Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  9.  TEVBE SÛRESİ          التوبة
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
123-) Ya eyyühelleziyne amenu katilülleziyne yeluneküm minel küffari velyecidu fiyküm ğılzaten, va'lemu ennAllahe meal müttekıyn;
Ey iman edenler!.. Küffar’dan (gerçeği örtenlerden) size yakın olanlar ile mukatele edin (cihad-ı ekber yapın)... Sizde ğılza (sertlik, şiddet, azim, iman bilinci yoğunluğu) bulsunlar... Bilin ki Allah muttakıylerle beraberdir.
وَإِذَا مَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ ءَامَنُوا فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
124-) Ve iza ma ünzilet sûretün fe minhüm men yekulü eyyüküm zadethü hazihi iymana* feemmelleziyne amenu fe zadethüm iymanen ve hüm yestebşirun;
Bir sûre inzal edildiğinde, onlardan kimi: “Bu hanginizin imanını artırdı?” der... İman etmiş olanlara gelince, onların imanını artırmıştır, (nitekim) onlar (sûre ile ulaşanlar dolayısıyla) müjdeleşip seviniyorlar.
وَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ
125-) Ve emmelleziyne fiy kulubihim meradun fezadethüm ricsen ila ricsihim ve matu ve hüm kafirun;
Kalblerinde hastalık (şek, samimiyetsizlik) olanlara gelince, onların pisliğine pislik katıp artırmış ve onlar kafirler oldukları halde ölmüşlerdir.
أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
126-) Evela yeravne ennehüm yüftenune fiy külli amin merreten ev merreteyni sümme la yetubune ve la hüm yezzekkerun;
Görmüyorlar mı ki onlar her yıl içinde bir veya iki kere (fitne-bela ile) deneniyorlar?.. Sonra (hala) tevbe etmiyorlar (Allah’a dönmüyorlar), ibret te almıyorlar.
وَإِذَا مَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ هَلْ يَرَاكُمْ مِنْ أَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُوا صَرَفَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
127-) Ve iza ma ünzilet sûretün nezara ba'duhüm ila ba'd* hel yeraküm min ehadin sümmensarefu* sarafAllahu kulubehüm Biennehüm kavmün la yefkahun;
Bir sûre inzal edildiğinde: “Sizi (gerçekten iman edenlerden) birisi görüyor mu? (Kur’an vahyini dinlemeye tahammulleri yoktur/ (yada) kalbimizde olanı, nifak halimizi gören biri mi var?)” diye birbirlerine bakıp sonra insıraf ettiler (sıvışarak gittiler)... Anlamayan (düşünmeyen, akletmeyen) bir topluluk olmaları dolayısıyla da (B sırrınca) Allah (sistem) kalblerini (ters) çevirdi.
لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

128-) Le kad caeküm Rasûlun min enfüsiküm azîyzun aleyhi ma anittüm hariysun aleyküm Bil mu’miniyne Raufun Rahîym;

Andolsun ki size Rasûl geldi enfüsünüzden, Aziyz’dir; sizin sıkıntıya uğramanız (zorluk-meşakkatla karşılaşmanız; beden boyutunda kalmanız) O’na (Aziyz) ağır-güç gelir... (Zira O Rasûl) size haristir (sizin kaybolmanızı, kendinize zarar verip zayi olup gitmenizi hiç bir şekilde istemez)... (O Rasûl,) (Bi-) mü’minlere (bilinç boyutunun hakikatına iman edip, gereğince davrananlara; buna sadık ve samimi kalarak yaşayanlara) Rauf (şefkatli, acıyan; kendilerini sıkıntıya sokacak davranışlardan uzaklaştırıcı) ve Rahıym (merhametli; kemalatlarını ortaya çıkaracak yol ve yöntemi öğretici, şefaat edici)’dir.
فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
129-) Fein tevellev fekul hasbiyAllahu, la ilahe illâ HUve, aleyhi tevekkeltü ve HUve Rabbül arşil azîym;
Eğer yüzçevirirler ise de ki: “Allah bana kafidir... (Zaten) Ondan gayrı vücud/müessir yok... O’na tevekkül ettim... Ve O’dur, Arş-ı Azıym’in Rabbi (her şeyi ihata etmiştir)”.

  10.  YÛNUS SÛRESİ        يونس
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الر تِلْكَ ءَايَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ
1-) Eliyf Lâââm Ra* tilke ayatül Kitabil Hakiym;
Elif, Lâm, Ra... İşte bunlar Kitab’ı Hakiym’in (hikmet dolu Kitab’ın) ayetleridir.
أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنْ أَوْحَيْنَا إِلَى رَجُلٍ مِنْهُمْ أَنْ أَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ ءَامَنُوا أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ مُبِينٌ
2-) Ekâne linNasi aceben en evhayna ila Racülin minhüm en enzirin Nase ve beşşirilleziyne amenu enne lehüm kademe sıdkın ınde Rabbihim* kalel kafirune inne haza le sahırun mübiyn;
İnsanlar için şaşılacak bir şey mi oldu: “insanları uyar ve iman edenlere de kendileri için Rableri katında Kadem-i Sıdk (sıdk kıdemi-makamı, sıddıklık mertebesi) olduğunu müjdele” diye içlerinden bir rical’e vahyetmemiz?.. Kafirler: “Muhakkak ki bu (Adam) apaçık bir büyücüdür”dedi.
إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مَا مِنْ شَفِيعٍ إِلَّا مِنْ بَعْدِ إِذْنِهِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
3-) İnne Rabbekümullahulleziy halekas Semavati vel Arda fiy sitteti eyyamin sümmesteva alel Arşi yüdebbirul emr* ma min şefiy’in illâ min ba'di izniHİ, zâlikümullahu Rabbuküm fa'buduHU, efela tezekkerun;
Muhakkak Rabbiniz O Allah’dır ki, Semavat ve Arz’ı altı günde halketti, sonra Arş’a istiva etti (Allah’ın istiva ettiği Arş?), Emr’i tedbir ediyor (mertebesine indiriyor)... Onun izninden sonra müstesna, hiçbir kimse şefaatçı olamaz... İşte budur Rabbiniz olan Allah... O halde O’na kulluk edin... Hala tezekkür etmiyor musunuz (bu özellikler kendinizde) ?.
إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا إِنَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُون
4-) İleyHİ merciuküm cemiy’a* va'dAllahi Hakka* inneHU yebdeül halka sümme yuıydühu li yecziyellezine amenu ve amilus salihati Bil kıst* velleziyne keferu lehüm şerabün min hamiymin ve azâbün eliymün Bima kânu yekfürun;
 (Hepiniz) toptan dönüşünüz O’nadır... Allah’dan Hakk bir vaad’dır (bu)...Muhakkak ki O, halk’ı ibda’ eder (yaratmaya ilk başlar, halkı izhar eder), sonra iman edip salih amel işleyenleri Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerine göre, B sırrınca) cezalandırmak (karşılığını oluşturmak) için onu (halkı) iade eder... Kafir (perdeli) olanlara gelince, kafirlik yapmaları (gerçeği reddetmeleri) yüzünden (B gerçeğince) onlara kaynar sudan bir şarap ve elim bir azab vardır.
هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللَّهُ ذَلِكَ إِلَّا بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
5-) HUvelleziy cealeş şemse dıyâen vel kamere nuren ve kadderehu menazile li ta'lemu adedes siniyne vel hısab* ma halekAllahu zâlike illâ BilHakk* yüfassılül ayati likavmin ya'lemun;
O (Allah’dır) ki, Güneş’i (Can’ı) zıya (bizatihi ışık, ışın kaynağı) ve Kamer’i (Ay’ı) nur kıldı, senelerin adedini ve hesabı bilesiniz diye Ay’ı menziller sahibi olarak takdir etti... Allah bunları Bil-Hakk (Hak olarak) yaratmıştır (özellikleri ve düzenleri geçerlidir)... Bilen bir kavim için (Allah) ayetleri tafsil ediyor.
إِنَّ فِي اخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللَّهُ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ
6-) İnne fiyhtilafilleyli ven nehari ve ma halekAllahu fiys Semavati vel Ardı le âyâtin li kavmin yettekun;
Gece ve gündüz’ün ihtilafında (birbiri ardınca değişip durmasında), Allah’ın Semavat ve Arz’da halkettiklerinde, korunan bir kavim için elbette ayetler vardır.
إِنَّ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاطْمَأَنُّوا بِهَا وَالَّذِينَ هُمْ عَنْ ءَايَاتِنَا غَافِلُونَ
7-) İnnelleziyne la yercune Lıkaena ve radu Bil hayatid dünya vatmeennu Biha velleziyne hüm an ayatina ğafilun;
Bize kavuşmayı (varlıklarında açığa çıkışımızı yaşamayı, fıtratlarına dönmeyi) ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla (B sırrınca) tatmin olanlar ve ayetlerimizden gafiller var ya.
أُولَئِكَ مَأْوَاهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
8-) Ülaike me'vahümün naru Bima kânu yeksibun;
İşte onların, kazanıyor oldukları yüzünden (B sırrınca) sığınakları Nar’dır.
إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِإِيمَانِهِمْ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
9-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati yehdiyhim Rabbühüm Bi iymanihim* tecriy min tahtihimül enharu fiy cennatin naıym;
İman edip salih amel işleyenlere gelince, Rableri onları kendi iman (nur) ları ile (B sırrınca) hidayete erdirir... Naim cennetlerinde, onların altlarından nehirler akar.
دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ وَءَاخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
10-) Da'vahüm fiyha subhanekellahümme ve tehıyyetühüm fiyha Selâm* ve ahıru da'vahüm enil Hamdu Lillahi Rabbil alemiyn;
Onların orada (Naim Cennetlerinde) ki duaları/çağrıları: “Subhanekellahümme= Subhansın Sen Allahım; Seni tenzih ve tesbih ederiz (başkaca varlığımız yok)”dir... Orada (her mertebede) ki tahiyyeleri (tanışıp selamlaşmaları) “Selam”dır... Dualarının ahiri ise “elHamdu Lillahi Rabbil’alemiyn”dir.
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللَّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

11-) Velev yuaccilullahu lin Nasişşerresti'calehüm Bil hayri lekudiye ileyhim ecelühüm* fenezerulleziyne la yercune Lıkaena fiy tuğyanihim ya'mehun;

Eğer Allah insanlara, onların hayrı (B sırrınca) acele istedikleri gibi, şerri de çarçabuk etseydi, onların eceli gerçekleştirilmiş (süreçleri bitirilmiş) olurdu... Fakat bize kavuşmayı (7.ayet?) ummayanları kendi tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın bocalar halde bırakırız.
وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَائِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَنْ لَمْ يَدْعُنَا إِلَى ضُرٍّ مَسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
12-) Ve iza messel İnsaneddurru deana licenbihi ev kaıden ev kaima* felemma keşefna anhü durrahu merre keen lem yed'una ila durrin messeh* kezâlike züyyine lil müsrifiyne ma kânu ya'melun;
İnsan’a durr (sıkıntı, zorluk, hastalık, acizlik) dokunduğunda, yanı üzereyken, otururken veya kıyamda (ayakta) iken bize dua eder/çağırır... Fakat durr’unu keşfettiğimizde (açıp giderdiğimizde), sanki kendisine dokunan durr için bize dua etmemiş gibi yürür gider... İşte müsriflere (haddi aşanlara, zayi edenlere), yapmakta oldukları böylece süslendirilmiştir.
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ

13-) Ve lekad ehleknel kurune min kabliküm lemma zalemu ve caethüm Rusulühüm Bil beyyinati ve ma kânu li yu'minu* kezâlike neczil kavmel mücrimiyn;

Andolsun ki sizden önceki muasır nesilleri/kuşakları, Rasûlleri kendilerine (B sırrınca) beyyineler (açık deliller, mucizeler) ile geldikleri halde zulmettikleri zaman ve iman etmedikleri için helak ettik... Mücrimler kavmini işte böyle cezalandırırız.
ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَائِفَ فِي الْأَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
14-) Sümme cealnaküm halaife fiyl Ardı min ba'dihim li nenzure keyfe ta'melun;
Sonra, onların ardından sizi Arz’da halifeler kıldık ki, nasıl amel edeceğinize bakalım diye.
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ ءَايَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْءَانٍ غَيْرِ هَذَا أَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِي إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ إِنِّي أَخَافُ إ
15-) Ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalelleziyne la yercune Lıkaene'ti Bi Kur'anin ğayri hazâ ev beddilhu, kul ma yekûnü liy en übeddilehu min tilkai nefsiy* in ettebiu illâ ma yuha ileyye, inniy ehafü in asaytü Rabbiy azâbe yevmin azîym;
Ayetlerimiz onlara beyyineler (apaçık belgeler) halinde tilavet edildiğinde, bize kavuşmayı (7.ayet) ummayanlar: “(B sırrınca) bunun gayrı bir Kur’an getir yahut onu tebdil et (değiştir)” dedi... De ki: “O’nu nefsim tarafımdan değiştirmem benim için olacak şey değildir... Ben ancak bana vahyolunana tabi olurum... Eğer Rabbime ısyan edersem muhakkak ki ben aziym gün’ün azabından korkarım”.
قُلْ لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَا أَدْرَاكُمْ بِهِ فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
16-) Kul lev şaAllahu ma televtühu aleyküm ve la edraküm Bihi, fekad lebistü fiyküm umüren min kablih* efela ta'kılun;
De ki: “Eğer Allah dileseydi O’nu (Kur’an’ı) size tilavet etmezdim (telaffuz edip okumazdım) ve (O da) O’nu (B sırrınca) size bildirmezdi... O’ndan önce sizin içinizde gerçekten bir ömür kaldım... Akletmiyor musunuz?”.
فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ
17-) Femen azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe BiayatiHİ, innehu la yüflihul mücrimun;
Allah’a yalan iftira eden (O’nu tanrı yerine koyan) yahut O’nun ayetlerini (sıfatlarını B sırrınca) yalanlayandan daha zalim kimdir?.. Muhakkak ki mücrimler iflah etmezler.
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
18-) Ve ya'büdune min dunillahi ma la yadurruhüm ve la yenfeuhüm ve yekulune haülai şüfeauna indAllah* kul etünebbiunAllahe Bima la ya'lemü fiys Semavati ve la fiyl Ard* subhaneHU ve tealâ amma yüşrikûn;
Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar ve ne de fayda vermeyen (isim ve resimle perdelenip, Allah yanısıra varlıkları ve bir nitelikleri olmayan) şeylere kulluk yaparlar... Ve: “İşte bunlar Allah indinde bizim şefaatçılarımız” derler... De ki: “Siz, Allah’a, Semavat ve Arz’da bilmediği şeyi mi (B sırrınca) haber veriyorsunuz?”... Subhan’dır O; onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
وَمَا كَانَ النَّاسُ إِلَّا أُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُوا وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ فِيمَا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
19-) Ve ma kânenNasu illâ ümmeten vahıdeten fahtelefu* ve levla kelimetün sebekat min Rabbike lekudiye beynehüm fiyma fiyhi yahtelifun;
İnsanlar ancak ümmet-i vahide (bir tek ümmet; fıtrat üzere) idi... (Sonra) ihtilaf ettiler... Eğer Rabbinden öne geçmiş bir kelime (ezeli takdir) olmasaydı, hakkında ihtilafa düştükleri konuda aralarında hüküm verilirdi.
وَيَقُولُونَ لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَقُلْ إِنَّمَا الْغَيْبُ لِلَّهِ فَانْتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ
20-) Ve yekulune levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih* fekul innemel ğaybü Lillahi fentezıru* inniy meaküm minel müntezıriyn;
“O’nun üzerine Rabbinden bir ayet (mucize, sıfat) inzal edilmeli değil miydi?” derler... De ki: “Ğayb yalnızca Allah’a aittir (birimsellikle, beşeriyetle bilinemez)... Bekleyin; muhakkak ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim”.
وَإِذَا أَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُمْ إِذَا لَهُمْ مَكْرٌ فِي ءَايَاتِنَا قُلِ اللَّهُ أَسْرَعُ مَكْرًا إِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ
21-) Ve iza ezaknenNase rahmeten min ba'di darrae messethüm iza lehüm mekrun fiy ayatina* kulillahu esrau mekra* inne Rusulena yektübune ma temkürun;
İnsanlara, (arındırmak, genişletmek için) kendilerine dokunmuş bir zarar-şiddet-hastalık-sıkıntı’dan sonra bir rahmet (güzel özellikler) tattırdığımızda, ayetlerimiz hakkında hemen bir mekr’e sahib olurlar... De ki: “Mekr itibarıyla Allah daha sür’atlidir (siz tuzağa düşersiniz)... Muhakkak ki Rasûllerimiz kurduğunuz tuzakları yazıyorlar”.
هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى إِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَاءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُا اللَّ
22-) HUvelleziy yüseyyiruküm fiyl berri vel bahr* hatta iza küntüm fiyl fülki ve cerayne Bihim Bi riyhın tayyibetin ve ferihu Biha caetha riyhun asıfün ve caehümül mevcü min külli mekanin ve zannu ennehüm uhıyta Bihim, deavullahe muhlisıyne lehüd diyn* lein enceytena min hazihi le nekûnenne mineş şakiriyn;
Sizi kara’da ve deniz’de seyrettiren/gezdiren O’dur... Hatta (düşünün) siz gemide olduğunuzda, onlar (gemiler), (B sırrınca) içindekileri (Bi-) riyh-ı tayyib (tayyib bir rüzgar) ile akıp götürdükleri ve (taşıdıkları yolcuları B sırrınca) bununla ferahlandıklarında, onlara (gemilere) riyh-ı asıf (şiddetli rüzgar; fırtına) gelip çatar, onlara her mekandan (her yerden, taraftan) dalgalar gelip ve onlar da kendilerinin o dalgalarla (B gerçeğince) kuşatıldıklarını zannettiklerinde (içlerinden gelen bir şekilde öyle inanıp idrak ettiklerinde), diyni yalnız O’na (Allah’a) halis kılarak: “Andolsun ki eğer bizi şundan kurtarırsan, kesinlikle şükredenlerden olacağız” diye Allah’a dua ettiler (taptıklarını unuttular).
فَلَمَّا أَنْجَاهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ مَتَاعَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
23-) Felemma encahüm iza hüm yebğune fiyl Ardı Biğayril Hakkı, ya eyyühenNasu innema bağyüküm alâ enfüsiküm metaal hayatid dünya sümme ileyna merciuküm fenünebbiuküm Bima küntüm ta'melun;
Vakta ki Allah onları kurtarır, hemen Arz’da Bi-gayri Hak (haksız/Hakkın gayrı olarak) taşkınlık/zulüm yaparlar... Ey insanlar, sizin bağyiniz (zulüm ve tecavüzünüz) ancak kendi aleyhinizedir, (yalnızca) dünya hayatının metaı’ndan faydalanmaktan ibarettir... Sonra dönüşünüz bizedir... (O vakit) yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) size haber veririz.
إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَامُ حَتَّى إِذَا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْه
24-) İnnema meselül hayatid dünya kemain enzelnahu minesSemai fahteleta Bihi nebatül Ardı mimma ye'külün Nasu vel en'am* hatta iza ehazetil Ardu zuhrufeha vezzeyyenet ve zanne ehlüha ennehüm kadirune aleyha, etaha emruna leylen ev neharen fecealnaha hasıyden keen lem tağne Bil ems* kezâlike nufessılül ayati likavmin yetefekkerun;
Dünya hayatının meseli, Sema’dan inzal ettiğimiz bir su gibidir... (Sonra) onunla (o su ile B sırrınca) insanların ve hayvanların yediği Arz’ın nebatı karışmıştır... Nihayet Arz, kendi zinetlerini takındığı ve süslendiği, onun ehli de onun (Arz’ın) üzerine kaadirler olduklarını zannettilerinde geceleyin veya gündüzleyin emrimiz ona geldi... Ve onu, sanki (B sırrınca) dün hiç şenlenmemiş gibi hasıyd (hasad edilmiş) kılarız... Tefekkür eden bir kavim için ayetleri işte böyle tafsil ediyoruz.
وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
25-) VAllahu yed'u ila DarisSelâm* ve yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;
Allah, Dar’üs Selam’a (Selam Yurdu’na; kayıtlardan beri hakikatınızdaki kuvvelerle yaşam boyutuna) çağırır ve dilediğini sırat-ı müstakıym’e hidayet eder.
لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
26-) Lilleziyne ahsenül hüsna ve ziyadetün, ve la yarheku vucuhehüm katerun ve la zilletün, ülaike ashabül cenneti, hüm fiyha halidun;
İhsan yapanlara (muhsince amel edenlere) el-Hüsna (daha güzeli) ve ziyade (mertebeler) vardır... Onların vechlerini (bilinçlerini) ne (kara) toz zerresi (nefsani özellik), ne de zillet (birimsellik) kaplar... Onlar ashab-ı cennet’tir... Onlar, orada ebedi kalıcılardır.
وَالَّذِينَ كَسَبُوا السَّيِّئَاتِ جَزَاءُ سَيِّئَةٍ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ مَا لَهُمْ مِنَ اللَّهِ مِنْ عَاصِمٍ كَأَنَّمَا أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ اللَّيْلِ مُظْلِمًا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
27-) Velleziyne kesebüs seyyiati cezaü seyyietin Bi misliha, ve terhekuhüm zilletün, ma lehüm minAllahi min asım* keennema uğşiyet vucuhuhüm kıtaan minel leyli muzlima* ülaike ashabün nari, hüm fiyha halidun;
Kötülükler kazanmış olanlara gelince, kötülüğün cezası (B gerçeğince) onun misli iledir (rablerinin kemalinden, melekiyetlerinden örtülüdürler)... Onları zillet bürür... Onları Allah’dan koruyacak yoktur (ma’sum değildirler)... Vechleri karanlık haldeki gece parçalarına (cismani alem sûretleri) bürünmüş gibidir... Onlar ashab-ı nar’dır... Onlar, orada ebedi kalıcılardır.
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ أَنْتُمْ وَشُرَكَاؤُكُمْ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَاؤُهُمْ مَا كُنْتُمْ إِيَّانَا تَعْبُدُونَ
28-) Ve yevme nahşuruhüm cemiy’an sümme nekulü lilleziyne eşrekû mekâneküm entüm ve şürekâüküm* fezeyyelna beynehüm ve kale şürekâühüm ma küntüm iyyana ta'budun;
Cemian (toplu halde) onları haşredeceğimizin günü (nü düşün) !.. Sonra da şirk koşanlara: “Siz ve ortak koştuklarınız, mekanınıza” deriz... Akabinde onların aralarını ayırmışızdır... Onların ortak koştukları ise: “Siz bize kulluk etmiyordunuz (kendi evham ve hayallerinize kulluk yapıyordunuz)” dedi
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal