Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



ÂL-U İMRÂN SÛRESİ    ال عمران

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
133-) Ve sariu ila mağfiretin min Rabbiküm ve cennetin arduhes Semavatu vel Ardu, uıddet lil müttekıyn;
Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği Semavat ve Arz kadar olan (kapsayan) cennet’e (mekansızlık boyutuna, Hakikat yaşamına) koşun... (Ki o) muttakiler için hazırlanmıştır.

الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

134-) Elleziyne yünfikune fiys serrai ved darrai vel kazımiynel ğayza vel afiyne aninNas* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;

Onlar (muttakiler) ki bollukta ve darlıkta infak ederler; öfkeyi yutanlar ve insanları af edenlerdir (onlar)... Allah muhsinleri sever.

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
135-) Velleziyne iza faalu fahışeten ev zalemu enfüsehüm zekerullahe festağferu li zünubihim* ve men yağfiruz zünube illellah* ve lem yusırru alâ ma fealu ve hüm ya'lemun;
Onlar bir fahişa (utanılacak şey) işlediklerinde (oluşları kendilerinden gördüklerinde) yahut nefslerine zulmettiklerinde, hemen Allah’ı zikrederler/hatırlayıp düşünürler... Böylece günahları için mağfiret isterler... Kim mağfiret eder günahları; ancak Allah?... Ve (onlar) yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.

أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
136-) Ülaike cezauhüm mağfiretün min Rabbihim ve cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve nı'me ecrul amiliyn;
İşte onların cezası, Rablerinden bir mağfiret ve altlarından nehirler akan cennetlerdir... Onda ebedi kalıcılardır... Amel edenlerin ecri ne güzeldir!.

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُروا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
137-) Kad halet min kabliküm sünenün fesiyru fiyl Ardı fenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;
Sizden önce sünnetler (Allah Sünnetinden mucize örnekler; eyyamullah) gelip geçti... Arz’da seyredin/gezinin de yalanlayanların akibeti nasıl oldu görün.

هَذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
138-) Hazâ beyanun linNasi ve hüden ve mev'ızatün lil müttekıyn;
Bu, insanlar için bir beyan, muttekiler için bir hidayet/hidayet rehberi ve mev’ıze (öğüt) dir.

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

139-) Ve la tehinu ve la tahzenu ve entümül a'levne in küntüm mu’miniyn;
Gevşemeyin, mahzun olmayın; eğer mü’min iseniz siz en üstünlersiniz.


إِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
140-) İn yemsesküm karhun fekad messel kavme karhun mislüh* ve tilkel eyyamu nüdavilüha beynen Nas* ve liya'lemAllahulleziyne amenu ve yettehıze minküm şüheda'* vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn;
Eğer size bir yara dokunuyorsa, o kavme de onun misli bir yara dokunmuştur... İşte el-Eyyam/o günler... Onları insanlar arasında dolandırır dururuz... (Bu) Allah’ın iman edenleri bilmesi ve sizden şahidler edinmesi içindir... Allah zalimleri (arınmadığı için kalıp - vehmi bir kişilikle kalanları) sevmez.

وَلِيُمَحِّصَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ
141-) Ve li yümahhısAllahulleziyne amenu ve yemhakal kafiriyn;
Ve Allah’ın, iman edenleri (bu imtihanlarla) arındırması, kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri) de mahvetmesi içindir (o günler).

أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ

142-) Em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemma ya'lemillahulleziyne cahedu minküm ve ya'lemes sabiriyn;

Yoksa, Allah sizden mücahade edenleri bilmeden ve sabredenleri bilmeden cennete (Hakkani yaşama) dahil olacağınızı mı sandınız?.

وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَأَيْتُمُوهُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
143-) Ve lekad küntüm temennevnel mevte min kabli en telkavhu, fekad raeytümuhu ve entüm tenzurun;
Andolsun siz, onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz (yakin halini, müşahadeyi arzuluyordunuz)... İşte onu gördünüz ve/ (ama) bakıp duruyorsunuz.

وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ
144-) Ve ma Muhammedün illâ Rasûl* kad halet min kablihirRusül* efein mate ev kutilenkalebtüm alâ a'kabiküm* ve men yenkalib alâ akıbeyhi felen yadurrAllahe şey'a* ve seyeczillahuş şakiriyn;
Muhammed ancak bir Rasûl’dür... Ondan önce de Rasûller gelip geçti... Şimdi O, ölse veya öldürülse, ökçeleriniz üzerine (eski halinize mi) döneceksiniz?... Kim iki ökçesi üzerine (geriye) dönerse, Allah’a hiç bir zarar veremez... Allah şükredenleri cezalandıracaktır (karşılığı oluşacaktır).

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ
145-) Ve ma kâne li nefsin en temute illâ Bi iznillahi Kitaben müeccela* ve men yürid sevabed dünya nü'tihi minha* ve men yürid sevabel ahireti nü'tihi minha* ve senecziş şakiriyn;
Hiç bir nefs için ölmek yoktur; ancak Bi-iznillah (programlarındaki Allah izniyle olanlar) başka... Te’cil edilmiş (muayyen bir vakt tayin edilmiş) bir yazıdır (o da)... Kim dünya sevabı dilerse ona, ondan veririz... Kim de ahiret sevabını dilerse ona da ondan veririz... Biz şükredenleri cezalandıracağız.

وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ
146-) Ve keeyyin min Nebîyyin katele meahu ribbiyyune kesiyr* fema vehenu lima esabehüm fiy sebiylillâhi ve ma daufu ve mestekânu* vAllahu yuhıbbus sabiriyn;
Nice Nebîler (vardı ki), kendileri ile beraber bir çok RİBBİYler (rabbiler, topluluk) savaştı... Allah yolunda kendilerine isabet edenlerden dolayı gevşemediler, zaaf göstermediler ve boyun eğmediler... Allah sabredenleri sever.

وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
147-) Ve ma kâne kavlehüm illâ en kalu Rabbenağfir lena zünubena ve israfena fiy emrina ve sebbit akdamena vensurna alel kavmil kafiriyn;
Onların sözleri ancak şu idi: “Rabbimiz zenblerimizi ve işimizdeki taşkınlığımızı bizim için mağfiret et... Ayaklarımızı sabit kıl/kaydırma... Kafirler toplumuna karşı bize nusret et”.

فَآتَاهُمُ اللَّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْآخِرَةِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
148-) Featahumullahu sevabeddünya ve husne sevabil ahireti, vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
Allah da onlara hem dünya sevabını verdi hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi... Allah muhsinleri sever.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ
149-) Ya eyyühelleziyne amenu in tütıy'ulleziyne keferu yerudduküm alâ a'kabiküm fetenkalibu hasiriyn;
Ey iman edenler!... Eğer kafir olanlara (gerçeği reddeden, taassubla kilitlenmişlere) itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üzerine geri çevirirler (de) hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz.

بَلِ اللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ
150-) Belillahu mevlaküm* ve HUve hayrun nasıriyn;
Hayır!... Sizin mevlanız Allah’tır (O’na itaat edin)... O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

سَنُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا أَشْرَكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ
151-) Senulkıy fiy kulubilleziyne keferürru'be Bima eşrekû Billahi ma lem yünezzil Bihi sultanen ve me'vahümün nar* ve bi'se mesvez zalimiyn;
Allah’ın (B gerçeğince) hakkında hiç bir sultan (kuvvet sahibi, delil, sıfat) indirmediği şeyleri Allah’a (B gerçeğince) ortak koşmaları (var sanmaları) dolayısıyla kafir olanların kalblerine korku ilka edeceğiz/bırakacağız... Onların barınakları Nar’dır... Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür.

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللَّهُ وَعْدَهُ إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ حَتَّى إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا أَرَاكُمْ مَا تُحِبُّونَ مِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الْآخِرَةَ ثُمَّ صَرَف

152-) Ve lekad sadakakümullahu va'dehu iz tehussunehüm Bi iznihi, hatta iza feşiltüm ve tenaza'tüm fiyl emri ve asaytüm min ba'di ma eraküm ma tuhıbbun* minküm men yüriydüd dünya ve minküm men yüriydül ahirete, sümme sarafeküm anhüm liyebteliyeküm* ve lekad afa anküm* vAllahu zü fadlin alel mu’miniyn
;
Andolsun ki Bi-izniHİ (O’nun izni ile) onları (düşmanlarınızı) öldürmekte iken Allah size olan va’dini doğru çıkardı... Nihayet (Allah) sevdiğinizi (zafer, ganimet) size gösterdikten sonra zaaf gösterdiniz, o iş hakkında çekiştiniz ve isyan ettiniz... Sizden kimi dünyayı diliyordu kimi de ahireti... Sonra sizi denemek için (Allah) sizi onlardan uzaklaştırdı... Andolsun ki (Allah) sizi affetti... Allah mü’minlere fazl (fazlalık, lutuf) sahibidir.

إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُونَ عَلَى أَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا أَصَابَكُمْ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
153-) İz tus'ıdune ve la telvune alâ ehadin ver Rasûlü yed'uküm fiy uhraküm feesabeküm ğammen Bi ğammin likey la tahzenu alâ ma fateküm ve la ma esabeküm* vAllahu Habiyrun Bi ma ta'melun;
Hani Rasûlullah uhranızda (öteki tarafınızda, arkanızda) sizi çağırıyor iken (siz) yukarı doğru kaçıyor ve kimseye dönüp bakmıyordunuz... (Allah da) sizi (B sırrınca) gam üstüne gam ile cezalandırdı ki kaybettiğinize ve size isabet eden (musibet) e üzülmeyesiniz... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Habiyr’dir.

ثُمَّ أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ أَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشَى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَيْءٍ قُلْ إِنَّ
154-) Sümme enzele aleyküm min ba'dil ğammi emeneten nüasen yağşa taifeten minküm ve taifetün kad ehemmethüm enfüsühüm yezunnune Billahi ğayrel Hakkı zannel cahiliyyeti, yekulune hel lena minel emri min şey'* kul innel emre küllehu Lillahi, yuhfune fiy enfüsihim ma la yübdune leke, yekulune lev kâne lena minel emri şey'ün ma kutilna hahüna* kul lev küntüm fiy buyutiküm le berezelleziyne kütibe aleyhimül katlü ila medaciıhim* ve liyebteliyAllahu ma fiy suduriküm ve liyumahhısa ma fiy kulubiküm* vAllahu Aliymun Bi zatis sudur;
Sonra, o gamın ardından üzerinize bir emene (emniyet, güven, itmi’nan), sizden bir taifeyi bürüyen bir uyuklama inzal etti... Bir taife (münafıklar) de gerçekten onların kendi nefslerinin kaygısına düşmüştü (Allah Rasûlü umurlarında değildi)... Allah’a (B sırrınca), hak olmayan bir şekilde, cahiliyye zannı gibi zan ediyorlar: “Bu emr’den bize bir şey var mı (bize ne) ?”, diyorlardı... De ki: “EMR, bütünüyle Allahındır”... Onlar sana açmadıklarını kendi nefslerinde gizliyorlar... “Şu emr’den bize de bir şey olsaydı burada öldürülmezdik” derler... De ki: “Evlerinizde dahi kalsaydınız, üzerlerine öldürülme yazılmış/takdir edilmiş olanlar, elbette yine devrilip yatacakları yerlere çıkıp gideceklerdi”... Bu, Allah sadırlarınızdakini denesin ve kalblerinizin içinde olani arındırp temizlesin diyedir... Allah sadırlarınızın zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ

155-) İnnelleziyne tevellev minküm yevmel tekal cem'ani innemestezellehümüş şeytanü Bi ba'dı ma kesebu* ve lekad afAllahu anhüm* innAllahe Ğafurun Haliym
;
İki topluluğun karşılaştığı gün sizden (geri) dönenlere gelince, onları ancak kazandıklarının (günahlarının) ba’zısı yüzünden (B gerçeğince) şeytan kaydırmak istemişti... Andolsun Allah onları affetti... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Haliym’dir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا لِيَجْعَلَ اللَّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ يُ
156-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekûnu kelleziyne keferu ve kalu li ıhvanihim iza darebu fiyl Ardı ev kânu ğuzzen lev kânu ındena ma matu ve ma kutilu* li yec'alellahu zâlike hasreten fiy kulubihim* vAllahu yuhyiy ve yümıt* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Ey iman edenler!... Siz, kafir olanlar ve Arz’da gezip dolaşan yahut gazaya çıkan kardeşlerine: “Eğer yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi” diyenler gibi olmayın... Allah bunu onların kalblerine bir hasret (boşu boşuna, imkansız özlem) yaptı... Allah diriltir (bu hayata getirir) ve öldürür... Allah yapmakta olduğunuz amellerinizi (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Basıyr’dir.

وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
157-) Ve lein kutiltüm fiy sebiylillâhi ev müttüm le mağfiretün minAllahi ve rahmetün hayrun mimma yecmeun;
Andolsun ki Allah yolunda öldürülür yahut ölürseniz, elbette Allah’dan bir mağfiret ve rahmet onların cem’etmekte olduklarından daha hayırlıdır.

وَلَئِنْ مُتُّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لَإِلَى اللَّهِ تُحْشَرُونَ
158-) Ve lein müttüm ev kutiltüm le ilAllahi tuhşerun;
Andolsun ki ölseniz yahut öldürülseniz, kesinlikle Allah’a haşrolunursunuz (hangi durum daha iyi?).

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِ
159-) FeBima rahmetin minAllahi linte lehüm* ve lev künte fazzan ğaliyzal kalbi lenfaddu min havlike, fa'fü anhüm vestağfir lehüm ve şavirhüm fiyl emr* fe iza azemte fe tevekkel alAllah* innAllahe yuhıbbül mütevekkiliyn;
(Rasûlüm sen) Allah’dan (B sırrınca) bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın... Eğer kaba, sert kalpli olsaydın, elbette çevrenden dağılıp giderlerdi... (Artık) onları affet, onlar için mağfiret dile ve Emr/iş hususunda onlarla meşvere et... (Bir de) azmettin mi artık Allah’a tevekkül et... Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever.

إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَإِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذِي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
160-) İn yensurkümullahu fela ğalibe leküm* ve in yahzülküm femen zelleziy yensuruküm min ba'dih* ve alAllahi felyetevekkelil mu'minun;
Eğer Allah size yardım eder ise size galip olacak yoktur... Şayet sizi yardımsız ortada bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım eder?... Ve mü’minler (ancak) Allah’a tevekkül etsinler.

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
161-) Ve ma kâne li Nebîyyin en yeğull* ve men yağlül ye'ti Bi ma ğalle yevmel kıyameti, sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Bir Nebî için ganimete hiyanet etmesi olur şey değildir (Nebîler masumdurlar)... Kim böyle bir hıyanet ederse, kıyamet günü (B sırrınca) yaptığı bu hıyanet ile/aşırdığı ile gelir... Sonra her nefse kazandığı tam ödenir... Onlar zulme uğramazlar.

أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللَّهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
162-) Efemenittebea rıdvanAllahi kemen bae Bi sehatın minAllahi ve me'vahu cehennem* ve bi'sel masıyr;
Allah’ın rıdvanına tabi olan kimse, Allah’dan (B sırrınca) bir gadaba uğrayan ve barınağı cehennem olan kimse gibi midir?.. O ne kötü varış yeridir.

هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
163-) Hüm derecatün indAllah* vAllahu Basıyrun Bi ma ya'melun;
Onlar Allah indinde derecelerdir (insanlar derece derecedir)... Allah onların yapmakta olduklarını (B sırrınca) Basıyr’dir.

لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ ءَايَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
164-) Lekad mennAllahu alel mu’miniyne iz baase fiyhim Rasûlen min enfüsihim yetlu aleyhim ayatihi ve yüzekkiyhim ve yuallimuhümül Kitabe vel Hikmete ve in kânu min kablü lefiy dalalin mübiyn;
Andolsun ki Allah mü’minlere (onları minnettar bırakacak) büyük lutufta bulunmuştur... Zira onların içinde kendilerinden/enfüslerinden bir Rasûl ba’setti (de) onlara, O’nun ayetlerini tilavet ediyor, onları tezkiye ediyor, onlara Kitab’ı ve Hikmet’i ta’lim ediyor... (Halbu ki) onlar daha önce apaçık bir dalalet içinde idiler.

أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
165-) Evelemma esabetküm musıybetün kad esabtüm misleyha, kultüm enna hazâ* kul huve min ındi enfüsiküm* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
(Onları) onun iki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: “Bu nasıl/nereden” dediniz?... De ki: “O, sizin nefslerinizdendir (nefslerinizin kabul etmesindendir)”... Muhakkak ki Allah herşeye Kadiyr’dir.

وَمَا أَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِنِينَ
166-) Ve ma esabeküm yevmeltekal cem'ani fe Bi iznillahi ve li ya'lemel mu’miniyn;
İki topluluğun karşılaştığı gün size isabet eden, Bi-iznillah (Allah’ın izniyle) ve (Allah) mü’minleri bilsin/temyiz etsin diyedir.

وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوِ ادْفَعُوا قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَاتَّبَعْنَاكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْواهِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُل
167-) Ve li ya'lemelleziyne nafeku* ve kıyle lehüm tealev katilu fiy sebiylillâhi evidfeu* kalu lev na'lemu kıtalen letteba'naküm* hüm lilküfri yevmeizin akrebu minhüm lil iyman* yekulune Bi efvahihim ma leyse fiy kulubihim* vAllahu a'lemu Bi ma yektümun;
Ve (bir de) münafik olanları bilmesi için idi... Onlara: “Hadi Allah yolunda savaşın veya mudafa yapın” denildiğinde: “Eğer savaş (olacak diye) bilseydik elbette size tabi olurduk” dediler... O gün onlar imandan çok küfre yakın idiler... Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla (B gerçeğince) söylüyorlar... Onların gizlemekte olduklarını Allah (B sırrınca) daha iyi bilir.

الَّذِينَ قَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَءُوا عَنْ أَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

168-) Elleziyne kalu li ıhvanihim ve kaadu lev etauna ma kutilu* kul fedreu an enfüsikümül mevte in küntüm sadikıyn;

Onlar ki oturup kaldıkları halde kardeşleri için derler ki: “Eğer bize itaat etseydiler öldürülmezlerdi”... De ki: “Eğer sözünüzde sadıklarsanız hadi kendinizden ölümü defedin”.

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
169-) Ve la tahsebennelleziyne kutilu fiy sebiylillâhi emvata* bel ahyaun ınde Rabbihim yurzekun;
Allah yolunda öldürülenleri sakın “ölüler” sanmayın... Bilakis onlar dirilerdir; Rableri indinde rızıklanmaktadırlar.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal