Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



   11.   HÛD SÛRESİ      هود
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

6-) Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alellahi rizkuha ve ya'lemu müstekarreha ve müstevdeaha* küllün fiy Kitabin mübiyn;

Arz’ad yürür hiç bir canlı yoktur ki onun rızkı Allah’a ait olmasın... Bilir onun müstakarr’ını (zuhur mahalli olan beden halini) ve müstevda’ını (emaneten kalma yeri, fena’dan sonraki durumu)... Hepsi apaçık bir kitab’tadır.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَلَئِنْ قُلْتَ إِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِ
7-) Ve HUvelleziy halekasSemavati vel Arda fiy sitteti eyyamin ve kâne ArşuHU alelMai li yeblüveküm eyyüküm ahsenü amela* ve lein kulte inneküm meb'usüne min ba'dil mevti le yekulennelleziyne keferu in haza illâ sıhrun mübiyn;
O (Allah’dır) ki, Semavat ve Arz’ı altı gün içinde halketmiştir... Ve O’nun Arşı da Su üzerinde idi... Sizin hanginizin amel olarak daha güzel olduğunu denemek/belirlemek için (bunu böyle yaptı)... Andolsun ki: “Muhakkak ki siz ölümden sonra ba’solunacaksınız” desen, kafir olanlar kesinlikle: “Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.
وَلَئِنْ أَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِلَى أُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ أَلَا يَوْمَ يَأْتِيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
8-) Ve lein ahharna anhümül azâbe ila ümmetin ma'dudetin le yekulünne ma yahbisüh* ela yevme ye'tiyhim leyse masrufen anhüm ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Andolsun ki eğer azabı onlardan sayılı bir ümmete (vakte) kadar onlardan tehir etsek, kesinlikle: “Onu habseden (engelleyen) nedir?” derler... Dikkat edin!... Onlara (azab) geldiği gün, onlardan geri çevrilecek değildir... (B sırrınca) alay etmekte oldukları şey (B gerçeğince) onları çepeçevre kuşatmıştır.
وَلَئِنْ أَذَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُ إِنَّهُ لَيَئُوسٌ كَفُورٌ
9-) Ve lein ezâknel İnsane minna rahmeten sümme neza'naha minh* innehu leyeusün kefur;
Andolsun ki, eğer insan’a bizden bir rahmet tattırsak da sonra ondan onu çekip alsak, muhakkak ki o çok umudunu kesmiş ve çok nankör olur.
وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّئَاتُ عَنِّي إِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌ
10-) Ve lein ezâknahu na'mae ba'de darrae messethü le yekulenne zehebes seyyiatü anniy* innehu leferihun fehur;
Ve şayet ona dokunan darra’ (hastalık, sıkıntı) dan sonra ona ni’met tattırsak, elbette: “Kötülükler benden gitti” der... Muhakkak ki o, şimarıktır, fahur’dur (çok iftihar eden, çok böbürlenen).
إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
11-) İllelleziyne saberu ve amilus salihat* ülaike lehüm mağfiretün ve ecrun kebiyr;
Sabredip ve salih amel işleyenler müstesnadır... İşte onlara mağfiret (beşeri kişilikten arınma) ve ecr-u kebiyr (büyük ecir; hakikatlerine ait özelliklerin tecellisi ve yaşamı) vardır.
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحَى إِلَيْكَ وَضَائِقٌ بِهِ صَدْرُكَ أَنْ يَقُولُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكٌ إِنَّمَا أَنْتَ نَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
12-) Felealleke tarikün ba'da ma yuha ileyke ve daikun Bihi sadruke en yekulu levla ünzile aleyhi kenzün ev cae meahu melek* innema ente neziyr* vAllahu alâ külli şey’in Vekiyl;
 (Rasûlüm!) Belki de sen, “O’na bir hazine inzal edilseydi, yahut beraberinde bir melek gelseydi ya” demelerinden (vahiy mucizesini ihmal edip kevni mucize istemelerinden ötürü), sana vahyolunanın ba’zısını terkedecek ve sadrın (B sırrınca) onunla daralacak (mı?)... Sen ancak bir uyarıcısın... Allah herşeye Vekiyl’dir.
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

13-) Em yekulunefterah* kul fe'tu Bi aşri süverin mislihi müftereyatin ved'u menisteta'tüm min dunillahi in küntüm sadikıyn;

Yoksa “O’nu uydurdu” mu diyorlar… De ki: “Hadi siz de onun misli (uydurma) on sûre (B sırrınca) getirin... Allah’tan ğayrı gücünüz yettiği kim varsa (onu da yardıma) çağırın... Eğer sözünüzde sadıklar iseniz (yapın bunu)”.
فَإِنْ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنْزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ وَأَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

14-) Fe illem yesteciybu leküm fa'lemu ennema ünzile Bi ılmillahi ve en la ilahe illâ HU* fehel entüm müslimun;

Eğer size cevap vermediler ise, (şunu) iyi bilin; O/ (Kur’an) ancak Allah İlmi olarak (B sırrıyla) inzal olunmuştur, ve ilah yoktur ancak HU (O’ndan başka vücud yoktur)... Artık siz (Zat’ta fani) müslimlersiniz (değil) mi?.
مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ

15-) Men kâne yüriydül hayated dünya ve ziyneteha nüveffi ileyhim a'malehüm fiyha ve hüm fiyha la yübhasun;

Kim dünya hayatını ve onun zinetini irade eder ise (niyeti bunun için ise), onlara amellerinin tam karşılığını orada veririz... Onlar orada (dünyada) hiçbir eksiltmeğe uğratılmazlar (amellerin karşılığı, çalışmaların faydası dünyada tam verilir).
أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ إِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
16-) Ülaikelleziyne leyse lehüm fiyl ahireti illen nar* ve habita ma saneu fiyha ve batılun ma kânu ya'melun;
İşte onlar öyle kimselerdir ki Ahiret’te kendileri için Nar’dan başkası yoktur... Yapıp ürettikleri şeyler orada boşa gitmiştir (bir işe yaramaz)... Yapmakta oldukları şey batıldır.
أَفَمَنْ كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَى إِمَامًا وَرَحْمَةً أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ مِنَ الْأَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِنْهُ إِنَّهُ الْحَق
17-) Efemen kâne alâ beyyinetin min Rabbihi ve yetluhu şahidün minhu ve min kablihi Kitabu Musa imamen ve rahmeten, ülaike yu'minune Bihi* ve men yekfür Bihi minel ahzabi fennaru mev'ıduh* fela tekü fiy miryetin minhu innehül Hakku min Rabbike ve lâkinne ekseren Nasi la yu'minun;
Böyleleri (bu yaşantıyı tercih edenler), Rabbinden bir beyyine (açık kanıt; Rabbani delil) üzere olan kimse gibi midir?.. (Hem) O’ndan (Rabbinden) bir şahid (Kur’an) onu takib eder, Ondan önce bir imam ve rahmet olarak Musa’nın Kitab’ı da (tasdikler)... İşte onlar O’na (B sırrıyla) iman ederler... Şu hiziblerden kim O’nu (B sırrınca) inkar ederse, onun mev’idi (va’dedilen yeri) Nar’dır... Ondan bir şüphe içinde olma... Muhakkak ki O Rabbinden bir Haktır... Fakat insanların ekseriyeti (mu’cizene, Kur’an’a) iman etmezler.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أُولَئِكَ يُعْرَضُونَ عَلَى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْأَشْهَادُ هَؤُلَاءِ الَّذِينَ كَذَبُوا عَلَى رَبِّهِمْ أَلَا لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
18-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziba* ülaike yu'radune alâ Rabbihim ve yekulül eşhadü haülailleziyne kezebu alâ Rabbihim* ela la'netullahi alez zalimiyn;
Allah üzerine (Onu bir tanrı yerine koyup) yalan uydurandan daha zalim kimdir?.. Onlar Rablerine arzolunurlar... (Hakikat’a) Şahidler de: “İşte bunlar Rableri üzerine yalan söyleyenlerdir” der... Dikkat edin, Allah la’neti zalimler (müşrikler) üzerinedir.
الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
19-) elleziyne yesuddune an sebiylillâhi ve yebğuneha ıveca* ve hüm Bil ahireti hüm kafirun;
Onlar (o zalimler) ki, Allah yolundan alakoyarlar ve onu eğriltmek isterler... Onlar, (işte) onlar ahirete de (B sırrınca) kafirlerdir.
أُولَئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُ مَا كَانُوا يَسْتَطِيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ
20-) Ülaike lem yekûnu mu'ciziyne fiyl Ardı ve ma kâne lehüm min dunillahi min evliya'* yudaafü lehümül azâb* ma kânu yestetıy'unes sem'a ve ma kânu yubsırun;
Onlar Arz’da aciz bırakıcılar olmadılar (sistem’i atlayamazlar)... Onların Allah’dan başka velileri de yoktur... Onlara azab kat kat olur... (Zira onlar) işitmeğe muktedir olamadılar ve basiretleri ile görmediler.
أُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
21-) Ülaikelleziyne hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kânu yefterun;
İşte bunlar kendi nefslerini hüsrana uğratanlardır... Uydurmakata oldukları şeyler de onlardan kaybolup gitti.
لَا جَرَمَ أَنَّهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ
22-) La cerame ennehüm fiyl ahireti hümül ahserun;
Gerçek şu ki onlar Ahiret’te en hüsrana uğrayanlar olacaklardır.
إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَخْبَتُوا إِلَى رَبِّهِمْ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
23-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati ve ahbetu ila Rabbihim, ülaike ashabül cenneti, hüm fiyha halidun;
Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenler ve Rablerine ıhbat edenler (huşu ve itaat halinde olanlar; Rablerine ortak olmayanlar) var ya, işte onlar ashab-ı cennet’tir... Onlar orada ebedi kalıcılardır.
مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْأَعْمَى وَالْأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
24-) Meselül feriykayni kel a'ma vel esammi vel basıyri ves semiy'i, hel yesteviyani mesela* efela tezekkerun;
Bu iki fırkanın meseli (ibret verici durumu) kör ve sağır (insansı) ile Basıyr ve Semi’ (?) farkına benzer... Mesele göre bu ikisi müsavi olur mu?... Hala tezekkür etmiyor musunuz?.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ
25-) Ve lekad erselna Nuhan ila kavmih* inniy leküm neziyrun mübiyn;
Andolsun biz Nuh’u kavmine irsal ettik... (O da): “Muhakkak ki ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım”.
أَنْ لَا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ أَلِيمٍ
26-) En la ta'budu illAllah* inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin eliym;
 “Allah’dan başkasına ibadet/kulluk yapmayın... Gerçekten ben sizin üzerinize elim bir günün azabından korkarım” (dedi).
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا نَرَاكَ إِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرَاكَ اتَّبَعَكَ إِلَّا الَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِ وَمَا نَرَى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِبِينَ

27-) Fekalel meleülleziyne keferu min kavmihi ma nerake illâ beşeren mislena ve ma neraket tebeake illelleziyne hüm erazilüna badiyerre'y* ve ma nera leküm aleyna min fadlin bel nezunnüküm kazibiyn;

O’nun (Nuh’un) kavminden kafir olanların (gerçeği reddedenlerin) ileri gelenleri: “Biz seni ancak bizim mislimiz bir beşer olarak görüyoruz... Ve basit görüşle hareket eden (fikirsiz) ayak takımlarımızdan (mal ve mevkıleri olmayan) başkasının sana tabi olduğunu görmüyoruz... Sizin bizim üzerimize bir fazlınızı (üstünlüğünüzü) da görmüyoruz... Aksine sizi yalancılar zannediyoruz” dedi.
قَالَ يَاقَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَءَاتَانِي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهِ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ أَنُلْزِمُكُمُوهَا وَأَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ
28-) Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve ataniy rahmeten min ındiHİ feummiyet aleyküm* enülzimükümuha ve entüm leha karihun;
 (Nuh) dedi ki: “Ey kavmim!... Gördünüz mü (bir düşünün) ?!.. Ya Rabbimdem bir beyyine üzere isem ve O indinden bir rahmet (yakiyn, nübüvvet) bana vermiş de sizin gözlerinizden gizlenmişse (zahirle perdelenmişseniz) ?.. Siz onu kerih görücüler olduğunuz halde, biz sizi ona ilzam mı edeceğiz/zorla gerekli mi kılacağız?”.
وَيَا قَوْمِ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
29-) Ve ya kavmi la es'elüküm aleyhi malen, in ecriye illâ alellahi ve ma ene Bi taridilleziyne amenu* innehüm mülaku Rabbihim ve lakinniy eraküm kavmen techelun;
 “Ey kavmim!.. Bunun üzerine sizden bir mal istemiyorum... Benim ecrim ancak Allah üzerinedir... Ve ben (siz onları aşağı görseniz de) iman edenleri (B sırrınca) tard edici değilim... Muhakkak ki onlar Rablerine mulakı olacaklardır (kavuşacaklardır)... Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim görüyorum”.
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللَّهِ إِنْ طَرَدْتُهُمْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
30-) Ve ya kavmi men yensuruniy minAllahi in taredtühüm* efela tezekkerun;
 “Ey kavmim!.. Eğer onları tard edersem Allah’dan (korumak için) bana kim yardım eder?.. Tezekkür etmiyor musunuz?”.
وَلَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ وَلَا أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي أَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللَّهُ خَيْرًا اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِي أَنْفُسِهِمْ إِنِّي إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
31-) Ve la ekulü leküm ındiy hazainullahi ve la a'lemül ğaybe ve la ekulü inniy melekün ve la ekulü lilleziyne tezderiy a'yunüküm len yü'tiyehümullahu hayra* Allahu a'lemü Bima fiy enfüsihim* inniy izen leminez zalimiyn;
“Size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum... Gayb’ı (nızı) da bilmem... Ben bir meleğim de demiyorum... Gözlerinizin hor-hakir gördüğü kimseler için, Allah onlara bir hayır asla vermez de demiyorum... Onların enfüslerinde ne neyin olduğunu (B sırrınca) Allah daha iyi bilir... (Aksi) takdirde ben kesinlikle zalimlerden olurum”.
قَالُوا يَانُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَأَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
32-) Kalu ya Nuhu kad cadeltena feekserte cidalena fe'tina Bima teıdüna in künte minas sadikıyn;
Dediler ki: “Ey Nuh!.. Bizimle gerçekten mücadele ettin... Bizim cidalimizi çoğalttın (bizimle mücadelede çok ileri gittin)... Eğer doğru söyleyenlerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi bize (B sırrınca) getir”.
قَالَ إِنَّمَا يَأْتِيكُمْ بِهِ اللَّهُ إِنْ شَاءَ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ
33-) Kale innema ye'tiyküm Bihillahu inşae ve ma entüm Bi mu'ciziyn;
 (Nuh) dedi ki: “Eğer diler ise onu (B sırrınca) size ancak Allah getirir... Siz aciz birakıcılar değilsiniz (sistem gereği oluşanı reddedemezsiniz)”.
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْحِي إِنْ أَرَدْتُ أَنْ أَنْصَحَ لَكُمْ إِنْ كَانَ اللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يُغْوِيَكُمْ هُوَ رَبُّكُمْ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
34-) Ve la yenfeuküm nushıy in eredtü en ensaha leküm in kânAllahu yüriydü en yuğviyeküm* HUve Rabbuküm ve ileyHİ turceun;
 “Eğer Allah sizi saptırmak irade eder ise, ben size nasihat etmek dilesem de nasihatım size fayda vermez... O, Rabbinizdir ve O’na rücu’ ettiriliyorsunuz”.
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ إِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ إِجْرَامِي وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ
35-) Em yekulunefterah* kul iniftereytühu fealeyye icramiy ve ene beriy’ün mimma tücrimun;
Yoksa: “O’nu uydurdu” mu diyorlar... De ki: “Eğer O’nu uydurdum ise, cürüm (suç) işlemem benim üzerimedir... Ve ben sizin cürüm yapmanızdan beriyim”.
وَأُوحِيَ إِلَى نُوحٍ أَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ إِلَّا مَنْ قَدْ ءَامَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
36-) Ve uhıye ila Nuhın ennehu len yu'mine min kavmike illâ men kad amene fela tebteis Bima kânu yef'alun;
Nuh’a vahyolundu ki: “Kavminden, (daha önce) iman etmiş olanlar hariç kimse iman etmeyecek... (O halde) onların yapmakta olduklarından dolayı (B sırrınca) üzgün olma”.
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
37-) Vasnaılfülke Bi a'yunina ve vahyina ve la tuhatıbniy fiylleziyne zalemu* innehüm muğrekun;
 (Bi-) ayn (göz, pınar) larımız ve vahyimiz olarak (B sırrıyla) gemiyi yap... Zalim olanlar hakkında benimle muhataplaşma... Kesinlikle onlar boğulacaklardır.
وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ قَالَ إِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ
38-) Ve yasnaul fülke ve küllema merra aleyhi meleün min kavmihi sehıru minh* kale in tesharu minna feinna nesharu minküm kema tesharun;
Gemiyi yapıyor (du)... Kavminden ileri gelenler Ona her uğradığında, Onunla alay ediyorlardı... (Nuh) dedi ki: “Eğer bizimle alay ederseniz, sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay ederiz”.
فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ
39-) Fesevfe ta'lemune men ye'tiyhi azâbün yuhziyhi ve yehıllu aleyhi azâbün mukıym;
 “Kendisini rezil eden azabın kime geleceğini ve mukıym (kalıcı, sürekli) azabın kimin üzerine ineceğini yakında bileceksiniz”.
حَتَّى إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ ءَامَنَ وَمَا ءَامَنَ مَعَهُ إِلَّا قَلِيلٌ
40-) Hatta iza cae emruna ve farettennuru, kul nahmil fiyha min küllin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlü ve men amen* ve ma amene meahu illâ kaliyl;
Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (kaynak, fırın?) feveran ettiği (kuvvet ve şiddetle fışkırdığı, kaynadığı) vakit dedik ki: “Ona her çift/eş’den iki (her eşi olandan bir çift), aleyhine daha önce söz geçmiş olan hariç ehlini ve iman etmiş olanları yükle"... Zaten Onunla beraber iman eden çok az idi.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal