Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  8.ENFÂL SÛRESİ      الانفا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ
7-) Ve iz yeıdükümullahu ıhdet taifeteyni enneha leküm ve teveddune enne ğayre zatiş şevketi tekûnü leküm ve yüriydullahu en yuhıkkal hakka Bi kelimatiHİ ve yaktaa dabirel kafiriyn;
Hani Allah size iki taifeden (Kureyş ordusu veya kervan) birinin sizin olacağını va’dediyordu... Kuvvet/silah sahibi olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz (neticeyi maddi sebeplere göre düşünüyordunuz)... Allah da (Bi-) Kelimeleri (ayet:9?) ile Hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin ardını kesmek irade ediyordu.
لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ
8-) Li yuhıkkal hakka ve yübtılel batıle ve lev kerihel mücrimun;
Hakkı gerçekleştirsin ve batılı ibtal etsin için... Velev ki mücrimler (birimsellik özellikleri ile, vehmi varlıkları ile perdelenenler) kerih görsün.
إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُرْدِفِينَ
9-) İz testeğiysune Rabbeküm festecabe leküm enniy mümiddüküm Bi elfin minel Melaiketi murdifiyn;
Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da: “Muhakkak ki ben, mürdif olarak (birbiri ardınca, birbirine tabi) bin melek ile (B sırrınca) size imdad ediciğim” diye size icabet etmişti.
وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
10-) Ve ma cealehullahu illâ büşra ve li tatmeinne Bihi kulubüküm* ve men nasru illâ min ındillah* innAllahe Azîyzün Hakiym;
Allah bunu (melaike ile imdadı) ancak bir müjde olsun ve (B sırrınca) onunla kalbleriniz mutmain olsun diye yaptı... Nasr (yardım, zafer) ancak Allah indindendir... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ
11-) İz yüğaşşiykümünnüase emeneten minhü ve yünezzilü aleyküm mines Semai maen liyutahhireküm Bihi ve yüzhibe anküm riczeşşeytani ve li yarbita alâ kulubiküm ve yüsebbite Bihil akdam;
Hani O, kendinden bir emniyet (güven, sükun hali) olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyor (du);sizi onunla (o su ile B sırrınca) tathir etmek (arındırmak), sizden şeytanın pisliğini (korku, evham) gidermek, kalblerinizi rabt (takviye) etmek ve ayakları (nızı) onunla (o su ile B sırrınca) sabit tutmak için de üzerinize Sema’dan bir su indiriyor (du).
إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
12-) İz yuhıy Rabbüke ilel Melaiketi enniy meaküm fesebbitülleziyne amenu* seulkıy fiy kulubilleziyne keferurru'be fadribu fevkal a'nakı vadribu minhüm külle benan;
Hani Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ben sizinle beraberim... İman edenleri (iman-yakin üzere) sabitleyin... Kafir olanların kalblerine korku bırakacağım... (Kafirlerin) boyunlarının üstüne darb edin (vehim üzere sabitleyin);ve onlardan her parmağa darbedin (kuvvetlerini etkisiz kılın, felç edin)” diye vahyediyor (du).
ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

13-) Zâlike Bi ennehüm şakkullahe ve RasûleHU, ve men yuşakıkıllahe ve RasûleHU fe innAllahe şediydül ıkab;

Bunun sebebi onların Allah’a ve Rasûlü’ne muhalefet etmeleri/kendilerini Allah ve Rasûlü’nden ayırıp koparmalarıdır... Kim Allah’a (Hakikat; vahdet) ve Rasûlü’ne (Diyn’e) muhalefet eder ise, muhakkak ki Allah Şediyd’ül Ikab’dır (cezası çok şiddetli).
ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ
14-) Zâliküm fezukuhu ve enne lilkafiriyne azâben nar;
İşte size (azab, Bedir’deki yenilgi);tadın onu... Kafirler için bir de Nar (kayıtlılık) azabı vardır.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ
15-) Ya eyyühelleziyne amenu iza lekıytümülleziyne keferu zahfen fela tüvelluhümül edbar;
Ey iman edenler!.. Toplu olarak kafir olanlar ile karşılaştığınızda, sakın onlara ardlarınızı çevirmeyin!.
وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلَّا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
16-) Ve men yüvellihim yevmeizin dübürehu illâ müteharrifen likıtalin ev mütehayyizen ila fietin fekad bae Bi ğadabin minAllahi ve me'vahu cehennem* ve bi'sel masıyr;
Savaşmak için (başka bir yer tutmak amacıyla) çekilmek yahut başka bir bölüğe katılmak (için çekilmek) dışında onlara (kafirlere) arkasını kim döner ise, mutlaka Allah‘dan bir (Bi-) gadab ile döner... Onun yeri cehennem’dir... Ne kötü varış yeridir o!.
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
17-) Felem taktüluhüm ve lakinnAllahe katelehüm ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnAllahe rema* ve liyübliyel mu’miniyne minhü belaen hasena* innAllahe Semiy’un Aliym;
Siz öldürmediniz onları, fakat Allah onları öldürdü... Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı (B harfi yazılmadan?)... Mü’minleri kendinden güzel bir bela ile denemek için... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.
ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ
18-) Zâliküm ve ennAllahe muhinü keydil kafiriyn;
İşte böyle (sizin haliniz, denenmeniz)... Muhakkak Allah kafirlerin tuzağını zayıf düşürendir.
إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَإِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ
19-) İn testeftihu fekad caekümül feth* ve in tentehu fehuve hayrun leküm* ve in teudu neud* velen tuğniye anküm fietüküm şey’en velev kesüret, ve ennAllahe meal mu’miniyn;
Eğer siz fetih (zafer, yardım, hüküm) istiyorsanız, işte size (Bedir’de) fetih geldi... Eğer (Rasûlullah’a direnmekten) vazgeçerseniz, o sizin için daha hayırlıdır... Şayet (şirk dinine) dönerseniz, biz de döneriz... (O zaman) topluluğunuz çok ta olsa size hiç bir faydası olmaz... Çünkü Allah mü’minler iledir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ
20-) Ya eyyühelleziyne amenu etıy'ullahe ve RasûleHU ve la tevellev anHU ve entüm tesmeun;
Ey iman edenler!... Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin... İşitip durduğunuz (anladığınız) halde O’ndan yüz çevirmeyin!.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
21-) Ve la tekûnu kelleziyne kalu semı'na ve hüm la yesmeun;
Kendileri işitmiyor (Allah ve Rasûlüne itaat etmiyor) oldukları halde, “işittik” diyenler gibi olmayın!.
إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
22-) İnne şerred devabbi ındAllahis summül bükmülleziyne la ya'kılun;
Muhakkak ki Allah indinde canlıların en şerlisi akletmeyen (akıl nurundan perdeli) sağırlar ve dilsizlerdir.
وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَأَسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
23-) Velev alimAllahu fiyhim hayren leesmeahüm* velev esmeahüm letevellev ve hüm mu'ridun;
Eğer Allah onlarda bir hayır (uygun veri tabanı) bilseydi, elbette onlara işittirirdi... Şayet onlara işittirmiş olsaydı (bile) onlar arkalarını dönerek yüz çevirirlerdi.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
24-) Ya eyyühelleziyne amenüsteciybu Lillahi ve lirRasûli iza deaküm lima yuhyıyküm* va'lemu ennAllahe yehulü beynel mer'i ve kalbihi ve ennehu ileyHİ tuhşerun;
Ey iman edenler!.. Sizi, sizi (hakiki hayat ile) dirilten şeye çağırdığında, Allah’a ve Rasûlü’ne icabet edin (Hakikatınıza ve O’nun hükümlerine tabi olun)... Ve iyi bilin ki (diynin maslahatı olan çalışmaları geciktirirseniz) Allah (sünnetullah, sistem) kişi ile kalbi arasına girip engel olur... Ve (iyi bilin ki) siz O’na haşrolunacaksınız.
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
25-) Vetteku fitneten la tusıybennelleziyne zalemu minküm hassaten, va'lemu ennAllahe şediydül ıkab;
Sizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korunun... Ve iyi bilin ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (cezalandırması şiddetli).
وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
26-) Vezküru iz entüm kaliylün müstad'afune fiyl Ardı tehafune en yetehattafekümün Nasü feavaküm ve eyyedeküm Bi nasriHİ ve razekaküm minat tayyibati lealleküm teşkürun;
Zikredin (düşünün) ki, hani siz (idrak gücü itibarıyla) azdınız, Arz’da mustad’af (zayıf, ezilen) idiniz, insanların sizi kapıvermesinden korkuyordunuz... (O) sizi (vahiy nuru ile) barındırdı, nusreti ile (B sırrınca) sizi teyid etti ve şükredesiniz diye sizi tayyibattan (marifetullah’tan) rızıklandırdı.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
27-) Ya eyyühelleziyne amenu la tehunullahe ver Rasûle ve tehunu emanatiküm ve entüm ta'lemun;
Ey iman edenler!.. Allah’a ve er-Rasûl’e (Rasûlullah’a) hainlik/hiyanet etmeyin... Ve siz biliyor olduğunuz halde emanetlerinize (nübüvvet ve risalet ile size ulaşan ilim ve ma’rifetlere) hainlik etmeyin.
وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
28-) Va'lemu ennema emvalüküm ve evladüküm fitnetün, ve ennAllahe ındeHU ecrun azîym;
Ve iyi bilin ki, mallarınız ve evladlarınız ancak bir fitnedir... Allah’a gelince, aziym ecir (ilahi özelliklerle tecelli) O’nun indindedir (tüm göreselliklerden, tabiat ve şartlanmalardan arınınca).
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
29-) Ya eyyühelleziyne amenu in tettekullahe yec'al leküm furkanen ve yükeffir anküm seyyiatiküm ve yağfir leküm* vAllahu ZülFadlilAzîym;
Ey iman edenler!... Eğer Allah’dan ittika ederseniz (fıtri ahdinize ve Rasûlullah ile ulaşanlara hiyanet etmezseniz), sizin için Furkan (Hak ile batılı temyiz aklı, keşfi ilim) oluşturur, kötülüklerinizi (beşeri birimsellik özelliklerinizi) keffaretler ve sizi mağfiret (setr) eder (Hakk zahir)... Allah, Zül’Fadlil Azıym’dir.
وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
30-) Ve iz yemküru Bikelleziyne keferu liyüsbituke ev yaktüluke ev yuhricuk* ve yemkürune ve yemkürullah* vAllahu hayrul makiriyn;
Hani o kafir olanlar (gerçeği reddedenler) seni tutup sabitlemeleri yahut seni öldürmeleri ya da seni (yurdundan) çıkarmaları için sana (B sırrınca) mekr (tuzak) kuruyorlardı (B sırrı gereği, aslında kendilerine tuzak kuruyorlardı)... Onlar mekr kurarlar (iken), Allah (onlara) mekr kurar... Allah mekr kuranların en hayırlısıdır (onların evham ve hayallerini boşa çıkarır).
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ ءَايَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَذَا إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
31-) Ve iza tütla alehim ayatüna kalu kad semi'na lev neşaü lekulna misle haza in haza illâ esatıyrul evveliyn;
Onlara ayetlerimiz tilavet edildiğinde: “Gerçekten işittik... Eğer dilesek elbette bunun mislini biz de söylerdik... Evvelkilerin masallarından başka bir şey değil bu!”, dediler.
وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
32-) Ve iz kalullahümme in kâne haza hüvel hakka min ındike feemtır aleyna hıcareten mines Semai evi'tina Bi azâbin eliym;
Hani, “Ey Allahım!.. Eğer bu senin indinden (olan) Hakkın kendisi ise, (o vakit) Sema’dan üzerimize taşlar yağdır... Yahut bize elim (Bi-) azab ver” demişlerdi.
وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
33-) Ve ma kânAllahu liyüazzibehüm ve ente fiyhim* ve ma kânAllahu müazzibehüm ve hüm yestağfirun;
Halbuki sen (vücud olarak) onların içinde (mevcud) iken Allah onlara (gadablanarak) azab edecek değildi... Onlar istiğfar ediyor oldukları halde de Allah onlara azab edici değildir.
وَمَا لَهُمْ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُوا أَوْلِيَاءَهُ إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
34-) Ve ma lehüm ella yüazzibehümullahu ve hüm yasuddune anil Mescidil Harami ve ma kânu evliyaeh* in evliyauhu illel müttekune ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
Onlar Mescid-i Haram’dan alakoyup durdukları halde, Allah onlara ne diye azab etmesin?.. (Hem) onlar, O’nun (Mescid-i Haram’ın) evliyası değillerdir... O’nun evliyası ancak muttekilerdir (benlik duygularından, beşeri birimsellik özelliklerinden korunanlardır)... Fakat onların ekseriyeti (Mescid- Haram’ın ne olduğunu) bilmezler.
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ إِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
35-) Ve ma kâne Salatühüm ındel beyti illâ mükâen ve tasdiyeten, fezukul azâbe Bi ma küntüm tekfürun;
Onların el-Beyt’in (Beytullah’ın; Mescid-i Haram’ın) indinde (yanında, katında) ki salatları (namazları, duaları) ıslık çalmak ve el çırpmaktan (getirisi olmayan, babalarının diyni davranışlarından) başka bir şey değildir... O halde gerçeği inkar etmenizden (küfrünüzden) ötürü (B gerçeğince) tadın azabı.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ
36-) İnnelleziyne keferu yünfikune emvalehüm li yasuddu an sebiylillâh* fe seyünfikuneha sümme tekûnu aleyhim hasreten sümme yuğlebun* velleziyne keferu ila cehenneme yuhşerun;
O kafir olanlar (Hz.Rasûlullah’ı ve Hz.Rasûlullah’ın açıklayıp bildirdiği gerçeği reddedenler) Allah yolundan (arınmadan, mücahadeden) alakoymak için mallarını (fıtratlarına bahşedilmiş kuvvelerini, mallarını, tertemiz nurlarını) infak ederler (nefsani, bedensel yönde harcarlar)... Yakında (bu dünyada) onları harcayacaklar (da)... Sonra (ahiret’te) bu onlar üzerine bir hasretlik (pişmanlık, yürek acısı, çaresi olmayan özlem) olur... Sonra (zaten Bedir’de) mağlub olurlar... (Nihayet) kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler) cehenneme haşrolunurlar.
لِيَمِيزَ اللَّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَبِيثَ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَمِيعًا فَيَجْعَلَهُ فِي جَهَنَّمَ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

37-) Li yemiyzAllahul habiyse minet tayyibi ve yec'alel habiyse ba'dahu alâ ba'din feyerkümehu cemiy’an feyec'alehu fiy cehennem* ülaike hümül hasirun;

Habis’i (şaki, insansı) tayyib’ten (said, insan) temyiz etsin ve habis’i birbiri üzerine koyup topluca yığsın da onu (o yığıntıyı) cehennem’de kılsın diye... İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَإِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ
38-) Kul lilleziyne keferu in yentehu yuğfer lehüm ma kad selef* ve in yeudu fe kad medat sünnetül ‘evveliyn;
Kafir olanlara de ki: “Eğer vazgeçerler (tevhid’e, iman’a dönerler) ise, geçmiş olan (günah) lar onlar için mağfiret edilir... Eğer (eski akidelerine) dönerler ise, evvelkilerin sünneti mazi olmuş olur (onlara da gerçekleşir)”.
وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
39-) Ve katiluhüm hatta la tekûne fitnetün ve yekûned diynü küllühu Lillah* feinintehev feinnAllahe Bi ma ya'melune Basıyr;
Bir fitne (şirk, zulüm) kalmayıncaya ve diyn (yaşam sistemleri) bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla mukatele edin (zira aslolan Allah ahlakının açığa çıkışıdır)... Eğer (tevhid’den, Sistem’den) vazgeçerler ise, muhakkak ki Allah onların yapmakta olduklarını (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Basiyr’dir.
وَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَوْلَاكُمْ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
40-) Ve in tevellev fa'lemu ennAllahe Mevlaküm* nı'mel Mevla ve nı'men Nesıyr;
Eğer yüzçevirirler ise, iyi bilin ki Allah sizin Mevlanız’dır... Ne güzel Mevla’dır (sahib’dir O), ve ne güzel Nasıyr’dir (zafere ulaştırıcı’dır O) !.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal