Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 10.  YÛNUS SÛRESİ       يونس
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ نُوحٍ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ إِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامِي وَتَذْكِيرِي بِآيَاتِ اللَّهِ فَعَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْتُ فَأَجْمِعُوا أَمْرَكُمْ وَشُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ أَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اق
71-) Vetlü aleyhim nebee Nuh* iz kale li kavmihî ya kavmi in kâne kebüre aleyküm mekamiy ve tezkiyriy Bi ayatillahi fe alellahi tevekkeltü feecmiu emreküm ve şürekâeküm sümme la yekün emruküm aleykum ğummeten sümmakdu ileyye ve la tünzırun;
Onlara Nuh’un haberini tilavet et... Hani kavmine: “Ey kavmim!.. Eğer (vahdet) makamım ve Allah ayetleri ile (B sırrınca) sizi tezkirim (öğütleyişim, hatırlatışım; Risaletim) size büyük geldi ise, (artık ben) Allah’a tevekkül ettim, (siz de) işinizi ve ortaklarınızı icma’ edin (işinizi sağlam tutun, tüm kuvvetlerinizi bir araya getirin)... Sonra işiniz üzerinize ğumme (tasa/örtülü) olmasın... Sonra bana hükmünüzü uygulayın, (bana) mühlet vermeyin”.
فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
72-) Fein tevelleytüm fema seeltüküm min ecrin, in ecriye illâ alellahi ve ümirtü en ekûne minel müslimiyn;
“Şayet yüzçeviridyseniz (çevirin, zaten) sizden bir ecr (karşılık) istemedim... Benim ecrim ancak Allah üzerinedir (Rasûlüm!)... Müslimlerden (ilk safta olanlardan) olmakla emrolundum”.
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَائِفَ وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
73-) Fekezzebuhu fenecceynahu ve men meahu fiyl fülki ve cealnahüm halaife ve ağraknelleziyne kezzebu Bi ayatina* fenzur keyfe kâne akıbetül münzeriyn;
 (Yine de) O’nu (Nuh’u) yalanladılar... Biz de O’nu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık... Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlamış olanları ise (su’da) boğduk... Uyarılanların (Rasûlle karşılaşanların) akibeti nasıl oldu bir bak!.
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاءُوهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ كَذَلِكَ نَطْبَعُ عَلَى قُلُوبِ الْمُعْتَدِينَ
74-) Sümme beasna min ba'dihi Rusulen ila kavmihim fecauhüm Bil beyyinati fema kânu li yu'minu Bima kezzebu Bihi min kabl* kezâlike natbau alâ kulubil mu'tediyn;
Ve O’ndan (Nuh’dan) sonra kendi kavimlerine Rasûller ba’settik... Onlara (B sırrınca) beyyineler (nur gibi apaçık belgeler, ilahi özellikler) ile geldiler... Daha önceden (B sırrınca) yalanlamış oldukları şeye (gene) iman etmediler... İşte haddi aşanların kalbleri üzerine böyle tab’ ederiz (damga-mühür vurururz).
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسَى وَهَارُونَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ بِآيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ

75-) Sümme baasna min ba'dihim Musa ve Harune ila fir'avne ve meleihi Bi ayatina festekberu ve kânu kavmen mücrimiyn;

Sonra, bunların ardından Musa’yı ve Harun’u, (B sırrınca) ayetlerimiz ile, Fravun’a ve onun mele’sine (aynı görüşü paylaşan meclis, geleneksel toplumun ileri gelenlerine) ba’settik... (Onlar ise) kibirlendiler ve mücrimler kavmi oldular.
فَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا إِنَّ هَذَا لَسِحْرٌ مُبِينٌ
76-) Felemma caehümül Hakku min ındina kalu inne hazâ lesıhrun mübiyn;
İndimizden onlara Hakk geldiğinde: “Muhakkak ki bu apaçık bir sihir’dir” dediler.
قَالَ مُوسَى أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَكُمْ أَسِحْرٌ هَذَا وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ
77-) Kale Musa etekulune lil Hakkı lemma caeküm* esıhrun hazâ* ve la yüflihus sahırun;
Musa dedi ki: “Size geldiğinde Hak için (böyle mi) dersiniz?... Bu bir sihir midir?.. Sihirbazlar asla iflah etmezler”.
قَالُوا أَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَاءُ فِي الْأَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ
78-) Kalu eci'tena litelfitena amma vecedna aleyhi abaena ve tekûne lekümel kibriyau fiyl Ard* ve ma nahnü leküma Bi mu’miniyn;
Dediler ki: “Sen bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (din) den çeviresin ve Arz’da kibriya ikinizin olsun diye mi bize geldin?... Biz size (ikinize; Musa ve Harun’a) (Bi-) mü’minler değiliz”.
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُونِي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ
79-) Ve kale fir'avn ü'tuniy Bi külli sahırin ‘alîym;
Fravun: “Bütün alim sihirbazları (B sırrınca) bana getirin!” dedi.
فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ
80-) Felemma caes seharetü kale lehüm Musa elku ma entüm mulkun;
Vaktaki sihirbazlar geldi, Musa onlara: “Atacağınızı atın” dedi.
فَلَمَّا أَلْقَوْا قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللَّهَ سَيُبْطِلُهُ إِنَّ اللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ
81-) Felemma elkav kale Musa ma ci'tüm Bihis sihr* innAllahe seyubtıluh* innAllahe la yuslihu amelel müfsidiyn;
Ne zaman ki attılar, Musa: “Sizin (B sırrınca) getirdiğiniz sihirdir... Muhakkak ki Allah onu ibtal edecektir... Şüphesiz ki Allah ifsad edicilerin amelini ıslah etmez”.
وَيُحِقُّ اللَّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ
82-) Ve yuhıkkullahul hakka Bi kelimatiHİ velev kerihel mücrimun;
Allah (Bi-) Kelimeleri ile Hakkı gerçekleştirecektir... Velev ki mücrimler kerih görse de.
فَمَا ءَامَنَ لِمُوسَى إِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ
83-) Fema amene li Musa illâ zürriyyetün min kavmihî alâ havfin min fir'avne ve meleihim en yeftinehüm* ve inne fir'avne lealin fiyl Ard* ve innehu leminel müsrifiyn;
Fravun ve mele’sinin (ileri gelenlerinin) kendilerini fitneye uğratacağı korkusundan Musa’ya, kendi kavminden bir zürriyetten (genç bir topluluktan) başka kimse iman etmedi... Muhakkak ki fravun Arz’da üstün/zorba idi... Ve o elbette müsriflerden idi.
وَقَالَ مُوسَى يَاقَوْمِ إِنْ كُنْتُمْ ءَامَنْتُمْ بِاللَّهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُوا إِنْ كُنْتُمْ مُسْلِمِينَ
84-) Ve kale Musa ya kavmi in küntüm amentüm Billahi fealleyhi tevekkelu in küntüm müslimiyn;
Musa: “Ey kavmim!.. Eğer Allah’a (B sırrıyla) iman etmiş ve eğer müslimler olmuşsanız, O’na tevekkül edin”, dedi.
فَقَالُوا عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

85-) Fekalu alellahi tevekkelna* Rabbena la tec'alna fitneten lil kavmiz zalimiyn;

 (Onlar da) dediler ki: “Allah’a tevekkül ettik biz... Rabbimiz, zalimler kavmi için bizi fitne kılma (onlar karşısında bizi zayıf bırakma)”.
وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
86-) Ve neccina Bi rahmetiKE minel kavmil kafiriyn;
 “Kafirler kavminden bizi (Bi-) rahmetinle kurtar”.
وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى وَأَخِيهِ أَنْ تَبَوَّآ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
87-) Ve evhayna ila Musa ve ahıyhi en tebevvea likavmiküma Bi mısra buyuten vec'alu buyuteküm kıbleten ve akıymus Salate, ve beşşiril mu’miniyn;
Musa ve erkek kardeşine: “(Bi-) Mısır’da (beden memleketinde) kavminiz için bir ev (kalb) hazırlayın... Evlerinizi kıble (namaz mahalli) yapın ve namaz’ı ikame edin... (O hakiki) mü’minleri müjdele (Ya Musa!)” diye vahyettik.
وَقَالَ مُوسَى رَبَّنَا إِنَّكَ ءَاتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَأَهُ زِينَةً وَأَمْوَالًا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِكَ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلَى أَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ

88-) Ve kale Musa Rabbena inneKE ateyte fir'avne ve meleehu ziyneten ve emvalen fiyl hayatid dünya, Rabbena li yudıllu an sebiyliKE, Rabbenatmis alâ emvalihim veşdüd alâ kulubihim fela yu'minu hatta yeravül azâbel eliym;

Musa dedi ki: “Rabbimiz!.. Muhakkak ki sen verdin fravun ve mele’sine dünya hayatında ziynet ve mallar... Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi?.. Rabbimiz mallarını (nefsani özelliklerini) sil, kalblerini sık (?);çünkü onlar elim azabı görmedikçe iman etmezler”.
قَالَ قَدْ أُجِيبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقِيمَا وَلَا تَتَّبِعَانِّ سَبِيلَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
89-) Kale kad ücıybet da'vetüküma festekıyma ve la tettebianni sebiylelleziyne la ya'lemun;
 (Allah) dedi ki: “İkinizin (?) duası gerçekten icabet edildi... O halde istikamet edin (dosdoğru olun; boyutların hakkını verin)... Bilmeyenlerin yoluna tabi olmayın!”.
وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ ءَامَنْتُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا الَّذِي ءَامَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ
90-) Ve cavezna Bi beniy israiylelbahre feetbeahüm fir'avnü ve cünudühu bağyen ve adva* hatta iza edrekehül ğareku kale amentü ennehu la ilahe illelleziy amenet Bihi benu israiyle ve ene minel müslimiyn;
İsrailOğullarını deniz’den (B sırrınca) geçirdik... (Hemen) fravun ve onun ordusu bağyen (haddi aşarak, zalimce) ve adven (düşmanca) onları izledi... Ta ki ğarak (batış, suda boğulma) ona erişince: “İman ettim ki ilah yoktur, ancak İsrailOğullarının kendisine (B sırrınca) iman ettiği vardır (İsrailOğullarının kendisine B sırrınca iman ettiğinden başka vücud yoktur)... Ben müslimlerdenim” dedi.
آلْآنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ
91-) Al’ ANe ve kad asayte kablü ve künte minel müfsidiyn;
 “ŞİMDİ mi?.. Daha önce gerçekten (hakikatına, sistem’e) ısyan etmiş ve ifsad edicilerden olmuştun” (denildi).
فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ ءَايَةً وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ ءَايَاتِنَا لَغَافِلُونَ
92-) Felyevme nünecciyke Bi bedenike li tekûne limen halfeke ayeten, ve inne kesiyren minen Nasi an ayatina le ğafilun;
 (Ey fravun) bu gün seni bedenin ile (B sırrınca bedensel olarak) tenciye edeceğiz (kurtaracağız/ıssız ve uzak yere atacağız/seviyeni yükselteceğiz), arkandan gelen kimseler için bir ayet olasın diye... Çünkü insanlardan bir çoğu ayetlerimizden kesinlikle gafillerdir.
وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مُبَوَّأَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتَّى جَاءَهُمُ الْعِلْمُ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
93-) Ve lekad bevve'na beniy israiyle mübevvee sıdkın ve razaknahüm minet tayyibat* femahtelefu hatta caehümül ‘ılm* inne Rabbeke yakdıy beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Andolsun ki biz İsrailOğullarını mübevvee sıdk’a (seçkin ve üstün mevki, güzel ve emin yere) yerleştirdik... Onları tayyibattan rızıklandırdık... İlim (Hz.Muhammed s.a.v.) kendilerine gelinceye kadar ihtilafa düşmediler... Muhakkak ki Rabbin, ihtilafa düştükleri hususta kiyamet günü aralarında hüküm verecektir.
فَإِنْ كُنْتَ فِي شَكٍّ مِمَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ فَاسْأَلِ الَّذِينَ يَقْرَءُونَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ لَقَدْ جَاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
94-) Fein künte fiy şekkin mimma enzelna ileyke fes'elilleziyne yakreunel Kitabe min kablike* lekad caekel Hakku min Rabbike fela tekûnenne minel mümteriyn;
 (Ey Rasûl) eğer sana inzal ettiğimizden şekk içinde oldun ise, (o vakit) senden önce (Ümmül) Kitab’ı OKUyanlara sor... Andolsun ki sana Rabbinden Hakk gelmiştir... O halde sakın kuşkulananlardan olma.
وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِرِينَ
95-) Ve la tekûnenne minelleziyne kezzebu Bi ayatillahi fetekûne minel hasiriyn;
Allah ayetlerini (B sırrınca) yalanlayanlardan da olma... (O takdirde) hüsrana uğrayanlardan olursun.
إِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ
96-) İnnelleziyne hakkat aleyhim kelimetü Rabbike la yu'minun;
Muhakkak ki üzerlerine Rabbinin kelimesi (ezeli hükmü, şakavet) hakk olmuş kimseler iman etmezler.
وَلَوْ جَاءَتْهُمْ كُلُّ ءَايَةٍ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
97-) Velev caethüm küllü ayetin hatta yeravül azâbel eliym;
Velev ki onlara her ayet/tüm ayetler gelse bile (iman etmezler)... Elim azabı görünceye kadar (?).
فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ ءَامَنَتْ فَنَفَعَهَا إِيمَانُهَا إِلَّا قَوْمَ يُونُسَ لَمَّا ءَامَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ
98-) Felevla kânet karyetün amenet fenefeaha iymanuha illâ kavme Yunus* lemma amenu keşefna anhüm azâbel hızyi fiyl hayatid dünya ve metta'nahüm ila hıyn;
Bir karye (ülke, şehir halkı toptan, azab gelmeden) iman etmiş olsaydı da onun imanı ona fayda verseydi (azabtan kurtarsaydı) ya!.. Yunus’un kavmi müstesna (Onun kavmi, Onun haber verdiği azabın, Yunus’un aralarından ayrılıp gitmesinden sonra kendilerine geleceğini hissedip toptan iman ve tevbe ettiler)... (Onlar) iman edince, dünya hayatında rüsvaylık azabını onlardan keşfettik (kaldırdık) ve onları muayyen bir süreye kadar faydalandırdık.
وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَآمَنَ مَنْ فِي الْأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
99-) Velev şae Rabbüke leamene men fiyl Ardı küllühüm cemiy’a* efeente tükrihün Nase hatta yekûnu mu’miniyn;
Eğer Rabbin dileseydi Arz’da kim varsa onların hepsi toptan elbette iman ederdi... Böyle iken sen, mü’minler olsunlar diye insanları zorlayacak mısın?.
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
100-) Ve ma kâne li nefsin en tu'mine illâ Biiznillah* ve yec'alürricse alelleziyne la ya'kılun;
Bi-iznillah (Allah’ın izni) müstesna bir nefs için iman etmek mümkün değildir... (Allah) rics’i (şirk pisliği, küfür la’neti, imansızlık azabı, vesvese) akletmeyenlerin üzerine bırakır.
قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا تُغْنِي الْآيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
101-) Kulinzuru ma za fiys Semavati vel Ard* ve ma tuğnil ayatü vennüzüru an kavmin la yu'minun;
De ki: “Semavat’ta ve Arz’da ne oluyor, bir bakın!”... O ayetler ve uyarmalar iman etmeyen kavme fayda vermez.
فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ إِلَّا مِثْلَ أَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُلْ فَانْتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ
102-) Fehel yentezırune illâ misle eyyamilleziyne halev min kablihim* kul fentezıru inniy meaküm minel müntezıriyn;
Onlar kendilerinden önce geçmişlerin günleri misli (gibisini) mi ancak bekliyorlar?... De ki: “O halde bekleyin... Ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim”.
ثُمَّ نُنَجِّي رُسُلَنَا وَالَّذِينَ ءَامَنُوا كَذَلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِنِينَ
103-) Sümme nünecciy Rusülena velleziyne amenü kezâlik* Hakkan aleyna nüncil mu’miniyn;
Sonra biz Rasûllerimizi ve iman etmişleri böylece (nasıl ki iman etmeyenleri helak ettik) kurtarırız... Mü’minleri kurtarmamız, üzerimize bir haktır.
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي شَكٍّ مِنْ دِينِي فَلَا أَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ أَعْبُدُ اللَّهَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُمْ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
104-) Kul ya eyyühen Nasu in küntüm fiy şekkin min diyniy fela a'budülleziyne ta'budune min dunillahi ve lâkin a'budullahelleziy yeteveffaküm* ve ümirtü en ekûne minel mu'miniyn;
De ki: “Ey insanlar!... Eğer benim diynimden şek içinde iseniz, (bilin ki) ben sizin Allah’dan gayrı tapıp ibadet ettiklerinize ibadet etmem... Fakat sizi vefat ettirecek olan Allah’a ibadet/kulluk ederim... Ve ben mü’minlerden olmakla emrolundum”.
وَأَنْ أَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
105-) Ve en ekım vecheke lid diyni haniyfa* ve la tekûnenne minel müşrikiyn;
Ve (şununla da emrolundum): “Vechini haniyf olarak (o tek) Diyn’e tut (bir haniyf olarak vechini O Diyn için kaim tut) ve sakın müşriklerden olma”.
وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ فَإِنْ فَعَلْتَ فَإِنَّكَ إِذًا مِنَ الظَّالِمِينَ
106-) Ve la ted'u min dunillahi ma la yenfeuke ve la yedurruke, fein fealte feinneke izen minez zalimiyn;
“Ve Allah’ı bırakıp, sana fayda ve zarar vermeyecek şeylere dua etme (yönelme; her an her işi yapan sadece Allah)... Eğer böyle yaparsan o zaman muhakkak ki sen zalimlerden olursun”.
وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ وَإِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَادَّ لِفَضْلِهِ يُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
107-) Ve in yemseskellahu Bidurrin fela kâşife lehu illâ HU* ve in yüridke Bihayrin fela radde li fadliHİ, yusıybu Bihi men yeşau min ıbadiHİ, ve HUvel Ğafurur Rahîym;
Allah sana (B sırrınca) bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka keşfedecek (açacak) yoktur... Eğer sana (B sırrınca) bir hayır irade ederse, O’nun fazlını geri çevirecek yoktur... Kullarından dilediğine onu (B sırrınca) isabet ettirir... O Ğafur’dur, Rahıym’dir.
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ
108-) Kul ya eyyühenNasu kad caekümülHakku min Rabbiküm* femenihteda fe innema yehtediy linefsih* ve men dalle feinnema yedıllü aleyha* ve ma ene aleyküm BiVekiyl;
De ki: “Ey insanlar!.. Hakikaten size Rabbinizden Hak gelmiştir... Artık kim doğru yola yönelirse ancak kendi nefsi için yönelmiş olur, kim de saparsa ancak kendi nefsi aleyhine sapmış olur... Ve ben sizin üzerinize (Bi-) Vekiyl değilim”.
وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ
109-) Vettebı' ma yuha ileyke vasbir hatta yahkümAllah* ve HUve hayrul hakimiyn;
(Rasûlüm) sana vahyolunana tabi ol ve Allah hükmedinceye kadar sabret... O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.

 










 11.  HÛD SÛRESİ       هود
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ ءَايَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
1-) Elif Lâââm Ra* Kitabun uhkimet ayatuhu sümme fussılet min ledün Hakiymin Habîyr;
Eliyf, Lâm, Ra... (O’nun) Ayetleri muhkem kılınmış sonra Hakiym ve Habiyr’in ledünnünden tafsil edilmiş bir Kitab’tır.
أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنَّنِي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ
2-) Ella ta'budu illAllah* inneniy leküm minhu neziyrun ve beşiyr;
Allah’dan başkasına kulluk/ibadet etmeyin, diye (Bu Kitab inzal olundu)... “Muhakkak ki ben size O’ndan bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim”.
وَأَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِي فَضْلٍ فَضْلَهُ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ
3-) Ve enistağfiru Rabbeküm sümme tubu ileyHİ yümettı'küm metaan hasenen ila ecelin müsemmen ve yü'ti külle ziy fadlin fadlehu, ve in tevellev fe inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin kebiyr;
“Ve mağfiret isteyin Rabbinizden (diye de)... Sonra O’na tevbe edin (arınma çalışmaları ile O’na rücu edin) ki, ecel-i müsemma’ya (vefatınıza) kadar sizi güzel bir faydalanma ile faydalandırsın ve her fazl sahibine fazlını (ilim ve irfanlarının hakkını, derecelerini) versin... Eğer yüz çevirirseniz, sizin için büyük bir gününü azabından korkarım”.
إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
4-) İlellahi merciuküm* ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr;
 “Allah’adır dönüşünüz... O herşeye Kadiyr’dir”.
أَلَا إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ أَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
5-) Ela innehüm yesnune sudurehüm liyestahfu minHU, ela hıyne yestağşune siyabehüm ya'lemü ma yüsirrune ve ma yu'linun* inneHU Aliymun BiZatis sudur;
Dikkat edin!.. Onlar O’ndan gizlenmek için sadırlarını dürüp bükerler... Dikkat edin!... Onlar elbiselerine (kişiliğe) büründüklerinde, onların (ğayb olarak) sırladıklarını ve (şahadet olarak) aleni-açığa vurduklarını da bilir... Çünkü O, sadırların zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir.66
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal