Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



   6.  EN'ÂM SÛRESİ        الانعا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَءَاتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلَا تُ
141-) Ve HUvelleziy enşee cennâtin ma'ruşatin ve ğayre ma'ruşatin vennahle vezzer'a muhtelifen ükülühu vezzeytune verrummane müteşabihen ve ğayre müteşabih* külu min semerihi iza esmere ve atu hakkahu yevme hasadih* ve la tüsrifu* inneHU la yuhıbbul müsrifiyn;
Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, hurma (lar) ı, yemişleri muhtelif ekin (leri, tarlaları), zeytinleri ve narları, müteşabih ve gayri müteşabih olarak inşa eden O’dur... O’nun semeresini (ürünlerini ilk) meyve verdiğinde (ham iken) yiyin; hasadının gününde (kemala erdiğinde) ise onun hakkını verin (zekat, infak; adalet)... (Sakın) israf etmeyin (adaletsizlik yapmayın)... Çünkü O, israf edenleri sevmez.
وَمِنَ الْأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
142-) Ve minel en'ami hamuleten ve ferşa* külu mimma razekakümullahu ve la tettebiu hutuvatiş şeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
En’am’dan yük taşıyanı da (yününden) döşek-sergi yapılanı da (inşa eden O’dur)... Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın... Kesinlikle o sizin apaçık düşmanınızdır.
ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ ءَالذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الْأُنْثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الْأُنْثَيَيْنِ نَبِّئُونِي بِعِلْمٍ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
143-) Semaniyete ezvac* minedda'nisneyni ve minel ma'zisneyni kul azzekereyni harrame emil ünseyeyni emmeştemelet aleyhi erhamül’ünseyeyn* nebbiuniy Bi ılmin in küntüm sadikıyn;
Sekiz çift/eş: Koyundan iki, keçiden iki (çift)... De ki: “İki erkeği mi (Allah) haram kıldı, iki dişiyi mi yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini (sarıp içine aldığını) mi?.. Eğer doğru iseniz bana (Bi-) ilimle haber verin”.
وَمِنَ الْإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ ءَالذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الْأُنْثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الْأُنْثَيَيْنِ أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى ال
144-) Ve minel ibilisneyni ve minel bakarisneyn* kul azzekereyni harrame emil ünseyeyni emmeştemelet aleyhi erhamül ünseyeyn* em küntüm şühedae iz vassakümullahu Bi haza* femen azlemü mimmeniftera alellahi keziben li yudıllenNase Bi ğayri ‘ılm* innAllahe la yehdilkavmezzalimiyn;
Ve deveden iki, sığırdan iki (çift)... De ki: “İki erkeği mi (Allah) haram kıldı, iki dişiyi mi yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini (içine aldığını) mi?... Yoksa Allah size bunu (B sırrınca) vasiyyet ettiğinde şahidler mi idiniz?”... İnsanları saptırmak için, Bi-gayri ilim (ilimsizce) Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kimdir?.. Muhakkak ki Allah zalimler kavmine hidayet etmez.
قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِن
145-) Kul la ecidü fiyma uhıye ileyye muharremen alâ taımin yat'amühu illâ en yekûne meyteten ev demen mesfuhan ev lahme hınziyrin feinnehu ricsün ev fiskan ühille li ğayrillahi Bihi, femenidturre ğayre bağın ve la adin feinne Rabbeke Ğafurun Rahîym;
De ki:”Bana vahyolunanlar içinde (bu haram dediklerinizi) yiyen biri üzerine haram edilmiş (bir şey) bulamıyorum... Ancak meyte (leş), akıtılmış kan, domuz eti-ki o gerçekten pistir- ve (B gerçeğince) Allah’dan gayrı adına boğazlanan bir fısk olursa müstesna (yani bu dört’ü haramdır)”... Ama kim muzdar olursa (zarurette kalanın) zulmetmeksizin (arzulamayarak, helal saymayarak) ve haddi aşmaksızın (bunlardan yiyebilir)”... Muhakkak ki senin Rabbin Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ
146-) Ve alelleziyne hadu harramna külle zıy zufür* ve minel bekari vel ğanemi harramna aleyhim şuhumehüma illâ ma hamelet zuhuruhüma evil havaya ev mahteleta Bi azm* zâlike cezeynahüm Bi bağyihim* ve inna lesadikun;
Yahudi olanlara bütün tırnaklıları (her tırnak sahibini) haram kıldık... Onlara sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık... Ancak o ikisinin (sığır ve koyunun) sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı, ya da (B sırrınca) kemiğe karışan müstesna... Bu (şundandır), onların zulümleri/haddi aşmaları ile (B gerçeğince) onları cezalandırdık... Ve biz elbette sadıklarız.
فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
147-) Fein kezzebuke fekul Rabbüküm zü rahmetin vasiatin, ve la yüreddü be'sühu anil kavmil mücrimiyn;
(Rasûlüm) eğer seni yalanladılar ise de ki: “Rabbiniz vasi’ rahmet sahibidir... O’nun azabı mücrimler kavminden geri çevrilmez (Rahmeti azaba mani olmaz, bilakis azabı bile rahmet gereğidir)”.
سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلَا ءَابَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتَّى ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِنْ تَتَّبِعُونَ إِل
148-) Seyekulülleziyne eşrekü lev şaAllahu ma eşrekna ve la abaüna ve la harramna min şey'in, kezâlike kezzebelleziyne min kablihim hatta zâku be'sena* kul hel ındeküm min ılmin fetuhricuhu lena* in tettebiune illezzanne ve in entüm illâ tahrusun;
Şirk koşanlar: “Eğer Allah dileseydi biz de babalarımız da şirk koşmazdık... Hiç bir şeyi de haram kılmazdık” diyecekler... Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar (var zannettikleri birimsel varlık halleri ile bunları söylediler?)... De ki: “İndinizde bize çıkaracağınız bir ilim var mı? (mümkün mü hiç?)... Siz ancak zanna tabi oluyorsunuz... Ve siz ancak tahmin üzere konuşup saçmalıyorsunuz”.
قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
149-) Kul feLillahil huccetül baliğatü, felev şae lehedaküm ecmeıyn;
De ki: “Hüccetül’Baliğa (üstün, tam, doğrulayıcı, zıddı olmayan delil) Allah’ındır”... Eğer dileseydi elbette sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

150-) Kul helümme şühedaekümülleziyne yeşhedune ennAllahe harrame haza* fein şehidu fela teşhed meahüm* ve la tettebı' ehvaelleziyne kezzebu Bi ayatina velleziyne la yu'minune Bil ahireti ve hüm Bi rabbihim ya'dilun;

De ki: “Hadi, Allah şunu haram etmiştir diye şahidlik eden şahidlerinizi getirin!”... Eğer şahidlik ettiler ise, sen onlar ile beraber şahitlik etme... Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanların ve ahirete (B sırrıyla) iman etmeyenlerin hevalarına tabi olma!... Onlar Bi-Rabbihim (Bi-Rablerine) denk tutarlar.
قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
151-) Kul tealev etlü ma harrame Rabbüküm aleyküm ella tüşrikü Bihi şey'en, ve Bil valideyni ıhsana* ve la taktülu evladeküm min imlak* nahnü nerzukuküm ve iyyahüm* ve la takrebül fevahışe ma zahere minha ve ma betan* ve la taktülün nefselletiy harramAllahu illâ Bil hakk* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm ta'kılun;
De ki: “Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram ettiğini tilavet edeyim: O’na (B sırrınca) bir şeyi ortak koşmayın... (Bi-) ana-baba’ya ihsan üzere olun... Yoksullaşma/fakirlik’den dolayı evladlarınızı öldürmeyin... (Bilin ki) sizi de onları da biz rızıklandırırız... Fevahiş’in (çirkin günahlar’ın) zahir olanına (içki, fuhuş,.. gibi) da batın olanına (günahın düşüncesi, fantaziler, hırsızlık,.. gibi) da yaklaşmayın... Bil-Hakk (hak ile olması) müstesna, Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin... İşte, akledesiniz diye (Allah) onu (bu ilkeleri B sırrınca) size vasiyyet etti”.
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْف
152-) Ve la takrebu malel yetiymi illâ Billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh* ve evfül keyle vel miyzane Bilkıst* la nükellifü nefsen illâ vüs'aha, ve iza kultüm fa'dilu velev kâne zâ kurba* ve Bi ahdillahi evfu* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tezekkerun;
Yetim’in malına yaklaşmayın... Ancak (yetim) rüşdüne (?) ulaşıncaya (babasından miras malından yararlanıncaya) kadar (Bi-) en güzeli ile olması müstesna... Ölçme ve tartma’yı Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerine, sünnetullah’a göre, adaletle) tam yapın... (Biz) hiç bir nefs’i vus’atının (kapasitesinin) üstündeki ile mükellef kılmayız... Söylediğiniz zaman da adil olun (Hakkı söyleyin), velev ki yakınınız olsun... Allah Ahdi’ni (B sırrınca) ifa edin... İşte, tezekkür edesiniz diye (Allah) size onu (bu ilkeleri B sırrınca) vasiyyet etti (bu kadar önemli!?).
وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
153-) Ve enne haza sıratıy müstekıymen fettebiuhu ve la tettebius sübüle feteferraka Biküm an sebiylih* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tettekun;
Bu (tevhiyd diyni İslam) benim müstakiym (dosdoğru) sıratımdır, (o halde) ona tabi olun, (başka) sebillere (yollara; dinlere) tabi olmayın (zira) sizi (B gerçeğince) O’nun sebilinden (sırat-ı müstakıym’den; vahdet’ten) ayırırlar... İşte, bilfiil korunasınız diye (Allah) size onu (bu ilkeleri B sırrınca) vasiyyet etti (çok önemli!?).
ثُمَّ ءَاتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِي أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
154-) Sümme ateyna Musel Kitabe temamen alelleziy ahsene ve tafsıylen likülli şey’in ve hüden ve rahmeten leallehüm Bi Lıkai Rabbihim yu'minun;
Sonra muhsin olanlar üzerine (nimetimizi?) tamamlamak, her şeyi tafsil etmek, huda (kılavuz, hidayet) ve rahmet olarak Musa’ya Kitab’ı verdik ki onlar (B sırrınca) Rablerine kavuşacaklarına (Rablerinin B sırrınca varlıklarında açığa çıktığını yaşamaya) iman etsinler.
وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
155-) Ve haza Kitabun enzelnahu mübarekün fettebiuhu vetteku lealleküm turhamun;
İşte bu (Kur’an) da (bizim) inzal ettiğimiz, mübarek bir bir Kitab’tır... (O halde) O’na tabi olun ve ittika edin ki, size rahmet edilsin.
أَنْ تَقُولُوا إِنَّمَا أُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَإِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ
156-) En tekulu innema ünzilel Kitabu alâ taifeteyni min kablina ve in künna an dirasetihim leğafiliyn;
“Kitab, sadece bizden önceki iki taife (yahudi+nasara) üzerine inzal edildi; biz ise onların okuyup ders yapmasından elbette gafiller idik” demeyesiniz (diye inzal ettik).
أَوْ تَقُولُوا لَوْ أَنَّا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ ءَايَاتِ
157-) Ev tekulu lev enna ünzile aleynel Kitabu lekünna ehda minhüm* fekad caeküm beyyinetün min Rabbiküm ve hüden ve rahmetün, femen azlemü mimmen kezzebe Bi ayatillahi ve sadefe anha* seneczilleziyne yasdifune an ayatina suel azabi Bi ma kânu yasdifun;
Yahut: “Eğer bizim üzerimize de Kitab inzal olunsaydı, elbette onlardan (o iki taifeden) daha hidayete ererdik” demeyesiniz diye... (Artık) Rabbinizden size bir beyyine (yolunuzun apaçık delilleri), huda (gayenize götürecek rehber) ve rahmet gelmiştir... Allah ayetlerini (B sırrınca) yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir?.. Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle (B gerçeğince), azabın kötüsü ile cezalandıracağız.
هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلَائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ ءَايَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ ءَايَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ ءَامَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَ
158-) Hel yenzurune illâ en te'tiyehümül Melaiketü ev ye'tiye Rabbüke ev ye'tiye ba'du ayati Rabbik* yevme ye'tiy ba'du ayati Rabbike la yenfeu nefsen imanüha lem tekün amenet min kablü ev kesebet fiy imaniha hayra* kulintezıru inna müntezırun;
(Onlar iman etmek için) illa kendilerine melaike’nin gelmesini (fiziki ölüm), yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?... Rabbinin ayetlerinin bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş (tanımamış), yahut imanında bir hayır kazanmamış nefse/kimseye imanı hiç bir fayda sağlamaz... De ki: “Bekleyin; biz de beklemekteyiz”.
إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
159-) İnnelleziyne ferreku diynehüm ve kânu şiyean leste minhüm fiy şey'in, innema emruhüm ilAllahi sümme yünebbiuhüm Bi ma kânu yef'alun;
Dinlerini parça parça edip, fırka fırka olanlar varya, (Rasûlüm) senin onlarla hiç bir ilişiğin yoktur... Onların işi ancak Allah’a kalmıştır... Sonra (O), onlara yapmakta oldukları fiillerini (B sırrınca) haber verecektir.
مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى إِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
160-) Men cae Bil haseneti felehu aşru emsaliha* ve men cae Bisseyyieti fela yücza illâ misleha ve hüm la yuzlemun;
Kim (Bi-) hasene (iyilik) ile gelirse, ona onun (getirdiğinin) on misli vardır... Kim de (Bi-) seyyie (kötülük; ki nefsindendir?) ile gelirse, ancak onun misliyle cezalandırılır... Onlar zulme uğratılmazlar.
قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
161-) Kul inneniy hedaniy Rabbiy ila sıratın müstekıym* diynen kıyemen millete İbrahîyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn;
De ki: “Muhakkak ki beni, Rabbim sırat-ı müstakım’e, (yani) pek kaim/payidar/değişmeyen diyn’e, haniyf olan İbrahim’in milletine hidayet etti... (İbrahim) müşriklerden olmadı”.
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
162-) Kul inne Salatiy ve Nüsükiy ve mahyaye ve mematiy Lillahi Rabbil alemiyn;
De ki: “Muhakkak ki salat’ım (namazım), nusuk’um (yaklaştırıcı işlevi olan şey; kurban, ibadet gibi), hayatım ve mematım Rabbul’Alemiyn olan Allah içindir (Allah’a ait özelliklerin ve Allah ahlakının açığa çıkması içindir)”.
لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ
163-) La şeriyke leHU, ve Bi zâlike ümirtü ve ene evvelül müslimiyn;
“Ortağı yoktur O’nun... (Ben) işte (B sırrınca) bununla (gayrını görmemekle) emrolundum ve ben müslimlerin (ön safta olanların) ilkiyim”.
قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
164-) Kul eğayrAllahi ebğıy Rabben ve HUve Rabbü külli şey'in, ve la teksibü küllü nefsin illâ aleyha* ve la teziru vaziretun vizra uhra* sümme ila Rabbiküm merciuküm feyünebbiuküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun;
De ki: “O herşeyin Rabbi iken, (ben) Allah’ın gayrı Rab mı talep edeyim (mümkün mü) ?.. Her nefsin kazandığı ancak kendi üzerine (aleyhine) dir... Bir yük taşıyıcı/günahkar, başka birinin yükünü/günahını taşımaz... Sonra merci’niz (dönüşünüz) Rabbinizedir... Hakkında ihtilaf ettiğiniz hususları (O) size (B sırrınca) haber verecektir”.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا ءَاتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
165-) Ve HUvelleziy cealeküm halaifel’ Ardı ve refea ba'daküm fevka ba'din deracatin liyeblüveküm fiyma ataküm* inne Rabbeke seriy’ul ıkab* ve inneHU le Ğafurun Rahîym;
O’dur sizi Arz’ın halifeleri kılan ve size verdiklerinde sizi denemek (o özelliklerinizi kuvveden fiile çıkarmak) için, bazınızı bazınızın fevkınde derecelerle ref’edendir... Muhakkak ki Rabbin seri’-ül’ıkab’dır (cezası sür’atli)... Ve O, elbette Ğafur’dur, Rahıym’dir.

 


  7.  A'RÂF SÛRESİ       الاعرا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
المص
1-) Eliyf, Lâââm, Miiiym, Saaad;
Eliyf, Lâm, Miym, Sad.
كِتَابٌ أُنْزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
2-) Kitabün ünzile ileyke fela yekün fiy sadrike harecün minhü li tünzire Bihi ve zikra lil mu’miniyn;
(O,) sana inzal edilen bir Kitab’tır... Onunla (B sırrınca) uyarman ve mü’minlere öğüt (vermen) /hatırlatman için... Artık sadrında ondan bir sıkıntı olmasın.
اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
3-) İttebiu ma ünzile ileyküm min Rabbiküm ve la tettebiu min duniHİ evliya'* kaliylen ma tezekkerun;
Rabbinizden size inzal olunana tabi olun... O’ndan gayrı velilere tabi olmayın... Ne kadar da az tezekkür ediyorsunuz!.
وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا فَجَاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتًا أَوْ هُمْ قَائِلُونَ
4-) Ve kem min karyetin ehleknaha fecaeha be'süna beyaten ev hüm kailun;
Nice karye’ler (şehir, topluluk; beden, nefs) helak ettik; beyaten (geceleyin) veya onlar kaylule (gündüz uykusu) yaparlarken, azabımız ona (karye’ye) geldi.
فَمَا كَانَ دَعْوَاهُمْ إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا إِلَّا أَنْ قَالُوا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
5-) Fema kâne da'vahüm iz caehüm be'süna illâ en kalu inna künna zalimiyn;
Azabımız onlara geldiğinde, onların çağırmaları: “Doğrusu biz zalimler imişiz” demelerinden başka bir şey olmadı.
فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ
6-) Felenes'elennelleziyne ürsile ileyhim velenes'elennel murseliyn;
Andolsun ki, kendilerine (Rasûl) irsal edilenlere (ümmetlere) de soracağız, murseliyn’e (irsal olunan Rasûller’e) de elbette soracağız (zira onlar şahidlerdir?).
فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَائِبِينَ
7-) Felenekussanne aleyhim Bi ilmin ve ma künna ğaibiyn;
Ve elbette onlara (Bi-) ilim ile (B sırrınca, olup-biteni) kıssa edeceğiz... Biz gaibler (onlardan öte, olanlardan habersiz) değil idik.
وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
8-) Vel veznü yevmeizinil Hakk* femen sekulet mevaziynuhu feülaike hümül müflihun;
O gün vezn (ölçü) Hak’tır... Artık kimin miyzanları (terazileri) ağır gelirse, işte onlar felaha erenlerin ta kendileridir.
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَظْلِمُونَ
9-) Ve men haffet mevaziynuhu feülaikelleziyne hasiru enfüsehüm Bi ma kânu Bi ayatina yazlimun;
Kimin de miyzanları hafif gelirse, işte onlar da ayetlerimize (sıfatlarımıza) zulmetmeleri dolayısıyla (B gerçeğince) kendi nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir.
وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ
10-) Ve lekad mekkennaküm fiyl Ardı ve cealna leküm fiyha meayiş* kaliylen ma teşkürun;
Andolsun ki (biz) sizi Arz’da temkiyn ettik (yerleştirdik) ve sizin için orada meayiş (maişetler, geçimlikler) oluşturduk... Ne kadar az şükrediyorsunuz!.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal