Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  7.  A'RÂF SÛRESİ    الاعرا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسِيمَاهُمْ وَنَادَوْا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ
46-) Ve beynehüma hıcab* ve alel a'rafi ricalun ya'rifune küllen Bisiymahüm* ve nadev ashabel cenneti en selâmün aleyküm lem yedhuluha ve hüm yatmeun;
Onların ikisi (cennet ve cehennem ashabı) arasında bir hicab vardır... A’raf üzerinde ise (B sırrınca) her birini onların simalarından tanıyan RİCAL (Allah Adamları) vardır... Cennet ashabına: “Selamun aleyküm” diye nida ederler (onları selamete taşırlar)... (Bu Rical) cennete dahil olmamıştır... Onlar (ise) umarlar.
وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ أَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

47-) Ve iza surifet ebsaruhüm tilkae ashabin nari kalu Rabbena la tec'alna maal kavmiz zalimiyn;

Basarları (görme duyuları, idrakları) Nar ashabı yönüne çevrildiği vakit: “Rabbimiz!.. Bizi zalimler kavmi ile beraber kılma” dediler.
وَنَادَى أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمَاهُمْ قَالُوا مَا أَغْنَى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ

48-) Ve nada ashabül a'rafi ricalen ya'rifunehüm Bisiymahüm kalu ma ağna anküm cem'uküm ve ma küntüm testekbirun;

Ashab-ı A’raf, (B sırrınca) simalarından kendilerini tanıdıkları (bazı) rical’e (adamlara) nida ederek şöyle dediler: “Ne cem’inizin/cemaatınızın (ya da toplayıp güvendiğiniz amellerinizin, nesnelerinizin) ne de büyüklenmenizin size hiç bir faydası olmadı!”.
أَهَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللَّهُ بِرَحْمَةٍ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ
49-) Ehaülailleziyne aksemtüm la yenaluhumullahu Bi rahmetin, üdhulül cennete la havfün aleyküm ve la entüm tahzenun;
“Allah kendilerini (Bi-) rahmete nail etmez, diye yemin ettiğiniz kimseler şunlar mıydı?.. (Oysa onlara): “Dahil olun cennete!.. Size bir korku yoktur... Ve siz mahzun da olmayacaksınız (denilmiş; yani velayet verilmiş?)”.
وَنَادَى أَصْحَابُ النَّارِ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ
50-) Ve nada ashabün nari ashabel cenneti en efıdu aleyna minelmai ev mimma razekakümüllah* kalu innAllahe harramehüma alel kafiriyn;
Nar ashabı, Cennet ashabına: “O Su’dan (ilim) veya Allah’ın sizi rızıklandırdıklarından (takva, cennet halini sağlayan ilahi kuvveler) bizim üzerimize de akıtın” diye nida ettiler... (Cennet ashabı da): “Muhakkak ki Allah o ikisini kafirler üzerine haram kılmıştır” dediler.
الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنْسَاهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
51-) Elleziynet’tehazu diynehüm lehven ve leiben ve ğarrethümül hayattüd dünya* fel yevme nensahüm kema nesu lıkae yevmihim haza, ve ma kânu Bi ayatina yechadun;
Onlar, dinlerini (selim itikatlarını, sistem’i) bir eğlence ve bir oyun edinmiş, dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir... Onlar bu günlerine kavuşacaklarını unuttukları gibi, (onlar) ayetlerimizi (B sırrınca nasıl) bile bile inkar ediyorlardı ise, biz de bu gün onları unuturuz.
وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
52-) Ve lekad ci'nahüm Bi Kitabin fassalnahü alâ ılmin hüden ve rahmeten likavmin yu'minun;
Andolsun ki onlara (onları), iman eden kavme bir rahmet ve bir hidayet rehberi olarak, bir ilim üzere O’nu tafsil ettiğimizi (B sırrınca) “B”ir Kitab (olarak) getirdik.
هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُو

53-) Hel yenzurune illâ te'vıleh* yevme ye'tiy te'viyluhu yekulülleziyne nesuhu min kablü kad caet Rusulü Rabbina Bil Hakk* fehel lena min şüfeae feyeşfeu lena ev nureddü fena'mele ğayrelleziy künna na'mel* kad hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kânu yefterun;

O’nun ancak te’vilini (asıl manasını) bekliyorlar?.. O’nun te’vilinin geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar şöyle derler: “Gerçekten Rabbimizin Rasûlleri (B sırrınca) Hakkı getirmiş... Aceba bizim için şefaatçılardan var mı ki, bize şefaat etsinler; yahut (mümkün mü ki tekrar geri) döndürülelim de (daha önce) yaptıklarımızın gayrını yapalım (yeni ruh beden inşa edelim?)”... (Onlar) gerçekten kendilerini hüsrana uğrattılar ve uydurup durdukları şeyler onlardan uzaklaşıp kayboldu.
إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَم
54-) İnne Rabbekümullahulleziy halekas Semavati vel Arda fiy sitteti eyyamin sümmesteva alel Arşi yuğşil leylen nehare yatlubuhu hasiysen veşŞemse velKamera venNücume musahharatin BiemriHİ, ela leHUl halku vel emr* tebarekâllahu Rabbül alemiyn;
Muhakkak Rabbiniz O Allah’dır ki, Semavat ve Arz’ı altı günde halketti, sonra Arş’a istiva etti (Allah’ın istiva ettiği Arş?)... Gündüz’e, hasis (sür’atli, aralıksız) olarak onu talep eden geceyi bürür... Güneş’i, ay’ı, yıldızlar’ı (Bi-) EMRine musahhar (boyun eğdirilmiş halde yaratan O’dur)... Dikkat edin, halk (yaratma) da O’nundur, Emr de... Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!.
ادْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
55-) Üd'u Rabbeküm tedarruan ve hufyeten, inneHU la yuhıbbul mu'tediyn;
Rabbinize tazarru’ (içten yalvararak, nefsinizde boyun eğerek) ve gizlice (sırren, munacat halinde) dua edin... Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez.
وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
56-) Ve la tüfsidu fiyl Ardı ba'de ıslahıha ved'uhu havfen ve tame’an, inne rahmetAllahi kariybun minel muhsiniyn;
Islah edildikten sonra Arz’da ifsad yapmayın... Korkarak ve umarak O’na dua edin/O’nu çağırın... Muhakkak ki Allah Rahmeti muhsinlere/muhsinlerden (size) yakındır.
وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ حَتَّى إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّ
57-) Ve HUvelleziy yursilurRiyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ, hatta iza ekallet sehaben sikalen suknahu libeledin meyyitin feenzelna Bihilmae feahrecna Bihi min küllis semerat* kezâlike nuhricül mevta lealleküm tezekkerun;
Rahmetinin önünden rüzgarları (ilahi nefhaları) müjdeci olarak irsal eden O’dur... Nihayet (rüzgarlar) ağır bulutları (sıfatları) yüklenip ref’edince, onu ölü bir beldeye sevk eder, onunla (B sırrınca) su inzal eder ve onunla (B sırrınca) her türlü semereden (meyva; marifet, kemalat) çıkarırız... İşte (biz), ölüleri böyle çıkarırız... Umulur ki tezekkür edersiniz.
وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَالَّذِي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًا كَذَلِكَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ
58-) Vel beledüt tayyibu yahrucü nebatuhu Bi izni Rabbihi, velleziy habüse la yahrucü illâ nekida* kezâlike nusarrifül ayati likavmin yeşkürun;
Tayyib belde’nin (said, kalb) nebatı (o beldenin) Rabbinin izni ile (Bi-izni RabbiHİ) çıkar... Habis olandan (şaki, nefs) ise, faydasız/fos (nebattan) başkası çıkmaz... İşte böyle, şükreden bir kavim için ayetleri tasrif ediyoruz (evirip çevirip anlatıyoruz).
لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

59-) Lekad erselna Nuhan ila kavmihi fekale ya kavmı'budullahe maleküm min ilahin ğayruHU, inniy ehafü aleyküm azabe yevmin azîym;

Andolsun ki Nuh’u kavmiNE irsal ettik de: “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin... O’nun gayrından bir ilahınız yoktur... Muhakkak ki ben, sizin üzerinize (inecek) aziym günün azabından korkuyorum” dedi.
قَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
60-) Kalel meleü min kavmihi inna lenerake fiy dalalin mübiyn;
Kavminden Mele’ (aynı görüşü paylaşan meclis, geleneksel toplumun ileri gelenleri) dedi ki: “Doğrusu biz seni apaçık dalalet içinde görüyoruz (bugüne kadar duymadığımız, bilmediğimiz şeyler söylüyorsun?)”.
قَالَ يَاقَوْمِ لَيْسَ بِي ضَلَالَةٌ وَلَكِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
61-) Kale ya kavmi leyse Biy dalaletün ve lakinniy Rasûlün min Rabbil alemiyn;
(Nuh) dedi ki: “Ey kavmim!.. Bir dalalet yok (B sırrınca) bende... Fakat ben, Rabbul’Alemiyn’den bir Rasûl’üm”.
أُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَأَنْصَحُ لَكُمْ وَأَعْلَمُ مِنَ اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
62-) Übelliğuküm risalati Rabbiy ve ensahu leküm ve a'lemü minAllahi ma la ta'lemun;
“Rabbimin risaletlerini size tebliğ ediyorum... Size nasihat ediyorum (sizi halisleştiriyorum)... Ve ‘Allah’dan sizin bilmediklerinizi biliyorum”.
أَوَعَجِبْتُمْ أَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
63-) Eve acibtüm en caeküm zikrün min Rabbiküm alâ raculin minküm liyünzireküm ve litetteku ve lealleküm turhamun;
“(Şirk halinden, birimsellik özelliklerinden) Korunasınız ve belki rahmete (sıfat tecellisine) eresiniz diye, sizi uyarmak için, sizden bir adam üzerine, rabbinizden bir zikr’in (hatırlatma, öğüt) size gelmesine şaştınız mı?”.
فَكَذَّبُوهُ فَأَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَمِينَ
64-) Fekezzebuhu feenceynahu velleziyne meahu fiyl fülki ve ağraknelleziyne kezzebu Bi ayatina* innehüm kânu kavmen ‘amiyn;
O’nu (Diyn’i) yalanladılar... (Biz de) o’nu ve onunla beraber olanları gemide (şeriatı ile) kurtardık... Ayetlerimizi yalanlayanları ise (su’da?) boğduk... Muhakkak ki onlar a’ma bir kavim idi.
وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ
65-) Ve ila Adin ehahüm Huda* kale ya kavmı'budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, efela tettekun;
Ad’a (Ad kavmine) de kardeşleri Hud’u (irsal ettik)... (O da): “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin... O’nun gayrından bir ilahınız yoktur... Hala korunmayacakmısınız?” dedi.
قَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي سَفَاهَةٍ وَإِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبِينَ
66-) Kalel meleülleziyne keferu min kavmihî inna lenerake fiy sefahetin ve inna le nezunnüke minel kazibiyn;
(Hud’un) kavminden (Vahdet’ten, Sistem’den) kafir olan Mele’ (o toplumun ileri gelenleri) dedi ki: “Doğrusu biz seni sefahet’te (aptallık, çılgınlık içinde) görüyoruz... Ve biz seni yalancılardan zannediyoruz”.
قَالَ يَاقَوْمِ لَيْسَ بِي سَفَاهَةٌ وَلَكِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
67-) Kale ya kavmi leyse Biy sefahetün ve lakinniy Rasûlün min Rabbil alemiyn;
(Hud) dedi ki: “Ey kavmim!.. Bir sefahet (akıl hafifliği) yok (B sırrınca) bende... Fakat ben, Rabbul’Alemiyn’den bir Rasûl’üm”.
أُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَأَنَا لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ
68-) Übelliğuküm risalati Rabbiy ve ene leküm nasıhun emiyn;
“Rabbimin risaletlerini size tebliğ ediyorum... Ve ben sizin için emiyn bir nasihat ediciyim”.
أَوَعَجِبْتُمْ أَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَسْطَةً فَاذْكُرُوا ءَالَاءَ اللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
69-) Eve acibtüm en caeküm zikrun min Rabbiküm alâ racülin minküm li yünzireküm* vezküru iz cealeküm hulefae min ba'di kavmi Nuhın ve zadeküm fiyl halkı bestaten, fezküru alâAllahi lealleküm tüflihun;
“sizi uyarmak için, sizden bir adam üzerine, rabbinizden bir zikr’in (hatırlatma, öğüt) size gelmesine şaştınız mı?... Zikredin (hatırlayın, düşünün) ki (Allah) sizi, Nuh kavminden sonra halifeler kıldı ve sizi, yaratılışta besta (ilmen ve cismen genişlik, derinlik) olarak ziyade etti... Allah nimetlerini (Rabbinizle) zikredin ki felaha eresiniz”.
قَالُوا أَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللَّهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَاؤُنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
70-) Kalu eci'tena lina'budAllahe vahdeHU ve nezere ma kâne ya'büdü abaüna* fe'tina Bima teıdüna in künte mines sadikıyn;
Dediler ki: “Allah’a O’nun TEKliği ile kulluk edelim, babalarımızın kulluk etmekte olduklarını bırakalım diye mi bize geldin?.. Eğer sadıklardan isen bizi tehdit ettiğini (B sırrınca hadi) bize getir”.
قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ أَتُجَادِلُونَنِي فِي أَسْمَاءٍ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَءَابَاؤُكُمْ مَا نَزَّلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانْتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ
71-) Kale kad vekaa aleyküm min Rabbiküm ricsün ve ğadab* etücadiluneniy fiy esmain semmeytümuha entüm ve abaüküm ma nezzelAllahu Biha min sültan* fentezıru inni meaküm minel müntezırın;
(Hud) dedi ki: “Gerçek ki Rabbinizden, üzerinize bir rics (azab, engellenme) ve gadab (şirk hali) vaki olmuş (zaten?)... (Varolduklarına dair) Allah’ın (B sırrınca) hiç bir kanıt-kuvve inzal etmediği, (sadece) sizin ve babalarınızın taktığı (o isimlerin karşılığı bir varlık sözkonusu olmaksızın bir takım kuru) isimler hakkında benimle tartışıyormusunuz?.. Bekleyin (o halde), ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim”.
فَأَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِنِينَ
72-) Feenceynahu velleziyne meahu Bi rahmetin minna ve kata'na dabiralleziyne kezzebu Bi ayatina ve ma kânu mu’miniyn;
(Biz de) onu ve onunla beraber olanları, bizden (Bi-) rahmet ile kurtardık... Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanların ise kökünü kestik... (Onlar) mü’minler olmadılar.
وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ هَذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ ءَايَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذ

73-) Ve ila Semude ehahüm Saliha* kale ya kavmi'budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, kad caetküm beyyinetün min Rabbiküm* hazihi nakatullahi leküm ayeten fezeruha te'kül fiy Ardıllahi ve la temessuha Bi suin feye'huzeküm azabün eliym;

Semud’a da kardeşleri Salih’i (irsal ettik)... (O da): “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin... O’nun gayrından bir ilahınız yoktur... Size Rabbinizden bir beyyine (vazıh hüccet, apaçık kanıt) geldi... İşte şu Nakatullah (Allah’ın dişi devesi; mübarek nefs), sizin için bir ayet (mucize) dir... Bırakın onu, Allah’ın Arz’ında yesin (de süt alalım)... (Sakın) ona (B sırrınca) kötülük ile dokunmayın... (Yoksa) sizi eliym bir azab yakalar”dedi.
وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّأَكُمْ فِي الْأَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًا فَاذْكُرُوا ءَالَاءَ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
74-) Vezküru iz cealeküm hulefae min ba'di âdin ve bevveeküm fiyl Ardı tettehızune min sühuliha kusuran ve tenhıtunel cibale buyuta* fezküru alâAllahi ve la ta'sev fiyl Ardı müfsidiyn;
“Hani (düşünün ki Allah) sizi, Ad’dan sonra halifeler kıldı ve sizi Arz’da yerleştirdi... O (Arz’ın) ovalarından kasırlar (köşkler) ediniyor ve dağlarını da evler olarak yontup-oyuyorsunuz... (O halde) Allah ni’metlerini zikredin (tefekkür edin) ve ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın”.
قَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ ءَامَنَ مِنْهُمْ أَتَعْلَمُونَ أَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّهِ قَالُوا إِنَّا بِمَا أُرْسِلَ بِهِ مُؤْمِنُونَ
75-) Kalel meleülleziynestekberu min kavmihi lilleziynes tud'ıfu limen amene minhüm eta'lemune enne salihan murselün min Rabbih* kalu inna Bi ma ursile Bihi mu'minun;
(Salih’in) kavminden müstekbir olan (kibre sapan) Mele’ (o örfün ileri gelenleri), mustad’af olanlara (ezilen zayıflara), yani kendilerinden iman edenlere: “Salih’in Rabbinden mürsel biri olduğunu biliyormusunuz?” dedi... (Onlar da): “Doğrusu biz onunla (B sırrınca) irsal olunana (B sırrınca) mü’minleriz” dediler.
قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا بِالَّذِي ءَامَنْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ
76-) Kalelleziynestekberu inna Billeziy amentüm Bihi kafirun;
O müstekbir olanlar: “Doğrusu biz (de), sizin (B sırrınca) o iman ettiğinize kafirleriz”, dediler.
فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَاصَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ
77-) Feakarun nakate ve atev an emri Rabbihim ve kalu ya salihu'tina Bi ma teıdüna in künte minel murseliyn;
(Derken) dişi deve’yi boğazladılar, Rablerinin emrine itaattan çıktılar/haddi aştılar ve: “Ya Salih!.. Eğer mürseliyn’den isen bizi tehdit ettiğini (B sırrınca hadi) bize getir” dediler.
فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
78-) Fe ehazethümür recfetü fe asbehu fiy darihim casimiyn;
(Bunun üzerine; Can çekilince?) onları o racfe (o şiddetli sarsıntı, ölüm) yakaladı... Yurtlarında (kudretsiz) çökekaldılar.
فَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَاقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلَكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحِينَ

79-) Fetevella anhüm va kale ya kavmi lekad eblağtüküm risalete Rabbiy ve nesahtü leküm ve lâkin la tuhıbbunen nasıhıyn;

(Salih de) onlardan yüz çevirdi ve: “Ey kavmim!.. Andolsun ki Rabbimin risaletlerini size tebliğ ettim ve size nasihat ettim; fakat siz nasihat verenleri (rafine edenleri; arındıranları) sevmiyorsunuz” dedi.
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ

80-) Ve Lutan iz kale li kavmihi ete'tunel fahışete ma sebekaküm Biha min ehadin minel alemiyn;

Ve Lut... Hani kavmine dedi ki: “Sizden önce alemlerden hiç kimsenin (B gerçeğince) yapmadığı o fahişet’i mi yapıyorsunuz?”.
إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

81-) İnneküm lete'tuner Ricale şehveten min dunin nisa'* bel entüm kavmün müsrifun;

“Muhakkak ki siz, kadınlar’ı bırakıp şehvetle rical’e (erkeklere) vasıl oluyorsunuz!.. Hayır siz israf eden bir kavimsiniz”.
وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَنْ قَالُوا أَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
82-) Ve ma kâne cevabe kavmihi illâ en kalu ahricuhüm min karyetiküm* innehüm ünasün yetetahherun;
Kavminin cevabı ancak: “Çıkarın onları karyeniz (şehriniz)’den... Çünkü onlar çok temizlenen İNSANLARdır” demek oldu.
فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
83-) Feenceynahu ve ehlehu illemraetehu, kânet minel ğabiriyn;
(Biz de) onu ve onun ehlini kurtardık... Karısı müstesna... (O), kalıp yere geçenlerden oldu.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ
84-) Ve emtarna aleyhim metara* fenzur keyfe kâne akıbetül mücrimiyn;
Ve onların üzerine bir yağmur yağdırdık ki!... Mücrimlerin akibeti nasıl oldu bir bak!.
وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْ
85-) Ve ila Medyene ehahüm Şüayba* kale ya kavmı'budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, kad caetküm beyyinetün min Rabbiküm feevfül keyle vel miyzane ve la tebhasünNase eşyaehüm ve la tüfsidu fiyl Ardı ba'de ıslahıha* zâliküm hayrun leküm in küntüm mu’miniyn;
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (irsal ettik)... (O da): “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin... O’nun gayrından bir ilahınız yoktur... Size Rabbinizden bir beyyine (vazıh hüccet, apaçık kanıt) geldi... (Artık) ölçmeyi ve tartmayı tam yapın... İnsanların eşyalarını eksiltmeyin/hakkını vermezlik etmeyin... Islahından sonra Arz’da ifsad yapmayın... Eğer mü’minler iseniz böylesi sizin için daha hayırlıdır”.
وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاذْكُرُوا إِذْ كُنْتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
86-) Ve la tak'udu Bi külli sıratın tuıdune ve tesuddune an sebiylillâhi men amene Bihi ve tebğuneha ıveca* vezküru iz küntüm kaliylen fekessereküm venzuru keyfe kâne akıbetül müfsidiyn;
“Tehdit ederek, O’na (B sırrıyla) iman edenleri Allah yolundan alakoyarak ve o yolun eğriliğini isteyerek (öyle) her (bir) sırat’a oturmayın... Düşünün ki hani siz az idiniz, (O) sizi çoğalttı...Bir bakın nasıl oldu müfsidlerin akibeti!”.
وَإِنْ كَانَ طَائِفَةٌ مِنْكُمْ ءَامَنُوا بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ وَطَائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ
87-) Ve in kâne taifetün minküm amenu Billeziy ursiltü Bihi ve taifetün lem yu'minu fasbiru hatta yahkümAllahu beynena* ve HUve hayrul hakimiyn;
“Şayet sizden bir taife (B sırrınca) kendisiyle irsal olunduğuma (B sırrıyla) iman etmiş ve bir taife de iman etmemişse, aramızda Allah hükmedinceye kadar sabredin... O, hakiymlerin (hükmedenlerin) en hayırlısıdır”.


Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal