Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  9.  TEVBE SÛRESİ    التوبة

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
32-) Yüriydune en yutfiu nurAllahi Bi efvahihim ve ye’bAllahu illâ en yütimme nureHU velev kerihel kafirun;
Allah Nuru’nu (Bi-) ağızlarıyla söndürmek irade ediyorlar... Allah (ise) NuruNU tamamlamaktan başka bir şeye razı değildir (açığa çıkarmak istediğini muhakkak açığa çıkaracak)... Velev ki kafirler (gerçeği reddedenler) hoşlanmasa da.
هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
33-) HUvelleziy ersele RasûleHU Bil hüda ve diynil hakkı li yuzhirehu aled diyni küllihi velev kerihel müşrikûn;
O (Allah) odur ki, bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlü’nü Huda (hidayet potansiyeli, klavuz, ilim) ve Hak Diyn (tam tevhid, ilahi ma’rifet, sistem bilinci) ile (B sırrınca) irsal etti... Velev ki müşrikler (fena’ya yanaşmayan, gayrına tutunan) hoşlanmasa da.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّ
34-) Ya eyyühelleziyne amenu inne kesiyren minel’ahbari ver ruhbani leye'külune emvalenNasi Bil batıli ve yesuddune an sebiylillâh* velleziyne yeknizunez zehebe vel fiddate ve la yünfikuneha fiy sebiylillâhi febeşşir hüm Bi azâbin eliym;
Ey iman edenler!... Muhakkak ki ahbar (hahamlar)’dan ve ruhban’dan bir çoğu insanların mallarını (diyni ilimler, enerjileri) (Bi-) batıl olarak yerler ve Allah yolundan alakoyarlar... Altın ve gümüşü depolayıp gizleyen ve onları Allah yolunda infak etmeyenlere gelince, onları (B sırrınca) elim bir azab ile müjdele!.
يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ
35-) Yevme yuhma aleyha fiy nari cehenneme fetükva Bi ha cibahühüm ve cünubühüm ve zuhurühüm* haza ma keneztüm lienfüsiküm fezuku ma küntüm teknizun;
Cehennem Narı’nda, onların (altın-gümüş’ün) üzeri kızdırılıp, bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları (B sırrınca) dağlanacağı (dört yönden azab görecekleri) gün (onlara): “İşte bu kendi nefsiniz için toplayıp sakladıklarınız; artık tadın hazine edindiğinizi” (denir).
إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا
36-) İnne ıddeşşühuri ındAllahisna aşere şehren fiy Kitabillahi yevme halekas Semavati vel’Arda minha erbaatün hurum* zâliked diynül kayyimü fela tazlimu fiyhinne enfüseküm ve katilül müşrikiyne kâffeten kema yükatiluneküm kâffeten, va'lemu ennAllahe maal müttekıyn;
Muhakkak ki Allah indinde, Semavat’ı ve Arz’ı halkettiği gündeki Allah Kitabı (yazısı) nda, ayların adedi oniki’dir... Onlardan dördü haram (aylar) dır (Muharrem, Receb, Zilkaide, Zilhicce)... İşte Diyn-i Kayyım (illa geçerli, payidar sistem) budur... Onlar (haram aylar; o arınma-fena vakitleri) içinde nefslerinize zulmetmeyiniz... Müşriklerle kaffeten mukatele edin, onların sizinle kaffeten savaştıkları gibi... İyi bilin ki Allah muttekıylerle beraberdir.
إِنَّمَا النَّسِيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِئُوا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللَّهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ أَعْمَالِهِمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْق
37-) İnnemen Nesiy’ü ziyadetün fiyl küfri yudallu Bihilleziyne keferu yuhıllunehu âmen ve yuharrimunehu âmen liyüvatıu ıddete ma harramAllahu feyuhıllu ma harramAllah* züyyine lehüm suü a'malihim* vAllahu la yehdil kavmel kafiriyn;
Nesiy (Haram ayları ertelemek; arınmayı ihmal edip geciktirmek) ancak küfür’de bir ziyadedir (Nesiy, zahiri manası itibarıyla, kaza namazı da yok demektir... Vaktin hürmeti kaza edilemiyorsa?)... Kafir olanlar (B sırrınca) onunla saptırılır... Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl da onu haram yaparlar ki, Allah’ın haram kıldığının (yalnızca) sayısına (niceleğine, taklidine) muvafakat etsinler de (akabinden işlevsel olan asıl maslahatı atlayıp) Allah’ın haram kıldığını helal kılsınlar... Amellerinin kötülüğü onlara süslü gösterildi... Allah kafirler kavmine hidayet etmez.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ
38-) Ya eyyühelleziyne amenu ma leküm iza kıyle lekümünfiru fiy sebiylillahis sakaltüm ilel’Ard* eredıytüm Bil hayatid dünya minel’ ahireti, fema metaul hayatid dünya fiyl’ ahireti illâ kaliyl;
Ey iman edenler!.. Size ne oldu ki: “(Yerleştiğiniz yerden ayrılıp) Allah yolunda sefere/savaşa çıkın”, denildiğinde ağırlaşıp Arz’a (bedene) çakıldınız... Ahiret (kudret-bilinç boyutu) mukabilinde dünya hayatına (fani, rüya-hayal alemine) mı (B sırrınca) razı oldunuz?... (Halbu ki) dünya hayatının metaı (faydası, nimeti) ahiret içinde pek azdır.
إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئًا وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
39-) İlla tenfiru yuazzibküm azâben eliymen ve yestebdil kavmen ğayreküm ve la tedurruhu şey'a* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Eğer (Allah yolunda) seferber olmaz/cihada çıkmaz (arınma çalışmaları yapmaz) sanız (Allah) sizi elim bir azabla azablandırır ve sizin gayrınız bir kavmi istibdal eder (yerinize, size bedel başka bir kavim getirir; zira o ilahi işlerin olması muhakkak?);ve siz O’na hiç şekilde zarar veremezsiniz... Allah herşey’e Kadiyr’dir.
إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَ

40-) İlla tensuruhu fekad nasarehullahu, iz ahrecehülleziyne keferu saniyesneyni, iz hüma fiyl ğayri, iz yekulü lisahıbihi la tahzen innAllahe meana* feenzelAllahu sekiynetehu aleyhi ve eyyedehu Bi cünudin lem teravha ve ceale kelimetelleziyne keferus süfla* ve kelimetullahi hiyel ulya* vAllahu Azîyzün Hakiym;

Eğer siz O’na (Rasûlullah’a) yardım etmezseniz, (bilin ki) hakikaten Allah O’na yardım etti... Hani kafir olanlar O’nu (yurdundan) çıkardıklarında O, iki’nin ikincisi (iki kişiden biri) idi... Hani onlar (Hz.Rasûlullah ve Hz.Ebu Bekr) Ğar (mağara) da idiler... Hani arkadaşına: “Mahzun olma, muhakkak ki Allah bizimle beraberdir” diyordu... Allah, sekinetini (itmi’nan, sükun) O’nun üzerine inzal etmiş ve O’nu görmediğiniz ordularla (B sırrınca) teyid etmişti de kafir olanların kelimesini süfla (en aşağı) kılmıştı... Allah Kelimesi, işte O’dur ulya (en üstün)... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
انْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
41-) İnfiru hıfafen ve sikalen ve cahidu Bi emvaliküm ve enfüsiküm fiy sebiylillâh* zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Gerek hafif ve gerek ağır olarak sefere/cihada çıkın... Mallarınızla (beden, kuvve), nefslerinizle (zatlarınızla) Allah yolunda (B sırrınca) mücahede edin... Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلَكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنْفُسَهُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
42-) Lev kâne aradan kariyben ve seferen kasıden lettebeuke ve lâkin beudet aleyhimüş şükkatü, ve seyahlifune Billahi levisteta'na leharecna meaküm* yühlikûne enfüsehüm* vAllahu ya'lemü innehüm lekazibun;
Eğer araz-ı kariyb (yakın bir araz/dünya malı) ve sefer-i kasıd (orta bir yolculuk, meşakkatsız sefer) olsaydı, elbette (Tebuk Seferinde ve?..) sana tabi olurlardı... Fakat şukka (meşakkatlı yol; riyazat, mücahade, fena gibi gerekleri olan yol; arınma) onlara uzak geldi... (Bununla beraber onlar), “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber biz de -sefere- çıkardık” diye (B sırrınca) Allah’a yemin edecekler... (Onlar) kendilerini helak ediyorlar... Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancılardır.
عَفَا اللَّهُ عَنْكَ لِمَ أَذِنْتَ لَهُمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبِينَ
43-) AfAllahu ank* lime ezinte lehüm hatta yetebeyyene lekelleziyne sadeku ve ta'lemel kazibiyn;
Allah affetti seni... (Tebuk Seferi dolayısıyla) sadık olanlar/doğru söyleyenler senin için apaçık belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar niçin onlara izin verdin?.
لَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ

44-) La yeste'zinükelleziyne yu'minune Billahi vel yevmil ahıri en yücahidu Bi emvalihim ve enfüsihim* vAllahu Aliymun Bil müttekıyn;

(B sırrıyla) Allah’a ve ahir gün’e iman edenler, mallarıyla, canlarıyla (B sırrınca) mücahede etmekten (geri kalmak için) senden izin istemezler... Allah muttekıyleri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.
إِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
45-) İnnema yeste'zinükelleziyne la yu'minune Billahi vel yevmil’ahıri vertabet kulubühüm fehüm fiy raybihim yetereddedun;
Ancak Allah’a ve ahir gün’e (B sırrınca) iman etmeyen ve kalbleri şüphe etmiş/işkilli (şaki) kimseler (seninle sefere çımaktan ve mücahadeden geri kalmak için) senden izin isterler... Onlar şüpheleri içinde tereddüt edip dururlar.
وَلَوْ أَرَادُوا الْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلَكِنْ كَرِهَ اللَّهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ
46-) Velev eradül huruce lee’addu lehu uddeten ve lâkin kerihellahünbiasehüm fesebbetahüm ve kıylak'udu meal kaıdiyn;
Eğer (onlar sefere) çıkmak dileselerdi elbette onun için bir hazırlık hazırlarlar idi... Fakat Allah onların inbiasını (ba’solunmalarını, sefere çıkmalarını) kerih gördü de onları (yerlerinde) oturttu/durdurdu ve: “Oturun, oturanlarla beraber” denildi.
لَوْ خَرَجُوا فِيكُمْ مَا زَادُوكُمْ إِلَّا خَبَالًا وَلَأَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
47-) Lev harecu fiyküm ma zaduküm illâ habalen ve le evdau hılaleküm yebğunekümül fitnete, ve fiyküm semmaune lehüm* vAllahu Aliymun Bizzalimiyn;
Eğer (onlar) sizin içinizde (sefere) çıksalardı, sizi habal’dan (külfet, fesad, bozgunculuk,helak’dan) başka bir şey artırmazlardı... Mutlaka size fitne (ayrılık, şirk) arzulayarak aranıza sokulurlardı... İçinizde onlara iyice kulak verecek/işitenler vardır... Allah zalimleri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.
لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْأُمُورَ حَتَّى جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَارِهُونَ
48-) Lekadibteğavül fitnete min kablü ve kallebu lekel’ umure hatta cael Hakku ve zahere emrullahi ve hüm karihun;
Andolsun ki, daha önce de fitne aradılar ve işleri senin için tersine (olduğundan başkaya) çevirdiler... Nihayet Hakk geldi ve onlar kerih görse de Emrullah (Allah Emri?) zahir oldu.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلَا تَفْتِنِّي أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
49-) Ve minhüm men yekulü'zen liy ve la teftinniy* ela fiyl fitneti sekatu* ve inne cehenneme lemuhıytatün Bil kafiriyn;
Onlardan bazısı: “Bana izin ver, beni fitneye düşürme” der... Dikkat edin, fitnenin (fitne boyutunun, şirkin) ta içine (kendileri zaten) düşmüşler... Muhakkak ki Cehennem, kafirleri (B sırrınca) muhıyt’tir.
إِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ أَخَذْنَا أَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
50-) İn tusıbke hasenetün tesü'hüm* ve in tusıbke musıybetün yekulu kad ehazna emrena min kablü ve yetevellev ve hüm ferihun;
Eğer sana bir hasene isabet etse, (bu) onları kötü yapar (kötülerine gider)... Şayet sana bir musibet isabet etse: “İşimizi önceden -sağlam- tutmuşuz” derler ve sevinerek dönüp giderler.
قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
51-) Kul len yusıybena illâ ma ketebAllahu lena* HUve mevlana* ve alellahi fel yetevekkelil mu'minun;
De ki: “Allah’ın bizim için yazdığından başkası, asla bize isabet etmeyecektir... O’dur bizim Mevla’mız... Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler”.
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلَّا إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَنْ يُصِيبَكُمُ اللَّهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِهِ أَوْ بِأَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوا إِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ
52-) Kul hel terebbesune Bina illâ ıhdel husneyeyn* ve nahnü neterabbesu Biküm en yusıybekümullahu Bi azabin min ındiHİ ev Bi eydiyna* feterabbesu inna meaküm müterabbisun;
De ki: “(Bi-) bizi ancak iki hüsna’dan (en güzel’den; şehidlik veya fetih/ganimet) biri (olsun diye) mi gözetip duruyorsunuz?... (Halbu ki) biz, Allah’ın, kendi indinden yahut bizim ellerimizle size (B sırrınca) bir azab çarptırmasını (B gerçeğince) bekliyoruz... O halde umutla bekleyin, biz de sizinle beraber bekleyenleriz (her akibet mü’min için saadet ve hayır, kafir için hüsran ve azabtır)”.
قُلْ أَنْفِقُوا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْ إِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْمًا فَاسِقِينَ
53-) Kul enfiku tav'an ev kerhen len yütekabbele minküm* inneküm küntüm kavmen fasikıyn;
De ki: “Tav’an (kendi arzunuzla) veya kerhen (zorla) infak edin (fena’ya çalışın), sizden asla kabul olunmayacaktır... Çünkü siz fasık (sistem’den çıkmış, bilinçleri körelmiş) bir kavim oldunuz”.
وَمَا مَنَعَهُمْ أَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلَّا أَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَبِرَسُولِهِ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلَاةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَى وَلَا يُنْفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ
54-) Ve ma meneahüm en tukbele minhüm nefekatühüm illâ ennehüm keferu Billahi ve Bi RasûliHİ ve la ye'tunes Salate illâ ve hüm küsala ve la yünfikune illâ ve hüm karihun;
Harcamalarının onlardan kabul edilmesine mani olan ancak şudur: Onlar Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne (B sırrınca) kafir oldular; Salat’a ancak tembel tembel gelirler ve ancak istemeye istemeye infak ederler.
فَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
55-) Fela tu'cibke emvalühüm ve la evladühüm* innema yüriydullahu liyuazzibehüm Biha fiyl hayatid dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun;
Onların ne malları ve ne de evladları senin hoşuna gitmesin (imrendirmesin; mekr?)... Allah (B sırrınca) bunlarla ancak dünya hayatında onlara azab etmeyi ve kafirler olarak canlarının çıkmasını irade ediyor.
وَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
56-) Ve yahlifune Billahi innehüm leminküm* ve mahüm minküm ve lakinnehüm kavmün yefrakun;
Allah’a (B sırrınca) yemin ediyorlar ki kendileri kesinlikle sizdenmişler... (Halbu ki) onlar sizden değillerdir... Fakat onlar korkak bir kavimdir.
لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَأً أَوْ مَغَارَاتٍ أَوْ مُدَّخَلًا لَوَلَّوْا إِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ
57-) Lev yecidune melceen ev meğaratin ev müddehalen levellev ileyhi ve hüm yecmehun;
Eğer melce’ (sığınacak bir yer) yahut mağaralar veya içine girilerek saklanılan bir yer/girilecek bir delik bulsalar, gemi azıya almış serkeş at gibi ona yönelirlerdi.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ فَإِنْ أُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَإِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا إِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ
58-) Ve minhüm men yelmizüke fiys sadakat* fein u'tu minha radu ve in lem yu'tav minha iza hüm yeshatun;
Onlardan kimi de sadakalar hakkında sana dil uzatırlar... Eğer onlardan (kendilerine) verilmiş ise razı olurlar... Şayet onlardan (kendilerine) verilmemişse, birden öfkelenirler.
وَلَوْ أَنَّهُمْ رَضُوا مَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ سَيُؤْتِينَا اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَرَسُولُهُ إِنَّا إِلَى اللَّهِ رَاغِبُونَ
59-) Velev ennehüm radu ma atahumullahu ve RasûluHU ve kalu hasbünAllahu seyü'tiynAllahu min fadliHİ ve RasûluHU, inna ilellahi rağıbun;
Keşke onlar, Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün onlara verdiğine razı olsalardı ve: “Allah bize yeter... Yakında Allah bize fazlından verecek, O’nun Rasûlü de (verecek)... Doğrusu biz Allah’a rağbet edicileriz” deselerdi.
إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاِبْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
60-) İnnemes sadakatü lilfükarai velmesakiyni vel amiliyne aleyha vel müellefeti kulubühüm ve fiyrrikabi vel ğarimiyne ve fiy sebiylillâhi vebnis sebiyl* feriydaten minAllah* vAllahu Aliymun Hakiym;
Sadakalar Allah’dan bir farz olarak ancak fakirler, miskinler, sadakalar üzerine amiller (sadaka işleri ile ilgili çalışanlar), kalbleri alıştırılıp ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (harcama) ve yolun oğlu (yolcular) içindir... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَكُمْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
61-) Ve minhümülleziyne yü'zünen Nebîyye ve yekulune huve üzün* kul üzünü hayrin leküm yu'minu Billahi ve yu'minu lil mu’miniyne ve rahmetün lilleziyne amenu minküm* velleziyne yü'züne RasûlAllahi lehüm azâbün eliym;
Onlardan bazıları da en-Nebî’ye (Hz.Rasûlullah’a) eziyet ederler ve: “O, bir kulak’tır” derler... De ki: “Sizin için bir hayır kulağıdır (O)... (B sırrıyla) Allah’a iman eder, mü’minlere inanır ve sizden iman etmişlere de bir rahmettir”... Allah Rasûlü’nü incitenlere gelince, onlar için eliym bir azab vardır.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal