Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  6.  EN'ÂM SÛRESİ      الانعا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

110-) Ve nukallibü ef'idetehüm ve ebsarehüm kema lem yu'minu Bihi evvele merretin ve nezeruhüm fiy tuğyanihim ya'mehun;

(Biz) onların fuadlarını (kalblerini) ve gözlerini kalbederiz (evirip çeviririz, tersine çeviririz), ilk keresinde (mucize gelmeden önce) Ona (B sırrınca) iman etmedikleri gibi, onları kendi tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın bocalar halde terkederiz.
وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ
111-) Ve lev ennena nezzelna ileyhimül Melaikete ve kelemmehümül mevta ve haşerna aleyhim külle şey'in kubülen ma kânu liyu'minu illâ en yeşaAllahu ve lâkinne ekserehüm yechelun;
Eğer biz onlara melaikeyi indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı ve herşeyi onlara önlerinde haşretseydik, Allah dilemesi hariç (onlar gene de) iman etmezlerdi... Fakat onların ekseriyeti cahillik yapıyorlar.
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ

112-) Ve kezâlike cealna likülli Nebîyyin adüvven şeyatıynel’insi vel cinni yuhıy ba'duhüm illâ ba'din zuhrufel kavli ğurura* velev şae Rabbüke ma fealuhu, fezerhüm ve ma yefterun;

Ve böylece her Nebî’ye ins ve cinn şeytanlarını düşman kıldık... Onlardan bazısı bazısına, aldatmak (zıddını göstermek, idrak ettirmek) için yaldızlı söz vahyeder (fısıldar)... Eğer Rabbin dileseydi onu yapmazlardı... Artık bırak onları iftiraları ile başbaşa.
وَلِتَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ

113-) Ve li tesğa ileyhi ef'idetülleziyne la yu'minune Bil ahireti ve li yerdavhu ve liyakterifu ma hüm mukterifun;

Ta ki, (B sırrıyla) ahirete iman etmeyenlerin fuadları (gönülleri) ona (yaldızlı sözlere) meyletsin, ondan hoşlansınlar ve (böylece) kazanıyor olduklarını elde etmeğe devam etsinler.
فَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا وَالَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ

114-) EfeğayrAllahi ebteğıy hakemen ve HUvelleziy enzele ileykümül Kitabe müfassala* velleziyne ateynahümül Kitabe ya'lemune ennehu münezzelün min Rabbike Bil Hakkı, fela tekûnenne minel mümteriyn;

O, size Kitab’ı mufassal (tafsil edilmiş, açıklanmış) olarak inzal etmişken, Allah’dan gayrı bir hakem mi arayayım?... Kendilerine kitab verdiklerimiz, O’nun Rabbinden BilHakk (Hakk olarak) münezzel (indirilmiş) olduğunu bilirler... Sakın şüphe edenlerden olma.
وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
11 5-) Ve temmet kelimetü Rabbike sıdkan ve adla* la mübeddile li kelimatiHİ, ve HuvesSemiy’ul ‘Alîym;
Rabbinin Kelimesi sıdk ve adl olarak tamamlanmıştır... O’nun Kelimelerini tebdil edecek yoktur... O’dur Semi’, Aliym.
وَإِنْ تُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
11 6-) Ve in tutı' eksere men fiyl Ardı yudılluke an sebıylillah* in yettebiune illazzanne ve in hüm illâ yahrusun;
Eğer Arz’da bulunanların ekseriyetine itaat edersen, seni Allah yolundan saptırırlar... (Zira) onlar ancak zanna tabi olurlar (yakinleri yok) ve onlar ancak tahmin üzere konuşup saçmalarlar.
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
117-) İnne Rabbeke HUve a'lemü men yedıllu an sebiyliHİ, ve HUve a'lemü Bil mühtediyn;
Muhakkak ki senin Rabbin, O daha iyi bilir O’nun yolundan sapanı... Ve O (B sırrınca) daha iyi bilir doğru yolda olanları.
فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ
118-) Fekülu mimma zükiresmullahi aleyhi in küntüm Bi ayatiHİ mu’miniyn;
Eğer O’nun ayetlerine (B sırrıyla) mü’minler iseniz, üzerine Allah İsmi zikredilenden (İnsan-ı Kamil’in tezkiye ettiğini) yeyin.
وَمَا لَكُمْ أَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ
119-) Ve ma leküm ella te'külu mimma zükiresmullahi aleyhi ve kad fassale leküm ma harreme aleyküm illâ madturirtüm ileyhi, ve inne kesiyren leyudıllune Bi ehvaihim Bi ğayri ‘ılm* inne Rabbeke HUve a'lemü Bil mu'tediyn;
Size ne oluyor da üzerine Allah İsmi zikredilenden yemiyorsunuz?... Mecburiyetten/zaruri olarak ona ihtiyaç duymanız müstesna, size neyi haram kıldığını size (Allah) tafsil etmiştir... Muhakkak ki bir çoğu Bi-gayri ilim (ilimsizce) (Bi-) hevaları ile saptırıyorlar... Muhakkak ki senin Rabbin, O (B sırrınca) daha iyi bilir haddi aşanları.
وَذَرُوا ظَاهِرَ الْإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ
120-) Ve zeru zahirel ismi ve batıneh* innelleziyne yeksibunel isme seyüczevne Bi ma kânu yakterifun;
Günah’ın zahirisini de batınısını da bırakın... Muhakkak ki günah kesbedenler, kazanmakta oldukları ile (B sırrınca) cezalandırılacaklardır.
وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ
121-) Ve la te'külu mimma lem yüzkerismullahi aleyhi ve innehu lefısk* ve inneş şeyatıyne leyuhune ila evliyaihim li yücadiluküm* ve in eta'tümuhüm inneküm le müşrikûn;
Üzerine Allah İsmi zikredilmeyenden (insani bilince ait olmayandan) yemeyin... Çünkü o, kesinlikle fısk’tır (bilincin bozulması, işlevini yitirmesi; Din’den çıkmadır)... Muhakkak ki şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahyederler... Eğer onlara itaat ederseniz, kesinlikle siz de müşrikler olursunuz.
أَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
122-) Evemen kâne meyten feahyeynahu ve cealna lehu nuren yemşiy Bihi fiynNasi kemen meselühu fiyz zulümati leyse Bi hâricin minha* kezâlike züyyine lilkafiriyne ma kânu ya'melun;
Ölü iken kendisini (Hakikat İlmi ile) dirilttiğimiz, insanlar içinde onunla (B sırrınca) yürümesi için kendisine bir nur oluşturduğumuz kimse (nin durumu), karanlıklar içinde kalıp (birimselliği ile) ondan (B gerçeğince) çıkamayan kimseninki gibi olur mu?... Yapmakta oldukları kafirlere böylece süslendirildi.
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
123-) Ve kezâlike cealna fiy külli karyetin ekabira mücrimiyha liyemküru fiyha* ve ma yemkürune illâ Bi enfüsihim ve ma yeş'urun;
Böylece her karye’de (şehirde; Nebî/Rasûllerin ba’solduğu yerde) ekabir (ulular, büyükler)’i, oranın mücrimleri (suçluları, günahkarları) kıldık, ki orada hile-tuzak kursunlar... (Halbuki onlar B sgerçeğince) kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller.
وَإِذَا جَاءَتْهُمْ ءَايَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
124-) Ve iza caethüm ayetün kalu len nu'mine hatta nu'ta misle ma utiye Rusulullah* Allahu a'lemü haysü yec'alü risaleteHU, seyusıybülleziyne ecramu sağarun ındAllahi ve azabün şediydün Bi ma kânu yemkürun;
Onlara bir ayet geldiğinde: “Allah Rasûllerine (?) verilenin misli bize verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz”, dediler... Allah risaletini nerede oluşturacağını daha iyi bilir... Mücrimlere (suç işleyenlere) yaptıkları hilelerinden-tuzaklarından dolayı (B gerçeğince) indAllah’da küçüklük ve şiddetli azab isabet edecektir.
فَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ أَنْ يَهدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ وَمَنْ يُرِدْ أَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاءِ كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
125-) Femen yüridillahu en yehdiyehu yeşrah sadrehu li’lİslam* ve men yürid en yudıllehu yec'al sadrehu dayyikan harecen keennema yassa’adu fiys Sema'* kezâlike yec'alullahurricse alelleziyne la yu'minun;
Allah kimi doğru yola iletmek/hidayet etmek dilerse, onun sadrını İslam’a (teslim olmaya) açar (genişletir)... Kimi de saptırmayı dilerse, onun da sadrını (öyle) daraltıp zorlaştırır (ki o) sanki Sema’da yükseliyor gibidir... Böylece Allah, iman etmeyenler üzerine pislik/azab çökertir.
وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ

126-) Ve haza sıratu Rabbike müstekıyma* kad fassalnel ayati li kavmin yezzekkerun;

İşte bu, Rabbinin sırat-ı müstakıym’idir... Hatırlayıp ibret alan bir kavim için ayetleri gerçekten (biz) tafsil ettik.
لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
127-) Lehüm DarusSelâmi ınde Rabbihim ve HUve Veliyyühüm Bi ma kânu ya'melun;
Rableri indinde DarüsSelam (selam yurdu) onlarındır... Yapmakta oldukları amelleri dolayısıyla O (B sırrınca), onların Veliy’sidir.
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَامَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْإِنْسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْإِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِي أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيه
128-) Ve yevme yahşurühüm cemiy’a* ya ma'şeral cinni kadisteksertüm minel ins* ve kale evliyaühüm minel insi Rabbenestemte’a ba'duna Bi ba’din ve belağna ecelenelleziy eccelte lena* kalennaru mesvaküm halidiyne fiyha illâ ma şaAllah* inne Rabbeke Hakiymun ‘Aliym;
(Allah) onları cemi’an haşrettiği gün: “Ey cinn topluluğu gerçekten ins’in ekseriyyetini hükmünüze alıp kendinize kattınız/ins’den çokluk yaptınız” (der)... İns’den onların dostları olanlar şöyle der: “Bazımız (Bi-) bazımız ile faydalandı... (Nihayet) bizim için belirlediğin ecelimiz (biyolojik ölüm) bize ulaştı”... Şöyle der: “Nar (kayıtlılık boyutu) sizin barınağınızdır; Allah’ın dilemesi hariç onda ebedi kalıcılarsınız”... Muhakkak ki senin Rabbin Hakiym’dir, Aliym’dir.
وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
129-) Ve kezâlike nüvelliy ba'daz zalimiyne ba'dan Bi ma kânu yeksibun;
İşte (biz), kazanmakta oldukları ile (B sırrınca) zalimlerin bazısını bazısına dost ederiz (Nar’da beraberdirler).
يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَاتِي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلَى أَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ ك
130-) Ya ma’şeral cinni vel insi elem ye'tiküm Rusulün minküm yekussune aleyküm ayatiy ve yünziruneküm lıkae yevmiküm haza* kalu şehidna alâ enfüsina ve ğarrethümül hayatüd dünya ve şehıdu alâ enfüsihim ennehüm kânu kafiriyn;
“Ey cinn ve ins topluluğu (yani, ey insansı ve insan?) !.. Sizden, ayetlerimi size kıssa eden ve şu gününüze kavuşma (nız, gerçeği) için sizi uyaran Rasûller gelmedi mi size?”... “Nefslerimiz üzerine/kendi aleyhlerimize şahidlik ettik”, dediler... Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kafir olduklarına (gerçeği reddettiklerini), nefsleri üzerine şahidlik ettiler.
ذَلِكَ أَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ
131-) Zâlike en lem yekün Rabbüke mühlikel kura Bi zulmin ve ehlüha ğafilun;
Bu şundandır: Rabbin, ehli gafil (halkı habersiz; risaletle uyarılmamış) iken Bi-zulm (zulmen) karyeleri (ülkeleri) helak edici değildir (Demek ki insanda risalet boyutu var, hakkı verilmelidir).
وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
132-) Ve li küllin derecâtun mimma amilu* ve ma Rabbüke Bi ğafilin amma ya'melun;
Her birinin amellerine göre dereceleri vardır... Rabbin onların amellerinden (Bi-) gafil değildir.
وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَاءُ كَمَا أَنْشَأَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ ءَاخَرِينَ
133-) Ve Rabbükel Ğaniyyü Zür rahmeti, in yeşe' yüzhibküm ve yestahlif min ba'diküm ma yeşaü kema enşeeküm min zürriyyeti kavmin ahariyn;
Rabbin Ğaniyy’dir, ZürRahmet (rahmet sahibi)’dir... Eğer dilerse sizi giderir ve sizden sonra dilediğini halife yapar... Başka bir kavmin zürriyyetinden sizi inşa ettiği gibi.
إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ
134-) İnne ma tuadune leatin ve ma entüm Bi mu'ciziyn;
Muhakkak ki (size) va’dolunanlar kesinlikle gelecektir... Siz aciz bırakamazsınız.
قُلْ يَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
135-) Kul ya kavmı'melu alâ mekanetiküm inniy amil* fe sevfe ta'lemune men tekûnu lehu akıbetüddar* innehu la yüflihuzzalimun;
De ki: “Ey kavmim, mekanetiniz (mertebeniz) üzere amel edin... Muhakkak ki ben de (makamım üzere) amilim... Yurdun akibetinin kimin olacağını yakında bileceksiniz”... Muhakkak ki zalimler felaha ermezler.
وَجَعَلُوا لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْ
136-) Ve cealu Lillahi mimma zerae minel harsi vel en'ami nasıyben fekalu haza Lillahi Bi za'mihim ve haza lişürekaina* fema kâne li şürekaihim fela y esılu ilAllah* ve ma kâne Lillahi fehuve y esılu ila şürekaihim* sae ma yahkümun;
(O’nun) yarattığı hers (ekin)’den ve en’am (hayvan)’dan (herşey kendi Esmasının bir zuhuru ve onlara bir in’amı iken) Allah’a bir pay ayırdılar... Kendi zanlarınca şöyle dediler: “Bu Allah’ın, bu da ortak koştuklarımızındır (Hakikatten gafiller)”... (Oysa) ortak koştukları için olan Allah’a vasıl olmaz... (Ama) Allah için olan, onların ortak koştuklarına ulaşır... Ne kötü hüküm veriyorlar!.

Not: Rasûlullah s.a.v. diyor ki: Muhakkak ki Allah şöyle buyurdu: “Ben ortağın en hayırlısıyım... Her kim benimle beraber bir ortak koşarsa o (ortak koştuğu şey) ortağıma aittir (onu ortağıma bırakırım)”... Ey insanlar!.. Amellerinizi Allah’a halis kılınız... Çünkü Allah ancak kendisi için halis olarak yapılanı kabul eder... “Bu Allah için bu da rahım (akrabalık) için”, demeyin; çünkü o sadece rahım (akrabalık) için olur, ondan Allah için (Allah’a ait) bir şey olmaz... “Bu Allah için ve ve sizin yüzünüz (hatırınız) için” demeyin... Çünkü o “sizin hatırınız” için olur, ondan Allah için (Allah’a ait) bir şey olmaz!...
وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلَادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
137-) Ve kezâlike zeyyene li kesiyrin minel müşrikiyne katle evladihim şürakâühüm liyurduhüm ve liyelbisu aleyhim diynehüm* velev şaAllahu ma fealuhu fezerhüm ve ma yefterun;
Ve yine böylece onların ortakları (kafalarında yarattıkları), müşriklerden bir çoğuna evladlarını öldürmeyi süslü gösterdi ki, hem onları helak etsinler hem de dinlerini onlara karmakarışık etsinler... Eğer Allah dileseydi onu yapmazlardı... (O halde) onları uydurdukları ile başbaşa bırak.
وَقَالُوا هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لَا يَطْعَمُهَا إِلَّا مَنْ نَشَاءُ بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاءً عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

138-) Ve kalu hazihi en'amün ve harsün hıcr* la yat'amüha illâ men neşaü Bi za'mihim ve en'amün hurrimet zuhuruha ve en'amün la yezkürunesmallahi aleyheftiraen aleyh* seyecziyhim Bi ma kânu yefterun;

(Örflerindeki şartlanma ve değer yargılarını, Allah hükmü diyn kabul edenler) (Bi-) zanları ile şöyle dediler: “Bu en’am (hayvanlar: deve+sığır+koyun cinsi) ve hers (ekin) hicr’dir (haram, dokunulmaz; saygı değer)... Onları dilediğimizden başkası yiyemez”... (Bu kısım) en’am (ın) sırtları haram kılınmıştır (binek yapılmaz)... (Bir takım) en’am da (var ki; -putlarına kurban ettikleri-) üzerlerine Allah İsmi’ni zikretmezler; O’na (Allah’a) iftira ederek... (Allah) onları (B gerçeğince) uydurmakta oldukları ile cezalandıracaktır.
وَقَالُوا مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الْأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
139-) Ve kalu ma fiy butuni hazihil en'ami halisatün lizükürina ve muharremün alâ ezvacina* ve in yekün meyteten fehüm fiyhi şürekâ'* seyecziyhim vasfehüm* inneHU Hakiymun ‘Aliym;
Ve dediler ki: “Şu en’am’ın batnın (karnın) dakiler yalnız erkeklerimize hastır (helaldir), eşlerimize (kadınlarımıza) haram kılınmıştır... Eğer (doğan) meyte (leş, ölü) olur (doğar) sa onlar (erkek+kadın) onda ortaktırlar”... (Allah’a nisbet ederek yaptıkları) bu vasıflamaları (ile Allah) onları cezalandıracaktır... Muhakkak ki O, Hakiym’dir, Aliym’dir.
قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاءً عَلَى اللَّهِ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ

140-) Kad hasiralleziyne katelu evladehüm sefehen Bi ğayri ilmin ve harremu ma razekahümullahuftiraen alellah* kad dallu ve ma kânu mühtediyn;

Bi-gayri ilim (ilmin gayrı olarak) evladlarını ahmakça (anlayışı kıtlıktan) öldürenler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiği rızkı, Allah üzerine iftira ederek haram yapanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır... Hakikaten (bunlar) sapmışlardır ve doğru yolu bulanlar da olmamışlardır.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal