Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  5.   MÂİDE SÛRESİ    المائدة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ ءَادَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
27-) Vetlü aleyhim nebeebney Ademe BilHakk* iz karreba kurbanen fetukubbile min ehadihima ve lem yütekabbel minel ahar* kale leaktülenneke, kale innema yetekabbelullahu minel müttekıyn;
Onlara Adem’in iki oğlunun haberini Bil-Hakk (Hak olarak) tilavet et... Hani (ikisi de) bir (er) kurban (Allah’a yaklaştırıcı şey) takdim etmişlerdi de, ikisinden birinden kabul olunmuş (kurban amacına ulaşmış, vuslat gerçekleşmiş), diğerinden kabul olunmamıştı... (Kurbanı kabul olunmayan) şöyle dedi: “Kesinlikle seni öldüreceğim”... (Kurbanı kabul olunan) ise: “Allah yalnızca muttekilerden kabul eder”, dedi.
لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَا بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
28-) Lein besatte ileyye yedeke li taktüleniy ma ene Bi basitın yediye ileyke li aktülek* inniy ehafullahe Rabbel alemiyn;
“Yemin olsun ki sen, beni öldürmek için elini bana yaysan/uzatsan da ben (B sırrınca) elimi, öldürmek için sana uzatacak değilim... Çünkü ben Alemler’in Rabbi olan Allah’dan korkarım”.
إِنِّي أُرِيدُ أَنْ تَبُوءَ بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَاءُ الظَّالِمِينَ
29-) İnniy üriydü en tebue Bi ismiy ve ismike fetekûne min ashabinnar* ve zâlike cezaüz zalimiyn;
“Ben diliyorum ki (sen) benim günahımı da senin günahını da (B sırrınca) yüklenesin (böylece) Nar’ın halkından olasın... İşte budur zalimlerin (vehmi ile hüküm verenlerin) cezası”.
فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ
30-) Fe tavveat lehu nefsühu katle ehıyhi fekatelehu feasbeha minel hasiriyn;
Nihayet nefsi ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı/sevdirdi, (o da nefsine uyma sebebiyle) onu öldürdü... (Böylece) hüsrana uğrayanlardan oldu.
فَبَعَثَ اللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْأَةَ أَخِيهِ قَالَ يَاوَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْأَةَ أَخِي فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِال
31-) Febeasellahu ğuraben yebhasü fiyl Ardı li yüriyehu keyfe yüvariy sev'ete ehıyh* kale ya veyleta eaceztü en ekûne misle hazel ğurabi feüvariye sev'ete ehıy* fe asbeha minen nadimiyn;
Derken (Akıl örtüldüğü için) Allah ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için, Arz’ı eşeleyen bir karga ba’setti... (Katil kardeş) dedi ki: “Yazıklar olsun bana!... Şu karga kadar olmaktan da acizmiyim ki kardeşimin cesedini (tabiat haşerelerine) gömeyim!”... Artık nadim olanlardan olmuştu.
مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِال
32-) Min ecli zâlike ketebna alâ beni israiyle ennehu men katele nefsen Bi ğayri nefsin ev fesadin fiyl Ardı fe keennema katelen Nase cemiy’a* ve men ahyaha fekeennema ahyenNase cemiy’a* ve lekad caethüm Rusulüna Bil beyyinat* sümme inne kesiyren minhüm ba'de zâlike fiyl Ardı lemüsrifun;
Bunun içindir ki İsrailOğulları üzerine (şunu) yazdık (farz kıldık): “Kim bir nefsi (B gerçeğince) bir nefse mukabil veya Arz’da fesad’a karşılık olmaksızın öldürürse, cem’an/toptan nası (insanları) öldürmüş gibidir (insan türü bir ferd’dir?)... Kimde onu (bir nefsi) diriltirse, cem’an insanları diriltmiş gibidir”... Andolsun ki onlara beyyineler ile (B sırrınca beyyineler olarak) Rasûllerimiz geldi... Sonra, onlardan bir çoğu bunun ardınan Arz’da israf etmektedirler/aşırı gitmektedirler.
إِنَّمَا جَزَاءُ الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا أَنْ يُقَتَّلُوا أَوْ يُصَلَّبُوا أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ أَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَ
33-) İnnema cezaülleziyne yuharibunAllahe ve RasûleHU ve y es'avne fiyl Ardı fesaden en yukattelu ev yusallebu ev tukattaa eydiyhim ve ercülühüm min hılafin ev yünfev minel Ard* zâlike lehüm hızyün fiyd dünya ve lehüm fiyl ahireti azabün azîym;
Allah ve O’nun Rasûlü ile muharebe edenlerin ve Arz’da fesad için sa’yedenlerin/çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri yahut asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut Arz’dan sürülmeleridir... Bu onlara dünyada bir rezilliktir... Ahirette ise onlara aziym bir azab vardır.
إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ أَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
34-) İllelleziyne tabu min kabli en takdiru aleyhim* fa'lemu ennAllahe Ğafurun Rahîym;
Ancak, onlara gücünüzün yetmesinden önce tevbe edenler müstesna... İyi bilin ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
35-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe vebteğu ileyHİlvesiylete ve cahidu fiy sebiyliHİ lealleküm tüflihun;
Ey (takliden) iman edenler!... Allah’dan ittika edin; O’na (yaklaşmaya, ermeye; O’na yaklaştırıcı niteliği olan o ma’lum) VESİLE (yi) isteyin ve O’nun yolunda MÜCAHADE edin ki felaha eresiniz.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
36-) İnnelleziyne keferu lev enne lehüm ma fiyl Ardı cemiy’an ve mislehu meahu liyeftedu Bihi min azabi yevmil kıyameti ma tukubbile minhüm* ve lehüm azabün eliym;
(Bunu yapmayan) kafirlere (gerçeği reddeden kilitlenmişlere) gelince, eğer Arz’da bulunanlar toptan ve bir misli de onunla beraber onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu (n hepsini B sırrınca) fidye verseler, onlardan bu asla kabul edilmez (artık gerçekleşmesi mümkün değil)... Onlar için elem verici azab vardır.
يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ
37-) Yüriydune en yahrucu minen nari ve ma hüm Bi hariciyne minha ve lehüm azabün mukıym;
(Bu kafirler, o ma’lum) Nar’dan çıkmak dilerler, ama (B gerçeği gereği) ondan çıkamazlar... Onlar için mukim/daimi bir azab vardır.
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
38-) Ves sariku vas sarikatü faktau eydiyehüma cezaen Bi ma keseba nekâlen minellah* vAllahu Azîyzün Hakiym;
Başkasının malını gizli alan/hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadını, kazandıklarına mukabil bir ceza ve Allah’dan ibret verici bir azab olarak onların ellerini (o davranışa sebep olan nefsani zaaflarını) kesin (önleyin)... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ اللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
39-) Femen tabe min ba'di zulmihı ve asleha feinnAllahe yetubü aleyh* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Ama kim zulmünden sonra tevbe eder ve (halini) ıslah ederse, muhakkak ki Allah onun (o kimsenin) üzerine tevbe gerçekleştirir/onun tevbesini kabul eder... Kesinlikle Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
40-) Elem ta'lem ennAllahe leHU mülküs Semavati vel Ardı yuazzibu men yeşau ve yağfiru limen yeşa'* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır’ı bilmedin mi?.. Dilediğini azablandırır ve dilediğini mağfiret eder... Allah herşey’e Kadiyr’dir.
يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا ءَامَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّف

41-) Ya eyyüher Rasûlü la yahzünkelleziyne yüsariune fiyl küfri minelleziyne kalu amenna Bi efvahihim ve lem tü'min kulubühüm* ve minelleziyne hadu semmaune lil kezibi semmaune li kavmin ahariyne lem ye'tuk* yuharrifunel kelime min ba'di mevadııh* yekulune in utiytüm haza fehuzuhu ve in lem tü'tevhu fahzeru* ve men yüriydillahu fitnetehu felen temlike lehu minAllahi şey'a* ülaikelleziyne lem yüriydillahu en yutahhire kulubehüm* lehüm fiyd dünya hızyün ve lehüm fiyl ahireti azabün azîym;

Ey O Rasûl!... Kalbleriyle iman etmedikleri halde (Bi-) ağızlarıyla “iman ettik” diyenlerden küfürde koşuşanlar seni mahzun etmesin... Yahudi olanlardan öylesi var ki sürekli yalan/yalan için dinleyen ve sana gelmemiş bir kavmi/bir kavim için dinleyenlerdir... Mevzilerine konulduktan sonra Kelimeleri tahrif ederler (fıtratlarındaki ilahi manaları beşeri özellikler ile değiştirirler)... “Size şu (nefslerine hoş gelen) verilirse alın, eğer o verilmez (Allah hükmü ile hükmedilir) ise sakının” derler... Allah bir kimsenin fitnesini dilerse, artık onun için sen Allah’dan bir şeye malik olamazsın... İşte onlar Allah’ın kalblerini arındırmak dilemediği kimselerdir... Dünyada onlar için rezillik vardır... Ve ahirette de onlar için aziym azab vardır.
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
42-) Semmaune lil kezibi ekkâlune lissuht* fein cauke fahküm beynehüm ev a'rıd anhüm* ve in tu'rıd anhüm felen yedurruke şey'a* ve in hakemte fahküm beynehüm Bil kıst* innAllahe yuhıbbul muksitıyn;
(Onlar) alabildiğine yalan dinleyenler, ziyadesiyle haram yiyenlerdir... Eğer sana gelirler ise aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir... Eğer onlardan yüz çevirir isen, sana hiç bir şekilde zarar veremezler... Şayet hükmedersen onların arasında Bil-KIST (uluhiyyet hükümlerine göre, B sırrınca adaletle) hükmet... Muhakkak ki Allah muksitleri (ilahi akılla hükmedenleri) sever.
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرَاةُ فِيهَا حُكْمُ اللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُولَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
43-) Ve keyfe yuhakkimuneke ve ındehümüt Tevratu fiyha hukmullahi sümme yetevellevne min ba'di zâlik* ve ma ülaike Bil mu’miniyn;
İçinde Allah hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, (ayrıca hükmetmen için) nasıl seni hakem yapıyorlar?... Sonra (bir de) bunun (senin verdiğin hükmün) ardından yüz çevirirler?... Onlar (Bi-) mü’min değillerdir.
إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَا
44-) İnna enzelnet Tevrate fiyha hüden ve nur* yahkümü Bihen Nebîyyunelleziyne eslemu lilleziyne hadu ver Rabbaniyyune vel ‘ahbaru Bimestuhfizu min Kitabillahi ve kânu aleyhi şüheda'* fela tahşevünNase vahşevni ve la teşteru Bi ayatiy semenen kaliyla* ve men lem yahküm Bi ma enzelAllahu feülaike hümül kafirun;
Tevrat’ı biz inzal ettik (biz)... Onda Huda (rehberlik, hidayet) ve Nur vardır... Teslim/İslam olmuş Nebîler (Bi-) Onunla (Tevrat’la), Rabbaniyler (beşeriyyetinden arınmış, Rabbini tanımışlar) ve Ahbar (İlim ve Hikmet sahipleri) da Onun üzerine şahidler olarak Kitabullah’dan (B sırrınca) korumakla görevli oldukları ile Yahudi olanlara hükmeder... O halde insanlardan korkup ürpermeyin, benden ürperin... Benim ayetlerimi (B sırrınca) az bir bahaya satmayın... Kim Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetmez ise, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْأَنْفَ بِالْأَنْفِ وَالْأُذُنَ بِالْأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ ا
45-) Ve ketebna aleyhim fiyha ennen nefse Bin nefsi vel ayne Bil ayni vel ‘enfe Bil’ enfi vel’üzüne Bil’üzüni vessinne Bissinni velcüruha kısas* femen tesaddeka Bihi fe huve keffaretün leh* ve men lem yahküm Bima enzelAllahu feülaike hümüz zalimun;
Onda (Tevrat’ta), onlar üzerine (şunu) yazdık: “Nefs’e nefs, göze göz, buruna burun, kulağa kulak ve dişe diş (tümü B sırrınca)... Yaralar da (karşılıklı) kısastır”... Ama kim onu (kısas hakkını B sırrıyla) tasadduk eder ise, o onun için bir keffarettir... Kim Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetmez ise, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
وَقَفَّيْنَا عَلَى ءَاثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَءَاتَيْنَاهُ الْإِنْجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
46-) Ve kaffeyna alâ asarihim Bi Iysebni Meryeme musaddikan lima beyne yedeyhi minetTevrati ve ateynahul İnciyle fiyhi hüden ve nurun, ve musaddikan lima beyne yedeyhi minet Tevrati ve hüden ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Ardlarından onların (teslim olmuş Nebîlerin) izleri üzere, Tevrat’tan yanında/önünde olanı tasdik edici olarak MeryemOğlu İsa’yı (B sırrınca) gönderdik (takviye ettik)... O’na, içinde Huda (rububiyyet sırrı) ve Nur (kudret, ilim) bulunan ve Tevrat’tan önünde olanı tasdikleyici, muttekiler için bir hidayet rehberi ve mev’ıze olmak üzere İncil’i verdik.
وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ الْإِنْجِيلِ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
47-) Vel yahküm ehlül İnciyli Bi ma enzelAllahu fiyh* ve men lem yahküm Bi ma enzelAllahu feülaike hümülfasikun;
Ehl-i İncil, onda (İncilde) Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetsin... Kim Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetmez ise, işte onlar fasıkların ta kendileridir.
وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً
48-) Ve enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi minel Kitabi ve Müheyminen aleyhi fahküm beynehüm Bima enzelAllahu ve la tettebı' ehvaehüm amma caeke minel Hakkı, li küllin cealna minküm şir’aten ve minhaca* ve lev şaAllahu lecealeküm ümmeten vahideten ve lâkin liyeblüveküm fiyma ataküm festebikul hayrat* ilellahi merciuküm cemiy’an feyünebbiüküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun;
Sana da, Kitab’tan önünde olanı (daha önce nazil olan tüm vahiyleri) tasdikleyici ve O’nun (nazil olmuş tüm kitabların) üzerine Muheymin (himaye eden, koruyan) olmak üzere, Bil-Hakk (Hak olarak) Kitab’ı(Sistem Aklını, tam ilmi) inzal ettik... O halde onların aralarında Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmet... Hak’dan sana geleni bırakıp onların hevalarına tabi olma... Sizden her biriniz (her bir ümmet düzeyi) için bir şir’at (şeriat, yol) ve bir minhac (program) oluşturduk... Eğer Allah dileseydi, elbette sizi bir tek ümmet yapardı (tek diyni kolaylaştırırdı)... Fakat size verdiğinde (ilahi hükümlerden size ulaşanda; dininizde) sizi denemek için (bir tek ümmet yapmadı)... O halde hayratta yarışın (istidatınızda olanı ortaya çıkarın)... Cemian/toptan merciniz/dönüşünüz Allah’adır... Hakkında ihtilaf edip tartıştığınız şeyleri (B sırrınca) size haber verecektir.
وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِ
49-) Ve enıhküm beynehüm Bi ma enzelAllahu ve la tettebı' ehvaehüm vahzerhüm en yeftinuke an ba'dı ma enzelAllahu ileyk* fein tevellev fa'lem ennema yüriydullahu en yusıybehüm Bi ba'dı zünubihim* ve inne kesiyren minen Nasi lefasikun;
(Sana Kitab’ı Hak olarak inzal ettiğimizin yanında şu emri de verdik): Aralarında Allah’ın inzal ettiği (İlahi İlim) ile (B sırrınca) hükmet... Onların (beşeri) hevalarına tabi olma... Allah’ın sana inzal ettiğinin ba’zısından seni fitneye düşürmelerinden sakın (ne Zahir ne de Batın galebe çalmasın; Teklikte müstakıym ol)... Eğer yüz çevirirler ise iyi bil ki, bazı günahlarından dolayı (idrak düzeylerine göre) Allah onları (B gerçeğince) yalnızca musibetlendirmek diliyor... Muhakkak ki, insanların çoğu gerçekten fasıktırlar (diyn’den çıkmışlar, bilinçleri asıllarına dönme kabiliyetini kaybetmiş).
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
50-) Efe hukmel cahiliyyeti yebğun* ve men ahsenü minAllahi hukmen likavmin yukınun;
(Onlar yoksa İslam öncesi) cahiliyye hükmünü mü istiyorlar?... İkan sahibi bir kavim için, Allah’dan daha güzel hüküm veren kimdir?.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal