Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  10.  YÛNUS SÛRESİ     يونس
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
فَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ إِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلِينَ

29-) Fekefa Billahi şehiyden beynena ve beyneküm in künna an ıbadetiküm leğafiliyn;

 “Bizimle sizin aranızda şahidliğe (B sırrınca) Allah kafiydir... Muhakkak ki biz sizin ibadetinizden gafiller idik”.
هُنَالِكَ تَبْلُو كُلُّ نَفْسٍ مَا أَسْلَفَتْ وَرُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلَاهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

30-) Hünalike teblu küllü nefsin ma eslefet ve ruddu ilellahi MevlahumülHakkı ve dalle anhüm ma kânu yefterun;

Orada her nefs, önceden ne gönderdi ise onu dener... (Onlar) Hakk Mevlaları olan Allah’a döndürülmüş ve uydurmakta oldukları (dünyaları, tapınma objeleri) kendilerinden kaybolup gitmiştir.
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
31-) Kul men yerzükuküm mines Semai vel Ardı emmen yemliküs sem'a vel ebsare ve men yuhricülhayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve men yüdebbirul emre, feseyekulunAllah* fekul efela tettekun;
 (Müşriklere) de ki: “Sizi Sema’dan ve Arz’dan kim rızıklandırıyor?.. Yahut işitme ve görme kuvvelerine kim malik?.. Ölüden diriyi kim çıkarıyor ve diriden ölüyü kim çıkarıyor?... Kim EMRi tedbir ediyor (hakikatının hükmüne göre mertebesine indiriyor) ?”... “Allah”, diyecekler… De ki: “O halde niye bilfiil muttaki olmuyorsunuz?”.
فَذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ
32-) Fezâlikümullahu RabbukümülHakk* femazâ ba’del Hakkı illedDalal* feenna tusrafun;
İşte budur Hakk Rabbiniz olan Allah... Hak’dan sonra dalal (sapıklık) dan başka ne var ki?.. (O halde) nasıl çevriliyorsunuz?.
كَذَلِكَ حَقَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ عَلَى الَّذِينَ فَسَقُوا أَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
33-) Kezlike hakkat kelimetü rRabbike alelleziyne feseku ennehüm la yu'minun;
İşte böylece, Rabbinin, fasık olanlar hakkında: “Onlar iman etmezler” kelimesi gerçekleşmiştir.
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ قُلِ اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
34-) Kul hel min şürekâiküm men yebdeül halka sümme yuıydühu, kulillahu yebdeül halka sümme yuıydühu feenna tü'fekûn;
De ki: “Ortak koştuklarınızdan halkı ibda’ (izhar) edip, sonra onu iade eden (bu sıfatlara sahip) kimse var mı?”.. De ki: “Allah halkı ibda’ (izhar) eder, sonra onu iade eder (bu sıfatlara sahip tek bir vücud O)... Nasıl döndürülüyorsunuz?”.
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ قُلِ اللَّهُ يَهْدِي لِلْحَقِّ أَفَمَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ أَحَقُّ أَنْ يُتَّبَعَ أَمَّنْ لَا يَهِدِّي إِلَّا أَنْ يُهْدَى فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
35-) Kul hel min şürekâiküm men yehdiy ilel Hakkı, kulillahu yehdiy lil Hakk* efemen yehdiy ilel Hakkı ehakku en yüttebea emmen la yehiddiy illâ en yühda* fema leküm keyfe tahkümun;
De ki: “Ortak koştuklarınızdan Hakk’a klavuzlayacak kimse var mı?”.. De ki: “Allah, hidayet eder Hakk’a... (Aceba) Hakka klavuzlayan mı tabi olunmaya ehakk’dır, yoksa hidayet edilmedikçe doğru yolu bulamayan mı?... Ne oluyor size?... Nasıl hüküm veriyorsunuz?”.
وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلَّا ظَنًّا إِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
36-) Ve ma yettebiu ekseruhüm illâ zanna* innez zanne la yuğniy minel Hakkı şey'a* innAllahe Aliymun Bima yef'alun;
Onların ekseriyeti zandan başka bir şeye tabi olmazlar... Muhakkak ki zann Hakk’dan bir şey ifade etmez/Hakk olan bir şeyin yerini tutmaz... Şüphesiz ki Allah yapmakta olduklarını (B sırrınca) Aliym’dir.
وَمَا كَانَ هَذَا الْقُرْءَانُ أَنْ يُفْتَرَى مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
37-) Ve ma kâne hazel Kur’anu en yüftera min dunillahi ve lâkin tasdiykalleziy beyne yedeyhi ve tafsıylel Kitabi la raybe fiyhi min Rabbil alemiyn;
Bu Kur’an, Allah’dan başkası tarafından uydurulmadı... Fakat kendinden öncekini (Levhi Mahfuz’u) tasdik ve (Ümmül) Kitab’ı tafsil’dir (O)... Onda şüphe yoktur... Rabbül’Alemiyn’dendir (O).
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهِ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
38-) Em yekulunefterah* kul fe'tu Bi sûretin mislihi ved'u menisteta'tüm min dunillahi in küntüm sadikıyn;
Yoksa “O’nu uydurdu” mu diyorlar… De ki: “Hadi siz de onun misli (uydurma) bir (Bi-) sûre getirin... Allah’tan ğayrı gücünüz yettiği kim varsa (onu da yardıma) çağırın... Eğer sözünüzde sadıklar iseniz (yapın bunu)”.
بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحِيطُوا بِعِلْمِهِ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ
39-) Bel kezzebu Bima lem yuhıytu Bi ılmihi ve lemma ye'tihim te'viyluhu, kezâlike kezzebelleziyne min kablihim fenzur keyfe kâne akıbetüz zalimiyn;
Hayır... İlmi’ni (B sırrınca) ıhata etmedikleri ve henüz te’vili kendilerine gelmemiş bir şeyi yalanladılar... Onlardan öncekiler de böyle yalanladılar... Zalimlerin akıbeti nasıl oldu bir bak!.
وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهِ وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِالْمُفْسِدِينَ
40-) Ve minhüm men yu'minu Bihi ve minhüm men la yu'minu Bihi, ve Rabbuke a'lemu Bil müfsidiyn;
Onlardan O’na (B sırrınca) iman edecek kimse de vardır, O’na (B sırrınca) iman etmeyecek kimse de... Rabbin ifsad edicileri (B sırrınca) daha iyi bilir.
وَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لِي عَمَلِي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ أَنْتُمْ بَرِيئُونَ مِمَّا أَعْمَلُ وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ
41-) Ve in kezzebuke fe kul liy ameliy ve leküm amelüküm* entüm beriyune mimma a'melü ve ene beriy’ün mimma ta'melun;
Eğer seni yalanladılar ise de ki: “Benim amelim bana, sizin ameliniz size aittir... Siz benim yaptığımdan uzaksınız ben de sizin yaptığınızdan beriyim”.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ أَفَأَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ
42-) Ve minhüm men yestemiune ileyke, efeente tüsmi’ussumme velev kânu la ya'kılun;
Onlardan sana kulak verip dinleyenler de vardır... (Fakat) sağırlara sen mi işittireceksin?.. Hele bir de akletmiyorlarsa!.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ إِلَيْكَ أَفَأَنْتَ تَهْدِي الْعُمْيَ وَلَوْ كَانُوا لَا يُبْصِرُونَ
43-) Ve minhüm men yenzuru ileyke, efeente tehdil umye velev kânu la yubsırun;
Onlardan sana bakanlar da vardır... Körlere sen mi klavuzluk edip doğru yolu (vahdet’i) göstereceksin?.. Eğer basiretleri ile görmüyorlarsa!.
إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَكِنَّ النَّاسَ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
44-) İnnAllahe la yazlimunNase şey’en ve lakinnenNase enfüsehüm yazlimun;
Muhakkak ki Allah insanlara (en ufak) bir şey itibarıyla (dahi) zulmetmez (la yukellifullahu nefsen illa vüs’aha)... Fakat insanlar kendi nefslerine zulmederler.
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَأَنْ لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللَّهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ
45-) Ve yevme yahşuruhüm keen lem yelbesu illâ sa’aten minennehari yetearefune beynehüm* kad hasirelleziyne kezzebu BiLıkaillahi ve ma kânu mühtediyn;
Onları haşredeceği gün, sanki gündüzden bir saat’tan başka kalmamışlar gibi, aralarında tanışırlar (biyolojik beden dünya rüyasındaki nisbetlere dayalı kişiler olarak değil)... Allah’a Lıkayı (Allah’ın varlığında açığa çıkışını yaşamayı, B sırrınca) yalanlamış olanlar gerçekten hüsrana uğramıştır... Ve (onlar) muhtediyn (doğru ve gerçek olanı bulmuş, hidayete elverişli) değillerdi.
وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللَّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ
46-) Ve imma nüriyenneke ba'dalleziy naıdühüm ev neteveffeyenneke feileyna merciuhüm sümmAllahu şehiydün alâ ma yef'alun;
Onlara va’dettiğimizin bazısını sana göstersek yahut seni vefat ettirsek (bu takdirde de görürsün), yine onların dönüşleri bizedir... Sonra, Allah yaptıkları üzerine şahid’dir.
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَسُولٌ فَإِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
47-) Ve likülli ümmetin Rasûl* feiza cae Rasûlühüm kudiye beynehüm Bil kıstı ve hüm la yuzlemun;
Her ümmet için (Hakikat’a hidayet eden, o idrakı oluşturan ve nihayet onlara şahid olan) bir Rasûl vardır... Rasûlleri geldiği vakit aralarında Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerince, sünnetullah’a göre, B sırrınca) hükmolunur... Onlar zulme uğratılmazlar.
وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
48-) Ve yekulune meta hazel va'dü in küntüm sadikıyn;
 “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu va’d (kıyamet, haşr) ne zaman?” derler.
قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرًّا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ إِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
49-) Kul la emlikü linefsiy darren ve la nef'an illâ ma şaAllah* likülli ümmetin ecel* iza cae ecelühüm fela yeste'hırune saaten ve la yestakdimun;
De ki: “Nefsim için Allah’ın dilediğinden başka bir zarar ve bir faydaya malik değilim... Her ümmet’in bir eceli vardır... Ecelleri geldiği vakit, artık ne bir saat geri kalırlar ve ne de ileri giderler”.
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا أَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ
50-) Kul eraeytüm in etaküm azâbuHU beyaten ev neharen ma zâ yesta'cilü minhül mücrimun;
De ki: “Gördünüz mü (düşünün bakalım), şayet O’nun azabı geceleyin veya gündüzleyin size gelmiş olsa, (söyleyin) mücrimler ondan neyi acele isterler?”.
أَثُمَّ إِذَا مَا وَقَعَ ءَامَنْتُمْ بِهِ آلْآنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
51-) E sümme iza ma vekaa amentüm Bihi, al’ ANe ve kad küntüm Bihi testa'cilun;
 (Azab) vaki olduktan sonra mı ona (B sırrınca) iman ettiniz?.. ŞİMDİ mi?.. (Halbuki) onu (B sırrınca) çarçabuk-aceleden istiyordunuz!.
ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
52-) Sümme kıyle lilleziyne zalemu zuku azâbel huld* hel tüczevne illâ Bima küntüm teksibun;
Sonra zulmedenlere: “azab-ı huld’u=sonsuz azab’ı tadın” denildi... “Yalnız kazanmakta olduklarınız ile (B gerçeğince) cezalandırılmıyor musunuz?”.
وَيَسْتَنْبِئُونَكَ أَحَقٌّ هُوَ قُلْ إِي وَرَبِّي إِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ
53-) Ve yestenbiuneke ehakkun hu* kul iy ve Rabbiy innehu lehakkun ve ma entüm Bi mu'ciziyn;
“O (azab) Hak mıdır?” diye senden haber isterler... De ki: “Evet, Rabbim hakkı için o elbette Hakk’dır (gerçektir; ihmali, atlanması sözkonusu değildir)... Ve siz (Bi-) aciz bırakıcılar değilsiniz (çünkü Hakk)”.
وَلَوْ أَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِي الْأَرْضِ لَافْتَدَتْ بِهِ وَأَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا الْعَذَابَ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
54-) Velev enne likülli nefsin zalemet ma fiyl Ardı leftedet Bih* ve eserrun nedamete lemma raevül azâb* ve kudiye beynehüm Bil kıstı ve hüm la yuzlemun;
Zülmetmiş her nefs, eğer Arz’da bulunan her şeye sahib olsaydı, elbette onu (B sırrınca) fidye verirdi... Azabı gördüklerinde nedametlerini gizlerler (içlerinde hissederler)... Aralarında Bil-kıst (sünnetullah’a, uluhiyyet hükümlerine göre) hükmolunmuştur... Onlar zulme uğratılmazlar (hakiki adalet).
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ أَلَا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

55-) Ela inne Lillahi ma fiys Semavati vel Ard* ela inne va'dAllahi Hakkun ve lakinne ekserehüm la ya'lemun;

Dikkat edin, Semavat ve Arz’da ne varsa muhakkak ki Allah’ındır (O’nun Esması’nın bir zuhurudur; dilediği manaları açığa çıkarsın diye yoktan yaratmıştır)... İyi bilin ki Allah’ın vaadi Hakk’dır... Fakat onların ekseriyeti bilmezler.
هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
56-) HUve yuhyiy ve yümiytü ve ileyHİ turceun;
O diriltir ve öldürür... O’na rücu’ ettirileceksiniz.
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ
57-) Ya eyyühen Nasu kad caetküm mev'ızatün min Rabbiküm ve şifaün lima fiys suduri ve hüden ve rahmetün lil mu’miniyn;
Ey insanlar!.. Size, Rabbinizden bir mev’ıze (ibret ihtiva eden haber ve uyarı), sadırlarda (kalblerde) olanlar (ilahi tecellileri almaya mani beşeri özellikler, insansı güdüler) için bir şifa, mü’minler için bir huda (hakikatlerine rehber) ve rahmet gelmiştir.
قُلْ بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
58-) Kul Bi fadlillahi ve Bi RahmetiHİ fe Bi zâlike felyefrahu* huve hayrun mimma yecmeun;
De ki: “(Bi-) Allah fazlı ve O’nun (Bi-) rahmetiyle, işte onunla sevinip ferahlasınlar (hayali, fani, cüzi şeylerle değil)... O (ilahi özellikler ile hasıl olan yaşam), onların cem’ettiklerinden daha hayırlıdır”.
قُلْ أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ آللَّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى اللَّهِ تَفْتَرُونَ
59-) Kul eraeytüm ma enzelAllahu leküm min rizkın fecealtüm minhü haramen ve halala* kul Aallahu ezine leküm em alellahi tefterun;
De ki: “Gördünüz mü rızıktan (vahyen) Allah’ın sizin için inzal ettiğini; ki ondan bir kısmını haram, bir kısmını da helal kıldınız”... De ki: “Allah mı size izin verdi (Rasûl-Nebî misiniz?), yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”.
وَمَا ظَنُّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
60-) Ve ma zannülleziyne yefterune alellahil kezibe yevmel kıyameti, innAllahe lezu fadlin alenNasi ve lâkinne ekserehüm la yeşkürun;
Allah’a yalan iftira edenler kıyamet gününü ne zannederler?... Muhakkak ki Allah insanlara (akli istidatları dolayısıyla) fazl (lutuf) sahibidir... Fakat onların ekseriyeti şükretmezler (bunu değerlendirmezler).
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِنْ قُرْءَانٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَلَا أَصْغَرَ مِنْ ذَ
61-) Ve ma tekûnü fiy şe'nin ve ma tetlu minhü min Kur'anin ve la ta'melune min amelin illâ künna aleyküm şühuden iz tüfiydune fiyh* ve ma ya'zübü an Rabbike min miskali zerretin fiyl Ardı ve la fiys Semai ve la asğare min zâlike ve la ekbere illâ fiy Kitabin mübiyn;
Bir şe’n (oluş-hal)’de olsan, ondan (o şe’n’e dair) Kur’an’dan (bir şey) tilavet etsen ve amelden ne yaparsanız, ona daldığınızda biz illa sizin üzerinize şahidler idik... Arz’da olsun, Sema’da olsun zerre ağırlığınca (bir şey) Rabbinden gizli kalmaz... (Hatta) ondan daha küçüğü ve daha büyüğü de (olsa), illa Kitab-ı Mubiyn’dedir (insan’dadır; eşyanın vücudu...?).
أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
62-) Ela inne evliyaAllahi la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Açın gözünüzü!.. Allah Veliy’lerine korku yoktur (hiç bir şeyleri kalmamış) ve onlar mahzun da olmazlar (kemalatları halisdir).
الَّذِينَ ءَامَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ
63-) Elleziyne amenu ve kânu yettekun;
Onlar ki (hakikatlerine) iman etmişler (yakiyn) ve (sünnetullah’ın gereği) korunmayı gerçekleştirmişlerdir.
لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ لَا تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
64-) Lehümül büşra fiyl hayatid dünya ve fiyl ahireti, la tebdiyle likelimatillahi, zâlike hüvel fevzül azîym;
Dünya hayatında da Ahirette de buşra (müjde) vardır onlara... Allah Kelimeleri için asla tebdil (değişme, bedel) yoktur... İşte bu aziym kurtuluştur.
وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
65-) Ve la yahzünke kavlühüm* innel ızzete Lillahi cemiy’an, HUves semiy’ul Alîym;
Onların kavli (sözü) seni mahzun etmesin... Muhakkak ki izzet bütünüyle Allah’ındır... O Semi’dir, Aliym’dir (senden onları işiten ve bilen Allah’dır?).
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ شُرَكَاءَ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
66-) Elâ inne Lillahi men fiys Semavati ve men fiyl Ard* ve ma yettebiulleziyne yed'une min dunillahi şüreka'* in yettebiune illezzanne ve in hüm illâ yahrusun;
Dikkat edin!... Semavat’ta kim var, Arz’da kim varsa muhakkak ki Allah’ındır (onların hakikatı olarak dilediği manaları açığa çıkarmakta ve mutlak olarak hüküm ve tasarruf etmektedir)... (O halde) Allah’ın gayrı şeylere dua eden/çağıranlar (dahi), (buna rağmen hakikatte) şürekalarına (ortak koştuklarına) tabi olmuş olmuyorlar... (Onlar) ancak zanna (kendi evham ve hayallerine) tabi oluyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
67-) HUvelleziy ceale lekümül leyle liteskünu fiyhi vennehare mubsıra* inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yesmeun;
Sizin için, geceyi (bedeni) onda sükun bulasınız (boşalıp rahatlayasınız; nötürleşesiniz) diye ve gündüzü (insani nefsi) mubsır (gören, idrak eden) kılan O’dur... Muhakkak ki bunda işiten bir kavim için ayetler vardır.
قَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ هُوَ الْغَنِيُّ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ إِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهَذَا أَتَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
68-) Kalüttehazallahu veleden subhaneHU, HUvel Ğaniyy* leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* in ındeküm min sültanin Bi hazâ* etekulune alellahi ma la ta'lemun;
 “Allah çocuk edindi” dediler... Subhan’dır O! (gayrı vücud olmaktan, benzeşmekten).. (Zira) O, Ğaniy’dir... Semavat’ta ve Arz’da ne varsa, O’nundur... İndinizde bununla ilgili bir kanıt yoktur... Allah üzerine bilmediğiniz şey mi söylüyorsunuz?.
قُلْ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ
69-) Kul innelleziyne yefterune alellahil kezibe la yüflihun;
De ki: “Allah üzerine yalan uyduranlar elbette iflah etmezler”.
مَتَاعٌ فِي الدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذِيقُهُمُ الْعَذَابَ الشَّدِيدَ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ
70-) Metaun fiyd dünya sümme ileyna merciuhüm sümme nüziykuhümül azâbeş şediyde Bima kânu yekfürun;
Dünyada bir meta’ (faydalanma), sonra dönüşleri bizedir... Sonra gerçeği örtüyor olmaları dolayısıyla (B gerçeğince) şiddetli azab’ı onlara tattıracağız.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal