Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



ÂL-U İMRÂN SÛRESİ     ال عمران

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
51-) İnnAllahe Rabbiy ve Rabbuküm fa'büduh* hazâ sıratun müstekıym;
“Muhakkak ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir... O halde O’na (Rabbiniz olan Allah’a) kulluk edin... İşte bu sırat-ı mustakıym’dir”.

فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنْصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنْصَارُ اللَّهِ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
52-) Felemma ehasse Iysa minhümül küfre kale men ensarıiy ilAllah* kalel Havariyyune nahnu ensarullah* amenna Billah* veşhed Bi enna müslimun;
Vaktaki İsa onlardan küfrü hissedince şöyle dedi: “Kimdir ensar’ım (yardım edicilerim) Allah’a (giden yolda)?”... Havariler dedi ki: “Biz’iz ensarullah/Allah yardımcıları... İman ettik (B sırrıyla) Allah’a... (B sırrınca) Şahid ol, doğrusu biz müslimleriz”.

رَبَّنَا ءَامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
53-) Rabbena amenna Bi ma enzelte vetteba'ner Rasûle fektübna maaş şahidiyn;
“Rabbimiz (B sırrıyla) iman ettik inzal ettiğine ve Rasûlüne de tabi olduk; bizi şahidlerle beraber yaz”.

وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
54-) Ve mekeru ve mekerAllah* vAllahu hayrul makiriyn;
Bilfiil mekr işlediler (helak etmek için tuzak kurdular)... Allah da mekr yaptı (tuzaklarını iptal edecek kuvveleri galip getirdi)... Allah mekr yapanların en hayırlısıdır.

إِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ
55-) İz kalAllahu ya Iysa inniy müteveffiyke ve rafiuke ileyYE ve mutahhiruke minelleziyne keferu ve caılülleziynettebeuke fevkalleziyne keferu ila yevmil kıyameti, sümme ileyYE merciuküm feahkümü beyneküm fiyma küntüm fiyhi tahtelifun;
Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ya İsa seni, BEN vefat ettireceğim (fiziki ölümünü gerçekleştireceğim), seni kendime ref’edeceğim (yükselteceğim), seni bilfiil kafir olanlardan (gerçeği reddeden perdelilerden) tertemiz edeceğim ve sana tabi olanları kıyamete kadar kafir olanların fevkınde kılacağım... Sonra merci’niz/dönüşünüz banadır; ihtilafa düştüğünüz hususlarda, aranızda Ben hüküm vereceğim”.

فَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
56-) Feemmelleziyne keferu feüazzibühüm azaben şediyden fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasıriyn;
“Amma bilfiil kafir olanlara gelince, onlara hem dünyada hem de ahirette şiddetle azab edeceğim... Onların hiç bir yardımcıları da yoktur”.

وَأَمَّا الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
57-) Ve emmelleziyne amenu ve amilus salihati feyüveffiyhim ucurehüm* vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn;
“(Hakikatına) iman edip salih amel ileyenlere gelince, (Allah) onların ecirlerini tamı tamına verecektir... Allah zalimleri sevmez”.

ذَلِكَ نَتْلُوهُ عَليْكَ مِنَ الْآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ
58-) Zâlike netluhu aleyke minel ayati vez zikril hakiym;
İşte bu sana tilavet ettiğimiz, ayetlerden ve hikmetli zikir’dendir.

إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
59-) İnne mesele Iysa ındallahi kemeseli Adem* halekahu min turabin sümme kale lehu kün feyekûn;
Muhakkak ki Allah indinde İsa’nın (oluş) meseli Adem’in (oluş) meseli gibidir... (Allah) onu topraktan (Mülk’ün ahirinde) halketti, sonra ona: “Ol”, dedi (Ruh nefhetti); artık o, olur.

الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
60-) ElHakku min Rabbike fela tekün minel mümteriyn;
Hakk, Rabbindendir... O halde sakın şüphe edenlerden olma.

فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَأَنْفُسَنَا وَأَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَةَ اللَّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ
61-) Femen hacceke fiyhi min ba'di ma caeke minel ılmi fekul tealev ned'u ebnaena ve ebnaeküm ve nisaena ve nisaeküm ve enfüsena ve enfüseküm sümme nebtehil fenec'al la'netallahi alel kazibiyn;
Sana İLİM’den geldikten sonra, onun (İsa) hakkında seninle kim tartışırsa de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefslerimizi (kendimizi) ve nefslerinizi çağıralım... Sonra la’netleşelim; Allah la’netini yalancılar üzerine kılalım”.

إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
62-) İnne hazâ lehüvel kasasul hakk* ve ma min ilahin illAllahu* ve innAllahe leHUvel Azîyz’ul Hakiym;
Muhakkak ki işte (İsa hakkındaki) o hak kıssalar... İlah (tanrı)’dan (bir şey) yoktur; yalnız (tek bir vücud) Allah (vardır)... Ve muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِالْمُفْسِدِينَ
63-) Fein tevellev fe innAllahe Aliym’un Bil müfsidiyn;
Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah ifsad edicileri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا اللَّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُ
64-) Kul ya ehlel Kitabi tealev ila kelimetin sevain beynena ve beyneküm ella na'büde illAllahe ve la nüşrike Bihi şey’en ve la yettehıze ba'duna ba'dan erbaben min dunillahi, fein tevellev fekulüşhedu Bi enna müslimun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... (Hepiniz) bizimle sizin aramızda seva’ (adil) olan şu kelimeye gelin: Allah’dan başkasına ibadet/kulluk etmeyelim, O’na (B gerçeğince) hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allahı bırakıp da/Allahın gayrından bazımız bazımızı rabler edinmesin”... Eğer yüz çevirirlerse o vakit deyin ki: “(B gerçeğince) Şahid olun biz müslimleriz”.

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَاجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنْزِلَتِ التَّوْرَاةُ وَالْإِنْجِيلُ إِلَّا مِنْ بَعْدِهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
65-) Ya ehlel Kitabi lime tühaccune fiy İbrahîyme ve ma ünziletit Tevratu vel İnciylu illâ min ba'dihi, efela ta'kılun;
Ey Ehl-i Kitab!... İbrahim hakkında niçin munazara ediyorsunuz (tartışıp duruyorsunuz)?... (Halbuki) Tevrat ve İncil Ondan sonra inzal edilmiştir (Tevrat ve İncil Hz.İbrahim’den bahsetmiştir... Fakat?)... Akletmiyormusunuz?.

هَا أَنْتُمْ هَؤُلَاءِ حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَاجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
66-) Ha entüm haülai hacectüm fiyma leküm Bihi ılmün felime tühaccune fiyma leyse leküm Bihi ‘ılm* vAllahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
İşte siz şunlarsınız!... Hadi hakkında (B sırrınca) bir ilminiz olan şey hakkında tartıştınız; ya (B sırrınca) hiç ilminiz olmayan şey hakkında niçin münakaşa ediyorsunuz?... (Oysa) Allah bilir, siz bilmezsiniz.

مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
67-) Ma kâne İbrahîymu yahudiyyen ve la nasraniyyen ve lâkin kâne haniyfen müslima* ve ma kâne minel müşrikiyn;
İbrahim ne Yahudi idi ne de nasraniy (hristiyan) idi... Fakat o haniyf bir müslim idi... O, müşriklerden değildi.

إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهَذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ
68-) İnne evlenNasi Bi İbrahîyme lelleziynettebeuhu ve hazen Nebîyyu velleziyne amenu* vAllahu Veliyyül mu’miniyn;
Muhakkak ki (Bi-) İbrahim’e insanların evlası (en yakını, en layıkı), elbette O’na tabi olanlar, şu en-Nebî (Hz.Muhammed s.a.v.) ve iman edenlerdir... Allah mü’minlerin Veliy’sidir.

وَدَّتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
69-) Veddet taifetün min ehlil Kitabi lev yudılluneküm* ve ma yudıllune illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;
Ehl-i Kitab’tan bir taife arzu etti ki sizi saptırsınlar... (Oysa onlar) nefslerinden/kendilerinden başkasını saptırmazlar... (Ama bunu) algılamıyorlar/şuur edemiyorlar.

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
70-) Ya ehlel Kitabi lime tekfürune Bi ayatillahi ve entüm teşhedun;
Ey Ehl-i Kitab!.. Siz (gerçeğe) şahid olduğunuz halde niçin Allah ayetlerini (B sırrınca) inkar ediyorsunuz?.

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
71-) Ya ehlel Kitabi lime telbisunel Hakka Bil batıli ve tektümunel Hakka ve entüm ta'lemun;
Ey Ehl-i Kitab!... Niçin Hakk’ı (Bi-) batıla karıştırıyor ve bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz?.

وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ ءَامِنُوا بِالَّذِي أُنْزِلَ عَلَى الَّذِينَ ءَامَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُوا ءَاخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
72-) Ve kalet taifetün min ehlil Kitabi aminu Billeziy ünzile alelleziyne amenu vechen nehari vekfuru ahırehu leallehüm yerciun;
Ehl-i Kitab’tan bir taife şöyle dedi: “Şu iman edenlere inzal olunana gündüzün vechinde (yüzünde, başlangıcında) (B sırrınca) iman edin, sonunda inkar edin... Belki onlar (da) dönerler”.

وَلَا تُؤْمِنُوا إِلَّا لِمَنْ تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللَّهِ أَنْ يُؤْتَى أَحَدٌ مِثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَاجُّوكُمْ عِنْدَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
73-) Vela tu'minu illâ limen tebia diyneküm* kul innel hüda hüdAllahi, en yü'ta ehadün misle ma utiytüm ev yühaccuküm ınde Rabbiküm* kul innel fadle Bi yedillahi, yü'tıhi men yeşa'* vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
“Dininize tabi olandan başkasına iman etmeyin”... (Rasûlüm) de ki: “Hidayet, Allah hidayetidir... Size verilenin mislinin birine verilmesi yahut Rabbinizin indinde sizinle tartışırlar (onu size karşı delil getirirler) diye mi (bütün bunlar?)”... (Rasûlüm) de ki: “Muhakak ki FAZL (lutuf, hibe) (B sırrınca) Allah’ın YEDİnde (elinde) dir, onu dilediğine verir... Allah Vasi’dir, Aliym’dir”.

يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
74-) Yahtassu Bi rahmetiHİ men yeşa'* vAllahü zül fadlil azîym;
(Allah) (Bi-) rahmetini dilediğine has kılar... Allah Zül’Fadlil’Azıym’dir (büyük lutuf sahibidir).

وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَا يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْأُمِّيِّينَ سَبِيلٌ وَيَق
75-) Ve min ehlil kitabi men inte'menhü Bi kıntarin yüeddihı ileyke, ve minhüm men in te'menhü Bi diynarin la yüeddihı ileyke illâ ma dümte aleyhi kaima* zâlike Bi ennehüm kalu leyse aleyna fiyl ümmiyyiyne sebiyl* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya'lemun;
Ehl-i Kitab’tan öylesi vardır ki, ona (Bi-) kantarla (değerli nesne) emanet bıraksan, onu sana (aynen) öder... Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir tek (Bi-) dinar (altın para) emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez... Bu onların: “Ümmiler hakkında bizim aleyhimize bir yol yoktur” demeleri (kabulleri) dolayısıyladır... Onlar bile bile Allah üzerine yalan söylüyorlar.

بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
76-) Bela men evfa Bi ahdihi vetteka feinnAllahe yuhıbbul müttekıyn;
Hayır!... Kim ahdini (B sırrınca) tam yerine getirir ve bilfiil korunursa, şüphe yok ki Allah muttekileri sever.

إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
77-) İnnelleziyne yeşterune Bi ahdillahi ve eymanihim semenen kaliylen ülaike la halaka lehüm fiyl ahireti vela yükellimühümullahu vela yenzuru ileyhim yevmel kıyameti ve la yüzekkiyhim* ve lehüm azabun eliym;
(Bi-) Allah ahdini ve yeminlerini az bir pahaya satanlara gelince, onların ahirette hiç bir nasibi yoktur... Allah kiyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları tezkiye etmez... Onlar için elim azab vardır.

وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
78-) Ve inne minhüm le feriykan yelvune elsinetehüm Bil Kitabi li tahsebuhu minel Kitabi ve ma huve minel Kitab* ve yekulune huve min ındillahi ve ma huve min ındillah* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya'lemun;
Onlardan (Ehl-i Kitab’tan) bir zümre vardır ki Kitab’tan sanasınız diye (Bi-) Kitabla dillerini eğip bükerler... (Oysa) o Kitab’tan değildir... “O, Allah indindendir” derler; (halbuki) o Allah indinden değildir... Bile bile Allah üzerine yalan söylerler.

مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ
79-) Ma kâne li beşerin en yü'tiyehüllahul Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete sümme yekule lin Nasi kûnu ıbaden liy min dunillahi, ve lâkin kûnu Rabbaniyyine Bima küntüm tüallimunel Kitabe ve Bima küntüm tedrusun;
Bir beşer için olacak şey değildir (yakışmaz); Allah kendisine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet versin de sonra o (kalkıp) insanlara: “Allahı bırakıp bana kullar olun” desin (nefsine çağırsın)... Fakat: “Öğrettiğiniz (şu) Kitab’a ve okuyup ders yaptığınız çalışmalara göre (B sırrınca) RABBANİLER olun (beşeriyyetinizden kurtulun)” (der).

وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلَائِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
80-) Ve la ye'mureküm en tettehızül Melaikete ve Nebîyyiyne erbaba* eye'muruküm Bil küfri ba'de iz entüm müslimun;
Size melaike’yi ve Nebîleri rabler edinmenizi de emretmez (o beşer)... Siz müslimler olduktan sonra, sizi (hiç) küfür ile (B sırrıyla, küfür olarak) emreder mi?.

وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
81-) Ve iz ahazAllahu miysakan Nebîyyiyne lema ateytüküm min Kitabin ve Hikmetin sümme caeküm Rasûlün musaddikun lima maaküm letü'minünne Bihi ve letensurunnehu, kale eakrertüm ve ehaztüm alâ zâliküm ısriy* kalu akrerna* kale feşhedu ve ene maaküm mineş şahidiyn;
Hani Allah Nebîler’den MİYSAK (sağlam söz) alıp şöyle dedi: “Size Kitab’tan ve Hikmet verdim; sonra size, beraberinizde olanı tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, ona (B sırrınca) mutlaka iman edecek ve ona yardım edeceksiniz (demek ki: tüm Nebîler ve Arif-i Billah olanlar birbirlerini tanır ve bilirler?)... İkrar ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?”... <ikrar ettik> dediler... “Şahid olun; sizinle maiyyeten Ben şahidlerdenim”, dedi.

فَمَنْ تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
82-) Femen tevella ba'de zâlike feülaike hümül fasikun;
Artık bundan (bu miysak ve tebliğden) sonra kim yüz çevirirse, işte onlar fasıklardır (Diyn’den çıkmışlardır).

أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
83-) Efeğayre diynillahi yebğune ve lehu esleme men fiys Semavati vel Ardı tav'an ve kerhen ve ileyhi yurceun;
Semavat ve Arz’da kim varsa, ister istemez O’na teslim olmuş olduğu halde onlar, Allah Dini’nden (İSLAM’dan) ğayrısını mı arıyorlar?... Ve O’na döndürüleceklerdir.

قُلْ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْل
84-) Kul amenna Billahi ve ma ünzile aleyna ve ma ünzile alâ İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube vel Esbatı ve ma utiy Musa ve Iysa ven Nebîyyune min Rabbihim* la nüferriku beyne ehadin minhüm* ve nahnü leHU müslimun;
De ki: “Biz, <B> sırryla Allah’a; bizim üzerimize inzal olunana; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbat (torunlar) üzerine inzal olunana; Musa ve İsa’ya ve Nebîlere Rablerinden verilenlere iman ettik... Onlardan hiçbirini tefrik etmeyiz... Biz, O’na teslim olmuşlarız”.

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
85-) Ve men yebteğı ğayrel İslami diynen felen yukbele minhu, ve huve fiyl ahireti minel hasiriyn;
Kim İslam’dan ğayrı bir diyn (teslim olmaktan gayrı bir yol) isterse, (bilsin ki o) kendisinden ebediyyen kabul olunmaz (asla vuslata eremez)... Ve ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.

كَيْفَ يَهْدِي اللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُوا أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
86-) Keyfe yehdillahu kavmen keferu ba'de iymanihim ve şehidu ennerRasûle Hakkun ve caehümül beyyinat* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
İmanlarından, Rasûlullah’ın Hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine beyyineler geldikten sonra kafir olan (gerçeği reddeden) bir kavme Allah nasıl hidayet eder?... Allah zalimler topluluğuna hidayet etmez.

أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
87-) Ülaike cezauhum enne aleyhim la'netAllahi vel Melaiketi ven Nasi ecmeıyn;
İşte onların cezası: Allah’ın, melaikenin ve tüm insanların la’neti onların üzerinedir (bunlardan tard edilirler).

خَالِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
88-) Halidiyne fiyha* la yuhaffefu anhümül azabu ve la hüm yünzarun;
Onun (o la’netin) içinde ebedidirler... Onlardan azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz.

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
89-) İllelleziyne tabu min ba'di zâlike ve aslahu feinnAllahe Ğafur’un Rahîym;
Ancak bundan sonra tevbe edip ve (hallerini) ıslah edenler müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur (sıfatlarının tecellisi ile sizi örtüp mağfiret eder), Rahıym’dir (Zatına hidayet ederek kemalini izhar eder).

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ
90-) İnnelleziyne keferu ba'de iymanihim sümmezdadu küfren len tukbele tevbetühüm* ve ülaike hümüd dallun;
İmanlarından sonra kafir olup, sonra küfürlerinde daha da ileri gidenlerin (küfürleri artanların ise) asla tevbeleri kabul edilmez... İşte onlar sapanların ta kendileridir.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِمْ مِلْءُ الْأَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدَى بِهِ أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
91-) İnnelleziyne keferu ve matu ve hüm küffarun felen yukbele min ehadihim mil'ül Ardı zeheben ve levifteda Bihi, ülaike lehüm azabun eliymun ve ma lehüm min nasıriyn;
Muhakkak ki kafir olup ve kafir oldukları halde ölenlere gelince, (onların her biri), Arz dolusu altını (olup da kurtulmak için) onu (B sırrınca) fidye verecek olsa (bu) onların hiç birinden kabul edilmez... Onlar için eliym azab vardır ve onların hiç yardımcıları yoktur.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal