Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 5.   MÂİDE SÛRESİ      المائدة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُوا أَنْ تُرَدَّ أَيْمَانٌ بَعْدَ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاسْمَعُوا وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

108-) Zâlike edna en ye'tu Bişşehadeti alâ vechiha ev yehafu en türadde eymanün ba'de eymanihim* vettekullahe vesmeu* vAllahu la yehdil kavmel fasikıyn;

İşte bu, şahadetlerini onun (şahitliğin) vechi üzere (B sırrınca) getirmeleri (şahitliklerini gereği gibi yapmalar) yahut (yalancı şahitlerin) yeminlerinden sonra yeminlerinin reddolmasından korkmalarına daha yakındır... Allah’dan ittika edin ve dinleyin/işitin... Allah fasıklar kavmine hidayet etmez.
يَوْمَ يَجْمَعُ اللَّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

109-) Yevme yecmeullahr Rusüle feyekulü ma za ücibtüm* kalu la ilme lena* inneKE ente allamül ğuyub;

Allah, Rasûlleri cem’edeceği gün (Kıyamet): “Size ne cevap verildi?” der... “Hiç bir bilgimiz yok... Muhakkak ki sen, yalnız sensin ğaybları bilen” derler.
إِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَإِذْ تَخْلُ
110-) İz kalAllahu ya Iysebne Meryemezkür nı'metiy aleyke ve alâ validetik* iz eyyedtüke Bi ruhıl kudüsi tükellimün Nase fiyl mehdi ve kehla* ve iz allemtükel Kitabe vel Hıkmete vetTevrate vel’İnciyl* ve iz tahlüku minet tıyni kehey'etit tayri Bi izniy fetenfühu fiyha fe tekûnü tayren Bi izniy ve tübri-ül’ ekmehe vel ebrasa Bi izniy* ve iz tühricül mevta Bi izniy* ve iz kefeftü beni israiyle anke iz ci'tehüm Bil beyyinati fekalelleziyne keferu minhüm in haza illâ sıhrün mübiyn;
Hani Allah şöyle dedi: “Ey MeryemOğlu İsa!... Senin ve validenin (doğuranının) üzerindeki ni’metiymi zikret/an... Hani seni Ruh’ül Kudüs ile (B sırrınca) te’yid etmiştim... Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla kelam ediyordun... Hani sana Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i ta’lim etmiştim... Hani Bi-izniy (benim iznimle) tıyn’den (balçıktan) kuş şeklinde (bir şey) yaratıyor, onun içine/içinde (Ruh olarak) nefhediyordun da Bi-izniy (benim iznimle) bir kuş oluyordu... Ekmeh’e (kör, basiret nuru kesik) ve Ebras’a (alaca tenli) benim iznimle (Bi-izniy) şifa veriyordun... Hani Bi-izniy (benim iznimle) ölüleri çıkarıyordun... Ve hani İsrailOğullarını senden menetmiştim... Hani sen kendilerine (B sırrınca) beyyineler ile gelmiştin de onlardan kafir olanlar şöyle demişti: <Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil>”.
وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ ءَامِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا ءَامَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
111-) Ve iz evhaytü ilel Havariyyine en aminu Biy ve Bi Rasûliy* kalu amenna veşhed Bi ennena müslimun;
Hani Havariyyun’a (Ruh’ül Kudüs’den feyiz alanlara): “Bana ve Rasûlüme (B sırrıyla) iman edin (cem’ ve tafsilde)” diye vahyetmiştim... “İman ettik... Sen şahid ol biz gerçekten müslimleriz” dediler.
إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَاعِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ قَالَ اتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
112-) İz kalel havariyyune ya Iysebne Meryeme hel yestetıy'u Rabbüke en yünezzile aleyna maideten mines Sema’* kalettekullahe in küntüm mu’miniyn;
Hani Havariyyun: “Ey MeryemOğlu İsa!.. Senin Rabbin Sema’dan bizim üzerimize bir maide (sofra; ilahi hakikat ve marifete ait yeni ilimler, yeni hükümler) indirebilir mi?” dediler... (O da): “eğer mü’minlerseniz Allah’dan ittika edin”, dedi.
قَالُوا نُرِيدُ أَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ
113-) Kalu nüriydü en ne'küle minha ve tatmeinne kulubüna ve na'leme en kad sadaktena ve nekûne aleyha mineş şahidiyn;
Dediler ki: “Diliyoruz ki o sofradan yiyelim (o ilimler ve hükümler ile amel edelim), kalblerimiz mutmain olsun (yakin hasıl olsun), senin bize (mutlak) doğru söylediğini bilelim (Nebî, Veliy olduğunu tasdik edelim) ve onun üzerine şahidlerden olalım”.
قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا أَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَأَنْتَ خَيرُ الرَّازِقِينَ
114-) Kale Iysebnü MeryemAllahumme Rabbena enzil aleyna maideten minesSemai tekûnü lena ıyden lievvelina ve ahırina ve ayeten minke, verzukna ve ente hayrur razikıyn;
MeryemOğlu İsa: “Allahım!.. Rabbimiz!.. Bizim üzerimize Sema’dan bir maide/sofra inzal et de bizim için, hem evvelimiz ve hem ahirimiz için bir bayram (hepimizce yaşanan bir diyn; gerçek diyn; İslam) ve senden bir ayet (mucize, sıfat) olsun... Rızıklandır bizi; sen rızıklandıranların en hayırlısısın”, dedi.
قَالَ اللَّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ
11 5-) KalAllahu inniy münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba'dü minküm feinniy üazzibühu azaben la üazzibühu ehaden minel alemiyn;
Allah buyurdu ki: “Muhakkak Ben, onu sizin üzerinize indireceğim... Bundan sonra sizden kim küfr (nankörlük) eder (inzal olunan bu nimeti değerlendirmez) ise, Ben ona öyle azab edeceğim ki, alemlerden hiç bir kimseye böyle azab yapmadım”.
وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَأَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْ
1 16-) Ve iz kalAllahu ya Iysebne Meryeme eente kulte linNasittehızuniy ve ümmiye ilaheyni min dunillah* kale sübhaneKE ma yekûnü liy en ekule ma leyse liy Bi hakk* in küntü kultühu fekad alimtehu, ta'lemü ma fiy nefsiy ve la a'lemü ma fiy nefsik* inneKE ente allamül ğuyub;
Ve hani Allah şöyle dedi: “Ey MeryemOğlu İsa!... İnsanlara, <Allah’ın gayrından beni ve annemi iki ilah edinin>, diye sen mi söyledin?”... (İsa) dedi ki: “Subhaneke (Haşa, tenzih ve tesbih ederim seni)... (Bi-) Hakk olmayanı söylemek benim için nasıl olur?... Eğer onu söylemişsem, muhakkak sen onu bilmişsindir... Sen nefsimde olanı bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilmem... Muhakkak ki gaybları en ala bilen sensin, sen”.
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
117-) Ma kultü lehüm illâ ma emerteniy Bihi enı'büdullahe Rabbiy ve Rabbeküm* ve küntü aleyhim şehiyden ma dümtü fiyhim* felemma teveffeyteniy künte enter Rakıybe aleyhim* ve ente alâ külli şey'in Şehiyd;
“Onlara: <Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin> diye senin bana (B sırrınca) emrettiğinden başkasını demedim... Ben aralarında bulunduğum sürece üzerlerine bir şehiyd/şahid idim... Vaktaki beni vefat ettirdin (Sende fani oldum), onlar üzerine Rakıyb Sen oldun... Sensin her şey üzerine şehiyd/şahid”.
إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
118-) İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduKE, ve in tağfir lehüm feinneKE entel Azîyzül Hakiym;
“Eğer onları azablandırır (birimliliklerine terkeder, tezkiye etmez) isen, muhakkak ki onlar senin kullarındır... Ve eğer onları mağfiret edersen (yakine erdirir isen), muhakkak ki sensin sen Aziyz, Hakiym”.
قَالَ اللَّهُ هَذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
119-) KalAllahu haza yevmü yenfeus sadikıyne sıdkuhüm* lehüm cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* radıyAllahu anhüm ve radu anHU, zâlikel fevzül azîym;
Allah buyurdu: “Bu, sadıklara sıdklarının fayda verdiği gündür... İçinde ebedi kalıcılar olarak, altlarından nehirler akan cennetler var onlar için”... Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı... İşte budur büyük kurtuluş.
لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

120-) Lillahi mülküs Semavati vel Ardı va ma fiyhinne, ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr;

Semavat’ın, Arz’ın ve onlarda ne varsa hepsinin mülkü (hakikatleri olan) Allah’ındır (dilediği gibi açığa çıkar)... O, herşey üzerine Kadiyr’dir.




 6.  EN'ÂM SÛRESİ     الانعا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
1-) Elhamdu Lillahilleziy halekas Semavati vel Arda ve cealez zulümati venNur* sümmelleziyne keferu Bi Rabbihim ya'dilun;
Hamd, Semavat ve Arz’ı halkeden, karanlıkları ve Nur’u var kılan (mevcudat sûretlerinde açığa çıkan tüm kuvve ve sıfatların sahibi) Allah’a aittir... Sonra, kafir olanlar (gerçeği reddedenler) (Bi-) Rablerine denk tutarlar (O’nun dışında varlıklar zannedip, O’nun yanısıra başka varlık sayarlar).
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ أَنْتُمْ تَمْتَرُونَ

2-) HUvelleziy halekaküm min tıynin sümme kada ecela* ve ecelün müsemmen ındeHU sümme entüm temterun;

O (Allah’tır) ki sizi tiyn’den (balçıktan; atom boyutundan) halketti sonra bir ecel (ilmi sûret) kaza etti (hükmetti)... Ecel-i Müsemma (belirlenmiş, takdir edilmiş ecel) O’nun indindedir... (Bütün bunlardan) sonra (kudret-i ilahiyyenin sonucu olan realitenize rağmen) hala şüphe ediyorsunuz.
وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَوَاتِ وَفِي الْأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ
3-) Ve HUvAllahu fiys Semavati ve fiyl Ard* ya'lemü sirraküm ve cehreküm ve ya'lemü ma teksibun;
O’dur Semavat’ta ve Arz’da (tek vech-tek vücud) Allah... Bilir sırrınızı da açığınızı da... Ne kazanmakta olduğunuzu da bilir.
وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ ءَايَةٍ مِنْ ءَايَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
4-) Ve ma te'tiyhim min ayetin min ayati Rabbihim illâ kânu anha mu'ridıyn;
Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
5-) Fekad kezzebu Bil hakkı lemma caehüm* fesevfe ye'tiyhim enbaü ma kânu Bihi yestehziun;
Böylece (Bi-) Hakk’ı, kendilerine geldiği anda yalanladılar... Fakat (B gerçeğince) alay etmekte olduklarının haberleri yakında onlara gelecek.
أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْأَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا
6-) Elem yerav kem ehlekna min kablihim min karnin mekkennahüm fiyl Ardı ma lem nümekkin leküm ve erselnesSemae aleyhim midrara* ve cealnel enhare tecriy min tahtihim feehleknahüm Bi zünubihim ve enşe'na min ba'dihim karnen ahariyn;
Görmediler mi ki, onlardan önce nice karn (nesil, medeniyet) helak ettik... (Üstelik) onları, sizi muktedir kılmadığımız bir şekilde Arz’da yerleştirmiş, Sema’yı bol yağmurlu bir bulut olarak üzerlerine irsal etmiş; ve nehirleri altlarından akar hale getirmiştik... (Hal böyle iken) onların günahları ile (B gerçeğince) onları helak ettik ve onlardan sonra başka bir karn (nesil) inşa ettik.
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
7-) Ve lev nezzelna aleyke Kitaben fiy kırtasin felemesuhu Bi eydiyhim lekalelleziyne keferu in haza illâ sıhrun mübiyn;
Eğer biz sana kağıt’ta (yazılı) bir kitab indirseydik de o’na kendileri (Bi-) elleriyle dokunsalardı, elbette kafir olanlar (gerçeği reddenler; hakikatlarından perdeliler) yine: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” derlerdi.
وَقَالُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِيَ الْأَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ
8-) Ve kalu lev la ünzile aleyhi melek* ve lev enzelna meleken lekudıyel emru sümme la yunzarun;
“O’nun üzerine bir melek indirilmeli değilmiydi? (yani Hz.Rasûlullah’a dışdan bir melek gelmeli idi?)”, dediler... Eğer (öyle) bir melek inzal etseydik iş bitirilmiş olurdu... Sonra kendilerine bakılmazdı/mühlet verilmezdi (bile).
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ
9-) Ve lev cealnahu meleken lecealnahu racülen ve lelebesna aleyhim ma yelbisun;
Eğer O’nu (Hz.Rasûlullah’ı) bir melek kılsaydık, (algılayabilmeniz için) gene de O’nu elbette bir recul (beşer sûretinde bir adam) yapardık... Ve onları (içine) düşmüş oldukları iltibasa gene düşürürdük (o melek’e de <bu bizim gibi bir beşer> derlerdi!?).
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
10-) Ve lekadistühzie Bi Rusulin min kablike fehaka Billeziyne sehıru minhüm ma kânu Bihi yestehziun;
(Rasûlüm) andolsun ki senden önce de (Bi-) Rasûller ile alay edildi... Fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey (B gerçeğince) kuşatıverdi.
قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
11-) Kul siyru fiyl Ardı sümmenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;
De ki: “Arz’da seyredin (dolaşın) da, yalanlayanların akibeti nasıl oldu, bir bakın”.
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلْ لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
12-) Kul li men ma fiys Semavati vel Ard* kul Lillah* ketebe alâ nefsiHİr rahmete, le yecmeanneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu'minun;
De ki: “Semavat ve Arz’da olanlar kimindir?”... De ki: “Allah’ındır (Allah’a ait özelliklerin, Allah ahlakının açığa çıkması için B sırrınca yoktan yarattıklarıdır)”... (O) rahmeti nefsi üzerine yazmıştır... (O) sizi kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet gününde cem’edecektir... Nefslerini hüsrana uğratanlar (var ya), işte onlar iman etmezler (sünnetullah’a uymayan zevklerle kayıtlanmaları dolayısıyla cem’den mahcubturlar).
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
13-) Ve leHU ma sekene fiyl leyli vennehar* ve HUves Semiy’ul ‘Alîym;
Gece’de ve gündüz’de iskan eden (barınan, yeralan) ne varsa O’nundur (O’nun isimlerinin tecellisinden başka bir şey değildir)... O’dur Semi’, Aliym.
قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
14-) Kul eğayrAllahi ettehızü veliyyen Fatıris Semavati vel Ardı ve HUve yut'ımu ve la yut'am* kul inniy ümirtü en ekûne evvele men esleme ve la tekûnenne minel müşrikiyn;
De ki: “Semavat ve Arz’ın Fatırı olan ve O besleyip-doyuran, kendisi beslenmeyen Allah’dan ğayrını mı Veliy edineyim?”... “Ben İslam olanların ilki olmakla emrolundum”, de ve sakın müşriklerden olma.
قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
15-) Kul inniy ehafü in asaytü Rabbiy azabe yevmin azîym;
De ki: “Eğer Rabbime ısyan edersem, gerçekten ben aziym gün’ün azabından korkarım”.
مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ
16-) men yusraf anhu yevmeizin fekad rahımehu, ve zâlikel fevzül mübiyn;
O gün kimden o (azab) çevrilip savılırsa, hakikaten ona (Allah) rahmet etmiştir... İşte apaçık kurtuluş budur.
وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ وَإِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

17-) Ve in yemseskâllahu Bidurrin fela kâşife lehu illâ HU* ve in yemseske Bihayrin feHUve alâ külli şey'in Kadiyr;

Allah sana (B sırrınca) bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka keşfedecek (açacak) yoktur... Eğer sana (B sırrınca) bir hayır dokundurursa, (muhakkak) O her şeye Kadiyr’dir (dilediğini yapabilir).
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

18-) Ve HUvel Kahiru fevka ıbadiHİ, ve HUvel Hakiymül Habîyr;

O‘dur, kullarının fevkınde (üstünde) Kaahir... O’dur, Hakiym, Habir.
قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهُ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْءَانُ لِأُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ ءَالِهَةً أُخْرَى قُلْ لَا أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَه
19-) Kul eyyü şey'in ekberu şehadeten, kulillahu Şehiydun beyniy ve beyneküm ve uhıye ileyye hazel Kur’anu liünziraküm Bihi ve men belağ* einneküm le teşhedune enne meAllahi aliheten uhra* kul la eşhed* kul innema HUve ilahun vahidün ve inneniy beriyün mimma tüşrikûn;
De ki: “Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?”... De ki: “Benimle sizin aranızda Allah şahid’dir... Şu Kur’an bana vahyolundu ki (Bi-) O’nunla sizi ve ulaştığı (her) kimseyi uyarayım... (Yoksa) siz gerçekten Allah yanısıra başka ilahlar bulunduğuna şahitlik ediyormusunuz?”... De ki: “Ben (buna) şahitlik etmem”... De ki: “O, İlah’un Vahid’dir... Ve doğrusu ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden beriyim”.
الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

20-) Elleziyne ateynahümül Kitabe ya'rifunehu kema ya'rifune ebnaehüm* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu'minun;

O kendilerine Kitab verdiklerimiz var ya, O’nu (Hz.Rasûlullah’ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar... Nefslerini hüsrana uğratanlar (var ya), işte onlar iman etmezler.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
21-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bi ayatiHİ, innehu la yüflihuz zalimun;
Allah üzerine yalan (zat) uydurandan yahut O’nun ayetlerini (sıfatlarını, B sırrınca) yalanlayandan daha zalim kimdir?.. Şu muhakkak ki zalimler (şirk koşanlar) felaha eremez.
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوا أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
22-) Ve yevme nahşüruhüm cemiy’an sümme nekulü lilleziyne eşrekû eyne şürekaükümülleziyne küntüm tez'umun;
Cem’ian onları haşredip, sonra da şirk koşanlara “zannettiğiniz ortaklarınız nerede?” dediğimiz gün.
ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ
23-) Sümme lem tekün fitnetühüm illâ en kalu vAllahi Rabbina ma künna müşrikiyn;
Sonra onların “Rabbimiz olan Allah’a yemin olsun ki biz müşriklerden olmadık” demelerinden başka bir fitneleri olmaz.
انْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
24-) Ünzur keyfe kezebu alâ enfüsihim ve dalle anhüm ma kânu yefterun;
Kendi nefsleri aleyhine nasıl yalan söylediklerine ve (tanrı olarak) uydurdukları (hayallerinde vücud verdikleri, kendileri yanısıra var zannettikleri) şeylerin nasıl da onlardan kaybolup gittiğine bir bak.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِنْ يَرَوْا كُلَّ ءَايَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتَّى إِذَا جَاءُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا أَس
25-) Ve minhüm men yestemiu ileyke, ve cealna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azanihim vakra* ve in yerav külle ayetin la yu'minu Biha* hatta iza cauke yücadiluneke yekulülleziyne keferu in haza illâ esatıyrul evveliyn;
Onlardan seni dinleyenler vardır... (Fakat) biz O’nu anlamalarına engel kalblerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk... Her ayeti görseler yine onlara (B sırrınca) iman etmezler... Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar da... Kafir olanlar şöyle derler: “Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değil”.
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِنْ يُهْلِكُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
26-) Ve hüm yenhevne anhü ve yen'evne anhü, ve in yühlikûne illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;
Onlar hem O’ndan (Hz.Rasûlullah’dan) engellerler hem de (kendileri) O’ndan uzaklaşırlar... (Başka değil) ancak kendi nefslerini helak ediyorlar, ama şuurunda/farkında değiller.
وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَالَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
27-) Velev tera iz vukıfu alennari fekalu ya leytena nureddü ve la nükezzibe Bi ayati Rabbina ve nekûne minel mu’miniyn;
(Onlar) Nar üzerinde (kayıtlılık boyutunda) durduruldukları vakit: “Keşke geri döndürülsek, Rabbimizin ayetlerini (B sırrınca) yalanlamasak (Rabbani özellikleri, kuvvelerimizi farketsek) ve mü’minlerden olsak” dediklerini bir görsen.
بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
28-) Bel beda lehüm ma kânu yuhfune min kablu, ve lev ruddu leadu lima nühu anhü ve innehüm lekazibun;
Hayır, önceden gizliyor oldukları kendilerine zahir oldu... Eğer geri döndürülseler elbette (gene) nehyolunduklarına (mevcud özelliklerine, amellerine) geri dönerlerdi... Şüphesiz ki onlar yalancılardır.
وَقَالُوا إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

29-) Ve kalu in hiye illâ hayatüned dünya ve ma nahnü Bi meb'usiyn;

Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka (bir hayat) yoktur... Biz (Bi-) ba’solunacaklar da değiliz”.
وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
30-) Velev tera iz vukıfu alâ Rabbihim* kale eleyse hâza BilHakk* kalu bela ve Rabbina* kale fezukul azabe Bi ma küntüm tekfürun;
(Kıyamet’te) Rableri üzerinde durduruldukları vakit (onları) bir görsen!.. “(Bi-) Hak değil miymiş bu (ba’s, haşr, lıka) ?”, dedi... “Evet, Rabbimize kasem olsun (ki hakmış)”, dediler... “O halde kafir olmanızdan dolayı (B sırrınca) tadın azabı”, buyurur.
قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَاحَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ
31-) Kad hasiralleziyne kezzebu Bi Lıkaillah* hatta iza caethümüs saatü bağteten kalu ya hasretena alâ ma ferratna fiyha, ve hüm yahmilune evzarehüm alâ zuhurihim* ela sae ma yezirun;
Allah’a lıka (kavuşma)’yı (B gerçeğince) yalanlayanlar (yani, Allah’ın varlığında açığa çıkışını yaşamayı yalanlayanlar) gerçekten hüsrana uğradılar... Nihayet O SAAT ansızın kendilerine geldiğinde, günahlarını/yüklerini sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle dediler: “Orada (vefattan önce, dünyada) ki tefridimiz (yetersiz çalışmalarımız, zayıf ve eksik kalmamız) dolayısıyla vay hasretimize (telafisi mümkün olmayan temennimize)”... Dikkat edin, yüklendikleri ne kötüdür!.
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
32-) Ve melhayatüd dünya illâ leibun ve lehv* ve leddarul ahıretü hayrun lilleziyne yettekun* efela ta'kılun;
Dünya hayatı (en aşağı hayat) bir oyun (o halde oyunu kurallarına göre oynamalı, boşa değil?) ve eğlence (oyun kadar ciddiye al)’den başka bir şey değildir... Bilfiil korunanlar için ahiret yurdu (ruhani boyut) elbette daha hayırlıdır... Hala akletmeyecek misiniz?.
قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ
33-) Kad na'lemü innehu le yahzünükelleziy yekulune feinnehüm la yükezzibuneke ve lakinnez zalimiyne Bi ayatillahi yechadun;
Onların söylediklerinin seni mahzun ettiğini hakikaten biliyoruz... Gerçek şu ki onlar (aslında) seni yalanlamıyorlar; lakin o zalimler bile bile (B gerçeğince) Allah ayetlerini inkar ediyorlar (zahir olan ilim ve sıfatlar Allah’a ait).
وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلَى مَا كُذِّبُوا وَأُوذُوا حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِنْ نَبَإِ الْمُرْسَلِينَ
34-) Ve lekad küzzibet Rusulün min kablike fesaberu alâ ma küzzibu ve uzu hatta etahüm nasruna* ve la mübeddile li Kelimatillah* ve lekad caeke min nebeil murseliyn;
Andolsun ki senden önce de Rasûller yalanlanmıştı... Nusretimiz kendilerine gelinceye kadar yalanlanmalarına ve eziyyet edilmelerine sabrettiler... Allah kelimelerini (fıtratları) tebdil edecek/değiştirecek yoktur... Andolsun ki irsal olunanların haberinden bir kısmı sana gelmiştir.
وَإِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِآيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ
35-) Ve in kâne kebüre aleyke ı'raduhüm feinisteta'te en tebteğıye nefekan fiyl Ardı ev süllemen fiys Semai fe te'tiyehüm Bi ayetin, ve lev şaAllahu le cemeahüm alel hüda fela tekûnenne minel cahiliyn;
Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse; haydi kudretin varsa, arza bir delik yahut semâya bir merdiven ara ki onlara oradan bir mucize getir (de iman etsinler)! Eğer Allâh dileseydi elbette onları hakikat üzere toplardı... Öyle ise sakın cahillerden olma!
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal