Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



7.  A'RÂF SÛRESİ     الاعرا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَإِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَأَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّوا أَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْ خُذُوا مَا ءَاتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

171-) Ve iz netaknel cebele fevkahüm keennehu zulletün ve zannu ennehu vakıun Bihim* huzu ma ateynaküm Bi kuvvetin vezküru ma fiyhi lealleküm tettekun;

Hani o dağı sanki bir gölgelik gibi fevklerine ref’edip kaldırmıştık da onu kendilerine (kendileri olarak) vaki (olan) zannettiler (bildiler?)... “Size verdiğimizi (B sırrınca) kuvvetle tutun ve onda olanı zikredin ki korunabilesiniz”.
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي ءَادَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
172-) Ve iz ehaze Rabbüke min beniy Ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim* elestü BiRabbiküm* kalu bela şehidna* en tekulu yevmel kıyameti inna künna an haza ğafiliyn;
Hani Rabbin AdemoğulLARından, onların bellerinden (sülblerinden, genlerinden) kendi zürriyyetlerini ahzedip (alıp);onları kendi enfüslerine (nefslerine) işhad ederek (şahidlendirerek; ruhlarını kuvveden fiile çıkararak): “Elestu Bi-Rabbiküm= (Ben) değilmiyim Bi-Rabbiniz (olarak) ?”, (onlar da) “KALU=dediler, BELA=evet, Şehidna=bilfiil şahidiz”... Kıyamet Günü, “Biz bundan gafil idik” demeyesiniz.
أَوْ تَقُولُوا إِنَّمَا أَشْرَكَ ءَابَاؤُنَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ
 173-) Ev tekulu innema eşrake abaüna min kablü ve künna zürriyyeten min ba'dihim* efetühliküna Bima fealel mubtılun;
Ve bir de “Daha önce atalarımız yalnızca müşrik olarak yaşarlardı; biz de onlardan sonra (onların devamı) bir zürriyetiz; batıl işleyenler (Hakkı inkar edenler) yüzünden (B sırrınca) bizi helak mı edeceksin?” demeyesiniz (için).
وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
174-) Ve kezâlike nufessılul ayati ve leallehüm yerciun;
Belki rücu’ ederler diye işte böylece ayetleri tafsile getiriyoruz.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي ءَاتَيْنَاهُ ءَايَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ
175-) Vetlü aleyhim nebeelleziy ateynahu ayatina fenseleha minha feetbeahüş şeytanü fekâne minel ğaviyn;
Onlara şol kimsenin haberini tilavet et; ki ona ayetlerimizi (sıfatlarımızı) verdik de onlardan sıyrılıp çıktı (nefsi ile zuhur etti)... (Derken) şeytan (vehim) onu (kendine) tabi kıldı ve (nihayet o) azgınlardan oldu.
وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَكِنَّهُ أَخْلَدَ إِلَى الْأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْ ذَلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ ل

176-) Ve lev şi'na lerafa'nahu Biha ve lakinnehu ahlede ilel Ardı vettebea hevahu, femeseluhu kemeselil kelb* in tahmil aleyhi yelhes ev tetrükhü yelhes* zâlike meselül kavmilleziyne kezzebu Bi ayatina* faksusıl kasasa leallehüm yetefekkerun;

Eğer dileseydik onu bunlarla (ayetlerimizle B sırrınca) ref’ederdik (yükseltirdik)... Fakat o Arz’a yerleşti ve hevasına tabi oldu... Artık onun (nefs halini yaşayanın) meseli şu köpeğin meseli gibidir: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, terketsen de dilini sarkıtıp solur... İşte ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayan (beşeri birimsellik özellikleri ile zuhur eden, Rasûl’e iman etmeyen) kavmin meseli budur... (Sen bu) kıssayı anlat, belki tefekkür ederler.
سَاءَ مَثَلًا الْقَوْمُ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَأَنْفُسَهُمْ كَانُوا يَظْلِمُونَ
177-) Sae meselanilkavmülleziyne kezzebu Bi ayatina ve enfüsehüm kânu yazlimun;
Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayan ve (böylece) nefslerine zulmetmiş olan kavmin meseli ne kötüdür!.
مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِي وَمَنْ يُضْلِلْ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
178-) men yehdillahu fe huvel mühtediy* ve men yudlil feülaike hümül hasirun;
Allah kime hidayet eder ise, odur hidayete eren... Kimi de saptırır ise, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ ءَاذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا أُولَئِكَ كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
179-) Ve lekad zere'na licehenneme kesiyran minel cinni vel ins* lehüm kulubün la yefkahune Biha, ve lehüm a’yünün la yubsırune Biha, ve lehüm azânun la yesmeune Biha* ülaike kel en'ami belhüm edall* ülaike hümül ğafilun;
Andolsun ki Cinn ve İns’den (o katmanlardan meydana gelen) çok’u cehennem (göresel evren) için yaratıp çoğalttık... Ki, onların kalbleri var, onlarla (kalbleri ile hakikatleri B sırrınca) anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla (idrak edip B sırrınca) görmezler; kulakları var bunların, onlarla (algılayıp B sırrınca) işitmezler... İşte bunlar en’am (hayvanları, davarlar) gibidirler... Belki daha da sapkın... Onlar gafillerin ta kendileridir.
وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَائِهِ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
180-) Ve Lillahil Esmaül Husna fed'uHU Biha* ve zerulleziyne yulhıdune fiy EsmaiHİ, seyüczevne ma kânu ya'melun;
Esma-ül’Hüsna Allah’ındır (o isimlerin işaret ettiği sıfatlarla var olan Allah’dır... Dolayısıyla bu isimler ve bu isimlerin işaret ettiği sıfatlar yalnız O’nundur; ve O, ancak vahyettiği bu isimler ile tanımlanabilir, sizin tanımlamalarınızdan münezzehtir... Nitekim, Mü’minun:91’de: SubhanAllahi amma y esıfun= onların vasıflamalarından Allah münezzeh’tir, buyurulur);(o halde) O’nu onlarla (B sırrınca onlar olarak; dua işlevi realitesiyle) çağırın... O’nun Esması’nda ilhada sapanları (şirke düşenleri) terkedin... Yapıyor oldukları nın cezasını göreceklerdir.
وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
181-) Ve mimmen halakna ümmetün yehdune Bil Hakkı ve BiHİ ya'dilun;
Yarattıklarımızdan (öyle) bir ümmet var ki, (nefsleri ile değil) Hak ile (B sırrıyla Hak olarak) hidayet ederler ve O’nun ile (B sırrınca O olarak) adil olurlar (her boyutun hakkını verirler).
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
182-) Velleziyne kezzebu Bi ayatina senestedricühüm min haysü la ya'lemun;
Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanları hiç bilmedikleri taraftan tedrici olarak helake götüreceğiz (istidrac yaparız).
وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ
183-) Ve umliy lehüm* inne keydiy metiyn;
Mühlet (te) veririm onlara... Muhakkak ki benim tuzağım metiyn’dir (pek sağlamdır).
أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ
184-) Evelem yetefekkeru ma Bi sahıbihim min cinnetin, in huve illâ neziyrun mübiyn;
Düşünmediler mi ki, sahiplerinde/arkadaşlarında (B sırrınca) hiç bir cinnet (akılsızlık) yoktur... O ancak apaçık bir neziyr (uyarıcı) dır.
أَوَلَمْ يَنْظُرُوا فِي مَلَكُوتِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللَّهُ مِنْ شَيْءٍ وَأَنْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
185-) Evelem yenzuru fiy Melekutis Semavati vel Ardı ve ma halekAllahu min şey’in, ve en asa en yeküne kadıkterebe ecelühüm* fe Bi eyyi hadiysin ba'dehu yu'minun;
Semavat ve Arz’ın melekutuna, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı?.. Artık bundan sonra hangi (Bi-) söze iman ederler?.
مَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَا هَادِيَ لَهُ وَيَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
186-) men yudlilillahu fela hadiye lehu, ve yezeruhüm fiy tuğyanihim ya'mehun;
Allah kimi saptırırsa, artık ona hidayet edecek yoktur... Onları kendi tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın bocalar halde bırakır.
يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً يَسْأَلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ إِنَّمَا عِل
187-) Y es'eluneke anis saati eyyane mursaha* kul innema ılmuha ınde Rabbiy* la yücelliyha livaktiha illâ HU* sekulet fiys Semavati vel Ard* la te'tiyküm illâ bağteten, y es'eluneke keenneke hafiyyün anha* kul innema ılmuha ındAllahi ve lâkinne ekseran Nasi la ya'lemun;
Sana, ne zaman (?) gelip çatacak diye O SAATi (kiyamet vaktini?) soruyorlar... De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin indindedir... Onun VAKTi için onu aşikar edecek yalnız O’dur (o tecellide zaman-mekan, eşya-kişi sözkonusu olmaz; Rabbin önceliği aşılamaz)... (Bu nedenle) Semavat’a ve Arz’a (onun ilmi) ağır gelmiştir... (O) size ancak birden/ansızın gelir”... Sanki sen onu (deneyimleyerek) bilensin gibi sana soruyorlar... De ki: “O’nun ilmi, Allah indindedir... Fakat insanların ekseriyeti bilmiyorlar”.
قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ وَلَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِيَ السُّوءُ إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
188-) Kul la emlikü li nefsiy nef’an ve la darren illâ maşaAllah* ve lev küntü a'lemül ğaybe lesteksertü minel hayr* ve ma messeniyessuü in ene illâ neziyrun ve beşiyrun likavmin yu'minun;
De ki: “Nefsim için Allah’ın dilediğinden başka bir fayda ve bir zarara malik değilim... Şayet gayb’ı biliyor olsaydım, elbette hayırdan çoğaltırdım... Ve bana kötülük dokunmamıştır (da)... Ben ancak bir uyarıcı ve iman eden kavme bir müjdeleyiciyim”.
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَتْ دَعَوَا اللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ ءَاتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّ
189-) HUvelleziy halekaküm min nefsin vahıdetin ve ceale minha zevceha li yesküne ileyha* felemma teğaşşaha hamelet hamlen hafiyfen femerrat Bih* felemma eskalet deavAllahe Rabbehüma lein ateytena salihan lenekünenne mineş şakiriyn;
O (Allah) ki, sizi nefs-i vahide’den/tek bir nefs’den yarattı ve ondan da eşini oluşturdu, ona yerleşsin/onda sükun bulsun (nötürleşsin; kemalatını izhar etsin; çocuklarını oluştursun) diye... Onu (eşini, nefsi) örtüp bürüyünce, (eşi) hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı ve belli bir süreç) onu (B sırrınca) taşıdı/gezdirdi... Ağırlaştığında (siklet), ikisi birden Rableri olan Allah’a: “Andolsun ki, eğer bize bir salih/ (ya da salih bir çocuk) verirsen, mutlaka biz şükredenlerden oluruz” diye dua ettiler.
فَلَمَّا ءَاتَاهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَاءَ فِيمَا ءَاتَاهُمَا فَتَعَالَى اللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
190-) Felemma atahüma salihan ceala leHU şürekae fiyma atahüma* fetealellahu amma yüşrikûn;
Onlara bir salih (salih bir evlad) verince, onlara verdiği hakkında O’na ortaklar oluşturdular... Allah onların ortak koştuklarından a’li’dir.
أَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ
191-) Eyüşrikûne ma la yahluku şey’en ve hüm yuhlekun;
Kendileri yaratılıyor oldukları halde (ve) bir şey (de) yaratmayanları mı ortak koşuyorlar?.
وَلَا يَسْتَطِيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَا أَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
192-) Ve la yestetıy'une lehüm nasran ve la enfüsehüm yensurun;
(Bunlar; Allah’a ortak koşulanlar) onlara yardıma muktedir olamadıkları gibi kendi nefslerine de yardım edemezler.
وَإِنْ تَدْعُوهُمْ إِلَى الْهُدَى لَا يَتَّبِعُوكُمْ سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ أَدَعَوْتُمُوهُمْ أَمْ أَنْتُمْ صَامِتُونَ
193-) Ve in ted'uhüm ilel hüda la yettebiuküm* sevaün aleyküm ede’avtümuhüm em entüm samitun;
Şayet onları huda’ya (hidayete, kılavuza) da’vet etseniz, size tabi olmazlar... Ha onları da’vet etmişsiniz ha (çağırmayıp) susmuşsunuz, size müsavidir.
إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُوا لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
194-) İnnelleziyne ted'une min dunillahi ıbadun emsalüküm fed'uhüm felyesteciybu leküm in küntüm sadikıyn;
Allah’dan mada çağırdıklarınız, muhakkak sizin emsaliniz kullardır (hiç bir güçleri yoktur)... Eğer (itikadınızda) doğru iseniz hadi çağırın onları da size icabet etsinler.
أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ أَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ أَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ ءَاذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا قُلِ ادْعُوا شُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ كِيدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ
195-) Elehüm ercülün yemşune Biha, em lehüm eydin yebtışune Biha, em lehüm a'yunün yubsırune Biha, em lehüm azânün yesmeune Biha* kulid'u şürekaeküm sümme kiyduni fela tunzırun;
Onlar kendileri ile (B sırrınca) yürüdükleri ayaklara mı sahip; yahut kendileri ile (B sırrınca) tuttukları ellere mi sahip; yahut kendileri ile (B sırrınca) gördükleri gözlere mi sahip; yahut kendileri ile (B sırrınca) işittikleri kulaklara mı sahip?... De ki: “Çağırın ortak (koştuk) larınızı, sonra bana tuzak kurun ve hiç göz açtırmayın bana (işimi, idaremi elinize alın)!”.
إِنَّ وَلِيِّيَ اللَّهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ
196-) İnne Veliyyiyellahulleziy nezzelel Kitabe, ve HUve yetevelles salihıyn;
Muhakkak ki benim Veliy’m, O Kitab’ı indiren Allah’dır!.. Ve O, salihleri Veliy edinir/salihlere Veliy olur.
وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَا أَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
197-) Velleziyne ted'une min duniHİ la yestetıy'une nasreküm ve la enfüsehüm yensurun;
Sizin O’ndan mada (yardıma) çağırdıklarınız ise ne size yardım etmeye muktedirdirler ve ne de kendilerine yardım edebilirler.
وَإِنْ تَدْعُوهُمْ إِلَى الْهُدَى لَا يَسْمَعُوا وَتَرَاهُمْ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
198-) Ve in ted'uhüm ilelhüda la yesmeu* ve terahüm yenzurune ileyke ve hüm la yubsırun;
Şayet onları huda’ya (hidayete, rehbere) çağırsanız, işitmezler... Onları sana bakıyorlar görürsün, onlar görmüyor oldukları halde.
خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
199-) Huzil afve ve'mur Bil urfi ve a'rıd anil cahiliyn;
Afv’ı tut, (Bi-) ma’ruf (selim aklın kabul ettiği, ruhun huzur bulduğu şey) ile emret ve cahillerden yüzçevir.
وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
200-) Ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeız Billah* inneHU Semiy’un ‘Alîym;
Eğer şeytandan bir nezğ (fit, dürtme, impals) seni dürterse, hemen (B sırrıyla) Allah’a (özündeki uluhiyyet hakikatına; o bilince) sığın... Çünkü O, Semi’dir, Aliym’dir.
إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ
201-) İnnelleziynettekav iza messehüm taifün mineş şeytani tezekkeru feizahum mubsırun;
(Nefslerinden, şirk halinden) korunanlara gelince, onlara şeytandan bir taife (duygular, hormonal zaaflar,..) dokunduğunda, (Teklik realitesini, hakikatlerini) tezekkür ederler... (Tam o anda) birden onlar görürler (Hak Baki’dir).
وَإِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ
202-) Ve ıhvanühüm yemüddunehüm fiyl ğayyi sümme la yuksırun;
(Şeytanların) kardeşleri ise onları ğayy’da (aklın ters istikametinde; azgınlıkta) uzatıp yayarlar (uzaklaştırırlar; yakin’den perdelerler?)... Sonra da hiç bırakmazlar.
وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِآيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَا قُلْ إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يُوحَى إِلَيَّ مِنْ رَبِّي هَذَا بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
203-) Ve iza lem te'tihim Bi ayetin kalu lev lectebeyteha* kul innema ettebiu ma yuha ileyye min Rabbiy* haza basâiru min Rabbiküm ve hüden ve rahmetün likavmin yu'minun;
Onlara bir (Bi-) ayet getirmediğinde: “Onu (kendinden) düzüp uydursaydın ya!” dediler... De ki: “Ancak, Rabbimden bana vahyolunana tabi olurum... Bu (Kur’an) Rabbinizden basiretlerdir (idrak ettirir), huda’dır (hakikat rehberi) ve iman eden kavim için rahmettir (kemalatlarını açığa çıkarır)”.
وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْءَانُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَأَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
20 4-) Ve iza kuriel Kur’anu festemiu lehu ve ensıtu lealleküm turhamun;
Kur’an kıraat edildiğinde, O’nu dinleyin ve (siz?) susun ki size rahmet edilsin.
وَاذْكُرْ رَبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِلِينَ
205-) Vezkür Rabbeke fiy nefsike tedarruan ve hıyfeten ve dunel cehri minel kavli Bil ğuduvvi vel asali ve la tekün minel ğafiliyn;
Rabbini nefsinde, tazarruan (içten çağırarak) ve hıyfeten (gizli, sırren), söz cehri (nefsinizden) olmaksızın, (Bi-) sabah-akşam zikret (müşahade et) !.. Gafillerden olma!.
إِنَّ الَّذِينَ عِنْدَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ
206-) İnnelleziyne ınde Rabbike la yestekbirune an ıbadetiHİ ve yüsebbihuneHU ve leHU yescüdun;
(206. Ayet secde ayetidir.) Muhakkak ki senin Rabbinin indindekiler, O’nun ibadetinden (O’na kulluktan) asla büyüklenmezler (nefsleriyle perdelenmezler) ... O’nu tesbih (ortaktan tenzih) ederler ve O’na secde ederler (Allah Baki’dir).

 






  8.  ENFÂL SÛRESİ   الانفا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
1-) Yes'eluneke anil enfal* kulil enfalü Lillahi verRasûl* fettekullahe ve aslihu zate beyniküm* ve etıy'ullahe ve RasûleHU in küntüm mu’miniyn;
Sana enfal’i (savaş ganimetlerini) soruyorlar (o faili hakikiden perdeliler)... De ki: “Enfal (ancak savaş-cihad sonunda hasıl olan bu ganimetler?, bu başarı?), Allah ve Rasûlünündür (O’nun sıfatlarının bir tecellisidir, Rasûlullah’ın bir şefaatıdır)... (O halde) Allah’dan ittika edin ve aranızı ıslah edin... Eğer (hakiki) mü’minler iseniz, Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat edin”.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ ءَايَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
2-) İnnemel mu'minunelleziyne iza zükirAllahu vecilet kulubühüm ve iza tüliyet aleyhim ayatuHU zadethüm iymanen ve alâ Rabbihim yetevekkelun;
(Hakiki) mü’minler ancak şol kimselerdir ki, “Allah” zikredildiğinde onların kableri korkar (tanır?) ve onlara O’nun ayetleri tilavet edildiğinde, onların imanlarını (derece olarak) artırır... Ve onlar Rablerine tevekkül ederler.
الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
3-) Elleziyne yukıymunes Salate ve mimma razaknahüm yünfikun;
Onlar ki, namazı ikame ederler (Hakkani sıfatlarla muşahade ederler) ve onları rızıklandırdıklarımızdan infak ederler.
أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
4-) Ülaike hümül mu’minine Hakka* lehüm deracatün ınde Rabbihim ve mağfiretün ve rizkun keriym;
İşte onlardır tahkiki iman ile (yakine ermiş) mü’minler... Onlar için rableri indinde dereceler, mağfiret (birimsellik özelliklerinin ilahi özellikler ile örtülmesi) ve keriym rızık (cömert-şerefli rızık; esma-sıfat’tan tecelliler) vardır.
كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ
5-) Kema ahraceke Rabbüke min beytike Bil Hakk* ve inne feriykan minel mu’miniyne le karihun;
Nitekim (onların hali), Rabbin seni, (birimselliğinle değil) Bil-Hakk (Hak olarak) evinden çıkardığında gerçekten mü’minlerden bir fırka hoşlanmıyorlardı (daki durumları gibidir).
يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
6-) Yücadiluneke fiyl Hakkı ba'de ma tebeyyene keennema yüsakune ilel mevti ve hüm yenzurun;
Ayan beyan olduktan sonra (bile) Hak hakkında seninle mücadele ediyorlar (tartışıyorlardı)... Sanki onlar bakıyor oldukları halde ölüme sevkolunuyorlar (dı).
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal