Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  7.  A'RÂF SÛRESİ     الاعرا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
قَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَنُخْرِجَنَّكَ يَاشُعَيْبُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا قَالَ أَوَلَوْ كُنَّا كَارِهِينَ
88-) Kalel meleülleziynestekberu min kavmihi lenuhricenneke ya Şuaybü velleziyne amenu meake min karyetina ev leteudünne fiy milletina* kale eve lev künna karihiyn;
(Şuayb’ın) kavminden müstekbir olan (büyüklük güden) Mele’ (o örfün kodamanları): “Ya Şuayb!... Kesinlikle ya seni ve seninle beraber iman edenleri karyemiz (şehrimiz) den çıkaracağız, yahut mutlaka bizim milletimize (örf dinimize) döneceksiniz” dedi... (Şuayb da): “Eğer istemesek de mi (zorla mı) ?” dedi.
قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ إِذْ نَجَّانَا اللَّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَعُودَ فِيهَا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَ
89-) Kadiftereyna alellahi keziben in udna fiy milletiküm ba'de iz neccanAllahu minha* ve ma yekunü lena en neude fiyha illâ en yeşaAllahu Rabbüna* vesia Rabbüna külle şey'in ılma* alellahi tevekkelna* Rabbeneftah beynena ve beyne kavmina Bil Hakkı ve ente hayrul fatihıyn;
“Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, eğer sizin milletinize (örf dininize, şirkinize) geri dönersek, gerçekten Allah üzerine yalan uydurmuş oluruz... Ona (milletinize, inancınıza) dönmemiz bizim için olacak şey değildir... Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi müstesna... Rabbimiz, ilmen herşeyi kuşatmıştır... Allah’a tevekkül ettik... Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasını Bil-Hakk (Hak olarak) fethet (hükmet; aç);Sen fatiyhler (fethedenler) in en hayırlısısın”.
وَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ
90-) Ve kalel meleülleziyne keferu min kavmihi leinitteba'tüm Şuayben inneküm izen lehasirun;
Kavminden kafir olan Mele’ (ileri gelenler): “Eğer Şuayb’a tabi olursanız, o takdirde siz mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz” dedi.
فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
91-) Feehazethümürrecfetü feasbehu fiy darihim casimiyn;
(Bunun üzerine) onları o racfe (o şiddetli sarsıntı) yakaladı... Yurtlarında diz üstü (kudretsiz) çökekaldılar.
الَّذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَأَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا الَّذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَانُوا هُمُ الْخَاسِرِينَ
92-) Elleziyne kezzebu Şuayben keen lem yağnev fiyha* elleziyne kezzebu Şuayben kânu hümül hasiriyn;
Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibi (oldular)... Şuayb’ı yalanlayanlar (var ya işte) hüsrana uğrayanlar onlar oldular.
فَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَاقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَنَصَحْتُ لَكُمْ فَكَيْفَ ءَاسَى عَلَى قَوْمٍ كَافِرِينَ
93-) Fetevella anhüm ve kale ya kavmi lekad eblağtüküm risalati Rabbiy ve nesahtü leküm* fekeyfe asa alâ kavmin kafiriyn;
(Bunun üzerine Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve: “Ey kavmim!.. Andolsun ki Rabbimin risaletlerini size tebliğ ettim... Ve size nasihat ettim... (Artık) kafir bir kavme nasıl üzülürüm?”.
وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا أَخَذْنَا أَهْلَهَا بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ
94-) Ve ma erselna fiy karyetin min Nebîyyin illâ ehazna ehleha Bil be'sai veddarrai leallehüm yeddarraun;
Biz (hangi) bir karye’de (ülke’de) bir Nebî irsal ettiysek, mutlaka onun ehlini (halkını) sıkıntı/fakirlik/zorluk, hastalık ile (B sırrınca) yakaladık ki, tazarru etsinler (içten yönelsinler).
ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتَّى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ ءَابَاءَنَا الضَّرَّاءُ وَالسَّرَّاءُ فَأَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
95-) Sümme beddelna mekanes seyyietil hasenete hatta afev ve kalu kad messe abaened darraü ves serraü feahaznahüm bağteten ve hüm la yeş'urun;
Sonra kötülüğün mekanını iyilik ile tebdil ettik (değiştirdik)... Nihayet (mal, evlad) çoğaldılar ve: “Babalarımıza da hastalık/darlık ve bolluk/saadet dokunmuştur (bizim arınmamız ve ibret almamızla bir ilgisi, hikmeti yok)” dediler... Biz de onları, kendileri farkına varmadan aniden yakaladık.
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى ءَامَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنْ كَذَّبُوا فَأَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
96-) Velev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berakatin mines Semai vel Ardı ve lâkin kezzebu feehaznahüm Bi ma kânu yeksibun;
Eğer o karyeler (ülkeler, şehirler) ehli (halkı) iman edip ve korunsalardı, elbette onlar üzerine Sema’dan ve Arz’dan bereketler fethederdik (açardık)... Fakat onlar yalanladılar... Biz de onları kazanmakta oldukları ile (B gerçeğince) yakalayıverdik.
أَفَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَائِمُونَ
97-) Efeemine ehlül kura en ye'tiyehüm be'süna beyaten ve hüm naimun;
O karyeler (şehirler) ehli, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine geleceğinden (yana) emin mi oldular?.
أَوَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ
98-) Eve emine ehlül kura en ye'tiyehüm be'süna duhan ve hüm yel'abun;
Yoksa o karyeler ehli, kuşluk vakti oynarlarken azabımızın kendilerine geleceğinden (yana) emin mi oldular?.
أَفَأَمِنُوا مَكْرَ اللَّهِ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ
99-) Efeeminu mekrAllahi fela ye'menü mekrAllahi illel kavmül hasirun;
(Yoksa) Allah’ın mekri’nden emin mi oldular?.. Hüsrana uğrayan kavimden başkası Allah’ın mekri’nden emin olamaz.
أَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِ أَهْلِهَا أَنْ لَوْ نَشَاءُ أَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
100-) Eve lem yehdi lilleziyne yerisunel Arda min ba'di ehliha en lev neşaü esabnahüm Bi zünubihim* ve natbeu alâ kulubihim fehüm la yesmeun;
(O arz’ın) ehlinden sonra Arz’a mirasçı olanlara (hala) şu gerçek belli olmadı mı: Eğer dilesek onların günahları ile (B sırrınca) onlara (musibetler) isabet ettirir, kalbleri üzere (mühür) tab’ederiz de artık onlar işitemezler.
تِلْكَ الْقُرَى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنْبَائِهَا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الْكَافِرِينَ
101-) Tilkel kura nekussu aleyke min enbaiha* ve lekad caethüm Rusulühüm Bil beyyinat* fema kânu li yu'minu Bi ma kezzebu min kabl* kezâlike yatbeullahu alâ kulubil kafiriyn;
İşte o karyeler (şehirler, ülkeler);ki onun haberlerinden sana kıssa ediyoruz (ard arda anlatıyoruz)... Andolsun ki Rasûlleri onlara (B sırrınca) beyyineler (akledebilecekleri açık kanıtlar) ile gelmiştir... (Fakat) önceden yalanladıklarına (Diyn’e, B sırrınca) iman etmediler... İşte Allah, kafirlerin kalblerini böyle tab’eder (mühürler).
وَمَا وَجَدْنَا لِأَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ وَإِنْ وَجَدْنَا أَكْثَرَهُمْ لَفَاسِقِينَ
102-) Ve ma vecedna liekserihim min ahd* ve in vecedna ekserehüm lefasikıyn;
Onların ekseriyetinde ahd (e vefa) bulamadık... Onların ekseriyetini fasıklar bulduk (bilinçleri bozulduğu için fıtrattan düştüler).
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَظَلَمُوا بِهَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
103-) Sümme beasna min ba'dihim Musa Bi ayatina ila fir'avne ve meleihi fezalemu Bi ha* fenzur keyfe kâne akıbetül müfsidiyn;
Sonra, onların ardından Musa’yı (B sırrınca) ayetlerimiz ile Fravun ve onun Mele’sine (aynı fikirdeki ileri gelenlerine) ba’settik/gönderdik... (Fravun ve mele’si ise) onlara (ayetlerimize) zulmettiler... Müfsidlerin akibeti nasıl oldu, bir bak!.
وَقَالَ مُوسَى يَافِرْعَوْنُ إِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
104-) Ve kale Musa ya fir'avnü inniy Rasûlün min Rabbil alemiyn;
Musa dedi ki: “Ey Fravun!.. Muhakkak ki ben alemlerin Rabbinden bir Rasûlüm”.
حَقِيقٌ عَلَى أَنْ لَا أَقُولَ عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَأَرْسِلْ مَعِيَ بَنِي إِسْرَائِيلَ

105-) Hakıykun alâ en la ekule alellahi illel Hakk* kad ci'tüküm Bi beyyinetin min Rabbiküm feersil meıye beniy israiyl;

“Allah üzerine Hak olmayanı söylememek (Allah hakkında ancak Hak olanı söylemek) benim üzerime hakiki bir borçtur/bir görevdir... Gerçekten ben size Rabbinizden bir (Bi-) beyyine ile geldim... (O halde) İsrailOğullarını benimle beraber irsal et/gönder!”.
قَالَ إِنْ كُنْتَ جِئْتَ بِآيَةٍ فَأْتِ بِهَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
106-) Kale in künte ci'te Bi ayetin fe'ti Bi ha in künte mines sadikıyn;
(Fravun): “Eğer bir (Bi-) ayet (mucize) ile geldin ise, hadi (B sırrınca) onu getir; eğer sadıklardan isen” dedi.
فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ
107-) Feelka asahu feiza hiye su'banün mübiyn;
(Bunun üzerine Musa), asa’sını attı/bıraktı (asa’sı ile ortaya çıkıp onlara karşılık verdi), birden o (asa) apaçık bir sü’ban (kocaman ejderha oluverdi).
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ
108-) Ve nezea yedehu feiza hiye beydaü linnazıriyn;
Ve (Musa) elini çekip çıkardı, birden o (el) bakanlar için bembeyaz (idi).
قَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ
109-) Kalel meleü min kavmi fir'avne inne haza lesahırun ‘aliym;
Fravun’un kavminden Mele’ (ileri gelenler): “Muhakkak ki bu aliym bir büyücü” dedi.
يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
110-) Yüriydu en yuhriceküm min Ardıküm* fema zâ te'mürun;
“Sizi Arzınız’dan çıkarmak diliyor”... (Bunun üzerine Fravun sordu): “(O halde siz) ne buyurursunuz?”.
قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَأَرْسِلْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
111-) Kalu ercih ve ehahü ve ersil fiyl medaini haşiriyn;
Dediler ki: “O’nu ve kardeşini geri bırak/alakoy... Medineler’e (şehirlere) de haşrediciler irsal et”.
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ
112-) Ye'tuke Bi külli sahırin ‘alîym;
“Bütün aliym sihirbazları/büyücüleri sana getirsinler”.
وَجَاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوا إِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
113-) Ve caes seharetü fir'avne kalu inne lena leecren in künna nahnül ğalibiyn;
O sihirbazlar fravun’a geldi... Dediler ki: “Eğer biz galipler olur isek, muhakkak ki bize bir ecir (mükafat) var, değil mi?”.
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
114-) Kale neam ve inneküm le minel mukarrebiyn;
(Fravun): “Evet” dedi... “Muhakkak ki siz benim mukarreblerim den olacaksınız”.
قَالُوا يَامُوسَى إِمَّا أَنْ تُلْقِيَ وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْقِينَ
11 5-) Kalu ya Musa imma en tulkıye ve imma en nekûne nahnül mulkıyn;
(Sihirbazlar): “Ey Musa!... Ya sen (ilk) atacaksın, ya da (ilk) atanlar biz oluruz” dediler.
قَالَ أَلْقُوا فَلَمَّا أَلْقَوْا سَحَرُوا أَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَاءُوا بِسِحْرٍ عَظِيمٍ
11 6-) Kale elku* felemma elkav seharu a'yunen Nasi vesterhebuhüm ve cau Bi sıhrin azîym;
(Musa): “Siz atın” dedi... (Sihirbazlar) atınca, insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar... (Sihirbazlar B sırrınca) aziym bir sihir getirdiler.
وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
117-) Ve evhayna ila Musa en elkı asak* feiza hiye telkafü ma ye'fikûn;
Biz de Musa’ya: “Asa’nı at (hünerini göstersin)” diye vahyettik... Bir de ne görsünler, o (asa), onların uydurdukları şeyleri kapıp yutuyor!.
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
118-) Fevekaal Hakku ve betale ma kânu ya'melun;
İşte böylece Hak vaki’ oldu ve onların yapmakta oldukları batıl olup (boşa gitti).
فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِرِينَ
119-) Feğulibu hünalike venkalebu sağıriyn;
Orada mağlub oldular... Küçülmüşler olarak inkılab ettiler (döndüler).
وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ
120-) Ve ulkıyes seharetü sacidiyn;
Sihirbazlar (ise), sacidiyn (secde edenler) olarak atıldılar (secdeye kapandılar; yakiyn hasıl oldu).
قَالُوا ءَامَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
121-) Kalu amenna Bi Rabbil alemiyn;
Dediler ki: “İman ettik Rabbul’Alemiyn’e”.
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ
122-) Rabbi Musa ve Harun;
“Musa ve Harun’un Rabbi’ne”.
قَالَ فِرْعَوْنُ ءَامَنْتُمْ بِهِ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا أَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
123-) Kale fir'avnü amentüm Bihi kable en azene leküm* inne hazâ le mekrun mekertümuhu fiyl mediyneti li tuhricu minha ehleha* fesevfe ta'lemun;
Fravun (kendini var zanneden birimsel-nesnel benlik bilinci): “Ben size izin vermeden önce mi O’na (B sırrınca) iman ettiniz?... Muhakkak ki bu bir mekr’dir (tuzak), (öyle ki) onu mediyne’de (şehirde) tezgahlayıp kurdunuz, onun ehlini (nefsani kuvveleri) oradan çıkarmanız için... (Ama) yakında bileceksiniz” dedi.
لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
124-) Le ukattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin sümme le usallibenneküm ecmeıyn;
“Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim... Sonra da sizin hepinizi toptan asacağım”.
قَالُوا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ
125-) Kalu inna ila Rabbina münkalibun;
(İman eden sihirbazlar da): “Doğrusu biz (zaten) Rabbimize munkalibleriz (dönücüleriz)” dediler.
وَمَا تَنْقِمُ مِنَّا إِلَّا أَنْ ءَامَنَّا بِآيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ
126-) Ve ma tenkımü minna illâ en amenna Bi ayati Rabbina lemma caetna* Rabbena efrığ aleyna sabren ve teveffena müslimiyn;
“Sen, bizden ancak, Rabbimizin ayetlerine (B sırrınca), onlar bize geldiğinde iman ettik diye intikam alıyorsun... Rabbimiz üzerimize sabır boşalt ve bizi müslimler olarak vefat ettir”.
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ أَتَذَرُ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَءَالِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبْنَاءَهُمْ وَنَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ
127-) Ve kalel meleü min kavmi fir'avne etezeru Musa ve kavmehu li yüfsidu fiyl Ardı ve yezerake ve alihetek* kale senukattilu ebnaehüm ve nestahyiy nisaehüm* ve inna fevkahüm kahirun;
Fravun kavminden mele’ (ileri gelenler): “Musa’yı ve kavmini Arz’da fesadçılık yapsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?” dediler... (Fravun da): “Oğullarını öldürüp, kadınlarını diri bırakacağız... Ve (hem) biz onların fevkınde kahirleriz” dedi.
قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللَّهِ وَاصْبِرُوا إِنَّ الْأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
128-) Kale Musa li kavmihisteıynu Billahi vasbiru* innel Arda Lillah* yurisüha men yeşaü min ıbadiHİ, vel akıbetü lil müttekıyn;
Musa kavmine dedi ki: “(B sırrıyla) Allah’dan (özünüzdeki uluhiyyet hakikatından) yardım isteyin ve sabredin... Muhakkak ki o Arz (Allah’a ait özelliklerin açığa çıktığı o yer) Allah’ındır... Kullarından dilediğine onu miras yapar... Akıbet ise muttekiylerindir”.
قَالُوا أُوذِينَا مِنْ قَبْلِ أَنْ تَأْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
129-) Kalu uziyna min kabli en te'tiyena ve min ba'di ma ci'tena* kale asa Rabbüküm en yühlike adüvveküm ve yestahlifeküm fiyl Ardı feyenzure keyfe ta'melun;
(Musa’nın kavmi) dediler ki: “Senin bize gelişinden önce de eziyet edildik, gelişinden sonra da”... (Musa) dedi ki: “Umulur ki Rabbiniz, düşmanınızı helak eder ve (onların yerine) Arz’da sizi halifeler kılar da nasıl amel edeceğinize bakar”.
وَلَقَدْ أَخَذْنَا ءَالَ فِرْعَوْنَ بِالسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
130-) Ve lekad ehazna ale fir'avne Bissiniyne ve naksın mines semerati leallehüm yezzekkerun;
Andolsun ki Al-u Fravun’u, belki tezekkür ederler diye senelerle (kuraklık yılları ile) ve semerattan (meyva ve ürünlerden) noksanlaştırma ile (B sırrınca) yakaladık.
فَإِذَا جَاءَتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُوا لَنَا هَذِهِ وَإِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا بِمُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَلَا إِنَّمَا طَائِرُهُمْ عِنْدَ اللَّهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
131-) Feiza caethümül hasenetü kalu lena hazih* ve in tusıbhüm seyyietün yettayyeru Bi Musa ve men meahu, elâ innema tairuhüm ındAllahi ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
Onlara bir hasene geldiğinde: “Bu bizimdir” dediler... Eğer onlara bir kötülük isabet eder ise, (Bi-) Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna yorarlar... Dikkat edin, onların uğursuzluğu/uğursuzluk kuşu ancak Allah indindedir... Fakat onların ekseriyeti bilmezler.
وَقَالُوا مَهْمَا تَأْتِنَا بِهِ مِنْ ءَايَةٍ لِتَسْحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ
132-) Ve kalu mehma te'tina Bihi min ayetin li tesharena Biha, fema nahnü leke Bi mu’miniyn;
Ve dediler ki: “Onunla bizi büyülemek için (B sırrınca) her ne ayet (mucize) getirirsen getir, biz sana (Bi-) mü’minler değiliz”.
فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الطُّوفَانَ وَالْجَرَادَ وَالْقُمَّلَ وَالضَّفَادِعَ وَالدَّمَ ءَايَاتٍ مُفَصَّلَاتٍ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ
133-) Feerselna aleyhimüt tufane vel cerade vel kummele veddafadia veddeme ayatin mufassalatin festekberu ve kânu kavmen mücrimiyn;
Biz de onların üzerine mufassal ayetler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan irsal ettik... (Yine de) kibirlendiler ve mücrim bir kavim oldular.
وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ الرِّجْزُ قَالُوا يَامُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ لَئِنْ كَشَفْتَ عَنَّا الرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَنِي إِسْرَائِيلَ
134-) Ve lemma vekaa aleyhimürriczü kalu ya Mused'u lena Rabbeke Bi ma ahide ındek* lein keşefte annerricze lenu'minenne leke ve le nursilenne meake beniy israiyl;
Üzerlerine bu azab vaki olunca: “Ey Musa!... (B sırrınca) senin indindeki ahdi ile bizim için Rabbine dua et... Şayet bu azabı bizden keşfeder isen, muhakkak ki sana iman edeceğiz ve mutlaka İsrailOğullarını seninle beraber irsal edeceğiz” dediler.
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ إِلَى أَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ
135-) Felemma keşefna anhümürricze ila ecelin hüm baliğuhu iza hüm yenküsun;
Ona ulaşacakları (bitecek) bir ecel’e kadar onlardan bu azabı keşfettiğimizde, bir de bakarsın ki onlar ahidlerini bozuyorlar.
فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ
136-) Fentekamna minhüm feağraknahüm fiyl yemmi Bi ennehüm kezzebu Bi ayatina ve kânu anha ğafiliyn;
(Biz de bu sebeple) onlardan intikam aldık ve onları yemm’de (deniz’de) boğduk, ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyla.
وَأَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ الْحُسْنَى عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ بِمَا صَبَرُوا وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَ
137-) Ve evresnel kavmelleziyne kânu yüstad'afune meşarikal’Ardı ve meğaribehelletiy barekna fıyha* ve temmet kelimetü Rabbikel husna alâ beniy israiyle Bi ma saberu* ve demmerna ma kâne yasneu fir'avnü ve kavmühu ve ma kânu ya'rişun;
Hor görülüp zaafa uğratılagelmiş kavmi, içinde bereketler oluşturduğumuz Arz’ın doğularına ve batılarına mirasçı kıldık... Rabbinin İsrailOğullarına olan o en güzel kelimesi, (onların) sabretmeleri dolayısıyla (B sırrınca) tamamlandı... Fravun ve kavminin (sanayi, san’at cinsinden) yapageldikleri şeyleri ve dikip yükselttikleri nesneleri dumura uğrattık (yerle bir ettik).
وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتَوْا عَلَى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلَى أَصْنَامٍ لَهُمْ قَالُوا يَامُوسَى اجْعَلْ لَنَا إِلَهًا كَمَا لَهُمْ ءَالِهَةٌ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ
138-) Ve cavezna Bi beniy israiylel bahre feetev alâ kavmin ya'küfune alâ asnamin lehüm* kalu ya Musec'al lena ilahen kema lehüm aliheh* kale inneküm kavmün techelun;
İsrailOğullarına (B sırrınca) deniz’i geçirttik/atlattık... Kendilerine ait putlara ibadete kapanmış bir kavim üzerine vardılar... Dediler ki: “Ey Musa!... Onların sahip olduğu (özel) ilahlar gibi bizim için bir ilah oluştur”... (Musa) dedi ki: “Muhakkak ki siz cahillik eden bir kavimsiniz”.
إِنَّ هَؤُلَاءِ مُتَبَّرٌ مَا هُمْ فِيهِ وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
139-) İnne haülai mütebberun mahüm fiyhi ve batılün ma kânu ya'melun;
“Muhakkak ki onların içinde bulundukları çöküp helak olmuştur... Ve yapıyor oldukları da batıldır”.
قَالَ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِيكُمْ إِلَهًا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
140-) Kale eğayrAllahi ebğıyküm ilâhen ve HUve faddaleküm alel alemiyn;
“O sizi alemlere üstün kılmışken, sizin için Allah’dan gayrı bir ilah mı arayayım” da dedi.
وَإِذْ أَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُقَتِّلُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذَلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
141-) Ve iz enceynaküm min ali fir'avne yesumuneküm suel azab* yükattilune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm* ve fiy zâliküm belaün min Rabbiküm azîym;
Hani (şunu da hatırlayın) sizi Al-u Fravun’dan kurtarmıştık... (Hani onlar) azabın (engellemenin) en kötüsünü size (devamlı) tattırıyorlardı; (akıl,...gibi) erkek çocuklarınızı öldürüyorlar, (duygular, vehim,.. gibi) kadınlarınızı diri bırakıyorlardı... İşte bunda (kurtulmanızda) sizin için, Rabbiniz tarafından aziym bir bela (büyük imtihan) vardı.
وَوَاعَدْنَا مُوسَى ثَلَاثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مِيقَاتُ رَبِّهِ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً وَقَالَ مُوسَى لِأَخِيهِ هَارُونَ اخْلُفْنِي فِي قَوْمِي وَأَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَبِيلَ الْمُفْسِدِينَ
142-) Ve vaadna Musa selasiyne leyleten ve etmemnaha Bi aşrin fetemme miykatü Rabbihi erbeıyne leyleten, ve kale Musa liehıyhi Harunahlüfniy fiy kavmiy ve aslıh ve la tettebı' sebiylel müfsidiyn;
Musa’ya Otuz Gece’yi (perdelerin kalkmasını) va’dettik... Ve onu (B sırrınca) on ile tamamladık; böylece (Musa’nın) Rabbinin mi’kat’ı (tayin ettiği süreç) Kırk Gece’ye tamamlandı... Musa, kardeşi Harun’a: “Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et ve ifsadcıların yoluna tabi olma!”, dedi.


Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal