Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



ÂL-U İMRÂN SÛRESİ   ال عمران

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

14-) Züyyine linNasi hubbüş şehevati minen Nisai vel beniyne vel kanatıyril mükantareti minezzehebi vel fiddati vel haylil müsevvemeti vel en'ami vel hars* zâlike metaul hayatid dünya* vAllahü ındehu husnül meab;

Kadınlardan, oğullardan, kanrat kantar altın ve gümüşten, salma atlardan, davarlardan ve ekinden (kaynaklanan zevklere) şehvetli bir düşkünlük insanlara süslenmiştir... (Oysa) bunlar en aşağı hayatın meta’ıdır (materyelidir)... Ve Allah (a gelince); varılacak yerin en güzeli O’nun indindedir.

قُلْ أَؤُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

15-) Kul eünebbiüküm Bi hayrin min zâliküm* lilleziynettekav ınde Rabbihim cennatun tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ve ezvacün mütahharetün ve rıdvanun minellah* vAllahu Besıyr’un Bil ıbad;
De ki: “Size bunlardan daha (Bi-) hayırlısını haber vereyim mi?... Bilfiil korunanlar için Rableri indinde altlarından nehirler akan cennetler vardır; ki orada ebedi kalıcılardır... Hem tertemiz eşler ve Allah’dan Rıdvan (ebedi razı olma da vardır)... Allah kullarını (B sırrınca) Basiyr’dir”.

الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِنَّنَا ءَامَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
16-) Elleziyne yekulune Rabbena innena amenna fağfir lena zünubena ve kına azaben nar;
Onlar (o kullar) ki şöyle derler: “Rabbimiz biz muhakkak iman ettik... Artık bizim için günahlarımızı mağfiret et ve bizi Nar’ın azabından koru”.

الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ
17-) EsSabiriyne ves Sadikıyne vel Kanitiyne vel münfikıyne vel müstağfiriyne Bil eshar;
(O kullar) sabredenlerdir, sadıklardır, kanitlerdir/ (Allah huzurunda) elpençe boyun eğenlerdir, infak edenlerdir ve (B sırrınca) seherlerde istiğfar edenlerdir.

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
18-) ŞehidAllahu enneHU la ilahe illâ HUve, vel Melaiketü ve ülül ılmi kaimen Bil kıst* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ül Hakiym;
Allah “La ilahe illa HU”ya, yani “O’ndan başka vücud yok”a şahid olmuştur... (Dolayısıyla çeşitli birim isimleri adı altında gene kendisi) Melaike ve kaimen Bil-Kıst (uluhiyyet hükümlerini kaim kılan, adil) olarak İLİM sahipleri de (bu şahadeti izhar etmiştir)... (Demek ki) Aziyz, Hakiym olan O’ndan başka ilah (vücud) yoktur.

إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
19-) İnned Diyne ındAllahil İslam* ve mahtelefelleziyne utülKitabe illâ min ba'di ma caehümül ılmü bağyen beynehüm* ve men yekfur Bi ayatillahi fe innAllahe seriy’ul hısab;
Muhakkak ki Allah indinde ed-Diyn (geçerli tek diyn), İSLAM (teslim olma)’dır... Kendilerine Kitab verilenler (ehl-i kitab), onlara ilim geldikten sonra, aralarındaki hased/zulüm yüzünden ancak ihtilafa düştüler... Kim Allah ayetlerini (B gerçeğince) örterse, muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’dır.

فَإِنْ حَاجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْأُمِّيِّينَ ءَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

20-) Fein haccuke fe kul eslemtü vechiye Lillahi ve menittebean* ve kul lilleziyne utül Kitabe vel ümmiyyiyne eeslemtüm* fein eslemu fekadihtedev* ve in tevellev fe innema aleykel belağ* vAllahu Basıyr’un Bil ıbad;

(Rasûlüm) seninle munazaraya girerlerse de ki: “(Ben) vechimi Allah’a teslim ettim (zaten vechim O’nun Esmasının bir açığa çıkışıdır; 18. ayette bahsedilen büyük şahadeti yapıp İslam oldum); ve bana tabi olanlar da”... Kendilerine Kitab verilenlere ve ümmilere: “Siz de teslim oldunuz mu/İslam oldunuz mu?” de... Eğer İslam olurlar ise hidayete ermiş olurlar... Şayet yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca tebliğdir... Allah kullarını (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Basıyr’dir.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
21-) İnnelleziyne yekfurune Bi ayatillahi ve yaktulunen Nebîyyiyne Bi ğayri Hakkın ve yaktulunelleziyne ye'murune Bil kıstı minen Nasi febeşşirhüm Bi azabin eliym;
Allah ayetlerini (B gerçeğince) inkar edenlere (sistem realitesinden gafil olanlara), Bi-ğayri Hak (haksız yere) Nebîleri öldürenlere ve insanlardan Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerine göre, adaletle) hükmetmeyi emredenleri öldürenlere gelince, onları elim (Bi-) azab ile müjdele.

أُولَئِكَ الَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
22-) Ülaikelleziyne habitat a'malühüm fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasıriyn;
İşte onlar, amelleri dünya ve ahirette boşa gitmiştir... Ve onların hiç bir yardımcıları da yoktur.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَى كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ
23-) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yüd'avne ila Kitabillahi li yahküme beynehüm sümme yetevella feriykun minhüm ve hüm mu'ridun;
(Kendilerine) Kitab’tan bir nasip verilmiş olanları görmedin mi, (ki) aralarında hüküm vermesi için Allah Kitabı’na da’vet olunuyorlar, sonra onlardan bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ وَغَرَّهُمْ فِي دِينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
24-) Zâlike Bi ennehüm kalu len temessenen naru illâ eyyamen ma'dudat* ve ğarrehüm fiy diynihim ma kânu yefterun;
Bu onların: “Sayılı günlerden başka bize Nar asla dokunmayacak” demelerinden ötürüdür... Uydura geldikleri gerçek dışı kabulleri, dinleri hakkında kendilerini aldatmıştır.

فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
25-) Fekeyfe iza cema'nahüm li yevmin la raybe fiyhi ve vuffiyet küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Ya kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de onları cem’ettiğimiz vakit ve kendilerine zulmedilmeksizin her nefse kazandığı tas tamam verildiğinde nasıl olacak (halleri)?.

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
26-) Kulillahumme malikel mülki tü'til mülke men teşau ve tenziul mülke mimmen teşa'* ve tuızzü men teşau ve tüzillü men teşa'* Bi yediKEl hayr* inneKE alâ külli şey'in Kadiyr;
De ki: “Mülk’ün Maliki olan Allahım... (Sen) Mülk’ü dilediğine verirsin ve dilediğinden de Mülk’ü çekip alırsın... (Sen) dilediğini aziz eder ve dilediğini de zelil edersin... Hayır (külliyyen) Senin (Bi-) ELİNdedir... Muhakkak Sen her şeye Kadiyr’sin”.

تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
27-) Tulicül leyle fiynnehari ve tulicün nehara fiyl leyl* ve tuhricül hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel hayy* ve terzüku men teşau Bi ğayri hısab;
“Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenizin içine sokarsın... Diri’yi ölüden çıkarırsın, ölü’yü Diri’den çıkarırsın... Dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verirsin”.

لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
28-) La yettehızil mu'minunel kafiriyne evliyae min dunil mu’miniyn* ve men yef'al zâlike feleyse minAllahi fiy şey'in illâ en tetteku minhüm tükaten, ve yuhazzirukümullahu nefsehu, ve ilAllahil masıyr;
Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri evliya/dost edinmesin... Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz/ilişkisi kopar... Ancak onlardan korunmanız (onların hakikatlerinden perdelenmemeniz için olan ilginiz) müstesna... Allah sizi (başkasından değil) kendisinden tahzir eder (hazer ettirir, korkutur) /Hakk varlığından sakındırır... Dönüş Allah’adır.

قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
29-) Kul in tuhfu ma fiy suduriküm ev tübduhu ya'lemhullah* ve ya'lemu ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
De ki: “Sadrlerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah O’nu bilir... Hem Semavattakileri ve Arz’dakileri de bilir... Allah herşeye Kadiyr’dir”.

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدًا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ
30-) Yevme tecidü küllü nefsin ma amilet min hayrin muhdara* ve ma amilet min su'* teveddü lev enne beyneha ve beynehu emeden beıyda* ve yühazzirukümüllahu nefseHU vAllahu Rauf’un Bil ıbad;
Gün (gelir; fiziki ölümden sonra) her nefs hayırdan ne amel yaptıysa (önünde onu) hazır bulacak... Kötülükten ne amel yaptıysa da (aynı)... Arzu edecektir ki onunla (yaptığı kötülüklerle; amellerinin sûretleri ile) kendi arasında uzun bir mesafe olsun... (Oysa) Allah sizi (başka şeyden değil, yalnızca) kendisinden tahzir eder (hazer ettirir, korkutur) /Hakk varlığından sakındırır... Allah kullarına (B sırrınca kulları olarak; kullarından) Rauf’dur.

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
31-) Kul in küntüm tuhıbbunAllahe fettebiuniy yuhbibkümullahu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllahu Ğafur’un Rahîym;
(Rasûlüm) de ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız (o zaman) bana tabi olun; ki Allah da sizi sevsin ve zenblerinizi mağfiret etsin... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir”.

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

32-) Kul etıy'ullahe verRasûle, fein tevellev feinnAllahe la yuhıbbul Kafiriyn;

De ki: “Allah’a ve Rasûlullah’a itaat edin”... Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah kafirleri sevmez.

إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَاهِيمَ وَءَالَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ
33-) İnnAllahestafa Ademe ve Nuhan ve ale İbrahîyme ve ale ımrane alel alemiyn;
Muhakkak ki Allah Adem’i, Nuh’u, Al-i İbrahim’i ve Al-i İmran’ı alemler (insanlar) üzerine ıstıfa etmiş/seçmiştir.

ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
34-) Zürriyyeten ba'duha min ba'd* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
(Bunlar) zürriyyet olarak birbirinden gelmedir... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
35-) İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy* inneKE entes Semiy’ul ‘Aliym;
Hani İmran’ın karısı: “Rabbim batnımda/karnımda olanı hür olarak sana nezrettim; benden kabul buyur (kemalatını izhar eyle), muhakkak ki sen, yalnız sen Semi’sin, Aliym’sin”, demişti.

فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنْثَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْأُنْثَى وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

36-) Felemma vedaatha kalet Rabbi inniy veda'tüha ünsa* vAllahu a'lemu Bi ma vedaat* ve leysez zekeru kel ünsa* ve inniy semmeytüha Meryeme ve inniy üıyzüha BiKE ve zürriyyeteha mineş şeytanirraciym;

Vaktaki onu doğurunca (Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği halde): “Rabbim ben onu dişi olarak doğurdum... Erkek dişi gibi değildir... Onu Meryem diye isimlendirdim... Muhakkak ki ben, O’nu da O’nun zürriyyetini de recmolunmuş şeytandan (B sırrıyla) sana sığındırırım” dedi.

فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقاً قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّى لَكِ هَـذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ إنَّ اللّهَ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
37-) Fetekabbeleha Rabbuha Bi kabulin hasenin ve enbeteha nebaten hasenen ve keffeleha Zekeriyya* küllema dehale aleyha Zekeriyyel mıhrabe, vecede ındeha rizka* kale ya Meryemu enna leki haza* kalet huve min ındillah* innAllahe yerzuku men yeşau Bi ğayri hısab;
Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti... Onu güzel bir nebat gibi yetiştirdi... Onu Zekeriyya’ya tekfil etti (Zekeriyya’nın sorumluluğuna verdi)... Zekeriyya, O’nun yanına, mihrab’a (İmam’ın cemaatına namaz kıldırdığı yer?) her girişinde O’nun yanında bir rızık bulurdu... (Zekeriyya) derdi: “Ya Meryem bu sana nasıl/nerden?”... (Meryem) derdi: “O, Allah indindendir... Muhakkak ki Allah dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verir”.

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاءِ
38-) Hünalike dea Zekeriyya Rabbehu, kale Rabbi heb liy min ledünKE zürriyyeten tayyibeten, inneKE Semi’ud dua';
İşte orada Zekeriyya Rabbine dua etti... “Rabbim, bana ledünnünden tertemiz bir zürriyyet hibe et; muhakkak ki sen duayı çok iyi işitensin”.

فَنَادَتْهُ الْمَلَائِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي فِي الْمِحْرَابِ أَنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
39-) FenadethülMelaiketü ve huve kaimun yusalliy fiyl mıhrabi, ennAllahe yübeşşiruke Bi Yahya musaddikan Bi Kelimetin minAllahi ve seyyiden ve hasuran ve Nebîyyen minas salihıyn;
O (Zekeriyya) mihrab’da kaim olarak (kıyamda) bilfiil namaz kılarken melaike O’na nida etti: “Allah seni, Allah’dan bir Kelimeyi (İsa’yı, B sırrınca) tasdik edici, Seyyid (kuvvelerinin efendisi), Hasur (nefsine hakim) ve salihlerden bir Nebî olarak Yahya’yı (B sırrınca) müjdeler”.

قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ
40-) Kale Rabbi enna yekûnu liy ğulamun ve kad beleğaniyel kiberu vemraetiy akır* kale kezâlikÂllahu yef'alu ma yeşa';
(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim nasıl bir oğlum olur?... İhtiyarlık tam olarak bana ulaşmış ve (üstelik) karım da kısır (iken)”... (Allah) buyurdu: “İşte böyle Allah dilediğini yapar”.

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي ءَايَةً قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ
41-) Kale Rabbic'al liy ayeten, kale ayetüke ella tükellimen Nase selasete eyyamin illâ ramzen, vezkür Rabbeke kesiyran ve sebbıh Bil aşiyyi vel ibkar;
(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim için bir ayet/alamet oluştur”... (Allah) buyurdu: “Senin ayetin/alametin işaret müstesna üç gün (üç oluş aşaması) insanlara kelam etmemendir/insanlara konuşamamandır... (Bu üç gün içinde) Rabbini çok zikret ve akşam sabah (B sırrıyla) tesbih et”.

وَإِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاءِ الْعَالَمِينَ
42-) Ve iz kaletil Melaiketu ya Meryemu innAllahestafaki ve tahhereki vastafaki alâ nisail alemiyn;
Hani melaike dedi ki: “Ya Meryem (Aliye; Âli kadın)!... Muhakkak ki Allah, seni ıstıfa etti/seçti, seni tertemiz kıldı ve alemlerin kadınlarına (ıstıfa yollu; çalışma gerekmeden) üstün kıldı”.

يَامَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ
43-) Ya Meryemuknütiy li Rabbiki vescüdiy verkeıy maar rakiıyn;
“Ya Meryem, Rabbına kanit ol (Rabbine, onun ibadetleri ile itaat et), secde et ve rüku edenlerle beraber rüku et”.

ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَامَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
44-) Zâlike min enbail ğaybi nuhıyhi ileyk* ve ma künte ledeyhim iz yülkune aklamehüm eyyühüm yekfülü Meryem* ve ma künte ledeyhim iz yahtesımun;
İşte bu (nlar) sana vahyetmekte olduğumuz ğayb haberlerindendir... (Yoksa ki) “Meryem’i, onların hangisi kefil olup himayesini üstlenecek” diye kalemlerini attıklarında, sen onların yanında değildin... (Bu konuda) tartışıp yarışırlarken de sen onların yanında değildin.

إِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
45-) İz kaletil Melaiketu ya Meryemu innAllahe yübeşşiruki Bi Kelimetin minHU, ismühül Mesiyhu Iysebnü Meryeme veciyhen fid dünya vel ahıreti ve minel mükarrebiyn;
Hani melaike şöyle dedi: “Ya Meryem, Allah kendisinden bir Kelime’yi (B sırrınca) sana müjdeliyor... O’nun ismi, el-Mesih (ki ondan maksad) MeryemOğlu İsa’dır... (O Mesih) dünyada’da ahirette de Veciyh (şan ve şerefi ziyadesiyle yüce; her iki boyutta O’nu üstte-yüzde tutan kuvvelere-ruha sahip) ve mukarrebun (yaklaştırılmışlardan)’dandır”.

وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ
46-) Ve yükellimün Nase fiyl mehdi ve kehlen ve mines salihiyn;
“Beşikte ve kehl’de (30-50 arası yaşta) insanlara konuşacaktır... Ve (O) salihlerdendir”.

قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
47-) Kalet Rabbi enna yekûnu liy veledün ve lem yemsesniy beşer* kale kezalikillahu yahlüku ma yeşa'* iza kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn;
(Meryem) dedi ki: “Rabbim nasıl benim bir çocuğum olur, bana bir beşer dokunmamış olduğu halde?”... (Allah) buyurdu: “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır... (O) bir işin olmasını hükmederse ona yalnızca <Ol!> der; o da olur”.

وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
48-) Ve yuallimuhül Kitabe vel Hikmete vet Tevrate vel İnciyl;
O’na Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i ta’lim edecek.

وَرَسُولًا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذ
49-) Ve Rasûlen ilâ beni israiyle enniy kad ci'tüküm Bi ayetin min Rabbiküm, enniy ahlüku leküm minet tıyni kehey'etit tayri feenfühu fiyhi feyekûnu tayran Bi iznillah* ve übriül ekmehe vel ebrasa ve uhyil mevta Bi iznillah* ve ünebbiüküm Bi ma te'külune ve ma teddehırune fiy buyutikum* inne fıy zâlike le ayeten leküm in küntüm mu’miniyn;
(Onu) İsrailOğullarına (şöyle diyecek olan) Rasûl yapacak: “Hakikaten ben size Rabbinizden (B sırrınca) bir ayet/mucize olarak geldim/getirdim... Ben size çamurdan kuş şeklinde (bir şey) yaratırım; onda nefhederim (Can üflerim) de Bi-iznillah (Allah’ın izniyle o gerçek) bir kuş olur... (Anadan doğma) körü ve alacalıyı iyileştiririm... Bi-iznillah ölüleri diriltirim... Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi de (B sırrınca) size haber veririm... Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için gerçekten bir ayet/ibret vardır”.

وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
50-) Ve musaddikan lima beyne yedeyye minet Tevrati ve li uhılle leküm ba'dalleziy hurrime aleyküm ve ci'tüküm Bi ayetin min Rabbiküm fettekullahe ve etıy'un;
“Tevrat’tan önümde (ellerimin arasında) bulunanı tasdik ediciyim... Size haram kılınanların bazısını sizin için helal edeyim diye (irsal olundum)... Rabbinizden (B sırrınca) bir ayet/mucize olarak size geldim... (O halde) Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal