Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  6.  EN'ÂM SÛRESİ        الانعا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
36-) İnnema yesteciybülleziyne yesmeun* vel mevta yeb'asühümullahu sümme ileyhi yurceun;
(Rasul’den olan da’veti) Ancak işitenler (anlayanlar) icabet eder... Ölülere gelince, Allah onları ba’seder, sonra O’na rücu’ olunurlar.
وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَنْ يُنَزِّلَ ءَايَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
37-) Ve kalu levla nüzzile aleyhi ayetün min Rabbih* kul innAllahe Kadirun alâ en yünezzile ayeten ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
Dediler ki: “O’na Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya”... De ki: “Muhakkak ki Allah bir ayet (mucize) indirmeye Kaadir’dir... Ama onların ekseriyeti (inen ayetleri) bilmezler”.
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ
38-) Ve ma min dabbetin fiyl Ardı ve la tairin yetıyru Bicenahayhi illâ ümemün emsalüküm* ma ferratna fiyl Kitabi min şey'in sümme ila Rabbihim yuhşerun;
Arz’da debelenir hiçbir canlı ve (B sırrınca) iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin emsaliniz ümmetler olmasınlar (mesh’e uğrayan ümmetler?)... Biz Kitab’ta hiç bir şeyi tefrid etmedik (eksik bırakmadık; mustahaklarını buldular)... Sonra (onlar) rablerine haşrolunurlar.
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَأِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
39-) Velleziyne kezzebu Biayatina summün ve bükmün fiyz zulümat* men yeşeillahu yudlilhu, ve men yeşe'yec'alhu alâ sıratın müstekıym;
Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağırlar (hakikatlerini algılayamayanlar) ve dilsizlerdirler (şartlanmaları dolayısıyla anlayamayanlardır)... Allah dilediğini saptırır, dilediğini de sırat-ı müstakıym üzere kor.
قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

40-) Kul eraeyteküm in etaküm azabullahi ev etetkümüssaatü eğayrAllahi ted'un* in küntüm sadikıyn;

De ki: “Gördün mü siz’i (kendinizi hiç düşündünüz mü), şayet Allah azabı yahut o saat (kiyamet) size gelse, Allah’ın gayrına mı dua eder-yakarırsınız?.. Eğer sadıklar iseniz (söyleyin)”.
بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ
41-) Bel iyyahü ted'une feyekşifü ma ted'une ileyhi in şae ve tensevne ma tüşrikûn;
Bilakis, yalnız O’na yalvarırsınız... O da dilerse O’na yalvardığınız şeyi keşfeder (açar-giderir) ve (siz de) ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz (?).
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ

42-) Ve lekad erselna ila ümemin min kablike feehaznahüm Bil be'sai vaddarrai leallehüm yetedarreun;

Andolsun ki senden önce de ümmetlere (nebî/Rasûl) irsal ettik... Belki tazarru ederler (boyun eğerek özlerine dönerler, kalbten dua ederler) diye onları be’s (sıkıntı, darlık) ve darr (hastalık, zarar) ile (B sırrınca) yakaladık.
فَلَوْلَا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلَكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
43-) Felevla iz caehüm be'süna tedarreu ve lâkin kaset kulubühüm ve zeyyene lehümüşşeytanu ma kânu ya'melun;
Bari be’simiz (azabımız) onlara geldiğinde tazarru etselerdi ya!.. Fakat kalbleri (üst bilinçleri) katılaştı ve şeytan (alt bilinçleri) da yaptıkları amellerini kendilerine süslü gösterdi.
فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ
44-) Felemma nesu ma zükkiru Bihi fetahna aleyhim ebvabe külli şey'* hatta iza ferihu Bi ma utu ehaznahüm bağteten feizahüm mublisun;
Ne zaman ki kendilerine (B sırrıyla) hatırlatılan şeyi unuttular, onlara herşey’in (çokluğun, göreselliğin) kapılarını açtık... Nihayet (kendilerine) verilenler ile (B sırrınca) ferahlayıp şımardıklarında, onları ansızın yakaladık... Birdenbire ümitsiz kalıverdiler.
فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
45-) Fekutıa dabirul kavmilleziyne zalemu* vel Hamdu Lillahi Rabbil alemiyn;
Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi... Hamd, alemlerin Rabbi olan (yani, dilediği manaları izhar etsinler diye bunları kendi Esmasıyla yaratan) Allah’â aittir (muayyen bir mana ile kayıtlanmaktan beridir; sonsuz özellik ve kemalat sahibidir).
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ انْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ
46-) Kul eraeytüm in ehazAllahu sem'aküm ve ebsareküm ve hateme alâ kulubiküm men ilahun ğayrullahi ye'tiyküm Bih* ünzur keyfe nüsarrifül ayati sümme hüm yasdifun;
De ki: “Gördünüz mü (düşünün bakalım), şayet Allah işitme (kuvve) nizi ve gözlerinizi alsa, kalblerinizi mühürlese, Allah’ın gayrı onu (B gerçeğince) size getirecek ilah kimdir?”.. Bak nasıl ayetleri tasrif ediyoruz (türlü şekillerle evirip çevirip anlatıyoruz), sonra (gene de) onlar yüz çevirip ayrılıyorlar.
قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ
47-) Kul eraeyteküm in etaküm azabullahi bağteten ev cehreten hel yühlekü illel kavmüz zalimun;
De ki: “Gördün mü siz’i (kendinizi düşündünüz mü?), şayet Allah azabı size ansızın veya açıkça gelse, zalimler topluluğundan başkası mı helak edilir?”.
وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ فَمَنْ ءَامَنَ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
48-) Ve ma nursilül murseliyne illâ mübeşşiriyne ve münziriyn* femen amene ve asleha fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Biz mürseliyn’i (irsal olunanları) ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak irsal ediyoruz... Artık kim iman eder ve (durumunu) ıslah eder ise, işte onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar (demek ki mürseliyn’e iman etmekten amaç Veliy olmaktır).
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

49-) Velleziyne kezzebu Bi ayatina yemessühümül azabü Bi ma kânu yefsükun;

Ayetlerimizi (rabbani özellikleri beşeri nefs haliyle yaşayarak, B sırrınca) yalanlayanlara gelince, fasıklık etmeleri (istidatlarını köreltmeleri) dolayısıyla (B gerçeğince) onlara azab dokunacaktır.
قُلْ لَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ
50-) Kul la ekulü leküm ındiy hazainullahi ve la a'lemül ğaybe ve la ekulü leküm inniy melek* in ettebiu illâ ma yuha ileyye, kul hel yestevil’ a'ma vel basıyr* efela tetefekkerun;
De ki: “Size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum... (Mutlak) gaybı da bilmem... Size <Muhakkak ki ben bir meleğim> de demiyorum... Ben ancak bana vahyolunana tabi olurum”... De ki: “A’ma ile gören müsavi olur mu?.. Hala tefekkür etmiyormusunuz?”.
وَأَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْ يُحْشَرُوا إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
51-) Ve enzir Bihilleziyne yehafune en yuhşeru ila Rabbihim leyse lehüm min dunihî veliyyün ve la şefiy’un leallehüm yettekun;
Rablerine haşrolunmalarından korkanları O’nunla (B sırrınca) uyar... Onların O’ndan gayrı ne bir Veliy’leri ve ne de bir şefi’y’leri (şefaatçıları) vardır... Umulur ki takvayı gerçekleştirirler.
وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ
52-) Ve la tatrudilleziyne yed'une Rabbehüm Bil ğadaveti vel aşiyyi yüriydune vecheHU, ma aleyke min hısabihim min şey’in ve ma min hısabike aleyhim min şey'in fetatrudehüm fetekûne minez zalimiyn;
(Sırf) O’nun vechini dileyerek, (B gerçeğince) sabah akşam Rablerine dua edenleri tard etme (huzurundan uzaklaştırma)... Onların hesabından sana bir şey/bir sorumluluk düşmediği gibi, senin hesabından da onlara bir şey düşmez ki (bu sebeple) onları tard edesin (huzurundan uzak kılasın)... (Tard edersen) o zaman zalimlersen olursun.
وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُوا أَهَؤُلَاءِ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ
53-) Ve kezâlike fetenna ba'dahüm Bi ba'din liyekulu ehaülai mennAllahu aleyhim min beynina* eleysAllahu Bi a'leme Bişşakiriyn;
İşte böylece onların bazısını (Bi-) bazısı ile imtihan ettik, “Allah aramızdan şunlara mı menn (lütuf) ta bulundu?”, desinler diye... Allah, şükredenleri (B sırrınca) daha iyi bilen değil midir?.
وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
54-) Ve iza caekelleziyne yu'minune Bi ayatina fekul Selâmun aleyküm ketebe Rabbüküm alâ nefsiHİr rahmete, ennehu men amile minküm suen Bi cehaletin sümme tabe min ba'dihi ve asleha feenneHU Ğafurun Rahîym;
Ayetlerimize (B sırrıyla) iman edenler sana geldiklerinde de ki: “Selamun aleyküm (vehmi nefsinizden, birimsellik özelliklerinizden arının)... Rabbiniz rahmeti nefsine yazmıştır (kişilik hali azabtır)... (Bilin ki) sizden her kim Bi-cehaletle (bilmeyerek) bir kötülük işler de, sonra arkasından tevbe eder ve (halini) ıslah eder ise, muhakkak ki O (Rabbiniz) Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ
55-) Ve kezâlike nüfassılül’ ayati ve li testebiyne sebiylül mücrimiyn;
Mücrimlerin (vehmi varlıkları ile perdelenenlerin) yolu açığa çıksın diye ayetleri işte böylece tafsil ediyoruz.
قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ قُلْ لَا أَتَّبِعُ أَهْوَاءَكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
56-) Kul inniy nühiytü en a'büdelleziyne ted'une min dunillah* kul la ettebiu ehvaeküm, kad daleltü izen ve ma ene minel mühtediyn;
De ki: “Muhakkak ki ben, sizin Allah’dan gayrı çağırdıklarınıza ibadet/kulluk etmekten nehyolundum”... De ki: “Sizin hevalarınıza (felsefi inaçlarınıza, beşeri safsatalarınıza) asla uymam... O takdirde gerçekten sapmış olurum, ve ben doğru yolu bulanlardan olmam”.
قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَكَذَّبْتُمْ بِهِ مَا عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ
57-) Kul inniy alâ beyyinetin min Rabbiy ve kezzebtüm BiHİ, ma ındiy ma testa'cilune Bih* inil hukmü illâ Lillah* yekussul Hakka ve HUve hayrul fasıliyn;
De ki: “Doğrusu ben RabbİMden (olan) bir beyyine (apaçık, aydınlık delil; üst akıl) üzereyim... Ve siz O’nu (B gerçeğince) yalanladınız... Acele istediğiniz o (azab), benim yanımda değil... Hüküm ancak (herşeyi kendi Esmasıyla bir işlev üzere izhar eden, gayb ve şahadet ilminde olan) Allah’ındır... Hakkı (ancak O) kıssa eder (anlatır)... O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır”.
قُلْ لَوْ أَنَّ عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الْأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ
58-) Kul lev enne ındiy ma testa'cilune Bihi lekudiyel emru beyniy ve beyneküm* vAllahu a'lemü Bizzalimiyn;
De ki: “Eğer o (B sırrınca) acele istediğiniz benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızda iş bitirilmiş olurdu”... Allah zalimleri (B sırrınca) daha iyi bilir.
وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
59-) Ve ındeHU mefatihul ğaybi la ya'lemuha illâ HU* ve ya'lemü ma fiyl berri vel bahr* ve ma teskutu min verakatin illâ ya'lemüha ve la habbetin fiy zulümatil Ardı ve la ratbin ve la yabisin illâ fiy Kitabin mübiyn;
Gayb’ın anahtarları O’nun indindedir (o halde gayb’a değil, O’na yönelin)... (Hiç kimse) bilmez onları, ancak O (bilir)... O bilir, Kara’da ve Deniz’de ne var ise... O’nun bilmesi dışında bir yaprak düşmez... Ne Arz’ın karanlıklarında bir habbe (tane), ne de yaş ve kuru (bir şey) yoktur ki Kitab-ı Mubiyn’de (“İNSAN”’da) bulunmasın.
وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
60-) Ve HUvelleziy yeteveffaküm Bil leyli ve ya'lemü ma cerahtüm Bin nehari sümme yeb'asüküm fiyhi liyukda ecelün müsemma* sümme ileyhi merciuküm sümme yünebbiüküm Bi ma küntüm ta'melun;
O’dur ki, (Bi-) geceleyin sizi vefat ettirir; (Bi-) gündüzün (korteksinizle; kesitsel algılama araçlarınızla) ne işlediğinizi/kazandığınızı bilir... Sonra Ecel-i Müsemma (ba’s için takdir edilmiş ecel) tamamlanıncaya kadar onda (kesitsel algılama araçları ile ilgili beyin işlevinde) sizi (O) ba’seder... Sonra merci’niz (dönüşünüz) O’nadır... Sonra (O) neler yaptıklarınızı (B sırrınca) size haber verir.
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
61-) Ve HUvel Kahiru fevka ıbadihHİ, ve yursilu aleyküm hafezaten, hatta iza cae ehadekümül mevtü teveffethu Rusulüna ve hüm la yüferritun;
O‘dur, kullarının fevkınde (üstünde) Kaahir (kul isminin karşılığı bir varlık mevcud değil; yalnız O)... (O) irsal eder üzerinize hafaza’yı (koruyucuları, melekeleri)... Nihayet sizden birine ölüm geldiği vakit, Rasûllerimiz onu vefat ettirir... Ve onlar geri kalmazlar (tam vaktinde gereğince iş gerçekleşir).
ثُمَّ رُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلَاهُمُ الْحَقِّ أَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ
62-) Sümme ruddu ilAllahi mevlahümül Hakk* ela leHUl hukmü ve HUve esreul hasibiyn;
Sonra (onlar) Hakk Mevlaları olan Allah’a döndürülürler... Dikkat edin, hüküm (ancak) O’nundur ve O, hesab görenlerin en sür’atlisidir.
قُلْ مَنْ يُنَجِّيكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَئِنْ أَنْجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
63-) Kul men yünecciyküm min zulümatil berri vel bahri ted'unehu tedarruan ve hufyeten, lein encana min hazihi lenekûnenne mineş şakiriyn;
De ki: “Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarından (tabiat perdelerinden) sizi kim kurtarır, ki (bu durumda siz) <bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız> diye tazarruen (içten yalvararak) ve hufyeten (gizli, sırren) O’na dua edip duruyorsunuz?”.
قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنْتُمْ تُشْرِكُونَ
64-) Kulillahu yünecciyküm minha ve min külli kerbin sümme entüm tüşrikûn;
De ki: “Allah kurtarıyor sizi, ondan (?) da, (kalan) bütün gam-kederden de... Sonra da siz şirk koşarsınız (kendinizi ortak edersiniz)”.
قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ انْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ
65-) Kul HUvel Kadiru alâ en yeb'ase aleyküm azaben min fevkıküm ev min tahti ercüliküm ev yelbiseküm şiyean ve yüziyka ba'daküm be'se ba'd* ünzur keyfe nusarrifül ayati leallehüm yefkahun;
De ki: “O, fevkınızden (üstünüzden) yahut ayaklarınızın altından sizin üzerinize bir azab ba’sedip göndermeye, ya da fırkalar halinde sizi birbirinize katıp bazınızın şiddetini bazınıza tattırmağa Kaadir’dir”... Bak nasıl tasrif ediyoruz (türlü şekillerle anlatıyoruz) ayetleri, derinliğine düşünüp anlasınlar diye.
وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ
66-) Ve kezzebe Bihi kavmüke ve huvel hakk* kul lestü aleyküm Bi vekiyl;
O (bahsedilen azab) hakk olduğu halde, kavmin onu (B gerçeğince) yalanladı... De ki: “Ben sizin üzerinize (Bi-) Vekiyl değilim”.
لِكُلِّ نَبَإٍ مُسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
67-) Likülli nebein müstakkarun, ve sevfe ta'lemun;
Her haberin müstakarrı (kararlaştırılmış, gerçekleşecek bir zamanı ve yeri) vardır... (Siz de) yakında bileceksiniz.
وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي ءَايَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
68-) Ve iza raeytelleziyne yehudune fiy ayatina fea'rıd anhüm hatta yehudu fiy hadiysin ğayrih* ve imma yünsiyennekeş şeytanu fela tak'ud ba'dez zikra meal kavmiz zalimiyn;
Ayetlerimiz’de (nefsani sözlere) dalanları gördüğünde, onun gayrı (Hak) bir sözde dalıncaya kadar, onlardan yüz çevir... Eğer şeytan sana unutturur ise, hatırlamadan sonra artık zalimler topluluğu ile beraber oturma.
وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَلَكِنْ ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

69-) Ve ma alelleziyne yettekune min hısabihim min şey’in ve lâkin zikra leallehüm yettekun;

Bilfiil korunanlara, onların hesabından bir şey yoktur... Fakat Zikra (hatırlatma olmalı)... Belki onlar (da) bilfiil korunurlar.
وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا أُولَئِك
70-) Ve zerilleziynettehazu diynehüm leiben ve lehven ve ğarrethümül hayatüd dünya ve zekkir Bihi en tübsele nefsün Bima kesebet* leyse leha min dunillahi veliyyün ve la şefiy'un, ve in ta'dil külle adlin la yü'haz minha* ülaikelleziyne übsilu Bima kesebu* lehüm şerabün min hamiymin ve azabün eliymün Bima kânu yekfürun;
Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinmiş, kendilerini dünya hayatının aldatmış olduğu kimseleri bırak da bununla (Kur’an ile, B sırrınca) hatırlat ki (herhangi) bir nefs kazandığı ile (B gerçeğince) helake düşmesin (bedensel varlık zannı ile kalıplaşıp rehin kalmasın)... Onun (bir nefs’in) Allah’dan gayrı ne bir Veliy’si (kayıttan ve kalıptan kurtaracak sıfatlar O’nundur) ve ne de bir şefiy’i (şefaatçısı) olmaz... Her (çeşit) fidyeyi verse de, ondan alınmaz (işe yaramaz)... İşte bunlar kazandıkları ile (B gerçeğince) rehin tutulacak olanlardır... Onlar için kaynar (yakıcı) bir içecek ve kafirlik yapıyor olmaları dolayısıyla (B sırrınca) eliym bir azab vardır.
قُلْ أَنَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُ
71-) Kul ened'u min dunillahi ma la yenfeuna vela yedurruna ve nureddü alâ a'kabina ba'de iz hedanAllahu kellezistehvethüş şeyatıynü fiyl Ardı hayran* lehu ashabün yed'unehu ilelhüde'tina* kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve ümirna linüslime liRabbil alemiyn;
De ki: “Allah’ı bırakıp da, bize ne fayda ve ne de zarar vermeyen şeylere mi dua edip yakaralım?... Allah bizi doğru yola hidayet ettikten sonra, ökçelerimiz üzerine (gerisin geri şirke) mi döndürülelim?... Tıpkı şeytanların heveslendirerek ayartıp Arz’da şaşkın bir halde bıraktığı kimse gibi (mi?)... (Oysa) onun <bize gel> diye doğru yola çağıran ashabı (arkadaşları) vardır”... De ki: “Allah hidayeti (varya işte) o’dur hidayet... Ve Alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk biz”.
وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
72-) Ve en ekıymüs Salate vettekuHU,* ve HUvelleziy ileyHİ tuhşerun;
Ve “Salat’ı ikame edin (aynel yakin muşahadesi) ve O’ndan ittika edin (tam fani olun)” (diye emrolunduk)... O, odur ki, (böylece) O’na haşrolunursunuz.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
73-) Ve HUvelleziy halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* ve yevme yekulü kün feyekûn* kavluHUl Hakk* ve lehül mülkü yevme yünfehu fiys sur* Alimül ğaybi veş şehadeti, ve HUvel Hakiymul Habiyr;
O, odur ki, Semavat ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yaratmıştır... “Ol” dediği Gün, hemen oluverir... O’nun kavli Hakk’tır... Sur’a (sûretlere can) nefholunduğu Gün, mülk O’nundur... Gaybı ve şahadeti bilendir... O’dur Hakiym, Habiyr.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal