Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  5.   MÂİDE SÛRESİ     المائدة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَإِذَا سَمِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا ءَامَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
83-) Ve iza semiu ma ünzile iler Rasûli tera a'yünehüm tefıydu mined dem'ı mimma arefu minel Hakk* yekulune Rabbena amenna fektübna meaş şahidiyn;
Er-Rasûl’e (O ma’lum Rasûl’e, Hz.Rasûlullah’a) inzal olunanı işittiklerinde, Hak’dan tanıyıp-bildiklerinden (arif olduklarından), gözlerinin yaşla dolup taştığını (işittiklerinin şevki ile pınarlarının kaynayıp aktığını) görürsün... Derler ki: “Rabbimiz!.. İman ettik (senin Tekliğine şahid olduk)... Artık bizi şahidlerle beraber yaz”.
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ
84-) Ve ma lena la nu'minu Billahi ve ma caena minel Hakkı ve natmeu en yüdhılena Rabbüna meal kavmisSalihıyn;
“Rabbimizin bizi, salihler kavmi ile beraberliğe dahil etmesini umarken, ne diye (B sırrıyla) Allah’a ve Hak’dan bize gelmiş olana iman etmeyelim?”.
فَأَثَابَهُمُ اللَّهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاءُ الْمُحْسِنِينَ
85-) Fe esabehümullahu Bi ma kalu cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlike cezaül muhsiniyn;
Böyle söylemeleri (sebebi) ile (B sırrınca) Allah onları içinde ebedi kalacakları, altlarından nehirler akan cennetler ile sevablandırdı... İşte budur muhsinlerin cezası.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
86-) Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatina ülaike ashabül cehıym;
Kafir olanlara ve ayetlerimizi (B gerçeğince) yalanlayanlara gelince, işte onlar ashab-ı cahıym’dir (cehennemin arkadaşları’dır).
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
87-) Ya eyyühelleziyne amenu la tuharrimu tayyibati ma ehallAllahu leküm ve la ta'tedu* innAllahe le yuhıbbul mu'tediyn;
Ey iman edenler!.. Allah’ın sizin için helal ettiği tayyibatı (pak rızıklar; ilim-marifetleri) haram kılmayın (onları hasıl edecek çalışmalardan geri kalmayın) ve haddi aşmayın (bedeninize kulluk yapmayın)... Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.
وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ
88-) Ve külu mimma razekakümullahu halalen tayyiba* vettekullahelleziy entüm Bihi mu'minun;
Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve tayyib olarak yeyin... İttika edin (o) Allah’dan ki siz O’na (B sırrınca) mü’minlersiniz.
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِ
89-) La yüahızükümullahu Billağvi fiy eymaniküm ve lâkin yüahızüküm Bima akkadtümül eyman* fekeffaratühu ıt'amü aşereti mesakiyne min evsetı ma tut'ımune ehliyküm ev kisvetühüm ev tahriyru rakabetin, femen lem yecid fesıyamu selaseti eyyam* zâlike keffaretü eymaniküm iza haleftüm* vahfezu eymaneküm* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ lealleküm teşkürun;
Allah sizi yeminlerinizdeki (Bi-) lağv (kasıtsız yemin sözleri) ile muaheze etmez... Fakat kasıtlı-bilinçli yeminleriniz (yemin-i mün’akıd) ile (B sırrınca) sizi sorumlu tutar... O’nun (bilinçli yeminin) keffareti, ehlinize (ailenize) yedirdiğinizin orta yollusundan on miskini doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut bir köleyi hürriyyetine kavuşturmaktır... Kim (bunları) bulamaz ise, (o vakit ona) üç gün oruç (gerekir)... İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur... Yeminlerinizi muhafaza edin... Şükredesiniz diye Allah ayetlerini sizin için işte böyle açıklıyor.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
90-) Ya eyyühelleziyne amenu innemel hamru vel meysiru vel’ensabü vel’ezlamü ricsün min amelişşeytani fectenibuhu lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!.. Hamr (Aklı örtücüler,içki, uyuşturucu; makam-mevki-şan-şöhret-servet-şehvet vb.), Meysir (kumar; hileli oyun, bedensel-hormonal hazlar), Ensab (putlar; şartlanmalar) ve Ezlam (fal okları; tevekkülsüzlük) ancak şeytan amelinden birer pisliktir... Artık ondan kaçının ki felaha eresiniz.
إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَعَنِ الصَّلَاةِ فَهَلْ أَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
91-) İnnema yüriydüş şeytanü en yukıa beynekümül adavete vel bağdae fiyl hamri vel meysiri ve yesuddeküm an zikrillahi ve anisSalati fehel entüm müntehun;
Şeytan, Hamr ve Meysir’de aranıza düşmanlık ve buğz düşürmek/yerleştirmek, sizi Allah zikrinden ve namazdan engellemek diler, ancak... Artık vazgeçtiniz değil mi?.
وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
92-) Ve etıy'ullahe ve etıy'ur Rasûle vahzeru* fein tevelleytüm fa'lemu ennema alâ Rasûlinel belağul mübiyn;
Allah’a itaat edin, Rasûlullah’a itaat edin ve sakının (boyutların hakkını verin)... Eğer yüz çevirir iseniz, iyi bilin ki bizim Rasûlümüze yalnızca apaçık tebliğ etmek düşer.
لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا إِذَا مَا اتَّقَوْا وَءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَءَامَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَأَحْسَنُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
93-) Leyse alelleziyne amenu ve amilus salihati cünahun fiyma taımu iza mettekav ve amenu ve amilus salihati sümmettekav ve amenu sümmettekav ve ahsenu* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
(Hakikatlarına) iman edip salih amel işleyenler, bilfiil ittika ettikleri (arınma-korunma çalışmaları yaptıkları), (bunun devamı olarak bir üst mertebede) iman edip (o imanın gereği) salih amel işledikleri, sonra (başka bir düzeyi ile) bilfiil ittika edip (o mertebeye göre korunup) iman ettikleri, sonra (başka bir düzeyi ile) bilfiil ittika edip (takvaya erip) ihsan (müşahade) üzere oldukları takdirde (daha önce) taddıkları/yedikleri dolayısıyla onlara bir günah yoktur... Allah muhsinleri sever.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللَّهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
94-) Ya eyyühelleziyne amenu le yeblüvenne kümullahu Bi şey’in minas saydi tenalühu eydiyküm ve rimahuküm liya'lemAllahu men yehafuHU Bil ğayb* femenı'teda ba'de zâlike felehu azabün eliym;
Ey iman edenler!.. Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın (dokunma-görme duyuları, dil) erişeceği av’dan bir (Bi-) şey ile dener ki Bil-Ğayb (ğaybları olarak) O’ndan korkan kim’i Allah bilsin (tüm sıfatlar O’na aittir; ğaybınız olan bu hakikatı ihmal edip kendinize bir varlık vehmetmeyin?)... Artık bundan sonra kim sınırı/haddi aşarsa onun için elim azab vardır.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ
95-) Ya eyyühelleziyne amenu la taktülüs sayde ve entüm hurum* ve men katelehu minküm müteammiden fecezaün mislü ma katele minen neami yahkümü Bihi zeva adlin minküm hedyen baliğal ka'beti ev keffaretün taamü mesakiyne ev adlü zâlike sıyamen liyezuka vebale emrih* afAllahu amma selef* ve men ade feyentekımullahu minh* vAllahu Azîyzun züntikam;
Ey iman edenler!... Siz ihramda iken av öldürmeyin... Sizden kim (ihramda iken) kasden onu (avı) öldürürse, o işin vebalini tatması için (gereken) ceza: En’am’dan öldürdüğünün misli, Ka’be’ye ulaşacak bir Hedy (kurban gerekir) ki onu da sizden iki adalet sahibi (B sırrınca) hükmeder; yahut miskinleri yedirme/doyurma olan bir keffarettir; yahut ona denk bir oruç tutmak... Allah geçmişi affetmiştir... Fakat kim bir daha yaparsa Allah ondan intikam alır... Allah Aziyz’dir, intikam sahibidir.
أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
96-) Uhılle leküm saydül bahri ve taamühu metaan leküm ve lisseyyareti, ve hurrime aleyküm saydül berri ma dümtüm huruma* vettekullahelleziy ileyHİ tuhşerun;
Hem size hem de yolculara bir faydalanma olmak üzere deniz avı (ruhani gıdalar) yapmak ve onun yemeğini yemek helal kılınmıştır... Fakat ihramlı olduğunuz sürece kara avı (bedensel-nefsani zevkler) yapmak size haram kılınmıştır... O’na (kendisine) haşrolunacağınız (Zatında yok olduğunuz) Allah’dan ittika edin.
جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَائِدَ ذَلِكَ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
97-) Cealellahul Kâ'betel Beytel Harame kıyamen lin Nasi veşŞehrel Harame vel Hedye vel Kalaid* zâlike li ta'lemu ennAllahe ya'lemü ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı ve ennAllahe Bi külli şey'in ‘aliym;
Allah Ka’be’yi, (yani) O (gayrına) Haram Evi, (birimsellikle zuhur) Haram Ay’ı, Hedy’i (kurban, nefs) ve Kalaid’i (şeref-güç alameti gerdanlıklar/ veya boynu bağlı kurbanlıklar; itaat, teslimiyet sahibi nefsleri) insanlar için kıyam (ayakta tutan nesne/dayanak/hayat unsuru) yaptı... Bu, Allah’ın Semavat ve Arz’da olanı bildiğini ve Allah’ın her şeyi (B sırrınca; şeylerin kendisinde olarak şeyleri) Aliym olduğunu sizin de bilmeniz (Ney) içindir.
اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَأَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
98-) I'lemu ennAllahe şedıdül ıkabi ve ennAllahe Ğafurun Rahîym;
Bilin ki Allah azabı çok şiddetli olandır... Ve hem de Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
99-) Ma aler Rasûli illel belağ* vAllahu ya’lemü ma tübdune ve ma tektümun;
Rasûl’e düşen ancak tebliğ etmektir... Allah, açığa vurduklarınızı da sakladıklarınızı da bilir.
قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُوا اللَّهَ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

100-) Kul la yestevil habiysü vattayyibü velev a'cebeke kesretül habiys* fettekullahe ya ülil elbabi lealleküm tüflihun;

De ki: “Habis (pis; şakavet, benlikle yapılan herşey), tayyib (temiz; iman nuru, vahiy) ile müsavi olmaz... Velev ki habisin çokluğu (nefsinin) hoşuna gitse de”... O halde ey öz akıl sahipleri Allah’dan ittika edin ki felaha eresiniz.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِنْ تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْءَانُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
101-) Ya eyyühelleziyne amenu la tes'elu an eşyae in tübde leküm tesü'küm* ve in tes'elu anha hıyne yünezzelül Kur’anu tübde leküm* afAllahu anha* vAllahu Ğafurun Haliym;
Ey iman edenler!.. Size açıklandığında kötünüze gidecek şeylerden sual etmeyin... Eğer Kur’an indiriliyor iken onlardan sorarsanız size açıklanır... Allah onları affetmiştir... Allah Ğafur’dur, Haliym’dir.
قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ

102-) Kad seeleha kavmün min kabliküm sümme asbehu Biha kafiriyn;

Sizden önce de bir kavim onları sordu; sonra onları (istedikleri için açıklananları, B sırrınca) kafir oldular (örtüp görmezden geldiler, inkar ettiler).
مَا جَعَلَ اللَّهُ مِنْ بَحِيرَةٍ وَلَا سَائِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
103-) Ma cealellahu min behıyratin ve la saibetin ve la vasıyletin ve la hamin, ve lakinnelleziyne keferu yefterune alellahil kezib* ve ekseruhüm la ya'kılun;
Allah Bahire (beş doğum yapmış ve beşincisi dişi olan, kulağı yarılıp putlara adanan deve/çobansız, serbest dolaşan dişi deve), Saibe (adak deve/koyun... ki serbest bırakılır sütünden yalnızca misafirler yararlanır), Vasıyle (bir erkek bir dişi ikiz doğurmuş koyun/deve; yada erkek ikizi ile doğmuş hayvan) ve Ham (on nesli dölleyen erkek deve) diye bir şey oluşturmamıştır (bunların kutsallığı, bu örflerde olduğu gibi dokunulmazlık ve kurbanlığı meşru değildir)... Fakat kafir olanlar Allah üzerine yalan uyduruyorlar... Onların ekseriyyeti akletmez.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ ءَابَاؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ
104-) Ve iza kıyle lehüm tealev ila ma enzelAllahu ve iler Rasûli kalu hasbüna ma vecedna aleyhi abaena* evelev kâne abaühüm la ya'lemune şey’en ve la yehtedun;
Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine ve Rasûlullah’a geliniz” denildiğinde: “babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter” dediler... Babaları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen olsalarda mı?.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
105-) Ya eyyühelleziyne amenu aleyküm enfüseküm* la yadurruküm men dalle izehtedeytüm* ilellahi merciuküm cemıy’an feyünebbiüküm Bi ma küntüm ta'melun;
Ey iman edenler!... Nefsleriniz sizin üzerinizedir/siz kendinize bakın (tezkiye ve takvaya bakın)... Siz doğru yolda oldukça, sapmış olan size zarar veremez... Sizin cem’an merciniz/dönüşünüz Allah’adır... (O), ne amel etmekte olduğunuzu (B sırrınca) size haber verir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَأَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَ
106-) Ya eyyühelleziyne amenu şehadetü beyniküm iza hadare ehadekümül mevtü hıynel vasıyyetisnani zeva adlin minküm ev aharani min ğayriküm in entüm darebtüm fiyl ardı feesabetküm musıybetülmevt* tahbisunehüma min ba'dis Salati feyuksimani Billahi inirtebtüm la neşteriy Bihi semenen ve lev kâne za kurba, ve la nektümü şehadetAllahi inna izen leminel’ asimiyn;
Ey iman edenler!.. Sizden birine ölüm geldiğinde (alametleri ile belirdiğinde), vasiyyet vaktinde aranızdaki şahitlik, sizden adalet sahibi iki (şahid) dir... Ya da eğer Arz’da dolaşmaya/gazaya/yolculuğa çıkmışsanız ve ölüm musibeti de size isabet etmişse sizin ğayrınızdan diğer iki (şahid) dir... Kuşkulanırsanız, namazdan sonra onların ikisini habsedersiziniz (de onlar): “Onu (yeminimizi) akrabada olsa hiç bir bahaya satmayacağiz, Allah şahitliğini saklamayacağız; yoksa biz o zaman günahkarlardan oluruz” diye Allah’a (B sırrınca) kasem ederler.
فَإِنْ عُثِرَ عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا فَآخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْأَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا إِنَّا إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِي
107-) Fein usira alâ ennehümestehakka ismen feaharani yakumani mekamehüma minelleziynestehakka aleyhimül evleyani feyuksimani Billahi leşehadetüna ehakku min şehadetihima ve ma'tedeyna* inna izen leminez zalimiyn;
Eğer o iki şahidin bir günahı (yalan söyledikleri) kesin olarak farkedilir ise, bunların yerine, aleyhlerinde bulundukları taraftan daha evla (vefat edene daha yakın, dolayısıyla daha iyi tanıyan) iki kimse kaim olur/geçer (ve): “Bizim şahidliğimizi o iki şahidin şahidliğinden elbette daha hakdır... Biz haddi de aşmadık; yoksa o takdirde zalimlerden olurduk”, diye Allah’a (B sırrınca) yemin ederler.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal