Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  9.TEVBE SÛRESİ     التوبة
يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَنْ يُرْضُوهُ إِنْ كَانُوا مُؤْمِنِينَ
62-) Yahlifune Billahi leküm liyurduküm* vAllahu ve RasûluHU ehakku en yurduhu in kânu mu’miniyn;
Sizi razı etmek (gönlünüzü hoş etmek) için, sizin için (B sırrınca) Allah’a yemin ederler... Eğer mü’minler olsalardı, kendisini razı etmeğe Allah ve O’nun Rasûlü daha ehakk’dır.
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فِيهَا ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ
63-) Elem ya'lemu ennehu men yuhadidillahe ve RasûleHU feenne lehu nare cehenneme haliden fiyha* zâlikel hızyül azîym;
Hala bilmediler mi ki, kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne muhaddeleşirse (sınırdaşlık, muhalefet eder ise), onun için içinde ebedi kalacağı Cehennem Narı vardır... İşte azim rüsvaylık budur.
يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ أَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُمْ بِمَا فِي قُلُوبِهِمْ قُلِ اسْتَهْزِئُوا إِنَّ اللَّهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ

64-) Yahzerul münafikune en tünezzele aleyhim sûretün tünebbiühüm Bi ma fiy kulubihim* kulistehziu* innAllahe muhricün ma tahzerun;

Münafıklar, kalblerinde olanı onlara (B sırrınca) haber veren bir sûre’nin üzerlerine inmesinden hazer ederler/çekinirler... De ki: “İstihza edin (bakalım)... Muhakkak ki Allah o çekinip durduğunuzu ortaya çıkarıcıdır”.
وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِاللَّهِ وَءَايَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِئُونَ
65-) Ve lein seeltehüm le yekulünne innema künna nehudu ve nel'ab* kul eBillahi ve ayatiHİ ve RasûliHİ küntüm testehziun;
Eğer kendilerine sorsan kesinlikle şöyle derler: “Biz yalnızca lafa dalmış, şakalaşıp eğleniyorduk”... De ki: “(Bi-) Allah ile, O’nun ayetleri ile ve O’nun Rasûlü ile mi alay edip duruyordunuz?”.
لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَائِفَةً بِأَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
66-) La ta'teziru kad kefertüm ba'de iymaniküm* in na'fü an taifetin minküm nüazzib taifeten Bi ennehüm kânu mücrimiyn;
Mazeret beyan etmeyin!... İmanınızdan sonra gerçekten kafir oldunuz... Sizden bir taifeyi affeder isek, mücrimler olmaları sebebiyle (B sırrınca diğer) bir taifeyi azablandırırız.
الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُوا اللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
67-) Elmünafikune vel münafikatü ba'duhüm min ba'd* ye'mürune Bil münkeri ve yenhevne anil ma'rufi ve yakbidune eydiyehüm* nesullahe fenesiyehüm* innel münafikıyne hümül fasikun;
Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir... Münkeri (sünnetullah’a uymayan şeyi B sırrınca) emrederler, ma’ruf’dan (sünnetullah’ın gereği olan ameli) nehyederler ve ellerini kabzederler (sıkarlar; infak edemezler)... Allah’ı unuttular (zikretmezler; tefekkür etmezler), (O da) onları unuttu... Muhakkak ki münafıklar fasıkların (bilinci hakikata körelmiş; Diyn’den çıkmışların) ta kendileridirler.
وَعَدَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِيَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ
68-) VaadAllahul münafikıyne vel münafikati vel küffara nare cehenneme halidiyne fiyha* hiye hasbühüm* ve leanehümullah* ve lehüm azâbün mukıym;
Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da, kafirlere de, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, Cehennem Narı’nı va’detmiştir... Bu onlara kafidir... Allah onlara la’net etmiştir (yakınlık yok onlara)... Onlara mukıym (aralıksız, sonu gelmez) bir azab vardır.
كَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَالًا وَأَوْلَادًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُوا أُولَئِكَ

69-) Kelleziyne min kabliküm kânu eşedde minküm kuvveten ve eksera emvalen ve evlada* festemteu Bi halakıhim festemta'tüm Bi halakıküm kemestemtealleziyne min kabliküm Bi halakıhim ve hudtüm kelleziy hadu* ülaike habitat a'malühüm fiyd dünya vel ahireti, ve ülaike hümül hasirun;

Sizden önceki kimseler gibi (tıpkı)... Onlar kuvvet olarak sizden daha eşedd (şiddetli) idiler... Mallar ve evladlar itibarıyla (sizden) daha çoktular... Nasipleri/payları ile (B sırrınca) faydalandılar... Sizden öncekilerin nasipleri ile (B sırrınca) faydalandıkları gibi siz de nasibinizle (B sırrınca) faydalandınız ve onların (hayale, faniye) daldıkları gibi siz de daldınız... İşte bunların dünyada da, ahirette de amelleri boşa gitmiştir... İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَاهِيمَ وَأَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُ
70-) Elem ye'tihim nebeülleziyne min kablihim kavmi Nuhın ve Adin ve Semude ve kavmi İbrahîyme ve ashabi Medyene velMü'tefikât* etethüm Rusulühüm Bil beyyinat* fema kânAllahu liyazlimehüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh kavmi’nin (su-risaleti hazmedememek ile helak olan), Ad’ın (Hud a.s.ın kavmi; şiddetli rüzgarla-heva-i nefsle helak olan), Semud’un (Salih a.s.ın kavmi; şiddetli sarsıntı-zahir ile helak olan), İbrahim kavmi’nin (Nemrud toplumu; tanrıya tapanlar), Ashab-ı Medye’nin (Şuayıb a.s.ın kavmi; ateşle-tabiatla helak olan) ve Mu’tefikat’ın (Lut kavmi’nin; altı üstüne gelmiş, helak olmuş şehirlerin; ruhani-bilinç boyutundan beden boyutuna düşmüşlerin) haberi gelmedi mi?... Onların Rasûlleri kendilerine beyyineler ile (B sırrınca) gelmişti... Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ
71-) Vel mu'minune vel mu'minatu ba'duhüm evliyau ba'd* ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anilmünkeri ve yukıymunes Salate ve yü'tunez Zekate ve yutıy'unAllahe ve RasûleHU, ülaike seyerhamühumullah* innAllahe Azîyzun Hakiym;
Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar... Ma’ruf’u (B sırrınca) emrederler, münker’den nehyederler, salat’ı ikame ederler, zekat’ı verirler, Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat ederler... İşte bunlara Allah rahmet edecektir... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
72-) VaadAllahul mu’miniyne vel mu'minati cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ve mesakine tayyibeten fiy cennati adn* ve rıdvanun minAllahi ekber* zâlike hüvel fevzül azîym;
Allah, mü’min erkeklere de mü’min kadınlara da, içlerinde ebedi kalmak üzere, altlarından nehirler akan cennetler va’detmiştir... (Bir de) Adn cennetlerinde (hoşlarına giden) tertemiz meskenler... Allah’dan bir Rıdvan (ilahi sıfatlarla tahakkuk) Ekberdir... Aziym kurtuluş işte budur.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
73-) Ya eyyühen Nebîyyü cahidilküffare vel münafikıyne vağluz aleyhim* ve me'vahüm cehennem* ve bi'sel mesıyr;
Ey en-Nebî (HatemünNebî) !..Kafirler ve münafıklar ile mücahade et ve onlara sert (tavizsiz, etkilenmez) ol... Onların barınağı Cehennem’dir... Ne kötü bir dönüş yeridir o!.
يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ إِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا وَمَا نَقَمُوا إِلَّا أَنْ أَغْنَاهُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فَإِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ وَإِنْ يَتَو
74-) Yahlifune Billahi ma kalu* ve lekad kalu kelimetel küfri ve keferu ba'de İslamihim ve hemmu Bi ma lem yenalu* ve ma nakamu illâ en ağnahumullahu ve RasûluHU min fadliHİ, fein yetubu yekü hayren lehüm* ve in yetevellev yuazzibhumullahu azâben eliymen fiyd dünya vel ahireti, ve ma lehüm fiyl Ardı min veliyyin ve la nasıyr;
Söylemediklerine (dair), (B sırrınca) Allah’a yemin ederler... Andolsun ki, o küfür kelimesi’ni (Hz.Rasûlullah hakkında ileri geri) söylediler, İslam’larından sonra kafir oldular ve nail olamadıkları şeye (sui kasde) kasd ettiler... Başka değil, ancak Allah ve O’nun Rasûlü, fazlından onları zenginleştridiği için intikam almağa kalktılar (nankörlük ettiler)... Eğer tevbe ederler ise onlar için daha hayırlı olur... Eğer dönerler ise, Allah onları dünyada da ahirette de elim bir azab ile azablandırır... Arz’da onların ne bir Veliy’si ve ne de bir Nasıyr’i vardır.
وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللَّهَ لَئِنْ ءَاتَانَا مِنْ فَضْلِهِ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحِينَ
75-) Ve minhüm men ahedAllahe lein atana min fadliHİ le nassaddekanne ve lenekunenne mines salihıyn;
Onlardan kimi de Allah’a muahedede bulundu (şöyle and içti): “Eğer bize fazlından verirse, andolsun ki kesinlikle tasaddukda bulunacağız ve elbette salihlerden olacağız”.
فَلَمَّا ءَاتَاهُمْ مِنْ فَضْلِهِ بَخِلُوا بِهِ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ     

76-) Felemma atahüm min fadliHİ behılu Bihi ve tevellev ve hüm mu'ridun;
Ne vakit ki onlara (Allah) fazlından verdi, onunla (o verilenle B sırrınca) cimrilik ettiler ve yüz çevirerek döndüler.
فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِي قُلُوبِهِمْ إِلَى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَا أَخْلَفُوا اللَّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
77-) Fe a'kabehüm nifakan fiy kulubihim ila yevmi yelkavneHU Bi ma ahlefullahe ma veaduhu ve Bi ma kânu yekzibun;
Allah’a va’dettiklerine (B sırrınca) muhalefet etmeleri ve (B sırrınca) yalan söyleyegelmeleri dolayısıyla, O’nunla karşılaşacakları gün’e kadar (Allah) onların kalblerinin içine bir nifak (iki yüzlülük) koydu.
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُمْ وَأَنَّ اللَّهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
78-) Elem ya'lemu ennAllahe ya'lemu sirrahüm ve necvahüm ve ennAllahe allamül ğuyub;
(Hala) bilmediler mi ki Allah, onların sırrını da, fısıldaşmalarını da bilir, ve Allah gaybleri ziyadesiyle bilicidir (diye).
الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ اللَّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
79-) Elleziyne yelmizunel muttavviıyne minel mu’miniyne fiys sadakati velleziyne la yecidune illâ cühdehüm feyesharune minhüm* sehırAllahu minhüm* ve lehüm azâbün eliym;
Sadakalar hususunda mü’minlerden tatavvu’da bulunanlara (mükellef olduğundan fazlasını gönüllü verenlere) dil uzatanlar ile, cühdlerinden (fakirlikleri dolayısıyla güçlerinin elverdiğinden) başkasını bulamayanları alaya alan kimselere gelince, Allah onları maskaraya çevirmiştir... Onlar için elim bir azab vardır.
اسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ إِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
80-) İstağfir lehüm evla testağfirlehüm* in testağfir lehüm seb'ıyne merraten felen yağfirAllahu lehüm* zâlike Bi ennehüm keferu Billahi ve RasûliHİ, vAllahu la yehdil kavmel fasikıyn;
(Ey Nebî) onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme... Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de, Allah onları asla mağfiret etmeyecektir... Bu şundandır ki onlar (B sırrınca) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne kafir oldular... Allah fasıklar kavmini hidayet etmez.
فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللَّهِ وَكَرِهُوا أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ
81-) Ferihal muhallefune Bi mak'adihim hılafe Rasûlillahi ve kerihu en yücahidu Bi emvalihim ve enfüsihim fiy sebiylillâhi ve kalu la tenfiru fiyl harr* kul naru cehenneme eşeddü harra* lev kânu yefkahun;
Arkada kalanlar (B sırrınca), Allah Rasûlü’nün hilafına yerlerinde oturmakla sevindiler; Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla (B sırrınca) mücahade etmeyi kerih buldular ve dediler ki: “Harr’da (şu sıcakta) savaşa/sefere çıkmayın”... De ki: “Cehennem Narı harr olarak daha şiddetlidir”... Keşke derinlemesine anlasalardı.
فَلْيَضْحَكُوا قَلِيلًا وَلْيَبْكُوا كَثِيرًا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
82-) Felyedhaku kaliylen velyebkû kesiyra* cezaen Bi ma kânu yeksibun;
Artık kazanıyor olduklarının (B sırrınca) bir cezası/oluşan karşılığı olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.
فَإِنْ رَجَعَكَ اللَّهُ إِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا إِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ
83-) Fein raceakellahu ila taifetin minhüm feste'zenuke lil huruci fekul len tahrucu maıye ebeden ve len tukatilu maıye adüvva* inneküm radıytüm Bil kuudi evvele merretin fak'udu maal halifiyn;
Eğer Allah seni onlardan bir taifeye rücu ettirir (geri döndürür) de (onlar savaşa) çıkmak için senden izin isterler ise, (o vakit) de ki: “Siz ebediyyen benimle beraber (Allah yolunda sefere) çıkmayacaksınız ve benimle beraber düşmanla mukatele etmeyeceksiniz... Muhakkak ki siz ilk keresinde oturmaya (B sırrınca) razı oldunuz... Artık geri kalanlar ile beraber oturun (yerinizde)”.
وَلَا تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ إِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ
84-) Ve la tusalli alâ ahadin minhüm mate ebeden ve la tekum alâ kabrih* innehüm keferu Billahi ve RasûliHİ ve matu ve hüm fasikun;
Onlardan ölen hiç bir kimsenin üzerine ebediyyen salat (dua-namaz-şefaat) etme ve onun kabri başında dikilme... Muhakkak ki onlar (B sırrınca) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne kafir oldular ve onlar fasıklar (bilinçleri hakikata kapalı) olarak öldüler.
وَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَالُهُمْ وَأَوْلَادُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
85-) Ve la tu'cibke emvalühüm ve evladühüm* innema yüriydullahu en yuazzibehüm Biha fiyd dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun;
Onların malları ve evladları senin hoşuna gitmesin (imrendirmesin; mekr?)... Allah (B sırrınca) bunlarla ancak dünyada onlara azab etmeyi ve kafirler olarak canlarının çıkmasını irade ediyor.
وَإِذَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ ءَامِنُوا بِاللَّهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ أُولُو الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدِينَ
86-) Ve iza ünzilet sûretün en aminu Billahi ve cahidu mea RasûliHİste'zeneke uluttavli minhüm ve kalu zerna nekün meal kaıdiyn;
“(B sırrıyla) iman edin Allah’a, ve O’nun Rasûlü ile beraber mucahade edin” diye bir sûre inzal edildiğinde, onlardan tawl (servet, güç) sahibi olanlar (seninle beraber cihada çıkmamak için) senden izin istediler ve:”Bırak bizi, oturanlarla (kadınlarla) beraber olalım” dediler.
رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
87-) Radu Bi en yekûnu meal havalifi ve tubia alâ kulubihim fehüm la yefkahun;
Havalif (savaşa katılmayıp geride kalanlar; kadınlar, çocuklar, acizler) ile beraber olmaya (B sırrınca) razı oldular... Kalblerine mühür vuruldu... Artık onlar derinlemesine anlamazlar.
لَكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَأُولَئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
88-) Lakinir Rasûlü velleziyne amenu meahu cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim* ve ülaike lehümül hayrat* ve ülaike hümül müflihun;
Fakat erRasûl (Rasûlullah) ve O’nunla beraber iman etmiş olanlar, mallarıyla, canlarıyla (B sırrınca) mücahade ettiler... İşte hayrat (bütün hayırlar, iyilikler) onlarındır... İşte bunlardır felaha erenler.
أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
89-) EaddAllahu lehüm cennatin tecriy min tahtihel’ enharu halidiyne fiyha* zâlikel fevzül azîym;
Allah onlara, içinde ebedi kalacakları altlarından nehirler akan cennetler hazırladı... İşte budur aziym kurtuluş/başarı.
وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
90-) Ve cael muazzirune minel’a'rabi liyü'zene lehüm ve kaadelleziyne kezebullahe ve RasûleHU, seyusıybülleziyne keferu minhüm azâbün eliym;
Bedevilerden (küfre yatkın, ilahi hükümlerdeki incelikleri, hududu ilahiyi tanıma hassasiyeti zayıf, katı yapılardan) muazzirun (mazeret uyduranlar), kendilerine izin verilsin için geldiler... Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne yalan söyleyenler de oturup kaldılar... Onlardan kafir olanlara elim bir azab isabet edecektir.
لَيْسَ عَلَى الضُّعَفَاءِ وَلَا عَلَى الْمَرْضَى وَلَا عَلَى الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُوا لِلَّهِ وَرَسُولِهِ مَا عَلَى الْمُحْسِنِينَ مِنْ سَبِيلٍ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
91-) Leyse aled duafai ve la alel merda ve la alelleziyne la yecidune ma yünfikune harecün iza nasahu Lillahi ve RasûliHİ, ma alel muhsiniyne min sebiyl* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Allah ve Rasûlü için nasihat yaparlar (halis, samimi, hakikatlerine ayna olurlar) ise, zuafa’ya (zayıflara), hastalara ve infak edecek bir şeyi bulamayanlara (sefere çıkmadıkları için) bir günah yoktur... Muhsinler’in aleyhine bir yol yoktur!... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَلَا عَلَى الَّذِينَ إِذَا مَا أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَا أَجِدُ مَا أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوْا وَأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُوا مَا يُنْفِقُونَ
92-) Ve la alelleziyne iza ma etevke li tahmilehüm kulte la ecidü ma ahmilüküm aleyh* tevellev ve a'yünühüm tefıydu mineddem'ı hazenen ella yecidu ma yünfikun;
Kendilerini yükleyip/bindirmen (savaşa göndermen) için sana geldiklerinde: “Sizi, üzerine yükleyip/bindirecek bir şey bulamıyorum” dediğinde, infak edecek bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden pınarları/gözleri yaş akıtır bir halde dönen kimselerin aleyhine de (bir yol yoktur).
إِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَاءُ رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
93-) İnnemes sebiylü alelleziyne yeste'zinuneke ve hüm ağniya'* radu Bi en yekûnu meal havalifi ve tabeAllahu alâ kulubihim fehüm la ya'lemun;
Aleyhlerine yol ancak şol kimseleredir ki, onlar zenginler oldukları halde (seninle cihada çıkmamak için) senden izin isterler... Havalif (savaşa katılmayıp geride kalanlar; kadınlar, çocuklar, acizler) ile beraber olmaya (B sırrınca) razı oldular... Allah da kalblerini mühürledi... Artık onlar (hakikatı) bilmezler.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal