Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



NİSÂ SÛRESİ    النساء

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
1-) Ya eyyühen Nasutteku Rabbekümülleziy halekaküm min nefsin vahıdetin ve haleka minha zevceha ve besse minhüma ricalen kesiyran ve nisaen, vettekullahelleziy tesaelune Bihi vel erham* innAllahe kâne aleyküm Rakıyba;
Ey insanlar!... Sizi nefs-i vahide’den (bir tek nefs’ten; tek bir öz’den; kozmik bilinçten) halkeden ve ondan da kendi eşini halkeden ve o ikisinden bir çok rical (erkekler) ve nisa (kadınlar) üretip (böylece) yayan Rabbinizden ittika edin... Ve (ancak) O’nunla (B sırrı?) birbirinizden istemekte olduğunuz Allah’dan ve RAHMler’den (yakınlardan) de ittika edin (haklarını dikkate alın; o tarafla alakanızı sıkı tutun)... Muhakkak ki Allah üzerinizde Rakıyb (kontrolünde tutan)’dir.

وَءَاتُوا الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا
2-) Ve atül yetama emvalehüm ve la tetebeddelül habiyse Bittayyibi ve la te'külu emvalehüm ila emvaliküm* innehu kâne huben kebiyra;
Yetimlere mallarını verin, temiz’i habis/pis ile (B gerçeğince) değiştirmeyin... Onların mallarını mallarınıza (karıştırarak) yemeyin... Muhakkak ki o büyük bir günahtır.

وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلَّا تَعُولُوا
3-) Ve in hıftüm ella tuksitu fiyl yetama fenkihu ma tabe leküm minen nisai mesna ve sülase ve ruba'a, fein hıftüm ella ta'dilu feVahıdeten ev ma meleket eymanüküm* zâlike edna ella teulu;
Eğer yetimler hakkında uluhiyyet hükümlerine göre davranamayacağınızdan/adaletli olamayacağınızdan korkarsanız, o zaman sizin için temiz/hoş olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olarak nikahlayın... Eğer (bu durumda) adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, (o vakit) bir tek (kadın) veya ellerinizin malik oldukları (ile yetinin)... Zulmetmemeniz için bu en aşağı/yakın olanıdır.

وَءَاتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَرِيئًا
4-) Ve atün nisae sadukatihinne nıhleten, fein tıbne leküm an şey’in minhu nefsen feküluhu heniy’en meriy’a;
Kadınlara mehirlerini gönülden verin... Şayet içlerinden gelerek gönül rızası ile size (o mehirden) bir şey bağışlarlar ise, onu da afiyetle yeyin.

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا
5-) Ve la tü'tüs süfehae emvalekümülletiy cealellahu leküm kıyâmen verzukuhüm fiyha veksuhüm ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;
Allah’ın sizin için KIYAM (ayakta tutan nesne/yıkılıp düşmeme aracı) yaptığı mallarınızı (ilim ve marifetlerinizi) sefihlere (kendini bilmez anlayışı kıtlara) vermeyin... (Ancak) o mallarda onları rızıklandırın, onları giydirin; ve onlara ma’ruf (onların hayrına olan) bir söz söyleyin.

وَابْتَلُوا الْيَتَامَىٰ حَتَّىٰ إِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَنْ يَكْبَرُوا ۚ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ حَسِيبًا
6-) Vebtelül yetama hatta iza beleğun nikah* fein anestüm minhüm rüşden fedfeu ileyhim emvalehüm* ve la te'küluha israfen ve bidaren en yekberu* ve men kâne ğaniyyen felyesta'fif* ve men kâne fakıyren felye'kül Bil ma'ruf* feiza defa'tüm ileyhim emvalehüm feeşhidu aleyhim* ve kefa Billahi Hasiyba;
Yetimleri nikah’a (bulüğ çağına) ulaşıncaya kadar deneyin... Şayet onlardan bir rüşd (reşidlik) farkederseniz, mallarını kendilerine def’edin... (Onlar) büyüyecekler diye onları (mallarını) israf ederek ve bidar (aceleyle) yemeyin... Kim ğani ise o iffetli davransın (yetim malı yemekten çekinsin)... Kim fakir ise o (Bi-) ma’ruf ile (sisteme uygun) yesin... Mallarını kendilerine def’ettiğiniz zaman da onlar üzerine şahid bulundurun... Hasiyb olarak (B sırrınca) Allah kafiydir.

لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا
7-) LirRicali nasıybün mimma terekel validani vel akrabune, ve linnisai nasıybün mimma terekel validani vel akrabune mimma kalle minhu ev kesür* nasıyben mefruda;
Ana-baba’nın ve akrabaların terkettiklerinden (miraslarından) rical (erkekler) için bir nasip/pay vardır... Ve kadınlar için de ana-baba’nın ve akrabaların terkettiklerinden bir pay vardır... Bu ondan (o miras malı) az olsun çok olsun farzlaşmış bir nasiptir.

وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

8-) Ve iza hadarel kısmete ulülkurba vel yetama vel mesakiynu ferzukuhum minhu ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;

Yakınlık sahipleri (miras düşmeyen akrabalar), yetimler ve miskinler de o kismet’te (paylaştırmada) hazır bulunurlarsa, onları da ondan rızıklandırın ve onlara ma’ruf bir söz söyleyin (hayırlarına olan bir mana ilka edin).

وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا
9-) Velyahşelleziyne lev tereku min halfihim zürriyyeten dıafen hafu aleyhim* felyettekullahe velyekulu kavlen sediyda;
Haşyetle ürpersin şol kimseler ki, eğer arkalarında zayıf bir zürriyyet bıraksalardı onlar üzerine korkmuş olacaklardı... (O halde) Allah’dan ittika etsinler ve doğru söz söylesinler.

إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

10-) İnnelleziyne ye'külune emvalel yetama zulmen innema ye'külune fiy butunihim nara* ve seyaslevne seıyra;
Muhakkak ki yetimlerin
mallarını zulmen yiyenler var ya, (onlar) ancak batınlarına/karınlarına bir ateş yemiş olurlar... Onlar sa’ir’a (alevlendirilen ateşe) yaslanacaklar.

Not: Takibeden miras ayetleri dolayısıyla bir açıklama:

Miras hukukuna ait farzlar (vahyin tayin ettiği hisseler), tüm Kur’an’da sadece Nisâ Sûresinde geçen şu üç ayette, Nisâ: 11, 12 ve 176. ayetlerde belirlenmiştir...

Bu konuda bazı hadis-i şerifler de şunlardır:

“Kur’an’ı öğreniniz ve O’nu insanlara öğretiniz... Feraiz’i (farz olan miras haklarını) öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz... İlm’i öğreniniz ve O’nu insanlara öğretiniz... Çünkü ben kabzolunacak birisiyim... Muhakkak ki ilim de kabzolunacak ve (bu yüzden, cehaletten) fitneler zuhur edecek... Hatta iki kişi fariyza’da (miras haklarının taksiminde) ihtilafa düşecekler de aralarında hüküm verip ayıracak bir kimseyi bulamayacaklar”...

“İlim üçtür; bunun dışında kalan bir fazldır (fazlalıktır)... Ya muhkem (hükmü geçerli; neshedilmesi, te’vil ile hükmünün kalkması sözkonusu olmayan) bir ayettir yahut kaim (geçerli, sabit) bir sünnettir veyahut adil bir fariza’dır (miras taksimi ilmi)”...

“Ya Eba Hüreyre!... Feraiz’i (farz hisseler ilmini) öğrenin ve onu öğretin... Çünkü o ilmin yarısıdır... O unutulur (unutulan bir ilimdir)... Ve o ümmetimden çekilip alınacak ilk şeydir!!!?”...

“Biz (Nebîler dünya malı itibarıyla) varis olunmayız (bizim mirascımız olmaz)... Bizim terkettiğimiz (terikemiz) sadakadır”... (Buhari)

Nitekim Hz.Rasûlullah’ın vefatından sonra 1.halife Hz.Ebu Bekr es-Sıddık r.a., Hz.Fatıma ve Hz.Abbas’ın miras taleb etmelerine rağmen, fey malından Medine, Fedek ve Hayber’deki Hz.Rasûlullah’ın hissesine düşen (terike) den miras vermemiştir... Diğer reşiyd halifelerde bu uygulamayı sürdürmüştür... Muhtemeldir ki Hz.Ali’nin talebi de o arazilerin işletilmesi ile ilgili idi...

Burada önemli bir noktada şudur: Miras hakkı ayetle sabit bir farz olmasına rağmen, Ümmet-i Muhammed’in imanının abide ismi Hz.Ebu Bekir r.a. Hz.Rasûlullah’ın sözüne tabi olmuştur... Onu takiben Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali r.a.da bu uygulamaya devam etmişlerdir!...Ney

“Ey AdemOğlu!... İki şey var ki bunlardan hiçbiri senin olmadı (yani senin malın ve hakkın değildir; ben rahmetimle lutfettim)... Birincisi: (Vefat anında) gırtlağından tuttuğum vakit malından sana bir nasip kıldım (malının üçte birini tasadduk olarak vasiyyet etme hakkı verdim) ki, onunla seni tahir ve tezkiye edeyim (temizleyip arındırayım)... İkincisi: Ecelinin tamamlanmasından sonra kullarımın senin üzerine salatı (namazı)”... (Kudsi Hadis)

“Kim varisinin mirasçılığından kaçarsa, Allah kıyamet günü onun cennetten mirasçılığını keser”...

“Allah her hak sahibine hakkını vermiştir... Dikkat edin, varise (mirasçıya) vasiyyet yoktur (miras onun hakkıdır)”...

“Fazrları (miras hisselerini) ehillerine ilhak ediniz (sahiblerine veriniz)”...

“Müslüman, kafire varis olmaz... Kafir de müslümana varis olamaz”...

“İki milletin ehli (yani: iki farklı millete-dine mensub olanlar) birbirlerine varis olamazlar”...

Nihayet;

Miras olgusu bir gerçektir... Hangi isimle olursa olsun “Varis”e, hakkı verilir!... Ancak risalet kapsamındaki bir hüküm ile nübüvvet kapsamındaki bir hüküm arasında da fark vardır... Kur’anın ruhu itibarıyla ve Kur’an aklıyla daima her konuyu ele almalıyız... Kur’anın ruhu mushafla sınırlı değildir, Kur’an vahyine mazhar olan Hz.Rasûlullah’ın sünnetini, hadislerini de kapsar...

Böylece, mesela, miras hisselerinin taksiminde bir müşkül olarak gözüken “avliyye = hisselerin toplamının müşterek mahrecden (ortak paydadan) fazla gelmesi” meselesi de hikmetiyle anlaşılır...?

يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَآؤُكُمْ وَأَبناؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيما حَكِيمًا
11-) Yusıykümullahu fiy evladiküm lizzekeri mislü hazzıl ünseyeyn* fein künne nisaen fevkasneteyni felehünne sülüsa ma tereke, ve in kânet vahıdeten felehen nısf* ve liebeveyhi likülli vahıdin minhümessüdüsü mimma tereke in kâne lehu veled* fein lem yekün lehu veledün ve verisehu ebevahü feliümmihissülüs* fein kane lehu ıhvetün feli ümmihissüdüsü min ba'di vasıyyetin yusıy Biha ev deyn* abaüküm ve ebnaüküm* la tedrune eyyühüm akrabu leküm nef'a* feriydaten minellah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Allah, evladlarınız hakkında size (şöyle) vasiyyet ediyor: Erkek için iki dişinin payı’nın mislidir... Eğer (çocuklar) ikinin fevkinde kadınlar iseler, (o zaman) onlar için (miras bırakan) ne terk etti ise onun üçte ikisidir; eğer (çocuk) bir tek (kadın) ise, mirasın yarısı onundur... Eğer (ölüp) miras bırakanın (baba-ana’sı yanısıra bir de) çocuğu varsa, baba-ana’nın her birine mirasın altıda biridir; şayet hiç çocuğu (ve kardeşleri) yok ve baba-ana’sı kendisine varis olmuşsa, (bu takdirde) anasına mirasın üçte biridir (demek ki babasına da kalan üçte ikisi)... Eğer (miras bırakanın) kardeşleri varsa, anasının (miras payı), (B sırrınca) yaptığı vasiyyetten ve borcundan sonra (kalanın) altıda biridir... Babalarınız ve oğullarınız (var)... Bilemezsiniz, onların hangisi faydaca size daha yakındır... (Bunlar) Allah’dan bir fariza (tayin edilmiş, farz)’dır... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً أَو امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوَاْ أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاء فِي الثُّلُثِ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ
12-) Ve leküm nısfü ma tereke ezvacüküm in lem yekün lehünne veledün, fein kâne lehünne veledün felekümür rubüu mimma terekne min ba'di vasıyyetin yusıyne Biha ev deyn* ve lehünner rübüu mimma terektüm in lem yekün leküm veledün, fein kâne leküm veledün felehünnes sümünü mimma terektüm min ba’di vasıyyetin tusune Biha ev deyn* ve in kâne recülün yuresü kelaleten evimraetün ve lehu ehun ev uhtün feli külli vahıdin minhümes südüs* fein kânu eksere min zâlike fehüm şürekaü fiys sülüsi min ba'di vasıyyetin yusa Biha ev deynin ğayra mudarr* vasıyyeten minellah* vAllahu Aliymun Haliym;
(Erkekler!.) Eğer çocukları yoksa, eşlerinizin bıraktıklarının (miraslarının) yarısı sizindir; şayet çocukları varsa, (B sırrınca) yaptıkları vasiyyetten ve borçlarından sonra (kalanın) dörtte biri sizindir... (Erkekler!.) Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir; şayet çocuğunuz varsa, (B sırrınca) yapacağınız vasiyyetten ve borcunuzdan sonra (kalanın) sekizde biri onlarındır... Eğer (kendisine) varis olunulan erkek veya kadın KELALE (ana-baba ve evlad mirasçısı yok) ise ve onun bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bu iki kardeşden her birine altıda birdir... (Kardeşler) bundan çok ise, (bu takdirde) onlar, (B sırrınca) yapılmış bulunan vasiyyetten ve borçtan sonra (kalanın) üçte birinde ortaktırlar... (Bu taksim) zarar verici olmamalıdır da... Allah’dan bir vasiyyettir (bu)... Allah Aliym’dir, Haliym’dir.

تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

13-) Tilke hududullah* ve men yutııllahe ve RasûleHU yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlikel fevzül Azîym
;
İşte (bunlar) hududullah (Allah’ın sınırları) dır... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat ederse, onu, onda ebedi kalıcılar olarak altlarından nehirler akan cennetlere dahil eder... İşte budur aziym bir kurtuluş/başarı.

وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ

14-) Ve men ya'sıllahe ve RasûleHU ve yeteadde hududeHU yudhılhu naren haliden fiyha* ve lehu azabün mühiyn;

Kim de Allah ve O’nun Rasûlüne isyan eder ve haddi aşarsa, onu da onda ebedi kalmak üzere Nar’a dahil eder... Onun için alçaltıcı azab vardır.

وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِنْكُمْ فَإِنْ شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّى يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا
15-) Vellatiy ye'tiynel fahışete min nisaiküm festeşhidu aleyhinne erbeaten minküm* fein şehidu fe emsikûhünne fiyl büyuti hatta yeteveffa hünnel mevtü ev yec'alellahu lehünne sebiyla;
Kadınlarınızdan (eşcinsel) fuhuş yapanların aleyhlerine sizden dört şahid getirin... Şayet (o fuhşu yaptıklarına dair) şahidlik ederlerse, ölüm onları vefat ettirinceye kadar yahut Allah onlara (çıkar) bir yol oluşturuncaya kadar onları evlerde tutun.

وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَآذُوهُمَا فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا
16-) Vellezani ye'tiyaniha minküm feazuhüma* fein taba ve asleha fea'ridu anhüma* innAllahe kâne Tevvaben Rahîyma;
Onu (eşcinselliği) sizden iki erkek işlerse, onlara eziyyet edin... Şayet tevbe edip (hallerini) ıslah ederlerse, artık onlardan vazgeçin... Muhakkak ki Allah Tevvab’dır, Rahıym’dir.

إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَأُولَئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمً
17-) İnnemettevbetü alAllahi lilleziyne ya'melunessue Bi cehaletin sümme yetubune min kariybin feülaike yetubullahu aleyhim* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Allah’ın kabulünü üzerine aldığı tevbe, ancak (Bi-) cehalet ile kötülük yapıp, sonra da çok geçmeden/hemen yakından tevbe edenler içindir... İşte Allah bunların tevbesini kabul eder... Ve Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الْآنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
18-) Ve leysetittevbetü lilleziyne ya'melunes seyyiat* hatta iza hadara ehadehümül mevtü kale inniy tübtül ANe ve lelleziyne yemutune ve hüm küffar* ülaike a'tedna lehüm azaben eliyma;
Yoksa kötülükleri yapıp duran, nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında “İşte şimdi tevbe ettim” diyenlerinki değildir tevbe... Kafir olarak ölenlere de tevbe yoktur... İşte onlar için elim azab hazırladık.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهًا وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيراً
19-) Ya eyyühelleziyne amenu la yahıllu leküm en terisün nisae kerhen, ve la ta'duluhünne litezhebu Bi ba'dı ma ateytümuhünne illâ en ye'tıne Bi fahışetin mübeyyinetin, ve aşiruhünne Bil ma'ruf* fein kerihtümuhünne feasa en tekrahu şey’en ve yec'alellahu fiyhi hayren kesiyra;
Ey iman edenler!... Kadınlara zorla mirasçı olmanız (miras yoluyla zorla almanız) size helal olmaz... Kendilerine vermiş olduklarınızın bir (Bi-) kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın... Açık (şahitlerle isbatlanmış) bir (Bi-) fuhuş yapmaları durumu müstesna... Onlarla (Bi-) ma’ruf ile muaşeret edin (sünnetullaha uygun beraber olun/iyi ve güzel geçinin)... Eğer kendilerinden hoşlanmadınız ise, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda (o tiksindiğiniz şeyde) pek çok hayır kılmıştır/koymuştur.

وَإِنْ أَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا
20-) Ve in eredtümüstibdale zevcin mekâne zevcin ve ateytüm ıhdahünne kıntaren fela te'huzu minhu şey'a* ete'huzunehu bühtanen ve ismen mübiyna;
Eğer bir eşin yerine bir başka eş almak istemişseniz, onlardan birine (önceki eşinize) yüklerle (mehir) vermiş olsanız dahi ondan bir şey (geri) almayın... Onu bir buhtan ve açık bir günah yaparak geri alırsınız mı?.

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَى بَعْضُكُمْ إِلَى بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنْكُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا
21-) Ve keyfe te'huzunehu ve kad efda baduküm ila ba’din ve ehazne minküm miysakan ğaliyza;
(Hem daha önce) birbirinize kaynaşıp-geçmiş/içli dışlı olmuş ve onlar sizden katı miysak (sağlam söz) almışlar iken onu nasıl alırsınız ki?.

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ ءَابَاؤُكُمْ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا
22-) Ve la tenkihu ma nekeha abaüküm minen nisai illâ ma kad selef* innehu kâne fahışeten ve makta* ve sae sebiyla;
Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın (onlarla evlenmeyin)... Ancak geçmiş olan müstesna... Muhakkak ki o fahiş bir hayasızlık ve gazaba sebep bir kötülüktür... Ve ne kötü bir yol/adettir.

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
23-) Hurrimet aleyküm ümmehatüküm ve benatüküm ve ehavatüküm ve ammatüküm ve halatüküm ve benatül’ehı ve benatül’uhti ve ümmehatükümüllatiy erda'neküm ve ahavatüküm miner redaati ve ümmehatü nisaiküm ve rebaibükümüllatiy fiy hucuriküm min nisaikümüllatiy dehaltüm Bihinn* fe in lem tekunu dehaltüm Bihinne fela cünaha aleyküm* ve halailü ebnaikümül leziyne min aslabiküm, ve en tecmeu beynel uhteyni illâ ma kad selef* innAllahe kâne Ğafuren Rahiyma;
Size (şunlarla evlenmek) haram edildi: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileri ile (B sırrınca) gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan (doğmuş) odalarınızda (evlerinizde himayeniz altında) bulunan üvey kızlarınız... Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile (B sırrınca) birleşmemişseniz (onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur... Ve sizin sülbünüzden gelen oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi birlikte almanız (da size haram edilmiştir)... Ancak geçmişte kalan müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal