Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  11.  HÛD SÛRESİ    هود
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
41-) Ve kalerkebu fiyha Bismillahi mecraha ve mursaha* inne Rabbiy leĞafurun Rahîym;
Dedi ki: “Binin onun içine!.. Onun (geminin, hakiki şeriatın; insan’ın vücudu’nun) akıp gitmesi de durması da <B>i-ismi Allah (Allah İsmi,kuvveleri- gücü; hükümleri) iledir... Muhakkak ki benim Rabbim, elbette Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادَى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِي مَعْزِلٍ يَابُنَيَّ ارْكَبْ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرِينَ
42-) Ve hiye tecriy Bihim fiy mevcin kel cibali ve nada Nuhun ibnehu (Nuhu nibnehu) ve kâne fiy ma'zilin ya büneyyerkeb meana (ya büneyyerkemmeana) ve la tekün meal kafiriyn;
 (Gemi; Nuh’un şeriatı) onlarla dağlar gibi (tabiat-made denizinde) dalga içinde (B sırrınca) akıp gidiyor (du)... Nuh, ma’zil’de (ırak-kenar’da) olan oğluna (beşeri akla): “Ey oğulcuğum!.. Bizimle beraber (sen de) bin (diynim’e gir)... Kafirler ile beraber olma!” diye nida etti.
قَالَ سَآوِي إِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاءِ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِلَّا مَنْ رَحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ
43-) Kale seaviy ila cebelin ya'sımuniy minel ma'* kale la asımel yevme min emrillahi illâ men rahîm* ve hale beynehümel mevcü fe kâne minel muğrakıyn;
 (Nuh’un oğlu) dedi ki: “Beni su’dan koruyan bir dağa (beyne) sığınacağım”... (Nuh) dedi ki: “Bugün, rahmet ettiği kimse müstesna, Allah Emrinden koruyucu kimse yoktur”... İkisi arasına o ma’lum dalga (benlik) girdi de o (Nuh’un oğlu su’da) boğulanlardan oldu.
وَقِيلَ يَاأَرْضُ ابْلَعِي مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ أَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
44-) Ve kıyle ya Ardubleıy maeki ve ya Semau akliıy ve ğıydalmau ve kudıyel emru vestevet alel cudiyyi ve kıyle bu'den lil kavmiz zalimiyn;
 “Ey Arz, suyunu yut!... Ey Sema, (yağmurunu) kes” denildi... Su çekildi... Emr gerçekleşti... (Gemi) Cudi’ye istiva etti... “Zalimler kavmine uzaklık olsun” denildi.
وَنَادَى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنْتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ
45-) Ve nada Nuhun Rabbehu fekale Rabbi innebniy min ehliy ve inne ve'adekel Hakku ve ente ahkemül hakimiyn;
Nuh Rabbine nida etti de dedi ki: “Rabbim, muhakkak ki oğlum benim ehlimdendir... Senin va’din ise hak’tır ve sen hakimlerin en hakimisin”.
قَالَ يَانُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلَا تَسْأَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنِّي أَعِظُكَ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
46-) Kale ya Nuhu innehu leyse min ehlik* innehu amelün ğayru salih* fela tes'elni ma leyse leke Bihi ‘ılm* inniy eızuke en tekûne minel cahiliyn;
Buyurdu ki: “Ey Nuh!.. Muhakkak ki o senin ehlinden değildir... Muhakkak ki o ğayr-i salih bir ameldir... Senin için (B sırrınca) bir ilim (ilmin, bilgin) olmayan şeyi benden isteme... Muhakkak ki Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim”.
قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْأَلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي أَكُنْ مِنَ الْخَاسِرِينَ
47-) Kale Rabbi inniy euzü BiKE en es'eleKE ma leyse liy Bihi ‘ılm* ve illâ tağfirliy ve terhamniy ekün minelhasiriyn;
 (Nuh) dedi ki: “Rabbim!.. Benim için (B sırrıyla) bir ilim olmayan şeyi senden istemekten (B sırrınca) sana sığınırım... Ve eğer beni mağfiret etmez ve bana rahmet etmez isen hüsrana uğrayanlardan olurum”.
قِيلَ يَانُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَى أُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
48-) Kıyle ya Nuhuhbıt BiSelâmin minna ve berakatin aleyke ve alâ ümemin mimmen meak* ve ümemün senümettiuhüm sümme yemessühüm minna azâbün eliym;
 “Ey Nuh!.. Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden (Bi-) Selam ve bereketler ile (aşağı) in... Ve ümmetler (olacak) ki, biz onları faydalandıracağız, sonra onlara bizden elim azab dokunur (Tufan gibi)” denildi.
تِلْكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا إِلَيْكَ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَا أَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هَذَا فَاصْبِرْ إِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ
49-) Tilke min enbail ğaybi Nuhıyha ileyk* ma künte ta'lemüha ente ve la kavmüke min kabli hazâ* fasbir, innel akıbete lil müttekıyn;
İşte bunlar Ğayb haberlerindendir... Bunları sana vahyediyoruz... Bundan önce ne sen bunları biliyordun ne de kavmin... O halde sabret... Muhakkak ki akıbet muttekılerindir.
وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا مُفْتَرُونَ

50-) Ve ila Adin ehahüm Huda* kale ya kavmı'budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, in entüm illâ müfterun;

Ad (kavmine) de kardeşleri Hud’u (irsal ettik)... (Hud) dedi ki: “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin... O’nun gayrı bir ilahınız yoktur... (Şirk düşünceniz dolayısıyla) siz ancak iftra ediyorsunuz”.
يَاقَوْمِ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى الَّذِي فَطَرَنِي أَفَلَا تَعْقِلُونَ
51-) Ya kavmi la es'elüküm aleyhi ecra* in ecriye illâ alelleziy fetareniy* efela ta'kılun;
 “Ey kavmim!.. Bunun üzerine sizden bir ecir istemiyorum... Benim ecrim ancak beni fıtratlattırana (Fatırım’a) aittir... Hala akletmiyor musunuz?”.
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمِينَ
52-) Ve ya kavmistağfiru Rabbeküm sümme tubu ileyHİ yursilisSemae aleyküm midraren ve yezidküm kuvveten ila kuvvetiküm ve la tetevellev mücrimiyn;
 “Ey kavmim!.. Rabbinizden mağfiret dileyin (O’nun gayrı bir varlığınız yok)... Sonra O’na tevbe (rücu’) edin ki, üzerinize Sema’yı (bilinç boyutunu) yoğun olarak irsal etsin ve kuvvetinize kuvvet katsın... Mücrimler olarak yüz çevirmeyin”.
قَالُوا يَاهُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِي ءَالِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ
53-) Kalu ya Hudu ma ci'tena Bi beyyinetin ve ma nahnu Bi tarikiy alihetina an kavlike ve ma nahnu leke Bi mu’miniyn;
Dediler ki: “Ey Hud!... Bize (B sırrınca) bir beyyine (açık delil, hüccet, mu’cize) ile gelmedin... Biz (sırf) senin sözünden dolayı ilahlarımızı (Bi-) terkedici değiliz... Biz sana (Bi-) mü’minler de değiliz”.
إِنْ نَقُولُ إِلَّا اعْتَرَاكَ بَعْضُ ءَالِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ إِنِّي أُشْهِدُ اللَّهَ وَاشْهَدُوا أَنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ

54-) İn nekulü illâ'terake ba'du alilhetina Bi su'in, kale inniy üşhidullahe veşhedu enniy beriy-ün mimma tüşrikûn;

“Ancak şunu deriz: İlahlarımızdan bazısı (Bi-) kötülük ile (içine girerek) sana isabet etmiş”... (Hud) dedi ki: “Muhakkak ki ben Allah’ı şahid ediyorum... Siz de şahid olun ki ben kesinlikle sizin ortak koştuklarınızdan beriyim”.
مِنْ دُونِهِ فَكِيدُونِي جَمِيعًا ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ

55-) Min duniHİ, fekiyduniy cemiy’an sümme la tunzırun;

 “O’ndan gayrı (ortak saydıklarınızdan)... Hadi hepiniz bana tuzak kurun, sonra hiç mühlet vermeyin”.
إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ دَابَّةٍ إِلَّا هُوَ ءَاخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
56-) İnniy tevekkeltü alellahi Rabbiy ve Rabbiküm* ma min dabbetin illâ HUve ahızün Binasıyetiha* inne Rabbiy alâ sıratın müstekıym;
“Muhakkak ki ben, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim (Rububiyet hakikatı)... Yürür hiç bir canlı yoktur ki O (Rabbimiz) onun (Bi-) nasiye’sinden (başının ön kısmından) tutmuş olmasın (terbiye gerçeği)... Muhakkak ki benim Rabbim (vahdet gerçeği dolayısıyla) sırat-ı mustakıym üzeredir”.
فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ مَا أُرْسِلْتُ بِهِ إِلَيْكُمْ وَيَسْتَخْلِفُ رَبِّي قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْئًا إِنَّ رَبِّي عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ
57-) Fein tevellev fekad eblağtüküm ma ursiltu Bihi ileyküm* ve yestahlifü Rabbiy kavmen ğayreküm* ve la tedurrunehu şey'a* inne Rabbiy alâ külli şey'in Hafiyz;
“Eğer yüzçevirir iseniz, ben gerçekten kendisiyle (B sırrınca) size irsal olunduğum şeyi (Hakikat bilgisini, Vahdet gerçeğini) size tebliğ ettim... Rabbim sizin gayrınız bir kavmi yerinize getirir ve siz O’na bir şey zarar veremezsiniz... Muhakkak ki benim Rabbim herşey üzerine Hafıyz’dır”.
وَلَمَّا جَاءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ
58-) Ve lemma cae emruna necceyna Huden velleziyne amenu meahu Bi rahmetin minna* ve necceynahüm min azâbin ğaliyz;
Emrimiz geldiği vakit Hud’u ve Onunla beraber iman etmiş (muvahhid) leri (B sırrınca) bizden bir rahmet olarak kurtardık... Onları ğalıyz (katı-ağır) bir azabtan kurtardık.
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا أَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ
59-) Ve tilke Adün cehadu Bi ayati Rabbihim ve asav RusuleHU vettebeu emre külli cebbarin aniyd;
İşte Ad (kavmi buydu)... Rablerinin ayetlerini (B sırrınca) bile bile inkar ettiler (Rablerinin varlığını kabul edip inanmalarına rağmen, yanısıra varlık vehmettiler; O’nun özelliklerini vehmi nefslerine nisbet ettiler)... O’nun Rasûllerine (uyarıcılarına, kuvvelerine, Diyn’e, Sistem’e) isyan ettiler... Ve her inatçı cebbar’ın (nefs-i emmare’nin) emrine tabi oldular.
وَأُتْبِعُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ أَلَا إِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ
60-) Ve ütbiu fiy hazihid dünya la'neten ve yevmel kıyameti, ela inne Aden keferu Rabbehüm* ela bu'den li Adin kavmi Hud;
Hem şu dünya’da hem de kıyamet gününde bir la’net’e tabi olundular (uzaklığa tard edildiler)... Dikkat edin, Ad (Ad kavmi, heva-i nefs ile) Rablerine kafir oldular... Dikkat edin, uzaklık Hud’un kavmi olan Ad içindir.
وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ هُوَ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي قَرِيبٌ مُجِيبٌ
61-) Ve ila Semude ehahüm Saliha* kale ya kavmi'budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, HUve enşeeküm minel Ardı vesta'mereküm fiyha festağfiruHU sümme tubu ileyHİ, inne Rabbiy Kariybun Muciyb;
Semud’a (Semud kavmi’ne) kardeşleri Salih’i (irsal) ettik... Dedi ki: “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin... O’nun gayrından bir ilahınız yoktur... O, sizi Arz’dan inşa etti ve orada isti’mar etti (vefatınıza kadar, ömür boyu yaşattı)... O halde O’ndan mağfiret dileyin ve O’na tevbe edin... Muhakkak ki benim Rabbim, Karıyb (yakın)’dır, Muciyb (icabet eden)’dir”.
قَالُوا يَاصَالِحُ قَدْ كُنْتَ فِينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هَذَا أَتَنْهَانَا أَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ ءَابَاؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ
62-) Kalu ya Salihu kad künte fiyna mercüvven kable hazâ etenhana enna'büde ma ya'budu abaüna ve innena lefiy şekkin mimma ted'una ileyhi muriyb;
Dediler ki: “Ey Salih!... Bundan önce içimizde gerçekten mercüvven (ümit beslenen) idin... Babalarımızın tapıp ibadet ettiklerine ibadet etmemizden bizi nehy mi ediyorsun?.. Doğrusu biz, bizi kendisine davet ettiğinden muriyb (evham veren, şüpheci) bir şek içindeyiz”.
قَالَ يَاقَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَءَاتَانِي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللَّهِ إِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَزِيدُونَنِي غَيْرَ تَخْسِيرٍ
63-) Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve ataniy minHU rahmeten femen yansuruniy minAllahi in asaytühu fema teziyduneniy ğayre tahsiyr;
Dedi ki: “Ey kavmim, gördünüz mü (bir düşünün) ?.. Ya Rabbimden bir beyyine üzerinde isem ve O kendinden bana bir rahmet vermiş ise?.. (Bu durumda) eğer O’na ısyan eder isem beni Allah’dan (korumak için) kim yardım eder?... Siz de tahsir (hüsrana götürme, zarar verme)’den gayrı bana bir ziyadeniz olmaz”.
وَيَا قَوْمِ هَذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ ءَايَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرِيبٌ
64-) Ve ya kavmi hazihi nakatullahi leküm ayeten fezeruha te'kül fiy Ardıllahi ve la temessuha Bi suin feye'huzeküm azâbün kariyb;
 “Ey kavmim!.. İşte size bir ayet (mucize, hakikatınıza ait özellikler için bir alamet) olarak Nakatullah (Allah’ın dişi devesi; nefs-i insani)... Onu bırakın Allah Arz’ında (fıtrat noktasında) yesin... Ona (Bi-) kötülükle (maddeci bilinçle) dokunmayın... Yoksa azab-ı karıyb (yakın bir azab) sizi yakalar”.
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فِي دَارِكُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ ذَلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ
65-) Feakaruha fekale temetteu fiy dariküm selasete eyyam* zâlike va'dün ğayru mekzub;
 (Fakat) onu (o deveyi) ayaklarını keserek öldürdüler/kesip devirdiler... (Bunun üzerine Salih) dedi ki: “Yurdunuzda üç gün faydalanın... İşte bu yalanlanmayacak bir vaad’dır”.
فَلَمَّا جَاءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَزِيزُ
66-) Felemma cae emruna necceyna Salihan velleziyne amenu meahu Bi rahmetin minna ve min hızyi yevmeiz* inne Rabbeke HUvel Kaviyyul Aziyz;
Emrimiz geldiği vakit Salih’i ve O’nunla beraber iman etmişleri, bizden bir (Bi-) rahmet olarak kurtardık... O günün rüsvaylığından da (kurtardık)... Muhakkak ki senin Rabbin Kaviy’dir, Aziyz’dir.
وَأَخَذَ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ


67-) Ve ehazelleziyne zalemus sayhatü feasbehu fiy diyarihim casimiyn;

O zulmedenleri (dördüncü gün) o ma’lum sayha (şiddetli titreşimli korkunç ses; İsrafil’in Sur’u) yakaladı da yurtlarında yapışıp-ağırlaşıp-mıhlanıp (kudretsiz) çökekaldılar.
كَأَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا أَلَا إِنَّ ثَمُودَ كَفَرُوا رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ
68-) Keen lem yağnev fiyha* ela inne Semude keferu Rabbehüm* ela bu'den li Semud;
Sanki orada hiç yaşam-şenlik ortaya koymamışlardı... Dikkat edin, kesinlikle Semud (kavmi) Rablerine kafir olmuşlardı... Dikkat edin, uzaklık (zahir ile, maddecilikle perdelenen) Semud (kavmi) içindir.
وَلَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ فَمَا لَبِثَ أَنْ جَاءَ بِعِجْلٍ حَنِيذٍ
69-) Ve lekad caet Rusülüna İbrahîyme Bil büşra kalu selâma* kale selâmun fema lebise en cae Bi ıclin haniyz;
Andolsun ki (Melaike’den) Rasûllerimiz İbrahim’e (Bi-) müjde ile gelip, “Selam” dediler... (O da): “Selam” dedi ve akabinden/çok durmadan (ateş değmeksizin, taşların harareti ile; beyin ile) kızartılmış (öldürülüp pişirilmiş) bir buzağı getirdi.
فَلَمَّا رَأَى أَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لَا تَخَفْ إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمِ لُوطٍ
70-) Felemma rea eydiyehüm la tesılu ileyhi nekirehüm ve evcese minhüm hıyfeten, kalu la tehaf inna ursilna ila kavmi Lut;
Ne vakit ki (Rasûllerin) ellerinin ona (kızarmış buzağı’ya) ulaşmadığını görünce, (İbrahim) onları yadırgadı/tanımadı ve onlardan (içine) bir korku girdi/hissetti... “Korkma!.. Doğrusu biz Lut kavmine irsal olunduk” dediler.
وَامْرَأَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَاقَ وَمِنْ وَرَاءِ إِسْحَاقَ يَعْقُوبَ
71-) Vemraetühu kaimetün fedahıket febeşşernaha Bi İshaka ve min verai İshaka Ya'kub;
 (İbrahim’in) karısı da kaime (ayakta, kıyam halinde) idi... (Ve o müjdeden dolayı) güldü... Ona (İbrahim’in karısına) İshak’ı (B sırrınca) müjdeledik ve İshak’ın ardından da Ya’kub’u (müjdeledik).
قَالَتْ يَاوَيْلَتَى ءَأَلِدُ وَأَنَا عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ
72-) Kalet ya veyleta eelidü ve ene acuzün ve hazâ ba'liy şeyha* inne hazâ leşey'ün aciyb;
 (İbrahim’in karısı) dedi ki: “Vay bana!.. Ben bir kocakarı ve şu kocam da şeyh (piri fani ihtiyar) iken doğuracak mıyım?.. Muhakkak ki bu şaşılacak bir şeydir”.
قَالُوا أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ رَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

73-) Kalu eta'cebiyne min emrillahi rahmetullahi ve berakâtühu aleykum ehlel beyt* inneHU Hamiydun Meciyd;

Dediler ki: “Allah’ın Emri’ne (RUH’un gücüne) mi şaşıyorsun?.. Allah’ın rahmeti (ilahi sıfatlar) ve O’nun bereketleri (ma’rifetler) sizin üzerinizdedir (ya) Ehl-i Beyt!.. Muhakkak ki O, Hamiyd’dir, Meciyd’dir”.
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ الرَّوْعُ وَجَاءَتْهُ الْبُشْرَى يُجَادِلُنَا فِي قَوْمِ لُوطٍ
74-) Felemma zehebe an İbrahîymerrev'u ve caethül büşra yücadilüna fiy kavmi Lut;
Ne vakit ki İbrahim’den rav’ (korku) gitti ve buşra (müjde) kendisine geldi, Lut kavmi hakkında bizimle mücadeleşti.
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّاهٌ مُنِيبٌ
75-) İnne İbrahîyme leHaliymun Evvahun Muniyb;
Muhakkak ki İbrahim, Haliym (hilm sahibi), Evvah (ince kalbli), Muniyb (rücu’ eden, fani olan)’dir.
يَاإِبْرَاهِيمُ أَعْرِضْ عَنْ هَذَا إِنَّهُ قَدْ جَاءَ أَمْرُ رَبِّكَ وَإِنَّهُمْ ءَاتِيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ
76-) Ya İbrahîymu a'rıd an hazâ* innehu kad cae emru Rabbik* ve innehüm atiyhim azâbun ğayru merdud;
 (Melaike de): “Ya İbrahim!.. Bundan vazgeç... Rabbinin emri gerçekten gelmiştir... Muhakkak ki onlara reddolunmayacak bir azab gelicidir” (dedi).
وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هَذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ
77-) Ve lemma caet rusulüna Lutan siy’e Bihim ve daka Bihim zer'an ve kale hazâ yevmün asıyb;
Rasûllerimiz Lut’a geldikleri vakit (Lut,) (B sırrınca) onlarla fena oldu, (B sırrınca) onlardan dolayı içi daraldı ve: “Bu zor bir gün’dür” dedi.
وَجَاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ قَالَ يَاقَوْمِ هَؤُلَاءِ بَنَاتِي هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ فِي ضَيْفِي أَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ
78-) Ve caehu kavmühu yühraune ileyhi ve min kablü kânu ya'melunes seyyiat* kale ya kavmi haülai benatiy hünne atheru leküm fettekullahe ve la tuhzuni fiy dayfiy* eleyse minküm racülün raşiyd;
 (Lut’un) kavmi, sağa sola yalpa yapar şekilde koşarak O’na geldiler... Ki onlar daha önce o kötülükleri yapıyorlardı... (Lut) dedi ki: “Ey kavmim!.. İşte şunlar kızlarımdır... Onlar sizin için daha tahir (temiz) dir... Allah’dan ittika edin ve misafirim içinde beni rezil etmeyin... Sizden reşiyd (aklı başında; Hak ile batılı ayıran) bir adam yok mu?”.
قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّ وَإِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرِيدُ

79-) Kalu lekad alimte ma lena fiy benatike min hakk* ve inneke le ta'lemü ma nuriyd;

Dediler ki: “Andolsun ki kızlarında bir hakka sahip olmadığımızı bildin... Ve bizim (aslında) ne dilediğimizi de elbette sen bilirsin”.
قَالَ لَوْ أَنَّ لِي بِكُمْ قُوَّةً أَوْ ءَاوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ
80-) Kale lev enne liy Biküm kuvveten ev aviy ila rüknin şediyd;
 (Lut) dedi ki: “Ah keşke (Bi-) size yetecek bir kuvvetim olsaydı, yahut bir rükn-i şedid’e (sağlam bir direk’e/kale’ye) sığınsaydım”.
قَالُوا يَالُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا إِلَيْكَ فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ اللَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ أَحَدٌ إِلَّا امْرَأَتَكَ إِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا أَصَابَهُمْ إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ
81-) Kalu ya Lutu inna Rusulü Rabbike len yasılu ileyke feesri Bi ehlike Bi kıt'ın minel leyli ve la yeltefit minküm ehadün illemraetek* innehu musıybuha ma esabehüm* inne mev'ıdehümus subh* eleysasubhu Bi kariyb;
 (Melaike) dediler ki: “Ya Lut!... Doğrusu biz senin Rabbinin Rasûlleriyiz... (Onlar) sana asla vasıl olamazlar (korkma)... (Bi-) ehlin (ailen) le gecenin bir (Bi-) bölümünde yürü... Karın hariç sizden hiç biri iltifat etmesin (arkaya bakmasın; geri kalmasın)... Çünkü onlara isabet eden, ona da isabet edecek... Onların mev’id’i (va’dolunan vakti şu) sabahtır... Sabah (da zaten B sırrınca) kariyb (yakın) değil mi?”.
فَلَمَّا جَاءَ أَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ مَنْضُودٍ
82-) Felemma cae emruna cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyha hıcareten min sicciylin mendud;
Emrimiz geldiği vakit oranın a’lisini safil kıldık (üstünü altına getirdik) ve üzerlerine mendud (istiflenmiş) siccil’ (Sema’daki dağlar’dan; pişirilmiş, taşlaşmış çamur; riyazat ile hasıl olan alternatif kuvveler) den taşlar yağdırdık.

83-) Müsevvemeten ınde Rabbik* ve ma hiye minez zalimiyne Bi beıyd;
Rabbinin indinde simalandırılmış/işaretlenmiş (taşlar)... (Bu helak) zalimlerden (Bi-) uzak değildir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal