Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 8.  ENFÂL SÛRESİ      الانفا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ إِنْ كُنْتُمْ ءَامَنْتُمْ بِاللَّهِ وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَ
41-) Va'lemu ennema ğanimtüm min şey'in feenne Lillahi hümüsehu ve lirRasûli ve lizil kurba vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyli, in küntüm amentüm Billahi ve ma enzelna alâ abdina yevmel furkani yevmel tekalcem'an* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Eğer Allah’a ve Furkan (Hak ile batılın ayırt edildiği) günü, (yani) iki topluluğun karşılaştığı (Bedir) gün (ki Kadir Gecesi günü idi) kulumuza inzal ettiğimize iman etmişseniz, bilin ki (savaş, çaba neticesinde) ganimet olarak elde ettiklerinizin beşte biri (hakikatınız olan) Allah’a, er-Rasûl’e (Rasûlullah’a), Kurba (karabet, yakınlık) sahibine, yetimlere, miskinlere ve yolun oğluna aittir... Allah herşeye Kadiyr’dir.
إِذْ أَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى وَالرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ وَلَكِنْ لِيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيَا
42-) İz entüm Bil udvetid dünya ve hüm Bil udvetil kusva verrekbü esfele minküm* velev tevaadtüm lahteleftüm fiyl miyadi ve lâkin li yakdıyAllahu emren kâne mef'ulen, liyehlike men heleke an beyyinetin ve yahya men hayye an beyyinetin, ve innAllahe leSemiy’un ‘Aliym;
Hani siz (ilim mahalli O Rasûl’e, Hakk’a) en yakın (Bi-) kenarda idiniz, onlar ise en uzak (Bi-) kenarda... Rakb (kervan) sizden aşağıda idi... Eğer onlarla vaidleşseydiniz, mutlaka tayin ettiğiniz vakitte ihtilaf ederdiniz (zamanlarınız farklı)... Fakat Allah, fiile dönüşmüş (indinde tahakkuk etmiş) olan işi gerçekleştirmek için (sizi tam vaktinde karşılaştırdı)... Ta ki helak olan bir beyyine (fenanın gerçekleşeceği somut bir kanıt) üzere helak olsun, hayatta kalan da bir beyyine üzere yaşasın... Muhakkak ki Allah elbette Semi’dir, Aliym’dir.
إِذْ يُرِيكَهُمُ اللَّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلًا وَلَوْ أَرَاكَهُمْ كَثِيرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَلَكِنَّ اللَّهَ سَلَّمَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
43-) İz yüriykehümullahu fiy menamike kaliyla* velev erakehüm kesiyren le feşiltüm ve letenaza'tüm fiyl emri ve lakinnAllahe sellem* inneHU Aliymün Bi zatis sudur;
Hani Allah onları uykunda sana az gösteriyor (du)... Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette korkuya kapılırdınız ve iş hakkında niza ederdiniz... Ama Allah (sizi) selamete çıkardı... Muhakkak ki O, sadrların zatı olarak (sadırlarınızda olanları B sırrınca) Aliym’dir.
وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيْتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلًا وَيُقَلِّلُكُمْ فِي أَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
44-) Ve iz yüriykümuhüm izil tekaytüm fiy a'yuniküm kaliylen ve yukallilüküm fiy a'yunihim li yakdıyAllahu emren kâne mef'ula* ve ilAllahi turceul umur;
Hani siz karşılaştığınız vakit onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu... Ta ki, Allah, fiile dönüşmüş (indinde tahakkuk etmiş, olmuş bitmiş) işi gerçekleştirsin... (Nihayet tüm) işler Allah’a döndürülür.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
45-) Ya eyyühelleziyne amenu iza lekıytüm fieten fesbütu vezkürullahe kesiyren lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!.. Bir topluluk ile karşılaştığınız vakit (imanınızla) sabit durun... Allah’ı çok çok zikredin ki felaha eresiniz.
وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
46-) Ve etıy'ullahe ve RasûleHU ve la tenazeu fetefşelu ve tezhebe riyhuküm vasbiru* innAllahe maas sabiriyn;
Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin, birbirinizle nizalaşmayın; (yoksa) korkuya kapılırsınız ve rüzgarınız (gücünüz) gider... Sabredin... Muhakkak ki Allah sabredenler ile beraberdir.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِئَاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَاللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
47-) Ve la tekûnu kelleziyne harecu min diyarihim betaran ve riaen Nasi ve yesuddune an sebiylillâh* vAllahu Bi ma ya'melune Muhıyt;
Yurtlarından şımarıp çalım satarak ve insanlara gösteriş yaparak (benlikle) çıkan ve Allah yolundan alakoyanlar gibi olmayın!.. Allah onların yaptıklarını (B sırrınca) Muhıt’tir (amellerinin karşılığını almaktadırlar).
وَإِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَإِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَى عَقِبَيْهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ إِنِّي أَرَى مَا لَا تَرَوْنَ إِنِّي أَخَافُ
48-) Ve iz zeyyene lehümüş şeytanü a'malehüm ve kale la ğalibe lekümül yevme minen Nasi ve inniy carun leküm* felemma teraetil fietani nekesa alâ akıbeyhi ve kale inniy beriyün minküm inniy era ma la teravne inniy ehafullah* vAllahu şediydül ıkab;
Hani şeytan (vehim) onlara amellerini süsledi ve (şöyle) dedi: “Bugün insanlardan size galip gelecek yoktur... Ben de muhakkak sizin yanınızdayım”...İki grup birbirini görünce (şeytan) iki topuğunun üzerine gerisin geri çarketti ve: “Muhakkak ben sizden beriyim (sizin türünüzden değilim)... Gerçekten ben sizin göremediğiniz (bir şeyleri) görüyorum... Muhakkak ben Allah’dan korkarım... Allah şediyd’ül ıkab’dır” dedi.
إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
49-) İz yekulül münafikune velleziyne fiy kulubihim meredun ğarre haülai diynühüm* ve men yetevekkel alellahi feinnAllahe Azîyzün Hakiym;
Hani (o vakit) münafıklar ile kalblerinde hastalık olanlar: “Bunları dinleri aldatmış” diyor (du)... (Halbu ki) kim Allaha tevekkül ederse (özünde mevcud olan O’nun sıfat ve kuvvelerini değerlendirir ise; halifeliğini farkeder ise), muhakkak Allah Aziyz (mutlak galip)’dir, Hakiym’dir.
وَلَوْ تَرَى إِذْ يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُوا الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
50-) Ve lev tera iz yeteveffelleziyne keferul Melaiketü yadribune vucuhehüm ve edbarehüm* ve zuku azâbel harıyk;
Melaike, kafir olanları (hakikatlerinden perdeli olmaları dolayısıyla) yüzlerine ve (bedensel, nefsani bağımlılıkları, zaafları dolayısıyla) arkalarına darbederek ve “Tadın yangın (engellenme, kayıtlılık) azabını” (diyerek) vefat ettirir iken bir görseydin!.
ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
51-) Zalike Bima kaddemet eydiyküm ve ennAllahe leyse Bi zallamin lil abiyd;
“Bu, ellerinizin (aklınızın, nefsinizin B sırrınca) takdim ettikleri dolayısıyladır... Ve Allah, kullar (ın) a (Bi-) zulmedici değildir (dolayısıyladır)”.
كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
52-) Kede'bi ali fir'avne velleziyne min kablihim* keferu Bi ayatillahi fe ehazehümullahu Bi zünubihim* innAllahe Kaviyyün Şediydül Ikab;
(Bunların vaziyeti) Al-u Fravun (Fravun hanedanı, benliği ile Hak’dan perdelenenler) ) ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi... (Onlar) Allah ayetlerini (küfür olarak, B gerçeğince) inkar ettiler (beşeri özellikler ile yaşayıp, hakikatlerinde mevcud ilahi özellikleri setr ettiler), Allah da onları kendi günahları (benlikleri, birimsellikleri) ile yakaladı... Muhakkak ki Allah Kaviy’dir, şediyd’ül ıkab’dır.
ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّرًا نِعْمَةً أَنْعَمَهَا عَلَى قَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
53-) Zâlike Bi ennAllahe lem yekü müğayyiren nı'meten en'ameha alâ kavmin hatta yüğayyiru ma Bi enfüsihim ve ennAllahe Semiy’un ‘Aliym;
Bu böyledir... Çünkü bir kavim kendi nefslerinde olanı (B sırrınca) değiştirmedikçe, Allah onlara ina’m ettiği nimeti değiştirici olmaz... Ve Allah Semi’dir, Aliym’dir.
كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَغْرَقْنَا ءَالَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمِينَ
54-) Kede'bi ali fir'avne velleziyne min kablihim* kezzebu Bi ayati Rabbihim* fe ehleknahüm Bi zünubihim ve ağrakna ale fir'avn* ve küllün kânu zalimiyn;
Tıpkı Al-u Fravun (Fravun hanedanı) ve onlardan öncekilerin vaziyeti gibi... (Onlar) Rablerinin ayetlerini (Rabbani özellikleri, diyn’i B sırrınca) yalanladılar, (Biz de) onları günahları ile (B gerçeğince) helak ettik ve Al-u Fravun’u ğark ettik (suda boğduk)... Hepsi zalimler (müşrik) idiler.
إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الَّذِينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
55-) İnne şerred devabbi ındAllahilleziyne keferu fehüm la yu'minun;
Allah indinde (kımıldayan, yürüyen) canlıların en şerlisi kafir olanlardır (gerçeği reddedenlerdir)... (Artık) onlar iman etmezler.
الَّذِينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِي كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ
56-) Elleziyne ahedte minhüm sümme yenkudune ahdehüm fiy külli merretin ve hüm la yettekun;
Onlar (Medine-i Münevver’e civarındaki yahudi kabileleri) kendileri ile ahidleştiğin (antlaşma yaptığın) kimselerdir... Sonra her defasında ahdlerini bozarlar... Onlar korunmazlar (arınmazlar, tevhidi idrak edip yaşamazlar).
فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
57-) Feimma teskafennehüm fiyl harbi feşerrid Bihim men halfehüm leallehüm yezzekkerun;
Eğer onları harb’te yakalar isen, onlar (a olan muamelen) ile onların arkalarında bulunanları (B sırrınca) teşrid et (dağıt, ürküt, yıldır) ki ibret alsınlar.
وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ إِلَيْهِمْ عَلَى سَوَاءٍ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْخَائِنِينَ
58-) Ve imma tehafenne min kavmin hıyaneten fenbiz ileyhim alâ seva'* innAllahe la yuhıbbül hainiyn;
Şayet bir kavmin hiyanetinden korkarsan, aynı şekilde (onlarla yaptığın anlaşmayı) onlara at... Muhakkak ki Allah hainleri sevmez.
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَبَقُوا إِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ
59-) Ve la yahsebennelleziyne keferu sebeku* innehüm la yu'cizun;
O kafir olanlar sakın öne geçtiklerini sanmasınlar... Kesinlikle onlar (bizi, vahdet ehlini) aciz bırakamazlar.
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَءَاخَرِينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللَّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يُوَفَّ إِلَيْك
60-) Ve eıddu lehüm mesteta'tüm min kuvvetin ve min ribatıl hayli turhibune Bihi adüvvAllahi ve adüvveküm ve ahariyne min dunihim* la ta'lemunehüm*Allahu ya'lemuhüm* ve ma tünfiku min şey'in fiy sebiylillâhi yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun;
Onlar için gücünüz yettiğince kuvvet ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlar (nitelikler, marifetler) hazırlayın; ki onunla Allah düşmanı’nı, sizin düşmanınızı ve onlardan başka Allah’ın bilip sizin bilmediğiniz diğerlerini (B sırrınca) korkutasınız... Allah yolunda ne infak ederseniz, size tam ödenir ve siz asla zulmedilmezsiniz.
وَإِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
61-) Ve in cenehu lisselmi fecnah leha ve tevekkel alellah* inneHU HUves Semiy’ul ‘Alîym;
Eğer barışa yanaşırlar ise, sen de ona (barışa) yanaş... Allah’a tevekkül et... Çünkü O, Semi’dir, Aliym’dir.
وَإِنْ يُرِيدُوا أَنْ يَخْدَعُوكَ فَإِنَّ حَسْبَكَ اللَّهُ هُوَ الَّذِي أَيَّدَكَ بِنَصْرِهِ وَبِالْمُؤْمِنِينَ
62-) Ve in yüriydu en yahdeuke feinne hasbekâllah* HUvelleziy eyyedeke Bi nasriHİ ve Bil mu’miniyn;
Eğer sana hile yapmak dilerler ise, muhakkak Allah sana yeter!... O ki, (Bi-) nusreti ve (Bi-) mü’minler ile seni te’yid etmiştir.
وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مَا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
63-) Ve ellefe beyne kulubihim* lev enfakte ma fiyl Ardı cemiy’an ma ellefte beyne kulubihim ve lakinnAllahe ellefe beynehüm* inneHU Azîyzün Hakiym;
Ve kalblerinin arasını te’lif etmiştir (ülfet)... Şayet sen Arz’da ne varsa toptan infak etseydin, onların kalblerinin arasını te’lif edemezdin (uzlaştıramazdın)... Fakat Allah onların arasını te’lif etti (uzlaştırdı, birleştirdi)... Muhakkak ki O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللَّهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
64-) Ya eyyühen Nebîyyü hasbükâllahu ve menittebeake minel mu’miniyn;
Ey O Nebî!.. Allah sana ve mü’minlerden sana tabi olanlara yeter.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى الْقِتَالِ إِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُوا أَلْفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
65-) Ya eyyühen Nebîyyü harridıl mu’miniyne alelkıtal* in yekün minküm ışrune sabirune yağlibu mieteyn* ve in yekün minküm mietün yağlibu elfen minelleziyne keferu Bi ennehüm kavmün la yefkahun;
Ey O Nebî!.. Kıtal (savaş; mücahede) üzere mü’minleri teşvik et!.. Eğer sizden sabreden yirmi (kişi) olursa, ikiyüze galip gelirler... Ve şayet sizden yüz (kişi) olursa, kafir olanlardan bin (kişiye) galip gelirler... Çünkü onlar derinlemesine anlamayan bir kavimdir.
الْآنَ خَفَّفَ اللَّهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمْ ضَعْفًا فَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ أَلْفٌ يَغْلِبُوا أَلْفَيْنِ بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
66-) El ANe haffefAllahu anküm ve alime enne fiyküm da'fa* fein yekün minküm mietün sabiretün yağlibu mieteyn* ve in yekün minküm elfün yağlibu elfeyni Bi iznillah* vAllahu meas sabiriyn;
El-AN (Şimdi) Allah sizden tahfif etti (hafifletti) ve bildi ki sizde bir zaaf/zayıflık var... (O halde) sizden sabreden yüz olursa, ikiyüze galip gelirler... Ve sizden bin olursa, Bi-iznillah (Allah izniyle), ikibine galip gelirler... Allah sabredenlerle beraberdir.
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الْأَرْضِ تُرِيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللَّهُ يُرِيدُ الْآخِرَةَ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
67-) Ma kâne li Nebîyyin en yekûne lehu esra hatta yüshıne fiyl Ard* türiydune aradaddünya* vAllahu yüriydül ahirete, vAllahu Azîyzün Hakiym;
Bir Nebî’ye, Arz’da ağır basıncaya kadar (BakaBillah), (savaşsız) esirler sahibi olması sahih olmaz... Siz dünya’nın arazını (hayali-fani şeyleri) diliyorsunuz; Allah ise ahireti (bilinç-kudret boyutunu) diliyor... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللَّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ فِيمَا أَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
68-) Lev la Kitabün minAllahi sebeka lemesseküm fiyma ahaztüm azâbün azîym;
Eğer Allah’dan (hükmedilmiş) geçmiş bir yazı olmasaydı, aldığınız şey (fidye) de elbette size aziym azab dokunacaktı.
فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
69-) Fe külu mimma ğanimtüm halalen tayyiba* vettekullah* innAllahe Ğafurun Rahîym;
(Artık savaş, çaba; mücahade neticesinde) elde ettiğiniz ganimetten helal ve tayyib olarak yeyin... Allah’dan ittika edin (benliğinizle zahir olmayın)... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِمَنْ فِي أَيْدِيكُمْ مِنَ الْأَسْرَى إِنْ يَعْلَمِ اللَّهُ فِي قُلُوبِكُمْ خَيْرًا يُؤْتِكُمْ خَيْرًا مِمَّا أُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
70-) Ya eyyühen Nebîyyü kul limen fiy eydiyküm minel esra, in ya'lemillahu fiy kulubiküm hayren yü'tiküm hayren mimma uhıze minküm ve yağfir leküm* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Ey O Nebî!.. Esirlerden elinizde bulunanlara de ki: “Eğer Allah kalblerinizde bir hayır (iman) bilirse, size sizden alınandan daha hayırlısını (yakin, keşif) verir ve sizi mağfiret eder (ilahi sıfatlar izhar eder)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَإِنْ يُرِيدُوا خِيَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللَّهَ مِنْ قَبْلُ فَأَمْكَنَ مِنْهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
71-) Ve in yüriydu hıyaneteke fekad hanullahe min kablü feemkene minhüm* vAllahu Aliymun Hakiym;
Eğer sana hiyanet dilerler ise, (iyi bilsinler ki) gerçekten onlar daha önce Allah’a hainlik yapmışlardı da (O da) onlara karşı (sana) imkan (kudret) vermişti... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ ءَاوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ
72-) İnneleziyne amenu ve haceru ve cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim fiy sebiylillâhi velleziyne avev ve nesaru ülaike ba'duhüm evliyaü ba'd* velleziyne amenu ve lem yühaciru ma leküm min velayetihim min şey'in hatta yühaciru* ve inistensaruküm fiyd diyni fealeykümün nasru illâ alâ kavmin beyneküm ve beynehüm miysak* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Onlar ki iman ettiler ve (bu uğurda) hicret ettiler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla (B sırrınca) mücahade ettiler, ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler, işte bunlar birbirlerinin evliyasıdır... İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar onların velayetinden bir şeye (bir sorumluluğa) sahip değilsiniz (yani: Hicret edinceye kadar onlara velayet’ten bir şey yok?)... Eğer Diyn’de (arınma-yaşam sisteminde) sizden yardım isterler ise, yardım etmek sizin üzerinize borçtur (farzdır)... Ancak sizinle onlar arasında bir miysak (sağlam söz) olan kavmin (ruhani kuvvelerin) aleyhine olmamak üzere... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) Basiyr’dir.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ إِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ
73-) Velleziyne keferu ba'duhüm evliyau ba'd* illâ tef'aluhü tekün fitnetün fiyl Ardı ve fesadün kebiyr;
Kafir olanlar da biribirlerinin evliyasıdır... Eğer siz onu yapmazsanız Arz’da fitne (şirk) ve büyük fesad olur.
وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ ءَاوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
74-) Velleziyne amenu ve haceru ve cahedu fiy sebiylillâhi velleziyne avev ve nesaru ülaike hümül mu'minune Hakka* lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;
Ve o kimseler ki iman ettiler, hicret ettiler, Allah yolunda mucahade ettiler, ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar tahkiki iman ile mü’minlerdir... Onlar için mağfiret ve rızk-u keriym (bol-keramet rızkı) vardır.
وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَأُولَئِكَ مِنْكُمْ وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
75-) Velleziyne amenu min ba'dü ve haceru ve cahedu meaküm feülaike minküm* ve ulül erhami ba'duhüm evla Bi ba'din fiy Kitabillah* innAllahe Bi külli şey'in ‘Alîym;
Ve onlar ki daha sonra iman ettiler, hicret ettiler ve sizinle beraber mucahade ettiler; işte onlar da sizdendir... Ulul Erham (rahim sahipleri; aynı rahimden türeyenler; idrak yakınları; kan akrabaları), Allah Kitabı’nda, birbirlerine (dostluk, yakınlık bakımından) daha evladır... Muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal