Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



NİSÂ SÛRESİ     النساء

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا
57-) Velleziyne amenu ve amilus salihati senüdhılühüm cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* lehüm fiyha ezvacün mütahheretün, ve nüdhılühüm zıllen zaliyla;
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onları altlarından nehirler akan cennetlere dahil edeceğiz... Onda ebedi olarak kalıcılardır... Orada, onlar için tertemiz eşler vardır... Ve onları (Güneş sızmayan; yakin serinliği sağlayan) gölgenin gölgesine/eşsiz bir gölgeye sokacağız.

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
58-) İnnAllahe ye'müruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve iza hakemtüm beynenNasi en tahkümü Bil adli, innAllahe niımma yeızuküm Bihi, innAllahe kâne Semi’an Basiyra;
Muhakkak ki Allah emanetleri, onların ehillerine te’diye (ödeme, teslim) etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde de Bil-ADL (adil olarak) hükmetmenizi emreder... Muhakkak ki Allah (B sırrınca) bununla size ne güzel va’z ediyor (ibretlik öğüt veriyor)... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Basıyr’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلا

59-) Ya eyyühelleziyne amenu etıy'ullahe ve etıy'urRasûle ve ülil emri minküm* fein tenaza'tüm fiy şey'in ferudduhu ilAllahi verRasûli in küntüm tu'minune Billahi vel yevmil ahır* zâlike hayrun ve ahsenü te'viyla;

Ey iman edenler!... Allah’a itaat edin, Rasûlullah’a itaat edin, ve sizden Ulul’Emr’e (Emr sahiplerine) de (itaat edin)... Bir şey hakkında tartışmaya/anlaşmazlığa düştünüz mü -şayet (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman ediyorsanız- onu Allah’a ve Rasûlü’ne döndürün... Bu hem daha hayırlı ve hem de te’vil olarak (işin aslına ulaşma bakımından) daha güzeldir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا
60-) Elem tera ilelleziyne yez'umune ennehüm amenu Bi ma ünzile ileyke ve ma ünzile min kablike yüriydune en yetehakemu ilettağuti ve kad ümiru en yekfüru Bihi, ve yüriydüşşeytanü en yudıllehüm dalalen beiyda;
Sana inzal olunana ve senden önce inzal olunana (B sırrınca) iman ettiklerini sananları görmüyormusun; (ki, onu B sırrı gereği) inkar etmeleri emredildiği halde Tağut’u aralarına hakem yapmak/Tağut’a göre muhakemeleşmek dilerler... Şeytan (vehim) da onları uzak (bir daha dönmeleri mümkün olmayan) bir sapıklığa (şirk’e) ıdlal etmek (saptırmak) diliyor.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا

61-) Ve iza kıyle lehüm tealev ila ma enzelAllahu ve ilerRasûli raeytel münafikıyne yesuddune anke sududa;

Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine VE O’nun Rasûlüne gelin” denildiğinde, münafıkların senden iyice yüz çevirip uzaklaştıklarını görürsün.

فَكَيْفَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَاءُوكَ يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا إِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا

62-) Fekeyfe iza esabethüm musıybetün Bi ma kaddemet eydiyhim sümme cauke yahlifune Billahi in eredna illâ ıhsanen ve tevfiyka;

Ya nasıl, ellerinin takdim ettikleri sebebiyle (B gerçeğince) onlara bir musibet isabet ettiğinde hemen “Biz ihsan ve tevfik’den başka bir şey dilemedik” diye yemin ederek sana gelirler?.

أُولَئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيغًا

63-) Ülaikelleziyne ya'lemullahu ma fiy kulubihim fe a'rıd anhüm ve ızhüm ve kul lehüm fiy enfüsihim kavlen beliyğa;

İşte onlar ki, Allah onların kalblerinde olanı biliyor... O halde onlardan yüzçevir, onlara öğüt ver ve onlara kendi enfüsleri hakkında kavl-i beliyğ (içlerine işleyen, meramı tam anlatan, tesirli güzel söz) söyle.

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
64-) Ve ma erselna min Rasûlin illâ li yütaa Bi iznillah* ve lev ennehüm iz zalemu enfüsehüm cauke festağferullahe vestağfere lehümür Rasûlü levecedullahe Tevvaben Rahiyma;
Biz hiçbir Rasûlü, Bi-iznillah (Allah’ın izniyle kendisine) itaat edilmekten başka bir işlevle irsal etmedik... Şayet kendi nefslerine zulmettiklerinde sana gelselerdi de Allah’dan mağfiret dileselerdi ve Rasûlullah da onlar için mağfiret dileseydi, elbette Allah’ı Tevvab ve Rahıym bulurlardı.

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
65-) Fela ve Rabbike la yu'minune hatta yühakkimuke fiyma şecera beynehüm sümme la yecidu fiy enfüsihim haracen mimma kadayte ve yüsellimu tesliyma;
Hayır, Rabbine yemi olsun ki (iş bildikleri gibi değil), aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden (zira, senin hükmün Allah’ın hükmüdür) içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ اقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ أَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا
66-) Ve lev enna ketebna aleyhim enıktülu enfüseküm evıhrucu min diyariküm ma fealuhü illâ kaliylün minhüm* ve lev ennehüm fealu ma yuazune Bihi lekâne hayren lehüm ve eşedde tesbiyta;
Eğer onların üzerine “nesflerinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış (farz kılmış) olsaydık, onlardan pek azı müstesna (onlar) bunu yapmazlardı... Eğer onlar kendilerine (B sırrınca) öğütleneni yapsalardı, elbette onlar için daha hayırlı ve daha sağlam/değişkensiz/kararlı olurdu.

وَإِذًا لَآتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّا أَجْرًا عَظِيمًا
67-) Ve izen le ateynahüm min ledünNA ecren azîyma;
Ve o takdirde onlara ledünnümüzden aziym bir ecir verirdik (ilahi özelliklerle tahakkuk).

وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
68-) Ve lehedeynahüm sıratan müstekıyma;
Ve onları elbette sırat-ı müstakim’e (Zat’a giden yola) hidayet ederdik.

وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا
69-) Ve men yutııllahe verRasûle feülaike maalleziyne en'amAllahu aleyhim minen Nebîyyiyne vasSıddıkıyne veşŞühedai vasSalihıyn* ve hasüne ülaike refiyka;
Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat eder ise, işte onlar Allah’ın kendilerine in’amda bulunduğu Nebîler, sıddıklar, şehidler ve salihler ile beraberdirler... Ne güzel refik (arkadaş) tir onlar.

ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ عَلِيمًا
70-) Zâlikel fadlü minellahi, ve kefa Billahi Alîyma;
Bu Fazl (bu mertebelere muvaffak olma) Allah’dandır... Aliym olarak (B sırrınca) Allah kafidir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ أَوِ انْفِرُوا جَمِيعًا
71-) Ya eyyühelleziyne amenu huzu hızreküm fenfiru sübatin evinfiru cemiy’a;
Ey iman edenler, korunmanızı alın (sağlayın); sübet’ler (seçilmiş cemaatlar) halinde veya top yekün (İslam Ümmeti) olarak savaşa geçin.

وَإِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيَّ إِذْ لَمْ أَكُنْ مَعَهُمْ شَهِيدًا

72-) Ve inne minküm lemen leyübattıenn* fein esabetküm müsıybetün kale kad en'amAllahu aleyye iz lem ekün meahüm şehiyda;

Muhakkak ki sizden öylesi de var ki, (bu işe) ağır davranır... Eğer size (bu yolda) bir musibet isabet eder ise: “Allah gerçekten bana in’amda bulundu da onlarla beraber şehid olmadım/bulunmadım” der.

وَلَئِنْ أَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَالَيْتَنِي كُنْتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا

73-) Ve lein esabeküm fadlün minAllahi leyekulenne keen lem teküm beyneküm ve beynehu meveddetün ya leyteniy küntü meahüm feefuze fevzen azîyma;

Ve eğer size Allah’dan bir fazl erişir ise, sanki sizinle onun arasında bir mevedde (sevgi) hiç olmamış gibi, elbette şöyle der: “Ah keşke onlarla beraber olsaydım da aziym bir başarı kazansaydım/büyük murada erseydim”.

فَلْيُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يَشْرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
74-) Fel yükatil fiy sebiylillahilleziyne yeşrunel hayated dünya Bil’ahıreti, ve men yükatil fiy sebilillâhi feyuktel ev yağlib fe sevfe nü'tiyhi ecren aziyma;
Ahiret mukabilinde (B gerçeğince) dünya hayatını satanlar, Allah yolunda savaşsınlar (artık)... Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelir ise, (her iki durumda da biz) kendisine (yakında, çok geçmeden) aziym bir ecir (büyük bir mükafat) vereceğiz.

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
75-) Ve ma leküm la tükatilune fiy sebiylillâhi vel müstad'afiyne minerRicali vennisai vel vildanilleziyne yekulune Rabbena ahricna min hazihil karyetiz zalimi ehlüha* vec'al lena min ledünKE Veliyyen vec'al lena min ledünKE Nasıyra;
Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz, ehli zalim olan şu karyeden (şehirden) bizi çıkar; ledünnünden bize bir Veliy (işimizi üzerine alan sahib) meydana getir; ledünnünden bize bir Nasıyr (yardımcı) kıl” diye (yakaran) mustaz’af (zayıf, mazlum) erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?.

الَّذِينَ ءَامَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
76-) Elleziyne amenu yükatilune fiy sebiylillâhi, velleziyne keferu yükatilune fiy sebiylit tağuti fakatilu evliyaeşşeytan* inne keydeşşeytani kâne daıyfa;
İman edenler Allah yolunda savaşırlar... Kafir (gerçeği reddeden) lere gelince, (onlar da) Tağut (Hakkın ğayrını isbat) yolunda savaşırlar... O halde şeytanın velileri ile savaşın... Muhakkak ki şeytanın tuzağı çok zayıftır.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّواْ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلا أَخَّرْتَنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى وَلاَ تُظْلَمُونَ فَتِيل
77-) Elem tera ilelleziyne kıyle lehüm küffu eydiyeküm ve ekıymusSalate ve atüzZekate, felemma kütibe aleyhimül kıtalü iza feriykun minhüm yahşevnenNase kehaşyetillahi ev eşedde haşyeten, ve kalu Rabbena lime ketebte aleynel kıtal* levla ahhartena ila ecelin kariyb* kul meta’uddünya kaliylün, vel ahıretü hayrun limenitteka ve la tuzlemune fetiyla;
Kendilerine: “Ellerinizi çekin; salat’ı/namazı ikame edin ve zekatı verin” denilenleri görmedin mi?... Vaktaki üzerlerine savaş yazıldı/farz oldu, bir de ne göresin, onlardan bir fırka insanlardan Allah’dan haşyet edip ürperdikleri gibi, hatta daha şiddetli bir haşyetle korkuyorlar... “Rabbimiz, niçin üzerimize savaşı yazdın; bizi yakın bir ecele kadar te’hir etseydin (de biraz daha nefsanilikten, dünyamızdan zevklenseydik) ya?”, dediler... De ki: “Dünya meta’ı (faydalanması, zevki, materyelleri) pek azdır... Ahiret ise ittika edenler (korunanlar) için daha hayırlıdır... Ve size kıl kadar zulmedilmez”.

أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَـؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيث
78-) Eyne ma tekûnu yüdrikkümül mevtü velev küntüm fiy burucin müşeyyedetin, ve in tusıbhüm hasenetün yekulu hazihi min ındillahi, ve in tusıbhüm seyyietün yekulu hazihi min ındike, kul küllün min ındillah* femali haülail kavmi la yekâdune yefkahune hadiysa;
Nerede olursanız (olun) ölüm size ulaşır... Buruc-i Müşşeyyede’de (sağlam/yüksek burçlarda) olsanız bile... Eğer onlara bir hasene isabet ederse: “Bu Allah indindendir” derler... Şayet onlara bir seyyie isabet ederse: “Bu senin indindendir” derler... De ki: “Küllün min indillah = hepsi Allah indindendir (zira ğayrı bir vücud ve müessir yoktur)”... Şu kavme ne oluyor ki, nerede ise bir söz (bile) anlamıyorlar (akılsızlar)?.

مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا
79-) Ma esabeke min hasenetin feminallahi, ve ma esabeke min seyyietin femin nefsike, ve erselnake lin Nasi Rasûla* ve kefa Billahi şehiyda;
Hasene’den (pozitiv, Hakka ait şey) sana ne isabet ederse, Allah’dandır... Seyyie’den (negativ, terkibi yük) sana ne isabet ederse, nefsin’dendir... Seni insanlara Rasûl olarak irsal ettik... Şahid olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
80-) Men yutı’ırRasûle fekad etaAllah* ve men tevella fema erselnake aleyhim hafiyza;
Kim er-Rasûl’e (Allah Rasûlü’ne) itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiştir (çünkü Risalet Allah hükümlerini tebliğ işlevidir)... Kim de yüz çevirirse, zaten biz seni onlar üzerine hafiyz (koruyucu, bekçi) olarak irsal etmedik.

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذِي تَقُولُ وَاللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
81-) Ve yekulune taatün, feiza berezu min ındike beyyete taifetün minhüm ğayrelleziy tekulü, vAllahu yektübü ma yübeyyitun* fea'rıd anhüm ve tevekkel alellahi, ve kefa Billahi vekiyla;
“Taat = başüstüne”, derler ama yanından çıkınca da onlardan bir taife (gündüz) senin söylemiş olduğunun ğayrını geceleyin/gizlice tedbir eder... Allah (onların) geceleyin/gizlice kurduklarını yazıyor... Artık yüz çevir onlardan ve Allah’a tevekkül et (hiç bir şey senden değil; işi Allah’a tevfiz et)... Vekiyl olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْءَانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا
82-) Efela yetedebberunel Kur'an ve lev kâne min ındi ğayrıllahi levecedu fiyhıhtilafen kesiyra;
Kur’an’ı tedebbür etmiyorlar (derinlemesine düşünmüyorlar) mı?... Eğer (O Kur’an) Allah indi’nin ğayrından olsaydı, elbette onun içinde bir çok ihtilaf/çelişki bulurlardı.

وَإِذَا جَاءهُمْ أَمْرٌ مِّنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُواْ بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُوْلِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لاَتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلاَّ قَلِيل
83-) Ve iza caehüm emrün minel emni evil havfi ezau Bihi, ve lev redduhu ilerRasûli ve ila ülil emri minhüm lealimehülleziyne yestenbitunehu minhüm* ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU letteba'tümüş şeytane illâ kaliyla;
Kendilerine emn (emniyet) veya korkudan bir iş geldiğinde, onu (B gerçeğince) ifşa ettiler... Halbuki onu Rasûlullah’a ve onlardan emr sahiplerine döndürselerdi, onlardan işin iç yüzünü araştırıp ortaya çıkarmak isteyen kimseler onu (o işin aslını) elbette bilirdi... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı (olan AKIL) ve O’nun rahmeti (iman) olmasaydı, pek az hariç, elbette (hepiniz) şeytana (vehme) tabi olup gitmiştiniz.

فَقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَاللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنْكِيلًا

84-) Fekatil fiy sebiylillâhi, la tükellefü illâ nefseke ve harridıl mu’miniyn* asellahu en yeküffe be'selleziyne keferu* vAllahu eşeddü be'sen ve eşeddü tenkiyla;

(Rasûlüm) Allah yolunda savaş... Nefsinden başkasından mükellef değilsin... Mü’minleri de (Allah yolunda savaşmaya) teşvik et... Umulur ki Allah kafir olanların şiddetini/gücünü önler... Allah be’s (güç, şiddet) olarak da daha şiddetlidir, tenkiyl (ibret verici ceza) bakımından da daha şiddetlidir.

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصِيبٌ مِنْهَا وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُقِيتًا
85-) Men yeşfa' şefa’aten haseneten yekün lehu nasiybün minha* ve men yeşfa' şefa’aten seyyieten yekün lehu kiflün minha* ve kânAllahu alâ külli şey’in mukıyta;
Kim güzel bir şefaatte bulunursa, ondan kendisi için bir nasip olur... Kim de kötü bir şefaatte bulunursa, ondan da onun için bir nasip olur... Allah herşey üzerine Mukıyt’tir (her şeyin gıdasını vericidir).

وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا
86-) Ve iza huyyiytüm Bi tehıyyetin fehayyu Bi ahsene minha ev rudduha* innAllahe kâne alâ külli şey'in Hasiyba;
(B sırrınca) bir selamlama ile selamlandığınızda, (B sırrınca) ondan daha güzeli ile selamlayın yahut onun aynısını döndürün (aynen iade edin)... Muhakkak ki Allah herşey’i Hasiyb’dir.

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ حَدِيثًا
87-) Allahu la ilahe illâ HU* leyecme’anneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh* ve men asdeku minAllahi hadiysa;
Allah, O’ndan başka vücud olmayandır... Kendisinde şek-şüphe olmayan kıyamet gününde sizi muhakkak cem’eder... Hadis/söz olarak Allah’dan daha doğru söyleyen kimdir?.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal