Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



NİSÂ SÛRESİ    النساء

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ وَاللَّهُ أَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا أَتُرِيدُونَ أَنْ تَهْدُوا مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا
88-) Fema leküm fiyl münafikıyne fieteyni vAllahu erkesehüm Bi ma kesebu* etüriydune en tehdu men edallellah* ve men yudlilillahu felen tecide lehu sebiyla;
Allah onları kazandıkları ile (B sırrınca) baş aşağı etmişken, size ne oluyor da munafıklar hakkında iki grupa ayrıldınız?... Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi diliyorsunuz?... Allah kimi saptırır ise, artık onun için bir yol asla bulamazsın.

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاءَ حَتَّى يُهَاجِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِير
89-) Veddu lev tekfürune kema keferu fetekunune sevaen fela tettehızu minhüm evliyae hatta yühaciru fiy sebiylillâh* fein tevellev fehuzûhüm vaktüluhüm haysü vecedtümuhüm* ve la tettehızu minhüm veliyyen ve la nasıyra;
Onlar, (kendileri) kafir oldukları gibi sizin de kafir olmanızı ve (böylece onlarla) eşit olmanızı arzu ettiler... O halde (onlar) Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan kimseyi evliya/dostlar edinmeyin... Eğer yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve onları bulduğunuz yerde öldürün onları... Onlardan Veliy ve Nasıyr (yardımcı) edinmeyin.

إِلَّا الَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ أَوْ جَآؤُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَاتِلُوكُمْ أَوْ يُقَاتِلُواْ قَوْمَهُمْ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْ فَإِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْاْ إِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلا
90-) İllelleziyne y esılune ila kavmin beyneküm ve beynehüm miysakun ev cauküm hasıret suduruhüm en yukatiluküm ev yukatilu kavmehüm* ve lev şaAllahu leselletahüm aleyküm felekateluküm* feinı'tezeluküm felem yukatiluküm ve elkav ileykümüs seleme, fema cealAllahu leküm aleyhim sebiyla;
Ancak sizinle onlar arasında miysak (anlaşma) olan bir kavme vasıl olanlar yahut ne sizinle ne de kendi kavimleri ile savaşmak’tan (savaşmak istemediklerinden) sadırları (göğüsleri) sıkılarak size gelenler müstesna... Eğer Allah dileseydi elbette onları size musallat ederdi de (onlar da) sizinle savaşırlardı... Eğer (onlar) sizden uzlet ederler (uzaklaşırlar), sizinle savaşmazlar ve size barış ilka ederlerse (beyan ederlerse), artık Allah onların aleyhine bir yol sizin için oluşturmaz.

سَتَجِدُونَ آخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُواْ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوَاْ إِلَى الْفِتْنِةِ أُرْكِسُواْ فِيِهَا فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُواْ إِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّوَاْ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثِقِفْتُمُوهُمْ وَأُوْلَـئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا
91-) Setecidune ahariyne yüriydune en ye'menuküm ve ye'menu kavmehüm* küllema rüddu ilel fitneti ürkisu fiyha* fein lem ya'teziluküm ve yulku ileykümüsseleme ve yeküffu eydiyehüm fehuzuhüm vaktüluhüm haysü sekıftümuhüm* ve ülaiküm cealna leküm aleyhim sultanen mübiyna;
Diğer bazılarını da bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kendi kavimlerinden emin olmak dilerler... Her fitneye döndürüldüklerinde, onda (o fitnede) baş aşağı olurlar... Şayet sizden uzak durmazlar, size barış ilka etmezler ve ellerini çekmezler ise onları yakalayın ve onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün onları... İşte bunlar varya, onların aleyhine size apaçık bir sultan (ferman, yetki, hüccet, güç) oluşturduk (verdik).

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلاَّ خَطَئًا وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَئًا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ إِلاَّ أَن يَصَّدَّقُواْ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مْؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِّيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةً فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ اللّهِ وَكَانَ اللّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
92-) Ve ma kâne li mu’minin en yaktule mu'minen illâ hataen, ve men katele mu'minen hataen fetahriyru rakabetin mu'minetin ve diyetün müsellemetün ila ehlihi illâ en yessaddeku* fein kâne min kavmin adüvvin leküm ve huve mu'minun fe tahriyru rekabetin mü'minetin, ve in kâne min kavmin beyneküm ve beynehüm miysakun fediyetün müsellemetün ila ehlihi ve tahriyru rekabetin mu'minetin, femen lem yecid fesıyamu şehreyni mütetabi’ayni, tevbeten minAllahi, ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Hataen (kasdi olmaksızın, yanlışlıkla) olmak müstesna, bir mü’min için (başka) bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir... Hataen bir mü’mini öldürenin, mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması ve onun (öldürülenin) ehline (ailesine) teslim edilmiş bir diyet (vermesi) gerekir... (Varislerin diyeti katile) sadaka vermeleri (bağışlamaları) müstesna... Eğer (öldürülen) mü’min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden ise, (o zaman katilin) mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması gerekir... Şayet (öldürülen) sizinle aralarında miysak bulunan bir kavimden ise, (o zaman katilin) onun (öldürülenin) ehline (ailesine) teslim edilmiş bir diyet (vermesi) ve mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması gerekir... Kim bulamazsa (imkanı olmazsa), Allah’dan bir tevbe olmak üzere, iki (kameri) ay kesiksiz oruç tutmalıdır... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا
93-) Ve men yaktül mu'minen müteammiden fecezauhu cehennemü haliyden fiyha ve ğadıbAllahu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azaben aziyma;
Kim bir mü’mini taammüden öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalmak üzere Cehennem’dir... Allah ona gadap etmiştir; la’netlemiştir onu, ve onun için aziym bir azab hazırlamıştır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِندَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
94-) Ya eyyühelleziyne amenu iza darabtüm fiy sebiylillâhi fetebeyyenu ve la tekulu limen elka ileykümüs Selâme leste mu'minen, tebteğune aradal hayatid dünya* feındAllahi meğanimü kesiyratün, kezâlike küntüm min kablü femennAllahu aleyküm fe tebeyyenu* innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habîyra;
Ey iman edenler!... Allah yolunda gazaya çıktığınızda, iyice araştırın ve size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatını arayarak, “Sen mü’min değilsin” demeyin... Allah indinde çok ganimetler var... Daha önce siz de böyle idiniz de Allah size lutufta bulundu... O halde iyice araştırın... Muhakkak ki Allah yapmakta olduğunuz şeyleri (B sırrınca) Habiyr’dir.

لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
95-) La yestevil kaıdune minel mu’miniyne ğayru ülid darari vel mücahidune fiy sebiylillâhi Bi emvalihim ve enfüsihim* faddalellahul mücahidiyne Bi emvalihim ve enfüsihim alel kaıdiyne dereceten, ve küllen veadAllahul husna* ve faddalellahul mücahidiyne alel kaıdiyne ecren azîyma;
Zarar (mazeret) sahiblerinden hariç olmak üzere mü’minlerden oturup kalanlar ile Allah yolunda (B sırrınca) mallarıyla, nefsleriyle mücahade edenler müsavi olmazlar... Allah, (B sırrınca) mallarıyla ve nefsleriyle mücahade edenleri oturup kalanlaradan derece olarak üstün kıldı... Hepsine Allah Hüsna’yı (en güzeli) va’d etmiştir... (Ama) Allah mücahidleri oturup kalanların üzerine aziym bir ecir ile üstün kılmıştır.

دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
96-) Derecâtin minhü ve mağfireten ve rahmeten, ve kânAllahu Ğafuren Rahîyma;
(Yani) kendinden dereceler, bir mağfiret ve bir rahmet... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا فَأُولَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
97-) İnnelleziyne teveffahümül Melaiketü zalimiy enfüsihim kalu fiyme küntüm* kalu künna müstad'afiyne fiyl Ard* kalu elem tekün Ardullahi vasiaten fe tühaciru fiyha* feülaike me'vahüm cehennem* ve saet mesıyra;
Muhakkak ki Melaike, nefslerine zulmedici oldukları halde vefat ettirdiği kimselere, “Ne işte idiniz? bu haliniz ne?)” derler... (Onlar da) dediler ki: “Biz Arz’da mustaz’afiyn (zayıf, çaresizler) idik”... (Melaike de) dedi ki: “Allah Arz’ı geniş olmadı mı, orada hicret etseydiniz?”... İşte bunların varacağı yer cehennemdir... Ne kötü dönüş yeridir!.

إِلَّا الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًا
98-) İllel müstad'afiyne minerRicali ven nisai vel vildani la yestetıy'une hıyleten ve la yehtedune sebiyla;
Ancak Erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan hiçbir maharete gücü yetmeyen ve (hicret için) bir yol bulamayan mustaz’afiyn müstesna.

فَأُولَئِكَ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
99-) Feülaike asallahu en ya'füve anhüm* ve kânAllahu Afüvven Ğafura;
İşte, Allah’ın onları affetmesi umulur... Allah Afüv’dür, Ğafur’dur.

وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
100-) Ve men yühacir fiy sebiylillâhi yecid fiyl Ardı mürağamen kesiyren veseaten, ve men yahruc min beytihi muhaciren ilAllahi ve RasûliHİ sümme yüdrikhül mevtü fekad vekaa ecruhu alellah* ve kânAllahu Ğafuren Rahîyma;
Kim Allah yolunda (özüne doğru) hicret ederse, Arz’da (fıtrat alanınızda) pek çok gidilecek yer ve güç/genişlik bulur... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne muhacir olarak evinden çıkar, sonra da ona ölüm yetişirse, artık onun ecri Allah üzerinedir... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبِينًا
101-) Ve iza darebtüm fiyl Ardı feleyse aleyküm cünahun en taksuru mines Salati, in hıftüm en yeftinekümülleziyne keferu* innel kafiriyne kânu leküm adüvven mübiyna;
Arz’da gezip dolaştığınızda (seferilikte, gazada), kafir olanların sizi fitnelemesinden (size bir sıkıntı vermesinden) korkarsanız, salat’tan/namaz’dan kasr etmenizde (kısaltmanızda) sizin üzerinize bir günah yoktur (tahkike, yakine önem verin)... Muhakkak ki kafirler, sizin için apaçık düşmandır.

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلاَةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَى لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَى أَن تَضَعُواْ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ إِنَّ اللّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
102-) Ve iza künte fiyhim feekamte lehümüs Salate feltekum taifetün minhüm meake vel ye'huzü eslihatehüm* feiza secedu felyekûnu min veraiküm* velte'ti taifetün uhra lem yusallu fel yusallu meake velye'huzü hızrehüm ve eslihatehüm* veddelleziyne keferu lev tağfülune an eslihatiküm ve emtiatiküm feyemiylune aleyküm meyleten vahıdeten, ve la cünaha aleyküm in kâne Bi küm ezen min metarin ev küntüm merda en tedau eslihateküm* ve huzu hızraküm* innAllahe eadde lil kafiriyne azaben mühiyna;
(Rasûlüm sen) onların içlerinde olup da onlara salat’ı ikame ettirdiğinde, onlardan bir taife seninle beraber kıyam etsin (namaza dursun)... Silahlarını da alsınlar... (Bunlar) secde ettiğinde, (diğerleri) sizin arkanızda olsunlar... (Sonra) namaz kılmamış diğer taife gelsin, seninle birlikte bilfiil namaz kılsın... Ve (onlar da) korunmalarını/tedbirlerini ve silahlarını alsınlar... Kafir olanlar arzu ederler ki, keşke siz silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olasınız da, tek bir meyl ile üzerinize meyletsinler (birden tek bir baskınla üzerinize çullansınlar)... Eğer (B sırrınca) size yağmurdan bir eziyyet olur yahut hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur... (bununla beraber) korunmanızı/tedbirinizi alın... Muhakkak ki Allah kafirler için alçaltıcı bir azab hazırlamıştır.

فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا
103-) Feiza kadaytümüs Salate fezkürullahe kıyamen ve kuuden ve alâ cünubiküm* feizatme'nentüm feekıymus Salate, innesSalate kânet alel mu’miniyne kitaben mevkuta;
(O korku vaktinde) salat’ı (namaz’ı) kaza ettiğinizde (açıp fethettiğinizde, tamamladığınızda), artık kıyam’da, kuud’da ve yanlarınız üzerine iken Allah’ı zikredin... Mutmain olduğunuzda salat’ı ikame edin... Muhakkak ki salat/namaz mü’minler üzerine vakitlenmiş bir yazı (farz) dır.

وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ إِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

104-) Ve la tehinu fibtiğail kavm* in tekûnu te'lemune feinnehüm ye'lemune kema te'lemun* ve tercune minAllahi ma la yercun* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;

O kavmi takip etmekte gevşeklik göstermeyin... Şayet siz elem duyuyorsanız, onlar da tıpkı sizin elem duyduğunuz gibi elem duyuyorlar... (Üstelik siz) Allah’dan onların umamayacağı şeyleri umuyorsunuz... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنِينَ خَصِيمًا
105-) İnna enzelna ileykel Kitabe Bil hakkı li tahküme beynenNasi Bi ma erakellah* ve la tekün lil hainiyne hasıyma;
Doğrusu biz sana Kitab’ı, Allah’ın sana gösterdiği ile (B sırrınca) insanlar arasında hükmedesin diye, Bil-Hakk (Hak olarak) inzal ettik... Hainler için hasıym (savunucu) olma.

وَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا
106-) Vestağfirillah* innAllahe kâne Ğafuren Rahîyma;
Allah’dan mağfiret dile... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنْفُسَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا
107-) Ve la tücadil anilleziyne yahtanune enfüsehüm* innAllahe la yuhıbbı men kâne havvanen esiyma;
Kendi nefslerine hainlik edenleri savunma (onlar için mücadele etme)... Muhakkak ki Allah havvan-ı esiym’i (çok günah işleyen, sürekli hainlik yapanı) sevmez.

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَى مِنَ الْقَوْلِ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
108-) Yestahfune minen Nasi ve la yestahfune minAllahi ve HUve meahüm iz yübeyyitune ma la yerda minel kavl* ve kânAllahu Bi ma ya'melune muhıyta;
İnsanlardan gizlerler de Allah’dan gizlemezler... Halbuki O, kavl’den (söz’den) razı olmayacağını (onlar) gizlice/gece boyu kurarlarken onların beraberinde idi... Allah yapmakta olduklarını (B sırrınca) muhiyt’tir.

هَا أَنْتُمْ هَؤُلَاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا
109-) Ha entüm haülai cadeltüm anhüm fiyl hayatid dünya femen yücadilullahe anhüm yevmel kıyameti emmen yekûnü aleyhim vekiyla;
İşte siz, dünya hayatında onları savundunuz/onlar için mücadele ettiniz (diyelim)... Ya kıyamet günü onlar için Allah’a (karşı) kim mücadele verir yahut onlar üzerine kim vekiyl olur?.

وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللَّهَ يَجِدِ اللَّهَ غَفُورًا رَحِيمًا
110-) Ve men ya'mel suen ev yazlim nefsehu sümme yestağfirillahe yecidillahe Ğafuren Rahîyma;
Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder (birimsellikle zuhur eder) de sonra Allah’dan mağfiret dilerse, Allah’ı Ğafur, Rahıym olarak bulur.

وَمَنْ يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلَى نَفْسِهِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
111-) Ve men yeksib ismen feinnema yeksibuhu alâ nefsih* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Kim bir günah kazanırsa, ancak kendi aleyhine onu kazanmış olur... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَمَنْ يَكْسِبْ خَطِيئَةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِ بَرِيئًا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا
112-) Ve men yeksib hatıy'eten ev ismen sümme yermi Bihi beriy’en fekadıhtemele bühtanen ve ismen mübiyna;
Kim (kasdi) bir hata veya günah kazanırda sonra da (Bi-) onu (o günahtan) beri birine (suçsuz olana) atarsa, gerçekten bir buhtan ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.

وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مُّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلاُّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيْءٍ وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا
113-) Ve levla fadlullahi aleyke ve rahmetuHU lehemmet taifetün minhüm en yudılluke, ve ma yudıllune illâ enfüsehüm ve ma yedurruneke min şey'in, ve enzellAllahu aleykel Kitabe vel Hıkmete ve allemeke ma lem tekün ta'lemu, ve kâne fadlullahi aleyke azîyma;
Eğer senin üzerinde Allah fazlı (olan İlahi Akıl) ve O’nun (Zat’ın) rahmeti olmasaydı, onlardan bir taife seni saptırmaya elbette yeltenirdi... (Halbuki) onlar ancak kendilerini saptırırlar... Sana hiçbir zarar veremezler... Allah senin üzerine Kitab’ı (Sistem bilincini, vücud ilmini) ve Hikmet’i (diyn ilmini, sünnetullah marifetini) inzal etmiş ve bilmediğini (batıni, ledünni ilimleri) sana ta’lim etmiştir... Allah’ın senin üzerinde Fazlı Aziym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal