size ödenir; ve siz zulme uğratılmazsınız.

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
27 3-) Lil fukarailleziyne uhsıru fiy sebiylillâhi la y estetıy'une darben fiyl Ardı, yahsebühümül cahilü ağniyae minet teaffüf* ta'rifühüm Bi siymahüm* la y es'elunen Nase ilhafa* ve ma tünfiku min hayrin fe innAllahe Bihi ‘Aliym;
(İnfaklarınız-sadakalarınız) şu Fukara içindir ki Allah yolunda (mücahade için) hasredilmişler (kapanıp kalmışlar); Arz’da gezip dolaşmağa güç yetiremezler (ticaret ve dünyalık kazanç için vakitleri yok)... İffetlerinden ötürü, cahil kişiler (onları tanımayanlar) onları zengin kimseler sanır... (Rasûlüm) Sen onları (B sırrınca) simalarından tanırsın... (Onlar) yüzsüzlük edip insanlardan istemezler... (Artık) hayırdan ne infak ederseniz, muhakkak Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı olarak) Aliym’dir.

الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
274-) Elleziyne yünfikune emvalehüm Bil leyli vennehari sirran ve alaniyeten felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Mallarını, (B sırrınca) gece ve gündüz, gizli ve aleni infak edenler var ya, işte onların ecirleri Rableri indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
275-) Elleziyne ye'külunerRiba la yekumune illâ kema yekumülleziy yetehabbetuhüşşeytanu minel mess* zâlike Bi ennehüm kalu innemel bey'u mislürRiba* ve ehalellahul bey'a ve harremerRiba* fe men caehu mevızatün min Rabbihi fenteha felehu ma selef* ve emruhu ilellah* ve men ade feülaike ashabünnar* hüm fiyha halidun;
Riba/faiz yiyenler (?), (kıyamet günü) ancak şeytanın mess için (cinlendirme, delirtme için) çarptığı kimsenin kıyam ettiğinden başka türlü kalkıp doğrulamazlar... Bu onların: “Bey’ (alış-veriş) de ancak riba (faiz) misli (gibi) dir”, demelerinden dolayıdır... Halbuki Allah bey’i helal ve riba’yı haram kılmıştır... Artık kime Rabbinden bir mev’ıze (öğüt) gelir de (bu nedenle faizden) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir... Ve onun emri/işi de Allah’a kalmıştır... Kim (tekrar faize) dönerse, işte onlar Nar ashabıdırlar... Onlar orada ebedi kalıcılardır (çünkü faiz, şirk?).

يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
276-) YemhakullahurRiba ve yurbis Sadekat* vAllahu la yuhıbbu külle keffarin esiym;
Allah riba’yı/faizi mahveder ve sadakaları ise artırır... Allah günahta israr eden, ziyadesiyle nankörlerin (faiz yiyenlerin) hiçbirini sevmez.

إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَءَاتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
277-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati ve ekamus Salate ve atevüz Zekate lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
İman edip salih amel işleyen, namazı ikame eden ve zekatı verenlerin Rableri indinde kendilerine has ecirleri vardır... Korku yoktur onlara ve onlar mahzun da olmazlar.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
278-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe vezeru ma bekıye miner Riba in küntüm mu’miniyn;
Ey iman edenler Allah’dan ittika edin ve riba’dan kalanı (bakiyesini) de bırakın, eğer mü’minler iseniz.

فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
279-) Fein lem tef'alu fe'zenu Bi harbin minAllahi ve RasûliHİ, ve in tübtüm feleküm ruusü emvaliküm* la tazlimune ve la tuzlemun;
Eğer (bunu) yapmazsanız Allah ve Rasûlü tarafından (B sırrınca) harb ilan edildiğini duyun/bilin... Eğer tevbe ederseniz, o zaman mallarınızın başları (sermayeleriniz) sizindir... (Ki böylece) ne zulmedersiniz, ne de zulme uğrarsınız.

وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
280-) Ve in kâne zu usretin fe nezıratün ila meyseretin, ve en tesaddeku hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Eğer o (borçlu) zorluk sahibi/darlık içinde ise kolaylıkla ödeyebilecekleri duruma kadar mühlet (tanıyın)... Ve (bu gibi borçlulara alacağınızı) tasaddukta bulunmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
281-) Vetteku yevmen turceune fiyhi ilellahi sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz GÜN’den ittika edin... Sonra her nefse (kendi) kazandığı tamı tamına verilecek ve onlar zulme uğratılmayacaklar.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَإن كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء إِذَا مَا دُعُواْ وَلاَ تَسْأَمُوْاْ أَن تَكْتُبُوْهُ صَغِيرًا أَو كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ اللّهِ وَأَقْومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُواْ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
282-) Ya eyyühelleziyne amenu iza tedayentüm Bi deynin ila ecelin müsemmen fektübuh* vel yektüb beyneküm kâtibun Bil adl* ve la ye'be kâtibun en yektübe kema allemehullahu fel yektüb* velyümlililleziy aleyhil hakku vel yettekıllahe Rabbehu ve la yebhas minhu şey'a*, fein kânelleziy aleyhil hakku sefiyhen ev daıyfen ev la yestetıy'u en yümille huve felyümlil veliyyuhu Bil adl* vesteşhidu şehiydeyni min Ricaliküm* fe in lem yekûna Racüleyni feRacülün vemreetani mimmen terdavne mineş şühedai en tedılle ıhdahüma fe tüzekkira ıhdahümel uhra* ve la ye'beş şühedau iza ma düu* ve la tes'emu en tektübuhu sağıyran ev kebiyran ila ecelih* zâliküm aksetu ındAllahi ve akvemu liş şehadeti ve edna ella tertabu illâ en tekûne ticareten hadıreten tüdiyruneha beyneküm feleyse aleyküm cünahun ella tektübuha* ve eşhidu iza tebaya'tüm* ve la yudarre katibün ve la şehiyd* ve in tef'alu fe innehu füsukun Biküm* vettekullah* ve yuallimukümüllah* vAllahu Bi külli şey'in ‘Aliym;
Ey iman edenler... Belirli bir vadeye kadar birbirinize (Bi-) borç verdiğinizde, onu yazın... Aranızda (Bi-) adaletli bir katip (yazmayı bilen adil biri) yazsın (noter?)... Katip/yazıcı, Allah’ın kendisine ta’lim ettiği/öğrettiği gibi yazmaktan imtina etmesin; yazsın... Hak kendi üzerinde olan (borçlu) da yazdırsın, Rabbi olan Allah’dan ittika etsin, ondan (borcundan) hiçbir şeyi eksiltmesin... Eğer hak üzerinde olan (borçlu) sefih (anlayışı kıt) veya zayıf (küçük çocuk, çaresiz) ya da kendisi bizzat yazdırmağa gücü yetmezse, onun velisi (Bi-) adaletle yazdırsın... Ricalinizden (erkeklerinizden) iki (kişiyi) de şahid tutun... Eğer iki (tane) erkek yoksa, o zaman razı olacağınız şahidlerden bir erkek iki kadın (olsun)... Onlardan (kadınlardan) biri şaşırırsa/unutursa, öteki biri diğerine hatırlatır (diye)... Da’vet edildiklerinde şahidler de imtina etmesinler (şahidlik yapsınlar)... (Sizler, katipler de) küçük veya büyük onu (borcu) eceline (vadesine) kadar yazmaktan usanmayın... Bu Allah indinde uluhiyyet hükümlerince en uygun/en adaletli, şahadet/şahitlik için en sağlam ve şekke düşmemeniz için en yakın/elverişlidir... Ancak aranızda döndürüp/devredip durduğunuz (tamamen) peşin bir ticaret olursa onu yazmamanızda üzerinize bir günah yoktur... Karşılıklı alışveriş yaptığınızda da şahid tutun... Katib’e de, şahid’e de bir zarar olmasın/verilmesin... Eğer (bir zarar) yaparsanız, muhakkak ki bu (B gerçeğince) sizin fusukunuz (sistem’den çıkmanız) dır... Allah’dan ittika edin... Allah size öğretiyor... Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.

وَإِن كُنتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُواْ كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَّقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ تَكْتُمُواْ الشَّهَادَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
283-) Ve in küntüm alâ seferin ve lem tecidu katiben ferihanun makbudatün, fein emine ba'duküm ba'dan felyüeddillezi'tümine emanetehu velyettekıllahe Rabbehu, ve la tektümüş şehadete, ve men yektümha fe innehu asimün kalbüh* vAllahu Bi ma ta'melune ‘Aliym;
Ve eğer bir sefer üzere olursanız da bir katip bulamazsanız, o zaman kabzedilmiş rehinler (değerli nesneler/belgeler de yeter)... Eğer biriniz diğerine güvenirse/birbirinize güvenmiş (emin olmuş) iseniz, kendisine güvenilen emanetini ödesin; ve Rabbi olan Allah’dan ittika etsin... Şahadeti/şahitliği de gizlemeyin... Kim onu (şahadeti) gizlerse, muhakkak onun kalbi günahkardır... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Aliym’dir.

لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
284-) Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve in tübdu ma fiy enfüsiküm ev tuhfuhu yuhasibküm BiHİllah* feyağfiru limen yeşau ve yuazzibu men yeşa'* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var ise Allah’ındır (O’nun Esmasının zuhurudur; Hakdır)... Nefislerinizde (enfüsünüzde) olanı açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla (B sırrınca) hesaba çeker/çekiyor... Dilediğini mağfiret eder (yakiyn nasip eder) ve dilediğine de azab eder... Allah her şeye Kadiyr’dir.

ءَامَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
285-) Amener Rasûlü Bi ma ünzile ileyhi min Rabbihi vel mu'minun* küllün amene Billahi ve MelaiketiHİ ve KütübiHİ ve RusuliHİ, la nuferriku beyne ehadin min RusuliHİ, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke Rabbena ve ileykel masıyr;
Er-Rasûl (Rasûlullah), Rabbinden kendisine İNZAL olana (B sırrıyla) iman etti, mü’minler de (iman ettiler)... Hepsi, (B sırrıyla) Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Rasûllerine iman etmiştir... O’nun Rasûllerinden hiçbirini ayırt etmeyiz... “işittik ve itaat ettik, Ğufran’sın (mağfiretini isteriz) Rabbimiz, dönüşümüz sanadır”, dediler.

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
286-) La yükellifullahu nefsen illâ vüs'aha* leha ma kesebet ve aleyha mektesebet* Rabbena la tüahızna in nesiyna ev ahta'na* Rabbena ve la tahmil aleyna ısran kema hameltehu alelleziyne min kablina* Rabbena ve la tühammilna ma la takate lena Bih* va'fü anna, vağfir lena, verhamna, ente mevlana fensurna alel kavmil kafiriyn;
Allah, hiçbir nefse/kimseye teklif etmez (mükellef tutmaz), kapasitesi dışındakini... Kişinin kulluk vazifesi olarak (Allah için) yaptığının kazancı lehine, nefsi için çabalayıp kazandığı aleyhinedir...Rabbimiz, eğer unutursak veya (kasdi olmaksızın) hataya düşersek, bununla bizi mes’ul tutma (affet?)... Rabbimiz, bizden evvelkilere yüklemiş olduğun ağır yükleri bize yükleme (mağfiret et?)... Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyleri (B sırrınca) bize yükleme (rahmet/merhamet et?)... Affeyle bizleri (sil günahlarımızı)... Mağfiret et bizleri (varlık günahımızı ört)... (Özel rahmetinle) rahmet buyur bizlere... SEN MEVLAmızsın; o halde kafirlere (hakikatı reddedenlere, gerçeği örtenlere) karşı bize zafer ihsan et...


ÂL-U İMRÂN SÛRESİ     ال عمران

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
2-) Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ul Kayyum;
Kendinden ğayrı vücud olmayan Allah, Hayy’dır, Kayyum’dur.

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنْزَلَ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
3-) Nezzele aleykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi ve enzelet Tevrate vel İnciyl;
(O) sana, önündekileri (kendinden önceki Kitabları) tasdikleyen (şu) Kitab’ı, Bil-Hakk (Hak olarak) indirdi... Tevrat’ı ve İncil'i de (O), inzal etti/etmişti.

مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَأَنْزَلَ الْفُرْقَانَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللَّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
4-) Min kablü hüden lin Nasi ve enzelel Furkan* innelleziyne keferu Bi ayatillahi lehüm azabün şediyd* vAllahu Aziyz’un Züntikam;
Daha önce (şu Kitab’ın/Kur’ani Aklın sana nazil olmasından önce) insanlara bir huda (rehber, hidayet kaynağı) olarak (Tevrat’ı ve İncil’i inzal etmişti)... Ve FURKAN’ı da (O) inzal etti... Muhakkak ki Allah ayetlerini (sıfatları, B sırrınca) örtüp/inkar edenler var ya işte onlar için şiddetli bir azab vardır... Allah Aziyz’dir, Züntıkam (intikam sahibi) dir.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَخْفَى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ
5-) İnnAllahe la yahfa aleyHİ şey'ün fiyl Ardı ve la fiys Sema';
Allah... Şu muhakkak ki Arz’da ve Sema’da hiç bir şey O’na gizli (hafiy) kalmaz.

هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
6-) HUvelleziy yüsavviruküm fiyl erhami keyfe yeşa'* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ul Hakiym;
Sizi rahimlerde, nasıl dilerse (öylece) tasvir eden (sûretlendiren, şekillendiren, tüm teferruatıyla ortaya çıkaran) O’dur... İlah (başka vücud) yoktur, ancak HÛ (; ki O) Aziyz’dir, Hakiym’dir.

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَا
7-) HUvelleziy enzele aleykel Kitabe minhu ayatun muhkematun hünne Ümmül Kitabi ve uharu müteşabihat* fe emmelleziyne fi kulubihim zeyğun feyettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te'viylih* ve ma ya'lemu te'viylehu illAllahu, ver Rasihune fiyl ılmi yekulune amenna Bihi küllün min ındi Rabbina* ve ma yezzekkeru illâ ulul elbab;
O (HÛ, tek hüviyet ki), Kitab’ı (Zati ilmi, cem’i vahdaniyeti) sana inzal etti... Ondan (O Kitab’tan olan) ayetler muhkemdirler; ki onlar Ümmül’Kitab (Kitab anası/Kitab’ın aslı) dır... Ve diğerleri (ilk-ana-kök olmayanlar) ise müteşabihdirler... Amma kalplerinde zey’ (maksattan dönmüşlük, Hakk’dan inhiraf etme, seçememezlik; perde) olanlar, fitne isteyerek ve onun (kendilerine göre) te’vilini arzu ederek ondan (sadece) müteşabih olanına tabi olurlar (çoklukla perdelenirler)... O’nun te’vilini ancak Allah ve ilim’de rasih (derinleşmiş, tahkik ehli) olanlar bilir... (Bu alimler) şöyle derler: “O’na (B sırrıyla) iman ettik; hepsi Rabbimizin indindendir”... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası tezekkür edemez.

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ
8-) Rabbena la tuzığ kulubena ba'de iz hedeytena ve heb lena min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhab;
“Rabbimiz, bize hidayet ettikten (gerçeği bize gösterdikten) sonra kalplerimizi (nefs yönüne) döndürme ve bize ledünnünden (sana ait olandan) bir rahmet (tecelli, nur) ver... Muhakkak ki sen, evet sen Vahhab’sın”.

رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
9-) Rabbena inneKE camiun Nasi liyevmin la raybe fiyh* innAllahe la yuhliful mıy’ad;
“Rabbimiz, muhakkak ki sen, kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de insanları Cami’sin... Şüphesiz ki Allah va’dinden dönmez”.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِ
10-) İnnelleziyne keferu len tuğniye anhüm emvalühüm ve la evladühüm minAllahi şey'a* ve ülaike hüm ve kudünnar;
Muhakkak ki kafir olanlara, onların ne malları ne de evladları onlara Allah’dan olacak bir şeye karşı herhangi bir fayda sağlamayacaktır... İşte onlar Nar’ın yakıtıdırlar.

كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللَّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
11-) Kede'bi ali fir'avne velleziyne min kablihim* kezzebu Bi ayatina* feehazehümullahu Bi zünubihim* vAllahü şediydül ıkab;
Tıpkı Al-i Fravun ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi... (Onlar) ayetlerimizi (B gerçeğince) tekzib etmişlerdi... (Bunun üzerine) Allah da onları günahları ile (B sırrınca) yakalayıverdi... Allah Şediyd’ül Ikab’dır.

قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
12-) Kul lilleziyne keferu setuğlebune ve tuhşerune ila cehennem* ve bi'sel mihad;
Kafirlere de ki: “Mağlub olacaksınız ve Cehennem’e haşredileceksiniz... Ne fena döşektir o!”.

قَدْ كَانَ لَكُمْ ءَايَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِأُولِي الْأَبْصَارِ
13-) Kad kâne leküm ayetün fiy fieteynil tekata* fietün tükatilü fiy sebiylillâhi ve uhra kâfiretün yeravnehüm misleyhim ra'yel ayn* vAllahu yüeyyidü Bi nasrihi men yeşa'* inne fiy zâlike le ıbreten liülil ebsar;
Hakikat ki karşı karşıya gelen (üst bilinç ve alt bilinç ehli) iki toplulukta sizin için bir ayet vardır... (Biri) Allah yolunda savaşıyordu ve diğeri kafirdi... (Ki kafir topluluk) onları (Allah yolunda savaşanları), göz görmesi/kafa gözleri ile kendilerinin iki misli görüyorlardı... Allah dilediğini nusreti ile (B sırrınca) teyid eder... Muhakkak ki bunda basiret sahipleri için gerçek bir ibret vardır.

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal