Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  6.  EN'ÂM SÛRESİ      الانعا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا ءَالِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
74-) Ve iz kale İbrahiymu liebiyhi Azere etettehızü asnamen aliheten, inniy erake ve kavmeke fiy dalalin mübiyn;
Hani İbrahim, babası Azer’e: “Esnam’ı (putları; eşyayı) ilahlar mı ediniyorsun?... Doğrusu ben, seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum”, demişti.
وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ
75-) Ve kezâlike nüriy İbrahiyme melekutes Semavati vel Ardı ve liyekûne minel mukıniyn;
Böylece İbrahim’e, ikan sahibi olsun diye, Semavat ve Arz’ın melekutunu gösteriyoruz (eşya ile perdelenmesin).
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ
76-) Felemma cenne aleyhil leylü rea kevkeba* kale haza Rabbiy* felemma efele kale la uhıbbül afiliyn;
Gece onu bürüyüp örtünce bir Kevkeb (gezegen; bunlarla manüple edilen yapı) gördü... “İşte bu Rabbim” dedi... (Kevkeb) batınca/sönünce de: “Batanları/sönüp kaybolanları sevmem” dedi.
فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنِي رَبِّي لَأَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ
77-) Felemma rael Kamera baziğan kale haza Rabbiy* felemma efele kale lein lem yehdiniy Rabbiy le ekûnenne minel kavmid dalliyn;
Kamer’i (Ay’ı; nübüvvet mahallini) doğarken gördü... “İşte bu Rabbim” dedi... (Kamer) batınca şöyle dedi: “Yemin olsun ki eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaydı, elbette sapmışlar topluluğundan olurdum”.
فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَاقَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
78-) Felemma raeşŞemse baziğaten kale haza Rabbiy haza ekber* felemma efelet kale ya kavmi inniy beriyün mimma tüşrikûn;
Şems’i (Güneş; Can) doğarken gördü... “İşte bu Rabbim, bu daha büyük” dedi... (Güneş de) batınca şöyle dedi: “Ey kavmim, doğrusu ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden beriyim”.
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
79-) İnniy veccehtü vechiye lilleziy fetaresSemavati vel Arda Haniyfen ve ma ene minel müşrikiyn;
“Muhakkak ki ben vechiymi (varlığımı), haniyf olarak, Semavat ve Arz’ın Fatırına tevcih ettim (teslim oldum)... Ve ben müşriklerden değilim (varlık kalmadı bende)”.
وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلَا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
80-) Ve haccehu kavmüh* kale etühaccunniy fiyllahi ve kad hedan* ve la ehafü ma tüşrikûne Bihi illâ en yeşae Rabbiy şey'a* vesia Rabbiy külle şey'in ılma* efela tetezekkerun;
Kavmi O’na karşı çıkıp kanıt getirmeye (onunla, ilahlaştırdıkları yıldızlar-planetler ve etkileri hakkında tartışmağa) kalkıştı... (İbrahim) dedi ki: “Beni doğru yola hidayet etmiş iken, Allah’da/Allah hakkında benimle tartışıyormusunuz?... O’na (B sırrınca) ortak koştuğunuz şeylerden (onların tesirlerinden) korkmam... Ancak Rabbimin dilediği şey müstesna (aslında astrolojiyi reddetmiyor?)... Rabbim herşeyi ilmen kuşatmıştır... Hala tezekkür etmeyecekmisiniz?”.
وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُمْ بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالْأَمْنِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
81-) Ve keyfe ehafü ma eşrektüm ve la tehafune enneküm eşrektüm Billahi ma lem yünezzil Bihi aleyküm sültana* feeyyül feriykayni ehakku Bil emni in küntüm ta'lemun;
“Hem, (varlıklarına dair) size (B sırrınca) hiç bir delil/kanıt indirmediği şeyleri, siz, (B sırrınca) Allah’a ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?”... Eğer biliyorsanız (söyleyin), iki fırkanın hangisi (Bi-) emn’e (güvende olmağa) daha ehakktır?.
وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلَا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
82-) Elleziyne amenu ve lem yelbisu iymanehüm Bi zulmin ülaike lehümül emnü ve hüm mühtedun;
(Haniyf olarak) iman edenler ve imanlarını (Bi-) zulüm (gizli şirk) ile karıştırmayanlar... İşte emn (güvende olma) onlarındır... Ve onlardır doğruya yolu bulanlar.
وَتِلْكَ حُجَّتُنَا ءَاتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
83-) Ve tilke huccetüna ateynaha İbrahîyme alâ kavmih* nerfe’u derecâtin men neşa'ü, inne Rabbeke Hakiymun Aliym;
İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimizi hüccetimizdir (kesin kanıtımızdır)... Kimi diler isek (onu) dereceler olarak ref’ederiz (yükseltiriz)... Muhakkak ki Rabbin Hakiym’dir, Aliym’dir.
وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلًّا هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
84-) Ve vehebna lehu İshaka ve Ya'kub* küllen hedeyna* ve Nuhan hedeyna min kablü ve min zürriyyetihi Davude ve Süleymane ve Eyyube ve Yusufe ve Musa ve Harun* ve kezâlike neczil muhsiniyn;
Biz O’na (İbrahim’e) İshak’ı ve Ya’kub’u hibe ettik... Hepsine hidayet ettik (vahdet ehlidirler)... Daha önce Nuh’a ve O’nun zürriyyetinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’e, Yusuf’a, Musa’ya ve Haruna da hidayet etmiştik... Muhsinleri böyle mükafatlandırırız.
وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ كُلٌّ مِنَ الصَّالِحِينَ
85-) Ve Zekeriyya ve Yahya ve Iysa ve İlyas* küllün mines salihıyn;
Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da... Hepsi salihlerdendi.
وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ
86-) Ve İsmaıyle vElyesea ve Yunuse ve Luta* ve küllen faddalna alel alemiyn;
İsmail’e, Elyesa’a, Yunus’a ve Lut’a da... Hepsini alemlere üstün kıldık.
وَمِنْ ءَابَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
87-) Ve min abaihim ve zürriyyatihim ve ıhvanihim* vectebeyna hüm ve hedeynahüm ila sıratın müstekıym;
Onların babalarından, zürriyyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarını da... Onları ictiba ettik (seçtik) ve sırat-ı müstakıym’e (tevhid-i zat’a) hidayet ettik onları.
ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
88-) Zâlike hüdAllahi yehdiy Bihi men yeşaü min ıbadiHİ, velev eşrekû le habita anhüm ma kânu ya'melun;
Bu Allah hidayetidir... Kullarından kimi dilerse, onunla (B sırrınca) hidayet eder... Eğer onlar dahi şirk koşsalardı, elbette yaptıkları tüm amelleri hiç olur boşa giderdi.
أُولَئِكَ الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلَاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ
89-) Ülaikelleziyne ateynahümül Kitabe vel Hukme ven Nübüvvete, fein yekfür Biha haülai fekad vekkelna Biha kavmen leysu Biha Bikafiriyn;
İşte onlar, kendilerine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet verdiğimiz kimselerdir... Eğer bunlar (şu vahyi bilgileri duyanlar), onları (B sırrınca) inkar ederlerse (iyi bilsinler ki), bütün bunlara (B sırrınca) kafir olmayacak bir kavmi onlara (B sırrınca) vekil yapmışızdır (o toplum bunların yerine gelir, o kemalatları yaşar).
أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهِ قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ
90-) Ülaikelleziyne hedAllahu fe Bi hüdahumuktedih* kul la es'elüküm aleyhi ecra* in huve illâ zikra lil alemiyn;
İşte bunlar, Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir... (Rasûlüm) sen de onların hidayetine (B sırrınca) iktida et (uy)... De ki: “Ona (tebliğ işime) karşılık sizden bir ecir istemiyorum... O sadece alemlere Zikra (hatırlatma, öğüt) dır”.
وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُمْ مَا
91-) Ve ma kaderullahe hakka kadriHİ iz kalu ma enzelAllahu alâ beşerin min şey'* kul men enzelel Kitabelleziy cae Bihi Musa nuren ve hüden linNasi tec'alunehu karatıyse tübduneha ve tuhfune kesiyra* ve ullimtüm ma lem ta'lemu entüm ve la abaüküm* kulillahu sümme zerhüm fiy havdıhim yel'abun;
“Allah hiç bir beşer’e bir şey inzal etmemiştir” demekle, Allah’ı hakkıyla (gereği gibi) takdir edemediler (tanıyamadılar)... De ki: “Musa’nın (B sırrınca) insanlar için Nur ve Huda olarak getirdiği Kitab’ı (ilmi) kim inzal etti?... (Ki) siz O’nu kağıtlar haline getirip (O Kitab’ı yazılı kağıtlar olarak görüp) gösteriyorsunuz, bir çoğunu da gizliyorsunuz... Ve ne sizin ne de babalarınızın bilmediği şeyler öğretildi size”... “Allah” de, sonra bırak onları daldıklarında oynayadursunlar.
وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
92-) Ve haza Kitabun enzelnahu mübarekün musaddikulleziy beyne yedeyhi ve li tünzira Ümmel Kura ve men havleha* velleziyne yu'minune Bil ahireti yu'minune Bihi ve hüm alâ salatihim yuhafizun;
Bu (Kur’an) ise, Ümmül Kura’yı (şehirlerin anası, Mekke; ora halkı) ve O’nun havlinde (çevresinde) olanları uyarman için O’nu inzal ettiğimiz, mübarek ve kendinden öncekini tasdik edici bir Kitab’tır... Ahirete (B sırrıyla) iman edenler, O’na da (B sırrıyla) iman ederler... Ve onlar salatlarını (namazlarını) muhafaza ederler.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوْحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنَزلَ اللّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلآئِكَةُ بَاسِطُواْ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُواْ أَنفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ
93-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kale uhıye ileyye ve lem yuha ileyhi şey'ün ve men kale seünzilü misle ma enzelAllah* velev tera iziz zalimune fiy ğameratil mevti vel melaiketü basitu eydiyhim* ahricu enfüseküm* elyevme tüczevne azabelhuni Bi ma küntüm tekulune alellahi ğayrel Hakkı ve küntüm an ayatiHİ testekbirun;
Allah üzerine yalan uyduran, yahut kendisine bir şey vahyolunmamışken “bana da vahyolundu” diyen ve bir de “Allah’ın inzal ettiğinin misli ben de inzal edeceğim” diyenden daha zalim kimdir?... Zalimleri, ğamaratil’mevt’te (ölüm sıkıntıları, ölüm dalgaları, şiddeti içinde) bir görsen!.. Melaike de ellerini bast etmiş (uzatmış, yaymış): “nefslerinizi (kozanızdan, beden kaydından) çıkarın hadi!.. Allah üzerine Hak olmayanı söylemeniz ve O’nun ayetlerinden kibirleniyor olmanız (nefsinizle perdelenmeniz) dolayısıyla (B gerçeğince) bu gün alçaklık azabı ile cezalandırılıyorsunuz” (derken bir görsen!).
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُن

94-) Ve lekad ci'tümuna furada kema halaknaküm evvele merretin ve terektüm ma havvelnaküm verae zuhuriküm* ve ma nera meaküm şüfeaekümülleziyne zeamtüm ennehüm fiyküm şüreka'* lekad tekattaa beyneküm ve dalle anküm ma küntüm tez'umun
;
Andolsun sizi ilk defa yarattığımız (durumdaki) gibi (beşeri özelliklerden, dünyevi nisbetlerden soyutlanarak) FERDler olarak biz’e geldiniz... Size verdiğimiz/hayaline daldırdığımız şeyleri, sırtlarınızın arka tarafında (geride) bıraktınız... Siz’de, ortaklar sandığınız şefaatçılarınızı da sizinle beraber görmüyoruz (?)... Andolsun ki aranızdaki (bağlar) kesilmiş ve (var) zannediyor olduğunuz şeyler sizden kaybolup gitmiştir.
إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
95-) İnnAllahe falikulhabbi venneva* yuhricül hayye minel meyyiti ve muhricül meyyiti minel hayy* zâlikümullahu feenna tü'fekûn;
Muhakkak ki Allah habbe’yi (tane cinsi, kalb habbesi) ve neva’yı (çekirdekler) çatlatıp yarandır (yarıp içinden başka bir şey çıkarandır)... (O) ölü’den Hayy/diri’yi çıkarır... Diri’den de ölü’yü çıkarandır (O)... İşte (size) Allah budur!... O halde nasıl (O’ndan) çevriliyorsunuz?.
فَالِقُ الْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
96-) Falikul ısbah* ve cealelleyle sekenen veşŞemse vel Kamera husbana* zâlike takdiyrul Azîyzil Alîym;
Isbah’ı (fecir vakti’ni) yarıp ortaya çıkarandır (O)... Geceyi seken (sükun, sükun dönemi), Şems ve Kamer’i hüsban (hesab, saymak) kıldı... Bu, Aziyz ve Aliym olanın takdiridir.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
97-) Ve HUvelleziyceale lekümünNücume litehtedu Biha fiy zulümatil berri velbahri, kad fassalnel ayati likavmin ya'lemun;
Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarında, onlarla (B sırrınca) doğru yolu bulasınız (hidayete eresiniz) diye, sizin için yıldızları oluşturan O’dur... Gerçekten biz, bilen bir kavim için ayetleri tafsil ettik.
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ
98-) Ve HUvelleziy enşeeküm min nefsin vahıdetin femüstakkarun ve müstevdeun, kad fessalnel’ayati likavmin yefkahun;
O’dur ki, sizi Nefs-i Vahide’den inşa etti... Müstekarr (zuhur neticesi istikrar bulma yeri)... Müstevda’ (emaneten kalma yeri)... Hakikaten biz, derinlemesine düşünüp iyi anlayan bir kavim için ayetleri tafsil ettik.
وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّ
99-) Ve HUvelleziy enzele mines Semai ma’en, feahrecna Bihi nebate külli şey'in feahrecna minhü hadıren nuhricü minhü habben müterakiba* ve minennahli min tal'iha kınvanün daniyetün ve cennâtin min a’nabin vezzeytune verrummane müştebihen ve ğayre müteşabih* ünzuru ila semerihi iza esmera ve yen'ıh* inne fiy zâliküm le âyâtin li kavmin yu'minun;
Sema’dan su’yu inzal eden de O’dur... (Biz) onunla (B sırrınca) herşey’in nebatı’nı çıkardık... Ondan (nebat’tan) da bir yeşillik çıkardık... Ondan da müterakib (karşılıklı terkiplenmiş, birbiri üzerine binmiş) habbeler (taneler);hurma (ağacı) nın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytiyn ve nar çıkarıyoruz... (Bunların) müteşabih (birbirine benzeyenleri var) ve ğayri müteşabih (benzemeyen tarafları da)... O’nun semeresine (ürünlerine) bir (ham, ilk) meyve verdiğinde ve bir de olgunlaştığında bakın... Muhakkak ki bunlarda iman eden kavim için elbette ayetler vardır.
وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ
100-) Ve cealu Lillahi şürakâelCinne ve halekahüm ve hareku leHU beniyne ve benâtin Biğayri ‘ılm* subhaneHU ve teala amma y esıfun;
(Onlar bir de) CİNNi (örtülü-görünmeyen varlıkları, cinleri) Allah’a ortak kıldılar... (Oysa) onları (Allah) yaratmıştır (yani, o kuvveler ve onları meydana getiren özellikler Zaten Allah ismiyle ile işaret edilen tek vücuda ait)... Bi-ğayri ilm (bilgisizce) olarak O’na (Allah’a) oğullar ve kızlar yordular/yakıştırdılar... Subhan’dır O; onların vasıflamalarından münezzeh ve yücedir.
بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
101-) Bediy’usSemavati vel Ard* enna yekûnü leHU veledün velem tekün leHU sâhıbeh* ve haleka külle şey'* ve HUve Bikülli şey'in ‘Aliym;
Semavat ve Arz’ın Bedi’dir (örneksiz yoktan yaratanıdır)... Sahibe’si (Eş’i) de olmadığı halde nasıl O’nun çocuğu olur?... Herşey’i (O) halketmiştir... O, Bi-külli şey’in Aliym’dir.
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
102-) Zâlikümullahu Rabbüküm* la ilahe illâ HU* haliku külli şey'in fa'buduHU, ve HUve alâ külli şey’in Vekiyl;
İşte budur Rabbiniz Allah... İlah yok, ancak O... (O) herşey’in Halık’ıdır... (O halde yalnız) O’na kulluk edin... O, herşeye Vekiyl’dir.
لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
103-) La tüdriküHUl ebsaru ve HUve yüdrikül ebsar* ve HUvelLatıyfül Habiyr;
Gözler O’nu görmez (zira onların Nur’u O’ndandır)... O, gözleri görür... O, Latiyf’dir, Habiyr’dir.
قَدْ جَاءَكُمْ بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ
104-) Kad caeküm basâiru min Rabbiküm* femen ebsara feli nefsih* ve men amiye fealeyha* ve ma ene aleyküm Bi Hafiyz;
Doğrusu size Rabbinizden basiyretler (apaçık ayetler) gelmiştir... Kim (basiretiyle) görürse nefsi lehine, kim de görmez (a’ma) ise kendi aleyhinedir... Ve ben üzerinize (Bi-) Hafiyz (bekçi) değilim.
وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
105-) Ve kezâlike nusarrifül ayati ve liyekulu dereste ve linübeyyinehu likavmin ya'lemun;
İşte biz ayetleri tasrif ediyoruz (evirip çevirip anlatıyoruz)... “Sen ders almışsın (bunları bir yerden öğrenmişsin)” desinler ve bilen bir kavim için de onu iyice açıklayalım diye.
اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
106-) İttebı' ma uhıye ileyke min Rabbike, la ilahe illâ HU* ve a'rıd anil müşrikiyn;
Rabbinden sana vahyolunana tabi ol... İlah yok, yalnız O (tek vücud)... Müşriklerden yüz çevir.
وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكُوا وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ
107-) Velev şaAllahu ma eşrekû* ve ma cealnake aleyhim hafıyza* ve ma ente aleyhim Bi Vekiyl;
Eğer Allah dileseydi, şirk koşmazlardı... (Biz) seni onlar üzerine Hafiyz (bekçi) kılmadık... Ve sen onlara (Bi-) Vekiyl değilsin.
وَلَا تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

108-) Ve la tesübbülleziyne yed'une min dunillahi feyesübbullahe adven Biğayri ‘ılm* kezâlike zeyyenna likülli ümmetin amelehüm sümme ila Rabbihim merciuhüm feyünebbiuhum Bi ma kânu ya'melun;

Allah’dan gayrı çağırdıklarına/başkasını çağıran kimselere sövmeyin... (Zira bu sebeple onlar da) Bi-gayri ilim (cahillikle) haddi aşarak Allah’a söverler... İşte böylece her ümmete amellerini süsledik... Sonra merci’leri (dönüşleri) rablerinedir... (O da) onlara yapmakta olduklarını haber verir.
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ ءَايَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِنْدَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
109-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim lein caethüm ayetün le yu'minünne Biha* kul innemel ayatü ındAllahi ve ma yüş'ıruküm enneha iza caet la yu'minun;
Eğer onlara bir ayet (mucize) gelirse ona mutlaka (B sırrıyla) iman edeceklerine, yeminlerinin cehdi (en ağır yeminleri, var güçleri) ile Allah’a (B sırrınca) kasem ettiler... De ki: “Ayetler yalnız indAllah’dadır”... O (ayet/mucize) geldiği vakit te (onlar) iman etmezler’i siz nerden bileceksiniz?.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal