Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  4.  NİSÂ SÛRESİ    النساء

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
114-) La hayre fiy kesiyrin min necvahüm illâ men emera Bi sadakatin ev ma'rufin ev ıslahın beynen Nas* ve men yaf'al zalikebtiğae merdatillahi fesevfe nü'tiyhi ecren azîyma;
Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur... Ancak bir sadakayı veya bir ma’rufu yahut insanlar arasını ıslahı (B sırrınca) emreden müstesna... Kim (başka bir düşünce ile değil) Allah rızasını isteyerek bunu yaparsa, biz ona aziym bir ecir vereceğiz.

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
11 5-) Ve men yuşakıkırRasûle min ba'di ma tebeyyene lehül hüda ve yettebı' ğayre sebiylil mu’miniyne nüvellihi ma tevella ve nuslihi cehennem* ve saet mesıyra;
Kim hidayet kaynağı/rehber kendisine açıkça belli olduktan sonra Rasûlullah’a karşı gelir/muhalefet eder ve mü’minlerin yolunun ğayrına tabi olursa, onu yöneldiğine döndürür ve (nihayet) onu cehenneme yaslarız... Ne kötü bir dönüş yeridir o!.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا
11 6-) İnnAllahe la yağfiru en yüşreke Bihi ve yağfiru ma dune zâlike li men yeşaü, ve men yüşrik Billahi fekad dalle dalalen beıyda;
Muhakkak ki Allah kendisine (B sırrınca) şirk koşulmasını (şakiliği) mağfiret etmez... Ondan başkasını dilediği kimseler için mağfiret eder... Kim Allah’a (B sırrınca) ortak tutarsa, gerçekten uzak bir sapıklığa (şirk’e) sapmıştır.

إِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا إِنَاثًا وَإِنْ يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا
117-) İn yed'une min duniHİ illâ inasen, ve in yed'une illâ şeytanen meriyda;
Ondan ğayrına davette bulunanlar (gayrını çağıranlar), ancak dişi (nefs) leri çağırır da’vette bulunurlar... Ve (böylece onlar) ancak inatçı/asi şeytanı (vehmi) dua edip çağırıyorlar.

لَعَنَهُ اللَّهُ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا
118-) Leanehullah* ve kale leettehızenne min ıbadike nesıyben mefruda;
Allah ona (o şeytana) la’net etmiştir... (O şeytan da): “Senin kullarından farzlaşmış/belirli bir nasip elbette edineceğim”, dedi.

وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ الْأَنْعَامِ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبِينًا

119-) Ve leüdıllennehüm ve le ümenniyennehüm ve le amürrennehüm fele yübettikünne azanelen'ami ve leamürennehüm fele yüğayyirunne halkallah* ve men yettehıziş şeytane veliyyen min dunillahi fekad hasira husranen mübiyna;

“Elbette onları saptıracağım, onları boş kuruntulara (gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallere) boğacağım, onlara (şartlanmaları ve nefsani arzuları ile) emredeceğim de en’am’ın (kendilerinden kurban olan davarların) işitme araçlarını/kulaklarını yarıp-kesecekler (yaşamı toplumsal şartlanmalara göre kabul ederler) ve onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını (fıtratlarını) değiştirecekler (geri dönülmez bir şekilde madde kaydına girecekler)” (dedi)... Kim Allah’ı bırakır da şeytanı veliy edinirse, gerçekten o apaçık bir hüsrana uğramıştır.

يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا
120-) Yaıduhüm ve yümenniyhim* ve ma yeıduhümüş şeytanü illâ ğurura;
(Şeytan, alt düzey bilinç) onlara vaadlerde bulunur ve onlara umut verip hayal kurdurur/temenni ettirir... (Halbuki) şeytan onlara ğururdan (aldatmadan) başka bir şey va’detmez.

أُولَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًا
121-) Ülaike me'vahüm cehennemü ve la yecidune anha mehıysa;
İşte bunlar var ya, onların varacakları yer cehennemdir (birimsellik, fitne boyutu)... Oradan kurtulacakları bir kaçış yeri de bulamazlar (zira kendilerini o bilinç düzeyinde sabitlemişler).

وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلًا
122-) Velleziyne amenu ve amilus salihati senudhılühüm cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* va'dAllahi hakkan, ve men asdaku minAllahi kıyla;
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onları altlarından nehirler akan cennetlere dahil edeceğiz... Orada ebedi olarak kalıcılardır (çünkü kendi sıfatları)... (Bu) Allah’ın Hak olan va’didir... Söz söyleme bakımından Allah’dan daha doğru sözlü kimdir?.

لَيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَا أَمَانِيِّ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
123-) Leyse Bi emaniyyiküm ve la emaniyyi ehlil Kitab* men ya'mel suen yücze Bihi ve la yecid lehu min dunillahi veliyyen ve la nesıyra;
(Gerçeğiniz), ne sizin kuruntularınızla ne de Ehl-i Kitab’ın kuruntularıyla değildir... Kim bir kötülük yaparsa (B gerçeğince) onunla cezalanır (onunla vasıflanır)... Ve kendisi için Allah’dan başka ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr bulabilir.

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا
124-) Ve men ya'mel mines salihati min zekerin ev ünsa ve huve mu'minun feülaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune nekıyra;
Erkek veya dişi’den kim mü’min olarak salih amel işlerse, işte onlar cennet’e girerler ve hurma çekirdeğinin çukuru kadar (bile) zulmedilmezler.

وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا
125-) Ve men ahsenü diynen mimmen esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun vettebea millete İbrahîyme haniyfa* vettehazAllahu İbrahîyme haliyla;
Muhsin olarak (varlığının Hakka ait olduğu müşahadesiyle) vechini (aşikar olan varlığını) Allah’a teslim edenden (yani, Allah Esmasının bir zuhuru olarak varolduğunun, zatının hiç bir zaman varolmadığının idrak ve irfanı ile vahdeti müşahade edenden) ve haniyf olarak (tanrı kabulsüz) İbrahim’in milletine tabi olandan, diyn olarak daha güzel kimdir?... Allah, İbrahim’i halil edindi.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحِيطًا
126-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve kânAllahu Bikülli şey'in muhıyta;
Semavat ve Arz’da ne varsa Allah’ındır... Allah, Bi-külli şey’in Muhiyt’tir (Semavat ve Arz ve onlarda olan herşey O’nun sıfatlarının tecellileridir; vücud O’nundur).

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاء قُلِ اللّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاء الَّلاتِي لاَ تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْوِلْدَانِ وَأَن تَقُومُواْ لِلْيَتَامَى بِالْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِهِ عَلِيمًا
127-) Ve yesteftuneke fiyn nisa'* kulillahu yüftiyküm fiyhinne, ve ma yütla aleyküm fiyl Kitabi fiy yetamen nisaillatiy la tü'tunehünne ma kütibe lehünne ve terğabune en tenkihuhünne vel müstad'afiyne minel vildani ve en tekumu lil yetama Bil kıst* ve ma tef'alu min hayrin feinnAllahe kâne Bihi Aliyma;
Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar... De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor”... Onlar için yazılmış (farz olmuş) hakları kendilerine vermediğiniz ve (üstelik) kendilerini nikahlamaya (evlenmeye) rağbet ettiğiniz yetim kadınlar ile mustaz’af (zavallı/horlanacak) çocuklar ve bir de yetimlere kıst’ı/uluhiyyet hükümlerini (B sırrınca) ikame etmeniz (adaleti ayakta tutmanız, adaletle muamele etmeniz) hakkında (kadınlar hakkında Allah’ın hükümleri) Kitab’ta sizin üzerinize tilavet ediliyor... Hayırdan ne işlerseniz, muhakkak ki Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Aliym’dir.

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ الْأَنْفُسُ الشُّحَّ وَإِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِير
128-) Ve inimraetün hafet min ba'liha nüşuzen ev ı'radan fela cünaha aleyhima en yusliha beynehüma sulha* ves sulhu hayr* ve uhdıretil enfüsüş şuhha, ve in tuhsinu ve tetteku fe innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habîyra;
Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, aralarını sulh ile ıslah etmelerinde kendileri üzerine bir günah yoktur... Sulh (daima) hayırlıdır... Nefsler cimriliğe/hırsa hazır hale getirilmiştir... Eğer ihsan üzere olur ve takva yaşarsanız, muhakkak ki Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.

وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَإِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

129-) Ve len testetıy'u en ta'dilu beynen nisai ve lev harastüm fela temiylu küllelmeyli fetezeruha kelmuallekati, ve in tuslihu ve tetteku feinnAllahe kâne Ğafuren Rahiyma;

Düşkünlük derecesinde isteseniz de kadınlar arasında adalete asla güç yetiremezsiniz... (Bari) tüm meylinizle birine meyledip diğerini askıdaymış gibi bırakmayın... Eğer (halinizi) ıslah eder ve (nefsinizden) korunursanız, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَإِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللَّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ وَكَانَ اللَّهُ وَاسِعًا حَكِيمًا
130-) Ve in yeteferreka yuğnillahu küllen min seatiHİ, ve kânAllahu Vasian Hakiyma;
Eğer (karı-koca) ayrılırlarsa, Allah kendi genişliğinden/zenginliğinden hepsini (onların her birini) ğani eder... Allah Vasi’dir, Hakiym’dir.

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ اتَّقُواْ اللّهَ وَإِن تَكْفُرُواْ فَإِنَّ لِلّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا
131-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve lekad vasseynelleziyne utül Kitabe min kabliküm ve iyyaküm enittekullah* ve in tekfüru feinne Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve kânAllahu Ğaniyyen Hamiyda;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa (hepsi hakikatınız olan) Allah’ındır (Allah’a ait özelliklerin bir zuhurudur; zati bir varlıkları ve şahsi amaçları yoktur; bir işlev üzere yoktan yaratılmışlardır; vücud Allah’ındır, abes yoktur)... Sizden önce kendilerine Kitab verilenlere ve size “Allah’tan ittika edin”diye vasiyyet ettik... Eğer kafir olursanız, muhakkak ki Semavat ve Arz’da ne varsa (hepsi) Allah’ındır (Allah dilediğinde dilediği gibi zahir olur)... Allah Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
132-) Ve Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl’ Ard* ve kefa Billahi Vekiyla;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var (hepsi hakikatınız olan) Allah’ındır... Vekiyl olarak (B sırrınca) Allah kafidir (her boyutta, muhtelif isim ve sûretler ile dilediğini yapan O’dur).

إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِآخَرِينَ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى ذَلِكَ قَدِيرًا
133-) İn yeşe' yüzhibküm eyyühenNasü ve ye’ti Bi ahariyn* ve kânAllahu alâ zâlike Kadiyra;
Eğer (Allah) dilerse, -ey insanlar- sizi giderir ve (B sırrınca) başkalarını getirir... Allah bunun üzerine de Kadiyr’dir.

مَنْ كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللَّهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَكَانَ اللَّهُ سَمِيعًا بَصِيرًا
134-) Men kâne yüriydü sevabed dünya fe ındAllahi sevabüd dünya vel ahireti, ve kânAllahu Semi’an Basıyra;
Kim dünya hayatının sevabını dilerse, (bilsin ki) dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah indindedir... Allah Semi’dir, Basıyr’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقَيرًا فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
135-) Ya eyyühelleziyne amenu kûnu kavvamiyne Bil kıstı şühedae Lillahi ve lev alâ enfüsiküm evil valideyni vel akrabiyn* in yekün ğaniyyen ev fakıyren fAllahu evla Bihima fela tettebiul heva en ta'dilu* ve in telvu ev tu'ridu fe innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habiyra;
Ey iman edenler!... Bil-Kıst’ı (uluhiyyet hükümlerine göre olan adaleti; her boyutun hakkını) kaim kılıcılar ve (nefsiniz için değil, hakikatınız olan) Allah için (Allah ahlakının açığa çıkması için) şahidler olun... Velev ki kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa... (Şahidlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir olsunlar... (Çünkü) Allah ikisine de daha yakındır... O halde adaleti sağlamada hevanıza (beşeri düşüncelerinize) tabi olmayın... Eğer dilinizi eğip büker veya yüz çevirirseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيد

136-) Ya eyyühelleziyne amenu Aminu Billahi ve RasûliHİ vel Kitabilleziy nezzele alâ RasûliHİ vel Kitabilleziy enzele min kabl* ve me yekfür Billahi ve MelaiketiHİ ve KütübiHİ ve RusuliHİ vel yevmil ahıri fekad dalle dalâlen baıyda;

Ey (takliden) iman edenler!... (B sırrıyla) iman edin Allah’a, O’nun Rasûlüne, Rasûlüne (kısım kısım) indirdiği (tenziyl; tafsile indirme?) Kitab’a ve daha önce (Rasûlüne bir defada) inzal ettiği Kitab’a/ (veya Kur’an-ı Kerim’den önce nazıl olan Kitablara)... Kim Allah’a, O’nun melaikesine, O’nun Kitablarına, O’nun Rasûllerine ve ahir gün’e (B gerçeğince) kafirlik ederse (örter, inkar ederse), gerçekten (o) uzak bir sapıklığa (şirk’e) sapmıştır.

إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ءَامَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًا
137-) İnnelleziyne amenu sümme keferu sümme amenu sümme keferu sümmezdadu küfren lem yekünillahu li yağfire lehüm ve la liyehdiyehüm sebiyla;
Muhakkak ki (gerçeğe) iman edip, sonra kafir olan (reddeden); sonra (fıtratlarındaki meyil ve astrolojik etkiler dolayısıyla yeniden) iman edip, sonra (yine) kafir olan, sonra (nihayet) küfrü artıranlara (mekr gereği perdeleri kalınlaşanlara) gelince, Allah onları ne mağfiret eder ve ne de onları bir yola hidayet eder.


بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

138-) Beşşiril münafikıyne Bi enne lehüm azaben eliyma;
Münafıkları müjdele ki, onlar için elim azab vardır.

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا
139-) Elleziyne yettehızunel kafiriyne evliyae min dunil mu’miniyn* eyebteğune ındehümül ızzete feinnel ızzete Lillahi cemiy’a;
Onlar ki mü’minleri bırakıp kafirleri dost edinirler... İzzet’i onların yanında mı arıyorlar?... Muhakkak ki izzet bütünüyle Allah’ındır (birimsellik zillettir).

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
140-) Ve kad nezzele aleyküm fiyl Kitabi en iza semi'tüm ayatillahi yükferu Biha ve yüstehzeü Biha fela tak'udu maahüm hatta yehudu fiy hadiysin ğayrih* inneküm izen mislühüm* innAllahe camiul münafikıyne vel kafiriyne fiy cehenneme cemiy’a;
(Allah) size Kitab’ta (şunu) indirmiştir ki: Allah ayetlerinin (B sırrınca) inkar edildiğini ve onlarla (B sırrınca) alay edildiğini işittiğinizde (o munafıklar) ondan başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın... Aksi halde kesinlikle siz de onların misli olursunuz... Muhakkak ki Allah münafıkları ve kafirleri cehennem’de toptan cami’dir.

الَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِن كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِّنَ اللّهِ قَالُواْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ وَإِن كَانَ لِلْكَافِرِينَ نَصِيبٌ قَالُواْ أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُم مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلا
141-) Elleziyne yeterebbesune Biküm* fen kâne leküm fethun minAllahi kalu elem nekün maaküm ve in kâne lil kafiriyne nesıybün kalu elem nestahviz aleyküm ve nemna'küm minel mu’miniyn* fAllahu yahkümü beyneküm yevmel kıyameti, ve len yec'alellahu lil kafiriyne alel mu’miniyne sebiyla;
Onlar (Bi-) sizi (size gelecekleri) gözetleyip duruyorlar... Eğer size Allah’dan bir feth olursa: “Biz de sizinle beraber değilmiydik?” dediler... Şayet (size düşman olan) kafirlere (zaferden) bir nasip olursa: “Biz size üstünlük sağlayıp, mü’minlere karşı (siper olarak) sizi korumadık mı?” dediler... Allah kıyamet günü aranızda hükmeder... Allah mü’minlerin aleyhine kafirler için bir yol asla oluşturmaz.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ قَامُوا كُسَالَى يُرَاءُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا
142-) İnnel münafikıyne yuhadiunAllahe ve HUve hadiuhüm* ve iza kamu iles Salati kamu küsala yüraunen Nase ve la yezkürunAllahe illâ kaliyla;
Muhakkak ki munafıklar Allah’ı aldatmağa kalkışırlar, (oysa) O onları aldatır... Ve (munafıklar) namaz kalktıklarında tembelce kalkarlar (ihsan makamına istekleri yok), insanlara riya yaparlar ve Allah’ı çok az zikrederler.

مُذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَلَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا

143-) Müzebzebiyne beyne zâlike, la ila haülai ve la ila haüla'* ve men yudlilillahu fe len tecide lehu sebiyla;

Arada (ikisi arasında; iman-küfr) yalpalayıp duran (gidip gelen, kararsız) lardır... Ne bunlara, ne de onlara (katılırlar)... Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol bulamazsın.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَنْ تَجْعَلُوا لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبِينًا
144-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızül kafiriyne evliyae min dunil mu’miniyn* etüriydune en tec'alu Lillahi aleyküm sultanen mübiyna;
Ey iman edenler, mü’minleri (vahdet ehlini) bırakıp da kafirleri (Gerçeği reddeden perdelileri, vehim hükmünde olanları) veliler (sohbet arkadaşı) edinmeyin... Aleyhinize, Allah’a apaçık bir kanıt oluşturmak (vermek) dilermisiniz (hakikatınız olan Allah’a ait kuvveler ile koza oluşturmayın)?.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا

145-) İnnel münafikıyne fidderkil’ esfeli minennar* ve len tecide lehüm nasıyra;

Muhakkak ki munafıklar Nar’ın en esfeli’nin dibindedirler... Onlar için bir Nasıyr (yardımcı) asla bulamazsın.

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللَّهِ وَأَخْلَصُوا دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُولَئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
146-) İllelleziyne tabu ve aslehu va'tesamu Billahi va ahlesu diynehüm Lillahi fe ülaike meal mu’miniyn* ve sevfe yü'tillahul mu'miniyne ecren azîyma;
Ancak tevbe edenler, (hallerini) ıslah edenler, (B sırrıyla) Allah’a sımsıkı (tam) tutunanlar ve dinlerini (hakikatleri olan) Allah için halis kılanlar (şirkten korunanlar; beşeri şartlanmalar, taasub ve duygular karışmaksızın; Allah ahlakı olarak) müstesna... Onlar mü’minlerle beraberdirler... Allah mü’minlere aziym bir ecir verecektir.

مَا يَفْعَلُ اللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِنْ شَكَرْتُمْ وَءَامَنْتُمْ وَكَانَ اللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
147-) Ma yef'alullahu Bi azabiküm in şekertüm ve amentüm* ve kânAllahu Şakiyren Alîyma;
Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz, (B gerçeğince) Allah size azabı neylesin?.. Allah Şakir (daim şükreden; özelliklerini ve şükür fiillerini daim değerlendiren)’dir, Aliym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal