Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  9.  TEVBE SÛRESİ      التوبة


يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِم
94-) Ya'tezirune ileyküm iza reca'tüm ileyhim* kul la ta'teziru len nu'mine leküm kad nebbeenAllahu min ahbariküm* ve seyerAllahu ameleküm ve RasûluHU sümme türaddune ila Alimil ğaybi veşşehadeti feyünebbiuküm Bi ma küntüm ta'melun;
Onlara (savaştan dönüp) rücu ettiğinizde size mazeret beyan edecekler... De ki: “Özür beyan etmeyin... Size asla inanmayacağız... (Zaten) Allah bizi, sizin haberlerinizden haberdar etti... Allah ve O’nun Rasûlü sizin amelinizi görecek (gizleyemezsiniz?), sonra gayb ve şahadet’in Alimi’ne reddolunursunuz (döndürülürsünüz)... (O da) size yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) haber verir”.
سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
95-) Seyahlifune Billahi leküm izenkalebtüm ileyhim litu'ridu anhüm* fea'ridu anhüm* innehüm ricsün, ve me'vahüm cehennem* cezaen Bi ma kânu yeksibun;
Onlara inkilab ettiğinizde (döndüğünüzde), onlardan yüzçeviresiniz (rahat bırakasınız) diye sizin için (B sırrınca) Allah’a yemin edeceklerdir... Siz de onlardan yüzçevirin... Muhakkak ki onlar pisliktirler... Kazanmakta olduklarının (B sırrınca) cezası olarak onların sığınağı Cehennem’dir.
يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَرْضَى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
96-) Yahlifune leküm literdav anhüm* fein terdav anhüm feinnAllahe la yerda anil kavmil fasikıyn;
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler... Şayet siz onlardan razı olsanız da Allah o fasıklar kavminden razı olmaz.
الْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
97-) El’arabu eşeddü küfren ve nifakan ve ecderu ella ya'lemu hudude ma enzelAllahu alâ RasûliHİ, vAllahu Aliymun Hakiym;
Bedeviler, küfür ve nifak itibarıyla daha şiddetlidirler... Ve Allah’ın Rasûlü’ne inzal ettiğinin hadlerini/sınırlarını bilmemeye daha layıktırlar... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَائِرَ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
98-) Ve minel a'rabi men yettehızü ma yünfiku mağremen ve yeterabbesu Bikümüd devair* aleyhim dairetüssev'* vAllahu Semiy’un ‘Aliym;
Bedevilerden kimi vardır ki, infak ettiğini mağrem (borç, mecburiyet) sayar (infak’ın bilincinde değildir) ve size daire’ler (kötü devirler, hezimetler, bozgun, belalar) gelmesini (B sırrınca) gözetip bekler... Kötü daire (devir, hezimet, bela) kendileri üzerine olsun!.. Allah Semi’dir, Aliym’dir.
وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللَّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلَا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
99-) Ve minel a'rabi men yu'minu Billahi vel yevmil ahıri ve yettehızü ma yünfiku kurubatin ındAllahi ve salevatir Rasûl* ela inneha kurbetün lehüm* seyudhıluhumullahu fiy rahmetiHİ, innAllahe Ğafurun Rahîym;
Bedevilerden kimi de vardır ki, (B sırrıyla) Allah’a ve ahir gün’e iman eder ve infak ettiğini Allah indinde kurubat (kurbetler, yakınlıklar; fena-tecelli ilişkisi?) ve er-Rasûl’ün (Rasûlullah’ın) salatları (duaları, kemalatları) sayar/edinir... Dikkat edin, muhakkak ki o (infak ettikleri), kendileri için bir kurbet’tir (yakınlık vesilesidir)... Allah onları (sıfat tecellisi ile) rahmetine dahil edecektir... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir
وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
100-) Vessabikunel evvelune minel muhaciriyne vel’ensari velleziynettebeuhüm Bi ihsanin radıyAllahu anhüm ve radu anHU, ve eadde lehüm cennatin tecriy tahtehel’enharu halidiyne fiyha ebeda* zâlikel fevzül azîym;
Muhacir (yerinden/izafi kişiliğinden hicret eden) ve Ensar’dan (hicret yurdunun sakini, muhaciri barındırıp yardım edenden) ilk öne geçenler (İslam’a-tam tevhid’e nail olanlar) ile onlara (Bi-) ihsan (hakıkatı müşahade) ile tabi olmuşlar var ya, işte onlardan Allah razı olmuştur... (Onlar da) O’ndan razı olmuşlardır... Onlar için içinde ebedi kalacakları altlarından nehirler akan cennetler hazırlamıştır... İşte bu aziym bir kurtuluştur.
وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَى عَذَابٍ عَظِيمٍ

101-) Ve mimmen havleküm minel a'rabi münafikun* ve min ehlil Mediyneti meradu alennifakı la ta'lemuhüm* nahnü na'lemuhüm* senüazzibuhüm merreteyni sümme yüreddune ila azâbin azîym;

Bedevilerden etrafınızda münafıklar var... Ehl-i Medine’den de nifak üzere tiryaki olmuş/münafıklıkta maharetli kimseler var... Sen onları bilmezsin... Biz onları biliriz... Biz onlara iki kere (dünya-kabir) azab edeceğiz... Sonra da aziym azab’a (cehennem’e) reddolunurlar/döndürülürler.
وَءَاخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللَّهُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
102-) Ve aharuna'terefu Bi zünubihim haletu amelen salihan ve ahare seyyia* asellahu en yetube aleyhim* innAllahe Ğafurun Rahîym;
(Hz.Rasûlullah ile cihad için sefere çıkmayan) diğer bir kısmı ise (B sırrınca) günahlarını itiraf ettiler... Onlar salih (imanlarına göre) amel ile diğer kötü (nefsani) bir ameli karıştırdılar... Umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
103-) Huz min emvalihim sadakaten tütahhiruhüm ve tüzekkiyhim Biha ve salli aleyhim* inne salateke sekenün lehüm* vAllahu Semiy’un ‘Aliym;
Onların mallarından bir sadaka al (ki böylece) onları temizlersin (yani: kendilerini tahir kıldığın bir sadaka al) ve onunla (o sadaka ile B sırrınca) kendilerini tezkiye edersin/arındırırsın (ve kendilerini B sırrınca tezkiye edeceğin bir sadaka al)... Onlara salat et... Muhakkak ki senin salat’ın (sohbet namazın) onlar için seken’dir (sekinet, huzur, emniyet; yakin sağlayıcıdır)... Allah Semi’dir, Aliym’dir.
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
104-) Elem ya'lemu ennAllahe HUve yakbelüt tevbete an ıbadiHİ ve ye'huzüs sadakati ve ennAllahe HUvet Tevvabur Rahîym;
Onlar bilmediler mi ki Allah’dır kullarından tevbeyi (her mertebede) kabul eden ve (bunun için) sadakaları alan... Ve (bilmediler mi) Allah Tevvab (dilediğini Zatına döndürür), Rahıym’dir (bunu sağlayıcı rahmet sistemi vardır).
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
105-) Ve kulı'melu fese yerAllahu ameleküm ve RasûluHU vel mu'minun* ve setüreddune ila Alimil ğaybi veş şehadeti feyünebbiuküm Bi ma küntüm ta'melun;
De ki: “Amel edin!.. Allah, O’nun Rasûlü ve mü’minler sizin amelinizi görecek... Ve siz gayb ve şahadet’in Alimi’ne reddolunacaksınız... (O), size yaptıklarınızı (B sırrınca) haber verir”.
وَءَاخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ اللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
106-) Ve aharune mürcevne liemrillahi imma yuazzibuhüm ve imma yetubu aleyhim* vAllahu Aliymun Hakiym;
(Savaş için sefere çıkmayan) diğer bir kısım da Allah Emri için tehir edilmişler/Allah Emrine bırakılmışlardır... (Allah) ya onlara azab eder ya da tevbe nasip eder/tevbelerini kabul eder... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا الْحُسْنَى وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

107-) Velleziynettehazu mesciden dıraren ve küfren ve tefriykan beynel mu’miniyne ve ırsaden limen harebAllahe ve RasûleHU min kabl* ve leyahlifünne in eradna illel hüsna* vAllahu yeşhedü innehüm le kâzibun;

Bir de (insanlara; iman edenlere) zarar vermek, küfür (Rasûlullah’a muhalefet ve O’nu inkar; gerçeğin örtülü kalması), mü’minler arasında tefrika ve daha önce Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne harb açmış kimseyi gözetleme (yeri) için mescid edinmişler var... “Hüsna= iyilik/güzellik’ten başka bir şey irade etmedik” diye yemin ederler... Allah şahidlik eder ki, onlar kesinlikle yalancılardır.
لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَنْ تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ
108-) La tekum fiyhi ebeda* lemescidün üssise alet takva min evveli yevmin ehakku en tekume fiyh* fiyhi Ricalün yuhıbbune en yetetahheru* vAllahu yuhıbbul muttahhiriyn;
O mescidin (107.ayette açıklanan mescid-i dırar’ın) içinde asla (kıyam) durma/namaza durma... Ta ilk gününden temeli takva üzere (halis niyyetle, korunma-arınma çalışmaları için) tesis edilmiş mescid (Hz.Rasûlullah’ın bina ettiği Mescid-i Nebî; ki Hz.İbrahim’in bina ettiği Ka’be ve başka Nebîler tarafından bina edilen Mescid-i Aksa da bu kabildendir), içinde kıyam etmene elbette daha layıktır... Orada (o mescidin içinde) tertemiz olmayı seven (vuslatı dilemiş özgün) Rical (yolunda yürüyen Er kişiler) vardır... Allah (şirkin her çeşitinden) temizlenenleri sever.
أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَمْ مَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
109-) Efemen essese bünyanehu alâ takva minellahi ve rıdvanin hayrun emmen essese bünyanehu alâ şefa cürüfin harin fenhare Bihi fiy nari cehennem* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
Binasını (mescidini) Allah’dan bir takva (fena) ve rıdvan (ilahi sıfatlar) üzere kuran kimse mi hayırlıdır yoksa binasını yıkılmaya yüz tutmuş uçurumun (bedensel kişiliğinin, beş duyu dünyasının) kenarı üzere kurup da onunla (B sırrınca) Cehennem Narı’nın içine yuvarlanan kimse mi?... Allah zalimler kavmini (şirk ve nifak ehlini kendine) hidayet etmez.
لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِي بَنَوْا رِيبَةً فِي قُلُوبِهِمْ إِلَّا أَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

110-) La yezalu bünyanühümülleziy benev riybeten fiy kulubihim illâ en tekattaa kulubühüm* vAllahu Aliymun Hakiym;

Onların kurdukları binaları (mescidleri), kalbleri parçalanmadıkça, kalblerinde bir kuşku-şüphe olarak devam edecektir... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْءَانِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ
111-) İnnAllaheştera minel mu’miniyne enfüsehüm ve emvalehüm Bienne lehümül cennete, yukatilune fiy sebiylillâhi feyaktülune ve yuktelune va'den aleyhi hakkan fiyt Tevrati vel İnciyli vel Kur'an* ve men evfa Bi ahdiHİ minAllahi festebşiru Bi bey'ıkümülleziy baya'tüm BiHİ, ve zâlike hüvel fevzül azîym;
Muhakkak ki Allah mü’minlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini (benliklerini, zatlarını) ve mallarını (özelliklerini) (B sırrınca) satın almıştır... (Mü’minler) Allah yolunda mukatele (mücahade) ederler, öldürürler (tabiat, şatlanmalar, beşeri özellikleri) ve öldürülürler (fena fillah)... (Bu Allah’ın) Tevrat’ta (Zahiri hükümler), İncil’de (Batıni hükümler) ve Kur’an’da (Zahir ve Batını cami İlahi Ahkam ve Ma’rifetler) kendi üzerine alıp üstlendiği hakk bir vaad’dir!... Kim Allah’dan daha çok (Bi-) ahdini yerine getirebilir?.. O halde O’nunla (B sırrınca) yaptığınız bu alış verişten dolayı sevinin!.. Aziym kurtuluş işte budur.
التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْآمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللَّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
112-) EtTaibunel Abiydunel Hamidunes Saihuner Rakiunes Sacidunel Amirune Bil ma'rufi venNahune anil münkeri vel Hafizune li hududillah* ve beşşiril mu’miniyn;
(Onlar; yani bu alışverişi yapan mü’minler) tevbe edenler (Allah’a dönenler), ibadet (bilinçli kulluk) edenler, hamd edenler (Rabbani sıfatları, kemalatlarını izhar edenler), (hakikatlerine) seyahat edenler, rüku’ edenler (Azamet-i İlahiyye’yi görüp huşu duyanlar), secde edenler (tam fena), ma’ruf’u (B sırrınca) emredenler, münker’den nehyedenler ve hududullahı muhafaza edenler (Baka)... Müjdele o mü’minleri!.
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا أُولِي قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
113-) Ma kâne linNebîyyi velleziyne amenu en yestağfiru lil müşrikiyne velev kânu üliy kurba min ba'di ma tebeyyene lehüm ennehüm ashabül cahıym;
Ne en-Nebî’ye (Hz.Rasûlullah’a) ne de iman edenlere, akraba dahi olsalar, ashab-ı cahıym (çılgın ateşlikler, cehennemlik) oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için mağfiret dilemeleri olur şey değil (zira “Allah şirki mağfiret etmez”; şakiliğin çaresi yoktur).
وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَأَوَّاهٌ حَلِيمٌ
114-) Ve ma kânestiğfaru İbrahîyme li ebiyhi illâ an mev'ıdetin veadeha iyyah* felemma tebeyyene lehu ennehu adüvvün lilhahi teberrae minhü, inne İbrahîyme le Evvahün Haliym;
Babası için İbrahim’in istiğfarı, ancak ona verdiği bir söz yüzünden idi... Onun bir Allah düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı... Muhakkak ki İbrahim Evvah (ince kalbli, Allah’a hassas) ve Haliym (hilm sahibi)’dir.
وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ إِذْ هَدَاهُمْ حَتَّى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
11 5-) Ve ma kânAllahu liyudılle kavmen ba'de iz hedahüm hatta yübeyyine lehüm ma yettekun* innAllahe Bi külli şey'in Aliym;
Allah bir kavme hidayet ettikten sonra, korunacakları şeyler kendilerine açıkça belli olmadıkça saptırmaz (korunulması gerekenleri açıkça bildirilmedikçe sorumlu tutmaz)... Muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.
إِنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
11 6-) İnnAllahe leHU mülküs Semavati vel Ard* yuhyiy ve yümiyt* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;
Muhakkak ki Semalar’ın ve Arz’ın mülkü Allah’ındır... Diriltir ve öldürür... Sizin için Allah’dan gayrı ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır.
لَقَدْ تَابَ اللَّهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ إِنَّهُ بِهِمْ رَءُوفٌ رَحِيمٌ
117-) Lekad tabAllahu alenNebîyyi vel mühaciriyne vel’ensarilleziyn ettebeuhu fiy saatil usreti min ba'di ma kade yeziyğu kulubü feriykın minhüm sümme tabe aleyhim* inneHU Bihim Raufun Rahîym;
Andolsun ki Allah, (hem de) onlardan bir fırkanın kalbleri neredeyse kaymak üzere iken, en-Nebî’yi (Hz.Rasûllullah’ı) da, o güçlük saatinde (Tebuk Seferi esnasında) O’na tabi olan Muhacirler ile Ensarı da tevbeye muvaffak kıldı (gafletten korudu, durumlarını gerçeği ile farkettirdi)... Sonra onların tevbelerini kabul etti (nefslerinden koruyup kendine hidayet etti)... Çünkü O, onlara (B sırrınca onlar olarak, onlardan) Rauf’dur, Rahıym’dir.
وَعَلَى الثَّلَاثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّى إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا أَنْ لَا مَلْجَأَ مِنَ اللَّهِ إِلَّا إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ
118-) Ve ales selasetilleziyne hullifu* hatta iza dakat aleyhimül’ Ardu Bi ma rahubet ve dakat aleyhim enfüsühüm ve zannu en la melcee minAllahi illâ ileyh* sümme tabe aleyhim li yetubu* innAllahe HUvetTevvabur Rahîym;
Geride bırakılan o üç kişinin de (tevbesini kabul etti)... (Çünkü B sırrınca) genişliğine rağmen Arz onlara dar gelmiş, nefsleri kendilerine dar gelmiş ve (nihayet) Allah’dan (herhangi bir rabbani/kayıtlayıcı hükümden kurtulmak için) sığınılacak yer ancak O’nadır’ı zannetmişlerdi (içlerinden gelen bir şekilde inandılar)... Sonra, tevbe (rücu’) etmeleri için (Allah) onların tevbesini kabul etti... Muhakkak ki Allah Tevvab’dır, Rahıym’dir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
119-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe ve kunu meas sadikıyn;
Ey iman edenler!... Allah’dan ittika edin ve sadıklarla (ahdlerine sadık, doğru sözlülerle) beraber olun!.
مَا كَانَ لِأَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِأَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَط
120-) Ma kâne li ehlil Mediyneti ve men havlehüm minel a'rabi en yetehallefu an Rasûlillahi ve la yerğabu Bi enfüsihim an nefsih* zâlike Bi ennehüm la yusıybuhüm zameün ve la nesabün ve la mahmesatün fiy sebiylillâhi ve la yetaune mevtıen yağıyzul küffare ve la yenalune min adüvvin neylen illâ kütibe lehüm Bihi amelün salih* innAllahe la yudıy'u ecrel muhsiniyn;
Gerek Ehl-i Medine’ye (Medine halkına) ve gerek bedevilerden etraflarında olanlara, Allah Rasûlü’nden geri kalmaları ve O’nun nefsinden (öne alıp, kendi nefslerini tercih ederek) kendi nefslerine (B sırrınca) rağbet etmeleri olmaz/yakışmaz... Çünkü Allah yolunda (B sırrınca) onlara isabet edecek bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları, düşmana karşı bir muzafferiyet kazanmaları/nail olacaklarına düşmandan nail olmaları, kendilerine illa salih amel yazılmıştır (ki bunları yaptılar)... Muhakkak ki Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez.
وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
121-) Ve la yünfikune nefekaten sağıyreten ve la kebiyreten ve la yaktaune vadiyen illâ kütibe lehüm li yecziyehümullahu ahsene ma kânu ya'melun;
(Ve yine) küçük veya büyük bir nafaka (harcama) infak ederler ve bir vadiyi katederler/geçerler ise (bu da) onlara illa yazılmıştır (ki onlar bu amelleri yapıyor)... Allah, yapmakta olduklarının en güzeliyle kendilerini mukafatlandırsın diye (; işin tekniği böyle).
وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوا إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
122-) Ve ma kânel mu'minune li yenfiru kaffeten, felevla nefera min külli firkatin minhüm taifetün li yetefakkahu fiyd diyni ve li yünziru kavmehüm iza raceu ileyhim leallehüm yahzerun;
Mü’minler’in kaffeten/hepsinin birden (Allah yolunda) sefere çıkmaları (mümkün) olur şey değil... (Ama) onlardan her bir fırkadan bir taife’nin (en az bir kişinin), Diyn’de tefakkuh etmeleri (Diyn’de derin kavrayışa, Allah’ı bilmenin ve sünnetullah ma’rifeti’nin hasılası olan yetkinliğe nail olmaları) ve onlara geri döndüklerinde, belki sakınırlar diye, kavimlerini uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez mi?.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal