Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



ÂL-U İMRÂN SÛRESİ    ل عمران

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

نْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
92-) Len tenalül birra hatta tünfiku mimma tuhıbbun* ve ma tünfiku min şey'in fe innAllahe Bihi ‘Aliym;
Sevdiğinizden infak etmedikçe asla BİRRe nail olamazsınız... Şey’den ne infak ederseniz, muhakkak ki Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı olarak) Aliym’dir.

كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَائِيلُ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرَاةُ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
93-) Küllüt taami kâne hıllen li beni israiyle illâ ma harreme israiylü alâ nefsihi min kabli en tünezzelet Tevratü, kul fe'tu Bit Tevrati fetluha in küntüm sadikıyn;
Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Ya’kub’un) kendi nefsine haram kıldığı müstesna, tüm yiyecekler İsrailOğullarına helal idi... De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi (B sırrınca) Tevrat’ı getirin; onu tilavet edin”.

فَمَنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
94-) Fe meniftera alAllahilkezibe min ba'di zâlike feülaike hümüz zalimun;
Artık kim bundan sonra Allah üzerine yalan iftira ederse, işte onlar zalimlerdir.

قُلْ صَدَقَ اللَّهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
95-) Kul sadakAllahu, fettebiu millete İbrahîyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn;
De ki: “Allah doğru söylemiştir... O halde haniyf olarak İbrahim’in milletine (diynine) tabi olun... (O), müşriklerden değildi”.

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ
96-) İnne evvele beytin vudıa linNasi lelleziy Bi bekkete mübareken ve hüden lil alemiyn;
Muhakkak ki insanlar için konulan ilk ev, alemler için mübarek ve bir hidayet (kaynağı) olarak (konulmuş) (Bi-) Bekke (Mekke’nin batını)’deki (ev) dir.

فِيهِ ءَايَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ ءَامِنًا وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
97-) fiyhi ayatun beyyinatun Makamu İbrahîym* ve men dehalehu kâne amina* ve Lillahi alenNasi hıccül beyti menistetaa ileyhi sebiyla* ve men kefere feinnAllahe Ğaniyyün anil alemiyn;
Onda apaçık ayetler ve Makam-ı İbrahim vardır... Kim O’na dahil olursa emin olan olur... O’na bir yol bulabilenin O EV’i Hac etmesi insanlar üzerinde (hakikatları olan) Allah’ın hakkıdır... Kim de küfreder (örter, nankörlük ederse), muhakkak ki Allah alemlerden Ğaniy’dir.

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ
98-) Kul ya ehlel Kitabi lime tekfürune Bi ayatillahi, vAllahu Şehiydün alâ ma ta'melun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... Allah tüm amellerinize şahid iken, niçin Allah ayetlerini (B gerçeğince) inkar ediyorsunuz (küfr hali ile örtüyorsunuz?)”.

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ مَنْ ءَامَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنْتُمْ شُهَدَاءُ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
99-) Kul ya ehlel Kitabi lime tasuddune an sebiylillâhi men amene tebğuneha ıvecen ve entüm şüheda'* ve mAllahu Bi ğafilin amma ta'melun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... Sizler şahidler olduğunuz halde onu (Allah yolunu) eğri göstermeye yeltenerek, niçin iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz?... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir”.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تُطِيعُوا فَرِيقًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ
100-) Ya eyyühelleziyne amenu in tutıy'u feriykan minelleziyne utül Kitabe yerudduküm ba'de iymaniküm kafiriyn;
Ey iman edenler, eğer kendilerine Kitab verilenlerden bir fırkaya itaat ederseniz, imanınızdan sonra sizi kafirler olarak geri çevirirler.

وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنْتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ ءَايَاتُ اللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللَّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
101-) Ve keyfe tekfürune ve entüm tütla aleyküm ayatullahi ve fiyküm RasûluHU, ve men ya'tesım Billahi fekad hüdiye ila sıratın müstekıym;
Allah ayetleri üzerinize/size tilavet olunurken ve içinizde de O’nun Rasûlü varken nasıl kafir olursunuz?... Kim “ALLAH”a ı’tısam ederse (ğayrından kesilip sımsıkı bağlanırsa) gerçekten sırat-ı müstakım’e hidayet olunmuştur o.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
102-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe hakka tükatiHİ ve la temutünne illâ ve entüm müslimun;
Ey iman edenler!... Allah’dan hakkıyla ittika edin (tam fani olun) ve ancak müslimler olarak ölün (müslim olmanın dışında bir hal üzere sakın ölmeyin).

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْ
103-) Va'tasımu Bihablillahi cemiy’an ve la teferreku* vezküru nı'metAllahi aleyküm iz küntüm a'daen feellefe beyne kulubiküm feasbahtüm Bi nı'metiHİ ıhvana* ve küntüm alâ şefahufratin minennari feenkazeküm minha* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ lealleküm tehtedun;
Ve topluca Allah’ın ipi’ne (B sırrıyla) sımsıkı tutunun ve tefrikaya düşmeyin... Üzerinizdeki Allah ni’meti’ni zikredin... Hani sizler düşmanlar idiniz de (O), kalblerinizin arasını telif edip bir araya getirdi... (B sırrınca) O’nun ni’meti sayesinde kardeşler oldunuz... Siz Nar’dan bir çukurun tam kenarında idiniz; (O), sizi kurtardı ondan... İşte böylece Allah, ayetlerini size açıkça beyan ediyor; gerçeğe/asıl olana eresiniz diye.

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
104-) Veltekün minküm ümmetün yed'une ilel hayri ve ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anil münker* ve ülaike hümül müflihun;
İçinizden hayr’a (Hakk’a) çağıran, (Bi-) ma’ruf’u emreden ve münker (Diyn’in ve imanlı aklın reddettiğin)’den nehyeden bir ümmet olsun!... İşte onlar felaha erenlerdir.

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
105-) Ve la tekûnu kelleziyne teferreku vahtelefu min ba'di ma caehümül beyyinat* ve ülaike lehüm azâbün azıym;
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilafa düşenler gibi olmayın... İşte bunlar için azim bir azab vardır.

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
106-) Yevme tebyaddu vucuhün ve tesveddü vucuh* feemmelleziynesveddet vucuhühüm* ekefertüm ba'de imaniküm fezukul azâbe Bima küntüm tekfürun;
O gün (bazı) vechler/yüzler (Hakkın nuru ile) ağarır, bazı vechler (benlik zulumatı ile) kararır... Vechleri kararanlara (şöyle denir): “(Gerçeğe) imanınızdan sonra küfrettiniz (reddettiniz) ha!... Kafirlik yapmanız yüzünden (hadi B sırrınca) tadın azabı”.

وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
107-) Ve emmelleziynebyaddat vucuhühüm fe fiy rahmetillah* hüm fiyha halidun;
Amma yüzleri ağaranlar ise, Allah rahmeti içindedirler... Onlar orada ebedi kalıcılardır.

تِلْكَ ءَايَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعَالَمِينَ
108-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* ve mAllahu yüriydu zulmen lil alemiyn;
Bunlar Allah ayetleridir, (ki) Bil-Hakk (Hakk olarak) sana tilavet ediyoruz. Allah alemlere zulüm dilemez.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
109-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve ilAllahi turceul umur;
Semavat ve Arz’da ne var ise hepsi Allah’ındır (O’nun Esmasının açığa çıkışı ile yaratılanlardır; onların zatları yoktur)... (Bütün) umur (işler) Allah’a döndürülür.

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ ءَامَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ

110-) Küntüm hayre ümmetin uhricet linNasi te'murune Bil ma'rufi ve tenhevne anil münkeri ve tu'minune Billah* ve lev amene ehlül Kitabi le kâne hayren lehüm* minhümül mu'minune ve ekseruhümül fasikun;

Siz insanlar için çıkarılmış ümmetin en hayırlısısınız/en hayırlı bir ümmetsiniz; (Bi-) ma’ruf’u (sünnetullah’a uygun amelleri) emreder, münker’den nehyeder ve Allah’a (B sırrıyla) iman edersiniz... Şayet Ehl-i Kitab da iman etseydi, elbette kendileri için daha hayılı olurdu... Onlardan mü’minler de vardır, (ama) onların ekseriyeti fasıklardır.

لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ
111-) Len yedurruküm illâ eza* ve in yukatiluküm yüvellukümül edbar* sümme la yünsarun;
Eza’dan (eziyyetten) başka size bir zarar veremezler... Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönerler (kaçarlar)... Sonra (onlara) yardım da edilmez.

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ
112-) Duribet aleyhimüz zilletü eyne ma sükıfu illâ Bi hablin minAllahi ve hablin minen Nasi ve bau Bi ğadabin minAllahi ve duribet aleyhimül meskenetü, zâlike Bi ennehüm kânu yekfürune Bi ayatillahi ve yaktulunel Enbiyae Bi ğayri hakkın, zâlike Bi ma asav ve kânu ya'tedun;
Allah’dan (B sırrınca) bir ip’e (ahd’e) ve insanlardan bir ip’e (ahd’e, himaye’ye tutunmaları) hariç, onlar (hakikatlarından perdeliler) nerede bulunsalar üzerlerine zillet darbedilmiştir... Allah’dan (B sırrınca) bir gadaba uğradılar ve üzerlerine meskenet vuruldu... Bunun sebebi, onların (B gerçeğince) Allah ayetlerini küfr/inkar etmeleri ve Bi gayri hakk (haksız yere, hakkın gayrı olarak) Nebîleri öldürmeleridir... Bu onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.

لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ ءَايَاتِ اللَّهِ ءَانَاءَ اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ
113-) Leysu sevaen, min ehlil Kitabi ümmetün kaimetün yetlune ayatillahi anael leyli ve hüm yescüdun;
Hepsi bir değildir... Ehl-i Kitab’tan secdeye kapanmış olarak, gecenin vakitlerinde, Allah ayetlerini tilavet eden ümmet’ün kaimetun (kıyam eden bir topluluk) vardır.

يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَأُولَئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ
114-) Yu'minune Billahi vel yevmil ahıri ve ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anil münkeri ve yüsariune fiyl hayrat* ve ülaike mines salihiyn;
(Onlar B-sırrıyla) Allah’a ve ahir gün realitesine iman ederler, (Bi-) ma’ruf’u emrederler, münkerden nehyederler ve hayratta (varoluş gayelerinin kemaline ulaştırıcı işlerde) koşuşurlar... İşte onlar salihlerdendir.

وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
11 5-) Ve ma yef'alu min hayrin felen yükferuh* vAllahu Aliymün Bil müttekıyn;
Hayırdan yapmakta oldukları asla inkar olunmayacak/karşılıksız bırakılmayacaktır... Allah muttekileri (B sırrınca; Bi-Hakkın) Aliym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
1 16-) İnnelleziyne keferu len tuğniye anhüm emvalühüm ve la evladühüm minAllahi şey'en, ve ülaike ashabünnari, hüm fiyha halidun;
Kafir olanlara gelince, onların ne malları ne de evladları, onlara Allah’a karşı hiç bir yarar sağlamayacaktır... Onlar Nar ashabıdır... Onda ebedi kalıcılardır.

مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هَذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللَّهُ وَلَكِنْ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
117-) Meselü ma yünfikune fiy hazihil hayatid dünya kemeseli riyhın fiyha sırrun esabet harse kavmin zalemu enfüsehüm fe ehlekethu, ve ma zalemehümullahu ve lâkin enfüsehüm yazlimun;
Onların şu dünya hayatında infak ettiklerinin/harcadılaklarının misali, (şirk ile) kendi nefslerine zulmeden bir kavmin ekinlerine isabet edip de onu helak eden, içinde kavurucu bir soğuk (dünya, tard) bulunan rüzgarın (heva-i nefs, şirk’in) misali gibidir... Allah onlara zulmetmedi, fakat (onlar) kendilerine zulmediyorlar.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُ

118-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızu bitaneten min duniküm la ye'luneküm habalen, veddu ma anittüm* kad bedetil bağdaü min efvahihim* ve ma tuhfiy suduruhüm ekber* kad beyyenna lekümül ayati in küntüm ta'kılu;

Ey iman edenler!... Gayrınızdan (kendinize) sırdaş edinmeyin... (Onlar) size noksanlık/zarar vermekte gevşeklik göstermezler/geri kalmazlar... Size sıkıntı vereni (hoşlanarak) isterler... Buğzları ağızlarından taşmaktadır... Sadırlarının gizlediği ise daha büyüktür... Eğer aklederseniz, gerçekten biz sizin için ayetleri açıkladık.

هَا أَنْتُمْ أُولَاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُ

119-) Ha entüm ülai tühıbbunehüm ve la yühıbbuneküm ve tü'minune Bil Kitabi küllihi, ve iza lekuküm kalu amenna* ve iza halev addu aleykümül enamile minel ğayz* kul mutu Bi ğayzıküm* innAllahe Aliymün Bizatis sudur;

İşte siz öyle kimselersiniz ki (Hakk’dan dolayı) onları seversiniz... (Onlar ise) sizi sevmezler... Ve siz (B sırrıyla) Kitab’ın tümüne iman edersiniz... (Onlar ise) sizinle karşılaştıklarında “iman ettik” derler... Kendi başlarına kaldıklarında ise size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar... “(Bi-) öfkenizle ölün” de... Muhakkak ki Allah, Aliym’un Bİ- ZatisSudur’dur (sadrlerin zatı olarak bilir).

إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
120-) İn temsesküm hasenetün tesu'hüm* ve in tusıbküm seyyietün yefrehu Biha* ve in tasbiru ve tetteku la yedurruküm keydühüm şey'a* innAllahe Bima ya'melune mühıyt;
Size bir iyilik dokunsa (bu) onların fenasına gider... (Ama) size bir kötülük isabet etse, (Bi-) onunla ferahlanırlar... Eğer sabreder ve takva üzre olursanız, onların hilesi size hiç bir zarar veremez... Muhakkak ki Allah onların amellerini (B sırrınca) muhittir.

وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
121-) Ve iz ğadevte min ehlike tübevviül mu’miniyne mekaıde lil kıtal* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
(Rasûlüm) hani sen erkenden ehlinden (ailenden) ayrılmıştın (da) mü’minleri savaş mak’adlarına (savaş için oturacakları yerlere, mevzilerine) yerleştiriyordun... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلَا وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
122-) İz hemmet taifetani minküm en tefşela vAllahu Veliyyuhüma* ve alAllahi fel yetevekkelil mu'minun;
O zaman sizden iki taife korkup bozulmaya yüz tutmuştu... (Halbuki) Allah onların Veliysi idi... Mü’minler (yalnız) Allah’a tevekkül etsinler.

وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ فَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
123-) Ve lekad nasarakümüllahu Bi bedrin ve entüm ezilletün, fettekullahe lealleküm teşkürun;
Andolsun ki siz zeliller olduğunuz halde, (B sırrınca) Bedir’de Allah size nusret/zafer verdi... (O halde) Allah’dan ittika edin ki şükredebilesiniz.

إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَنْ يَكْفِيَكُمْ أَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلَاثَةِ ءَالَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُنْزَلِينَ
124-) İz tekulu lil mu’miniyne elen yekfiyeküm en yümiddeküm Rabbuküm Bi selaseti alafin minel Melaiketi münzeliyn;
(Rasûlüm) hani mü’minlere: “İnzal olunmuş üç bin melaike ile (B sırrınca) Rabbinizin size imdad etmesi, size kafi gelmez mi?” diyordun.

بَلَى إِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هَذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ ءَالَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُسَوِّمِينَ
125-) Bela in tasbiru ve tetteku ve ye'tuküm min fevrihim hazâ yümdidküm Rabbuküm Bi hamseti alafin minel Melaiketi müsevvimiyn;
Evet... Eğer sabreder ve ittika ederseniz (korunursanız); ve (onlar da) şu fevrlerinden (hemen şu anlarında/ bu cihetlerinden) size gelseler (saldırsalar bile), Rabbiniz size nişanlı/damgalayıcı beş bin melekle (B sırrınca) imdad eder.

وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهِ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
126-) Ve ma caalehullahu illâ büşra leküm ve li tatmeinne kulubüküm Bihi, ve men nasru illâ min ındillahil Aziyzil Hakiym;
Allah bunu, size bir müjde olsun ve kalbleriniz (B sırrınca) onunla mutmain olsun diye yaptı... Yardım ancak ve yalnız, Aziyz ve Hakiym olan Allah indindendir (çoklukla perdelenmeyin).

لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَائِبِينَ
127-) Li yaktaa tarafen minelleziyne keferu ev yekbitehüm feyenkalibu haibiyn;
(Allah bunu yaptı ki) kafir olanlardan bir tarafı (kesimi) kessin, yahut rezil edip geriye atsın da yıkılmış/ümitsiz olarak dönsünler.

لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ
128-) Leyse leke minel emri şey'ün ev yetube aleyhim ev yüazzibehüm feinnehüm zalimun;
(Rasûlüm) EMR’den bir şey senin değil; (Allah) ya onların tevbesini kabul eder (İslam’a sokar), ya da zalimler oldukları için onlara azab eder.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
129-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* yağfiru limen yeşau ve yüazzibü men yeşa'* vAllahu Ğafur’un Rahîym;
Semavat ve Arz’da ne varsa (hepsi) Allah’ındır (Esmasıyla varettikleridir; mülkünde ve hükümranlığında ortağı yoktur)... Dilediğini mağfiret eder ve dilediğine azab eder... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبَا أَضْعَافًا مُضَاعَفَةً وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
130-) Ya eyyühelleziyne amenu la te'külürRiba ad'afen mudaafeten, vettekullahe lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!... Kat kat artırılmış olarak Riba/faiz yemeyin... Allah’dan ittika edin ki felaha eresiniz.

وَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

131-) Vettekunnaralletiy uıddet lil kafiriyn;

Kafirler (gerçeği reddedenler) için hazırlanmış olan NAR’dan korunun.

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
132-) Ve etıy'ullahe ver Rasûle lealleküm türhamun;
Allah’a ve Rasûlullah’a itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal