Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  7.  A'RÂF SÛRESİ  الاعرا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ
11-) Ve lekad halaknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme, fesecedu illâ ibliys* lem yekün mines sacidiyn;
(Ey Ademoğlu) andolsun (ki) sizi halkettik (insani manayı takdir ve izhar ettik)... Sonra sizi tasvir ettik (sûretlendirdik)... Sonra melaike’ye (kuvvelere): “Secde edin Adem’e” dedik... İblis (vehim) hariç (hepsi) secde ettiler... (O) secde edenlerden olmadı.
قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ
12-) Kale ma meneake ella tescüde iz emertük* kale ene hayrun minhu, halakteniy min narin ve halaktehu min tıyn;
Buyurdu: “Sana emrettiğimde seni secde etmekten ne menetti?”... “Ben daha hayırlıyım ondan; beni Nar’dan (manyetik beden?) halkettin, onu tıyn’den (hücresel yapıdan) halkettin” dedi.
قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَنْ تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ
13-) Kale fehbıt minha fema yekûnü leke en tetekebbera fiyha fahruc inneke mines sağıriyn;
Buyurdu: “(O halde) in oradan!.. Orada büyüklük taslamak senin için olacak şey değildir... Çık!.. Muhakkak ki sen küçülenlerdensin”.
قَالَ أَنْظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
14-) Kale enzırniy ila yevmi yüb'asun;
“(İnsanların) ba’solacakları güne (vefatlarına) kadar bana mühlet ver” dedi.
قَالَ إِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ
15-) Kale inneke minel münzariyn;
Buyurdu: “Muhakkak ki sen mühlet verilmişlerdensin”.
قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
16-) Kale feBima ağveyteniy leak'udenne lehüm sıratakel müstekıym;
“Beni (B sırrınca) sapıttırmana (mukabil, sebebiyle, onun gereği) yemin ederim ki (Hakkın Zatından gafil?), elbette senin sırat-ı müstakiym’ine onlar için oturacağım (onlara engel olacağım; da vasıl olamiyacaklar)”.
ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ
17-) Sümme leatiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim* ve la tecidü ekserehüm şakiriyn;
“Sonra, andolsun ki onlara ön/eller yönlerinden, arka yönlerinden, sağ yönlerinden ve sol yönlerinden geleceğim... Onların ekseriyetini şükredenler bulamayacaksın”.
قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًا مَدْحُورًا لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ أَجْمَعِينَ

18-) Kalahruc minha mez'umen medhura* lemen tebiake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecmeıyn;

Buyurdu: “Çık oradan, aşağılanmış ve tard edilmiş olarak... Andolsun ki, onlardan kim sana tabi olursa, elbette cehennemi tamamen sizden dolduracağım”.
وَيَا ءَادَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
19-) Ve ya Ademüskün ente ve zevcükel cennete feküla min haysü şi'tüma ve la takreba hazihiş şecerete feteküna minez zalimiyn;
“Ya Adem!... Sen ve eş’in cenneti mesken edinin... İkiniz de istediğiniz yerden yiyin... (Ancak) şu şecere’ye yaklaşmayın... (O zaman) zalimlerden olursunuz”.
فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْآتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلَّا أَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
20-) Fe vesvese lehümeş şeytanu liyübdiye lehüma ma vuriye anhüma min sev'atihima ve kale ma nehaküma Rabbüküma an hazihiş şecereti illâ en teküna melekeyni ev teküna minel halidiyn;
Derken şeytan, SEV’AT’larından (yani cesedlerinden kendilerine örtülüp gizlenen yerleri) ortaya çıkarmak için onlara vesvese verdi... Dedi ki: “Rabbinizin, işte şu şecere’den sizi nehyetmesi, iki melek/veya iki melik olmayasınız yahut ebediler (ölümsüzler) den olmayasınız, diyedir”.
وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ
21-) Ve kasemehüma inniy leküma le minen nasıhıyn;
Ve onlara: “kesinlikle ben size nasihat edicilerdenim” diye de kasem etti.
فَدَلَّاهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُلْ لَكُمَا إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَد
22-) Fedellahüma Biğurur* felemma zâkaş şecerete bedet lehüma sev'atühüma ve tafika yahsifani aleyhima min verekıl cenneti, ve nadahüma Rabbühüma elem enheküma an tilkümeş şecereti ve ekul leküma inneş şeytane leküma adüvvün mübiyn;
Böylece onları (B sırrınca) aldatarak aşağı sarkıttı... O ikisi, o malum şecere’den TADınca, SEV’ATları (cesedleri, avret yerleri) kendilerine zahir oldu... Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar... Rableri (akıl) onlara nida etti: “Ben size şu şecereyi nehyetmedim mi; ve ben size demedim mi muhakkak şeytan sizin için apaçık düşmandır?”.
قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
23-) Kala Rabbena zalemna enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhamna lenekûnenne minel hasiriyn;
Dediler ki: “Rabbimiz!... Zulmettik nefsimize... Eğer bizi mağfiret etmez ve bize rahmet etmez isen, muhakkak ki biz hüsrana uğrayanlardan oluruz”.
قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
24-) Kalehbitu ba'duküm li ba'din adüvv* ve leküm fiyl Ardı müstekarrun ve metaun ila hıyn;
Buyurdu: “Bazınız bazınıza düşman olarak inin... Sizin için Arz’da müstakarr (istikrar bulma yeri; karargah) ve belli bir zamana kadar faydalanma, nasip almak vardır”.
قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ
25-) Kale fiyha tahyevne ve fiyha temutune ve minha tuhrecun;
“Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız” dedi.
يَابَنِي ءَادَمَ قَدْ أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْآتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَى ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ ءَايَاتِ اللَّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
26-) Ya Beniy Ademe kad enzelna aleyküm libasen yüvariy sev'atiküm ve riyşa* ve libasüt takva zâlike hayr* zâlike min ayatillahi leallehüm yezzekkerun;
Ya AdemOğulları... Hakikaten size SEV’AT’ınızı (cesed, avret mahalli) örtecek libas ve süs-zinet olan giysi İNZAL ettik... Takva Libası elbette en hayırlısıdır... İşte bu Allah Ayetlerindendir; ki belki düşünüp öğüt alırlar.
يَابَنِي ءَادَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْآتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِي
27-) Ya Beniy Ademe la yeftinennekümüş şeytanu kema ahrece ebeveyküm minel cenneti yenziu anhüma libasehüma li yüriyehüma sev'atihima* innehu yeraküm huve ve kabılühu min haysü la teravnehüm* inna cealneş şeyatıyne evliyae lilleziyne la yu'minun;
Ya AdemOğulları!... Şeytan, sizin ebeveyninizi (baba-ananızı), SEV’AT’larını (cesed, avret mahalli) kendilerine göstermek için libaslarını onlardan soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de fitneye düşürmesin (26.ayetteki libas?) !.. Çünkü o ve onun kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler... Biz, şeytanları iman etmeyenler için evliya/dostlar kıldık.
وَإِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا ءَابَاءَنَا وَاللَّهُ أَمَرَنَا بِهَا قُلْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ أَتَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
28-) Ve iza fealu fahışeten kalu vecedna aleyha abaena vAllahu emerena Biha* kul innAllahe la ye'muru Bil fahşa'* etekulune alellahi ma la ta'lemun;
(Onlar) fahişet (hayasızlık, şirk) işlediklerinde: “Babalarımızı da bunun üzerinde bulduk ve Allah da bununla bizi emretti” dediler... De ki: “Kesinlikle Allah (Bi-) fahşa’yı (sünnetullah’a uymayan amelleri) emretmez... Allah üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”.
قُلْ أَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ وَأَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ
29-) Kul emera Rabbiy Bil kıst* ve ekıymu vücuheküm ınde külli mescidin veduhu muhlisıyne lehüddiyn* kema bedeeküm teudun;
De ki: “Rabbim beni Bil-kıst ile (sünnetullah’a göre muamele ile) emretti... Her mescid (secde yeri) indinde vechlerinizi ikame edin (O’na döndürün) ve Diyn’i yalnız O’na has kılan (ihlaslılar) olarak O’na dua edin/yalnızca O’nu çağırın... Sizi (ilk) izhar ettiği (başlangıcınızdaki) gibi, (O’na) döneceksiniz”.
فَرِيقًا هَدَى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ

30-) Feriykan heda ve feriykan hakka aleyhimüd dalaletü, innehümüt tehazüş şeyatıyne evliyae min dunillahi ve yahsebune ennehüm mühtedun;

Bir fırka’ya hidayet etti, bir fırka üzerine de dalalet hak oldu... Muhakkak ki onlar Allah’ı bırakıp şeytanları (hakikatleri olan Allah’dan engelleyenleri) dostlar edindiler... Ve sanıyorlar ki kendileri hidayete erenlerdir.
يَابَنِي ءَادَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
31-) Ya Beniy Ademe huzu ziyneteküm ınde külli mescidin ve külu veşrebu ve la tüsrifu* inneHU la yuhıbbul müsrifiyn;
Ya AdemOğulları her mescid (secde yeri) indinde ziynetinizi alın... Yeyin, için, israf etmeyin... Çünkü O, israfedenleri sevmez (vasıfları ile vasıflamaz).
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللَّهِ الَّتِي أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِيَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
32-) Kul men harrame ziynetellahilletiy ahrece li ıbadiHİ vettayyibati miner rızk* kul hiye lilleziyne amenu fiyl hayatid dünya halisaten yevmel kıyameti, kezâlike nufassılul ayati li kavmin ya'lemun;
De ki: “Kim haram etti Allah Ziyneti’ni -ki kulları için çıkarmıştır- ve rızkın tayyibatını?”... De ki: “O, dünya hayatında iman edenlerindir, kiyamet gününde ise yalnız (onlarındır; zira amellerinin hasılasıdır)”... Bilen bir kavim için ayetleri işte böyle tafsil ediyoruz.
قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْإِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَأَنْ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
33-) Kul innema harrame Rabbiyel fevahışe ma zahera minha ve ma betane vel isme vel bağye Bi ğayril hakkı ve en tüşriku Billahi ma lem yünezzil Bihi sültanen ve en tekulu alellahi ma la ta'lemun;
De ki: “Rabbim, ancak fevahiş’i (hayvani dürtü ve davranışları), ondan (fevahiş’den) zahir olanını ve batın olanını, ismi (günahı; vicdanı rahatsız eden ameli; dil vasıtasıyla işlenen günahı), haksız bir şekilde bağy’i (zulmü, saldırmayı), onunla ilgili (B sırrınca) hiç bir delil indirmediği şeyleri Allah’a (B gerçeğince) ortak koşmanızı ve Allah üzerine bilmediğiniz şeyleri konuşmanızı haram kılmıştır”.
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
34-) Ve li külli ümmetin ecel* feiza cae ecelehüm la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun;
Her ümmetin bir eceli (ilmi ilahide hükmedilmiş bir kemalatı) vardır... Onların eceli geldiğinde, ne bir saat tehir edebilirler, ne de öne alabilirler.
يَابَنِي ءَادَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَاتِي فَمَنِ اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
35-) Ya Beniy Ademe imma ye'tiyenneküm Rusulün minküm yekussune aleyküm ayatİY, femenitteka ve asleha fela havfün aleyhim ve lahüm yahzenun;
Ya AdemOğulları!... Sizden (sizin cinsinizden), ayetlerimi size kıssa eden Rasûller size geldiğinde, (artık) kim ittika eder ve (halini) ıslah eder ise, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar (Akıllarını değerlend.
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
36-) Velleziyne kezzebu Bi ayatina vestekberu anha ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanlar ve onlara karşı kibirlenenler (var ya), işte onlar Nar ashabıdır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.
فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ أُولَئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالُوا ضَلُّوا
37-) Femen azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bi ayatiHİ, ülaike yenalühüm nasıybuhüm minel Kitab* hatta iza caethüm Rusulüna yeteveffevnehüm kalu eyne ma küntüm ted'une min dunillah* kalu dallu anna ve şehidu alâ enfüsihim ennehüm kânu kafiriyn;
Allah üzerine yalan uydurandan (Allah yanısıra kendini var sanan) yahut O’nun ayetlerini (sıfatlarını B gerçeğince) yalanlayandan daha zalim kimdir?.. İşte onlara Kitab’tan kendi nasipleri nail olur... Nihayet onları vefat ettirmek için Rasûllerimiz (kuvvelerimiz) kendilerine geldiği vakit: “Allah’ın gayrından dua edip çağırdıklarınız (isimlendirip var sandıklarınız) nerede?” dediler... “Bizden kaybolup gittiler” dediler ve (böylece) kafir (Hakk’dan perdeli; genel gaflet üzre) olduklarına dair kendi aleyhlerine şahidlik ettiler.
قَالَ ادْخُلُوا فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولَاهُمْ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ ع
38-) Kaledhulu fiy ümemin kad halet min kabliküm minel cinni vel’insi fiyn nar* küllema dehalet ümmetün leanet uhteha* hatta ized dareku fiyha cemiy’an kalet uhrahüm li ulahüm Rabbena haülai edalluna featihim azaben dı'fen minen nar* kale li küllin dı'fün ve lâkin la ta'lemun;
Buyurdu: “Sizden önce geçmiş cinn’den ve ins’den ümmetler içinde (siz de) Nar’a dahil olun”... Her ümmet (Nar’a) dahil oldukça, kızkardeşine (Nar ehli, nefs ehlidir?.. Ruhani kuvveler oğullar, nefsani kuvveler kızlardır!) la’net etti... Nihayet hepsi orada bir araya gelip birikince, sonrakileri öncekileri için: “Rabbimiz!.. İşte bunlar bizi saptırdılar... Onlara Nar’dan iki kat azab ver” dedi... Buyurdu: “Hepsi için bir katı vardır, fakat siz bilmezsiniz”.
وَقَالَتْ أُولَاهُمْ لِأُخْرَاهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
39-) Ve kalet ulahüm li uhrahüm fema kâne leküm aleyna min fadlin fezukul azabe Bi ma küntüm teksibun;
Öncekileri de sonrakilerine: “Sizin bize bir üstünlüğünüz yok... Kazandıklarınızdan dolayı (B sırrınca) tadın azabı!” dedi.
إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
40-) İnnelleziyne kezzebu Bi ayatina vestekberu anha la tüfettehu lehüm ebvabüs Semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelü fiy semmilhıyat* ve kezâlike neczil mücrimiyn;
Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayıp, onlara karşı kibirlenenlerler (var ya muhakakkak ki) onlara Sema kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar (onlar) cennete dahil olamazlar... Mücrimleri işte böyle cezalandırırız (mücrim olmanın karşılığı budur).
لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
41-) Lehüm min cehenneme mihadün ve min fevkıhim ğavaş* ve kezâlike necziyz zalimiyn;
Onlara cehennem’den bir döşek ve fevklerinden ğavaş (örtüler, perdeler, kılıflar) vardır... Zalimleri işte böyle cezalandırırız.
وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
42-) Velleziyne amenu ve amilus salihati la nükellifü nefsen illâ vüs'aha* ülaike ashabül cenneti, hüm fiyha halidun;
İman edip salih amel işleyenlere gelince -ki (biz) hiç bir nefs’i vus’atının (kapasitesinin) üstündeki ile mükellef kılmayız- işte onlar Cennet ashabıdır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.
وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ وَقَالُواْ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَـذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانَا اللّهُ لَقَدْ جَاءتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُواْ أَن تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
43-) Ve neza'na ma fiy sudurihim min ğıllin tecriy min tahtihimül enhar* ve kalül hamdü Lillahilleziy hedana lihaza ve ma künna li nehtediye levla en hedanAllahu, lekad caet Rusulü Rabbina Bil Hakk* ve nudu en tilkümül cennetü uristümuha Bi ma küntüm ta'melun;
(Biz) onların (cennet ashabının) sadrlarında ğıl’dan (kin, sevgisizlik) ne varsa söküp attık... Onların altlarından nehirler akar... “Bizi, buna hidayet eden Allah’a aittir HAMD (O’nun sıfatları ile oldu bu iş)... Eğer Allah bize hidayet etmeseydi, biz buna ulaşamazdık... Andolsun ki Rabbimizin Rasûlleri Bil-Hakk (Hak olarak) gelmiştir” dediler... “İşte size, yaptığınız çalışmalar sebebiyle (B sırrınca) ona mirasçı kılındığınız cennet” diye (onlara) nida edilir.
وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
44-) Ve nada ashabül cenneti ashaben nari en kad vecedna ma veadena Rabbüna hakkan fehel vecedtüm ma veade Rabbüküm hakka* kalu neam* feezzene müezzinün beynehüm en la'netullahi alez zalimiyn;
Cennet ashabı, Nar ashabına: “Rabbimizin bize va’dettiğini Hak bulduk... (Siz de) Rabbinizin va’dettiğini Hak buldunuz mu?” diye nida ettiler... Onlar da: “Evet” dediler... (Derken) aralarında bir müezzin: “Allah’ın la’neti zalimler üzerinedir” diye ilan eder.
الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْآخِرَةِ كَافِرُونَ
45-) Elleziyne yesuddune an sebiylillâhi ve yebğuneha ıveca* ve hüm Bil ahireti kafirun;
Onlar ki, Allah yolundan engellerler ve onu eğriltmek isterler... Onlar ahirete de (B sırrınca) kafirlerdir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal