Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  12.  YÛSUF SÛRESİ     يوسف
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


ذَلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ
52-) Zâlike li ya'leme enniy lem ehunhü Bil ğaybi ve ennAllahe la yehdiy keydel hainiyn;
 “Bu, Bil-gayb (gaybı olarak, gaybında) Ona hıyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin tuzağını hidayet etmeyeceğini bilsin içindi”.
وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيم
53-) Ve ma uberriu nefsiy* innen nefse leemmaretun Bissui illâ ma rahıme Rabbiy* inne Rabbiy Ğafurun Rahîym;
“Ben nefsimi temize çıkarmam... Muhakkak ki nefs, var gücüyle kötülüğü (B sırrıyla; kötülük (benlik) olarak) emreder... Rabbimin rahmet ettiği müstesna... Muhakkak ki Rabbim Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِي فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ إِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مِكِينٌ أَمِينٌ
54-) Ve kalel melîkü'tuniy Bihi estahlıshu li nefsiy* felemma kellemehu kale innekel yevme ledeyna mekiynün emiyn;
Melik dedi ki: “O’nu (Yusuf’u) bana (B sırrınca) getirin; O’nu nefsim için has/halis kılayım”... Vakta ki O’nunla kelam etti (konuştu), şöyle dedi: “Muhakkak ki sen bugün yanımızda kesinlikle Mekiyn’sin (temkiyn-makam sahibi), Emiyn’ (güvenilir, mutmain) sin”.
قَالَ اجْعَلْنِي عَلَى خَزَآئِنِ الأَرْضِ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ
55-) Kalec'alniy alâ hazainil Ard* inniy Hafiyzun Aliym;
 (Yusuf) dedi ki: “Beni Arz’ın hazinelerinin üzerine koy (yetkili, muktedir kıl)... Muhakkak ki ben Hafiyz’im, Aliym’im”.
وَكَذَلِكَ مَكَّنِّا لِيُوسُفَ فِي الأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَن نَّشَاء وَلاَ نُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
56-) Ve kezâlike mekkenna li Yusufe fiyl Ard* yetebevveü minha haysü yeşa'* nusıybu Bi rahmetina men neşau ve la nudıy'u ecrel muhsiniyn;
İşte böylece o Arz’da Yusuf’u temkin ettik... Ondan dilediği yerde konaklardı... Rahmetimizi dilediğimize (B sırrınca) isabet ettiririz... Muhsinlerin ecrini zayi etmeyiz.
وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ

57-) Ve leecrul’ahireti hayrun lilleziyne amenu ve kânu yettekun;

Ahiret ecri ise, iman etmiş ve korunuyor olanlar için elbette daha hayırlıdır.
وَجَاء إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواْ عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنكِرُونَ
58-) Ve cae ıhvetü Yusufe fedehalu aleyhi fearefehüm ve hüm lehu münkirun;
 (Nihayet) Yusuf’un kardeşleri geldi... O’nun üzerine (yanına) girdiler... Onlar O’nu (Yusuf’u) inkar ediyor/tanımıyor oldukları halde (Yusuf), onları tanıdı.
وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِأَخٍ لَّكُم مِّنْ أَبِيكُمْ أَلاَ تَرَوْنَ أَنِّي أُوفِي الْكَيْلَ وَأَنَاْ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ
59-) Ve lemma cehhezehüm Bi cehazihim kale'tuniy Bi ehın leküm min ebiyküm* ela teravne enniy ufil keyle ve ene hayrul münziliyn;
 (Yusuf) onların cehaz’ları (yükleri) ile onları (B sırrınca) techiz edince/yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Bana, sizin baba bir kardeşinizi (B sırrınca) getirin... Görüyorsunuz, ben ölçeği tam ölçüyorum/veriyorum ve ben inzal edenlerin/konuk severlerin en hayırlısıyım”.
فَإِن لَّمْ تَأْتُونِي بِهِ فَلاَ كَيْلَ لَكُمْ عِندِي وَلاَ تَقْرَبُونِ
60-) Fein lem te'tuniy Bihi fela keyle leküm ındiy ve la takrebun;
 “Eğer onu bana (B sırrınca) getirmezseniz, benim indimde sizin için bir keyl (ölçek; cüz-i anlam) yoktur ve (bana) yaklaşmayın (da)”.
قَالُواْ سَنُرَاوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَاعِلُونَ
61-) Kalu senüravidü anhu ebahu ve inna le faılun;
Dediler ki: “Onu babasından almaya çalışacağız... Ve kesinlikle bunu yapacağız”.
وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُواْ بِضَاعَتَهُمْ فِي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا إِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
62-) Ve kale liftiyanihic'alu bidaatehüm fiy rihalihim leallehüm ya'rifuneha izenkalebu ila ehlihim leallehüm yerciun;
 (Yusuf) feta’larına (genç adamlarına) dedi ki: “Sermayelerini yüklerinin içine koyun... Ehillerine (ailelerine) inkılab ettiklerinde belki bunu tanırlar da umulur ki rücu’ ederler (bize geri dönerler)”.
فَلَمَّا رَجِعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُواْ يَا أَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

63-) Felemma raceu ila ebiyhim kalu ya ebana münia minnel keylü feersil meana ehana nektel ve inna lehu lehafizun;

Babalarına rücu’ ettiklerinde (geri döndüklerinde) dediler ki: “Ey babamız!... Bizden keyl (ölçek) men’ edildi... Bu sebeple kardeşimizi (ölçecek akıl, metod) bizimle irsal et ki ölçek alabilelim... Ve biz onu mutlaka koruyacağız”.
قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظاً وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

64-) Kale hel amenüküm aleyhi illâ kema emintüküm alâ ehıyhi min kabl* fAllahu hayrun hafizan ve HUve Erhamur Rahımiyn;

 (Babaları) dedi ki: “Daha önce kardeşi’ni (Yusuf’u) size güvenip emanet ettiğim gibi onu size güvenip emanet edeyim mi (yani) ?... Koruyucu olma itibarıyla Allah en hayırlıdır... Ve O, ErhamurRahimiyn’dir”.
وَلَمَّا فَتَحُواْ مَتَاعَهُمْ وَجَدُواْ بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ قَالُواْ يَا أَبَانَا مَا نَبْغِي هَـذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا وَنَمِيرُ أَهْلَنَا وَنَحْفَظُ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذَلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ
65-) Ve lemma fetehu metaahüm vecedu bidaatehüm ruddet ileyhim* kalu ya ebana ma nebğiy* hazihi bidaatüna ruddet ileyna* ve nemiyru ehlena ve nahfezu ehana ve nezdadü keyle beıyr* zâlike keylün yesiyr;
Meta’larını (eşyalarını, erzak yüklerini) fethettikleri/açtıkları vakit, sermayelerinin kendilerine reddolunduğunu buldular... Dediler ki: “Ey babamız!... Daha ne isteriz?... İşte sermayemiz bize iade olunmuş (verilenler bedelsiz verilmiş)... Ailemiz için erzak alırız, kardeşimizi korururz ve bir deve yükü de artırırız (fazla alırız)... Zaten bu (aldığımız) kolay bir keyl’dir (ölçektir)”.
قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتَّى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِّنَ اللّهِ لَتَأْتُنَّنِي بِهِ إِلاَّ أَن يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا آتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ
66-) Kale len ursilehu meaküm hatta tu'tuni mevsikan minAllahi lete'tünneniy Bihi illâ en yühata Biküm* felemma atevhu mevsikahüm kalellahu alâ ma nekulü vekiyl;
 (Babaları) dedi ki: “(B sırrınca) ihata edilip çepe çevre kuşatılmanız müstesna, Onu bana (B sırrınca) kesin olarak getireceğinize dair Allah’dan bir sağlam söz (sahih iman) vermediğiniz sürece Onu sizinle beraber asla irsal etmeyeceğim”... Ne vakit ki güvenilir-sağlam sözlerini verdiler, (babaları) dedi ki: “Allah, söylediklerimize Vekiyl’dir (muvaffakiyet var)”.
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لاَ تَدْخُلُواْ مِن بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُواْ مِنْ أَبْوَابٍ مُّتَفَرِّقَةٍ وَمَا أُغْنِي عَنكُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
67-) Ve kale ya beniyye la tedhulu min babin vahıdin vedhulu min ebvabin müteferrikatin, ve ma uğniy anküm minAllahi min şey'in, inil hükmü illâ Lillah* aleyhi tevekkeltü, ve aleyhi fel yetevekkelil mütevekkilun;
Ve dedi ki: “Ey oğullarım!.. Bab-ı vahid’den (tek bir kapı’dan) girmeyin... Ayrı ayrı kapılardan girin (Zatı bir nisbeti ile kayıtlamayın; farklı bilinçli deneyimler ve yaklaştırıcı ameller yapın)... (Gerçi) Allah’dan hiç bir şeyi sizden savamam (dilediğini keşfeder-açar)... Hüküm ancak (dilediğinde dilediği gibi açığa çıkan tek vücud) Allah’ındır... O’na tevekkül ettim... Tevekkül edenler O’na tevekkül etsin”.
وَلَمَّا دَخَلُواْ مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغْنِي عَنْهُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ إِلاَّ حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَاهَا وَإِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِّمَا عَلَّمْنَاهُ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُون
68-) Ve lemma dehalu min haysü emerehüm ebuhüm* ma kâne yuğniy anhüm minAllahi min şey'in illâ haceten fiy nefsi Ya'kube kadaha* ve innehu lezu ılmin lima allemnahu ve lâkinne ekseren Nasi la ya'lemun;
Babalarının emrettiği taraflardan (Yusuf’un şehrine?) girdiklerinde, (bu) Allah’dan (hükmolunmuş) bir şeyi (perdeyi) onlardan savmış olacak değildi... Ancak Ya’kub’un nefsindeki bir hacet olup, onu açığa çıkardı... Muhakkak ki O (Ya’kub), (nitekim) kendisine bizim ta’lim etmemiz dolayısıyla ilim sahibiydi (bir çalışmanın hasılası, dışarıdan edinilen bir şey değil)... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.
وَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَخَاهُ قَالَ إِنِّي أَنَاْ أَخُوكَ فَلاَ تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُون
69-) Ve lemma dehalu alâ Yusufe ava ileyhi ehahü kale inniy ene ehuke fela tebteis Bima kânu ya'melun;
 (Kardeşler) Yusuf’un üzerine girdiklerinde, (Yusuf) kardeşini kendine yerleştirdi (yanına çekip aldı ve): “Muhakkak ki ben senin kardeşinim... Onların yaptıkları ile (B sırrınca) üzülme!”, dedi.
فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فِي رَحْلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا الْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ
70-) Felemma cehhezehüm Bi cehazihim ceales sikayete fiy rahli ehıyhi sümme ezzene müezzinün eyyetühel ıyru inneküm le sarikun;
 (Yusuf) onların (Bi-) cehaz’ları (yükleri) ile onları techiz edince sıkaye’yi (su içme kabı’nı) kardeşinin yükü içine koydu... Sonra bir müezzin: “Ey kervan!... Muhakkak ki siz hırsızlık yapanlarsınız (şeytanların mele-i a’la’dan bilgi çalmaları gibi?)!” diye ilan etti.
قَالُواْ وَأَقْبَلُواْ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ
71-) Kalu ve akbelu aleyhim mazâ tefkıdun;
Onlara ikbal ettiler (döndüler): “Neyi kaybettiniz?”, dediler.
قَالُواْ نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَن جَاء بِهِ حِمْلُ بَعِيرٍ وَأَنَاْ بِهِ زَعِيمٌ
72-) Kalu nefkıdu suvaalmeliki ve limen cae Bihi hımlu beıyrin ve ene Bihi zaıym;
Dediler ki: “Melik’in suvaı’nı (su içme tası’nı) kaybettik... Onu (B sırrınca) getiren için bir deve yükü var... Ben ona (B sırrınca) zaıym (kefil)’im”.
قَالُواْ تَاللّهِ لَقَدْ عَلِمْتُم مَّا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقِين

73-) Kalu tAllahi lekad alimtüm ma ci'na li nüfside fiyl Ardı ve ma künna sarikıyn;

 (Kardeşler) dediler ki: “Tallahi!.. Gerçekten siz de bilmişsinizdir ki biz Arz’da/şu yer’de fesad yapmak için gelmedik... Hırsızlık yapanlar da değiliz”.
قَالُواْ فَمَا جَزَآؤُهُ إِن كُنتُمْ كَاذِبِينَ
74-) Kalu fema cezauhu in küntüm kâzibiyn;
Dediler ki: “Eğer yalan söyleyenler iseniz onun (hırsızlık yapanın) cezası nedir?”.
قَالُواْ جَزَآؤُهُ مَن وُجِدَ فِي رَحْلِهِ فَهُوَ جَزَاؤُهُ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
75-) Kalu cezauhu men vucide fiy rahlihi fehuve cezauh* kezâlike necziz zalimiyn;
 (Kardeşler) dediler ki: “Onun cezası: (Melik’in su tası) kimin yükünde bulundu ise o (yükün sahibi) onun cezasıdır (o tasa karşılık tutulur)... Zalimleri işte böyle cezalandırırız”.
فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاء أَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَاء أَخِيهِ كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ إِلاَّ أَن يَشَاءَ اللّهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مِّن نَّشَاء وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ
76-) Febedee Bi ev'ıyetihim kable viai ehıyhi sümmestahreceha min viai ehıyh* kezâlike kidna liYusuf* ma kâne liye'huze ehahu fiy diynilmelikı illâ en yeşaAllahu, nerfeu derecâtin men neşa'* ve fevka külli zıy ılmin Aliym;
Bunun üzerine (Yusuf), kardeşinin heybesinden önce onların (anneleri farklı olan diğer kardeşlerinin) heybelerini (B sırrınca aramaya) başladı... Sonra onu (su maşrabasını) kardeşinin heybesinden çıkarttı... Yusuf’un lehine (meseleyi) işte böyle yaptık (ona akıl, hikmet, nübüvvet ve mülk verdik)... Yoksa o (Yusuf), Allah’ın dilemesi hariç, Melik’in diyninde (Melik’in diyni’ne/aklına göre) kardeşini alacak değildi... Dilediğimizi dereceler olarak ref’ederiz... Her ilim sahibinin fevkınde bir bilen/Aliym vardır.
قَالُواْ إِن يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ أَخٌ لَّهُ مِن قَبْلُ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ أَنتُمْ شَرٌّ مَّكَاناً وَاللّهُ أَعْلَمْ بِمَا تَصِفُونَ
77-) Kalu in yesrık fekad sereka ehun lehu min kabl* feeserreha Yusufu fiy nefsihi ve lem yübdiha lehüm kale entüm şerrün mekâna* vAllahu a'lemü Bima tasıfun;
 (Kardeşler) dediler ki: “Eğer o çaldı ise, daha önce onun kardeşi de çalmıştı (Yusuf’a Hz.İbrahim’in kuşağı/gömleği benzer yolla giydirilmişti?)”... Yusuf bunu nefsinde sır etti ve onlara bunu hiç belli etmedi (zira anlayamazlardı): “Mekan itibarıyla siz şersiniz... Vasıflamalarınızı Allah (B sırrınca) daha iyi bilir” dedi.
قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ إِنَّ لَهُ أَباً شَيْخاً كَبِيراً فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
78-) Kalu ya eyyühel aziyzu inne lehu eben şeyhan kebiyran fehuz ehadena mekaneh* inna nerake minel muhsiniyn;
 (Kardeşler) dediler ki: “Ey Aziyz!... Muhakkak ki onun şeyh-i kebiyr (büyük ihtiyar) bir babası var... Onun yerine bizden birini al... Doğrusu senin muhsinlerden olduğunu görüyoruz”.
قَالَ مَعَاذَ اللّهِ أَن نَّأْخُذَ إِلاَّ مَن وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِندَهُ إِنَّـا إِذاً لَّظَالِمُونَ
79-) Kale meazâllahi en ne'huze illâ men vecedna metaana ındehu inna izen lezalimun;
 (Yusuf) dedi ki: “MaazAllah, eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan (Allah’a sığınırız)... Doğrusu o takdirde zalimler oluruz”.
فَلَمَّا اسْتَيْأَسُواْ مِنْهُ خَلَصُواْ نَجِيّاً قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُواْ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقاً مِّنَ اللّهِ وَمِن قَبْلُ مَا فَرَّطتُمْ فِي يُوسُفَ فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّىَ يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لِي وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ
80-) Felemmestey'esu minhu halesu neciyya* kale kebiyruhüm elem ta'lemu enne ebaküm kad ehaze aleyküm mevsikan minAllahi ve min kablü ma ferrattüm fiy Yusuf* felen ebrahal’Arda hatta ye'zene liy ebiy ev yahkümAllahu liy* ve HUve hayrul hakimiyn;
Ne vakit ki Ondan (Yusuf’tan) ümit kestiler, fısıldaşarak halis oldular (çekilip aralarında gizlice konuştular)... Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah’dan bir sağlam söz aldığını ve daha önce Yusuf hakkında da tefrid’de bulunduğunuzu (kusur işlediğinizi) bilmediniz mi?... Babam (Ona dönmem için) bana izin verinceye yahut Allah benim için hükmedinceye kadar şu arz’dan ayrılmayacağım... O, hükmedenlerin en hayırlısıdır”.
ارْجِعُواْ إِلَى أَبِيكُمْ فَقُولُواْ يَا أَبَانَا إِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا إِلاَّ بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ
81-) İrciu ila ebiyküm fekulu ya ebana innebneke seraka, ve ma şehidna illâ Bima alimna ve ma künna lilğaybi hafizıyn;
“Babanıza rücu’ edin de deyin ki: Ey babamız!... Muhakkak ki senin oğlun hırsızlık yaptı... Biz ancak bildiğimize (B sırrınca) şahidlik yaptık... (Yoksa biz) ğayb’ın hafızları (koruyucuları, bekçileri) değiliz”.
وَاسْأَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيْرَ الَّتِي أَقْبَلْنَا فِيهَا وَإِنَّا لَصَادِقُونَ
82-) Ves'elil karyetelletiy künna fiyha vel ıyralletiy akbelna fiyha* ve inna lesadikun;
 “İçinde olduğumuz karye’ye (şehre, beden) ve içinde ikbal ettiğimiz/döndüğümüz kervan’a sor!.. Biz kesinlikle sadıklarız”.
قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْراً فَصَبْرٌ جَمِيلٌ عَسَى اللّهُ أَن يَأْتِيَنِي بِهِمْ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
83-) Kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra* fesabrun cemiyl* asellahu en ye'tiyeniy Bihim cemiy’a* inneHU HUvel Aliymul Hakiym;
 (Babaları) dedi ki: “Hayır!... Nefisleriniz sizi bir emr’e/iş’e teşvik etmiş/sevdirmiştir... Sabr, cemiyl’dir... Umulur ki Allah onların hepsini bana (B sırrınca) getirir... Muhakkak ki O, Aliym’dir, Hakiym’dir”.
وَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا أَسَفَى عَلَى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ
84-) Ve tevella anhüm ve kale ya esefa alâ Yusufe vebyaddat aynahu minel huzni fehuve kezıym;
Onlardan yüz çevirdi ve hüzünden iki gözü beyazlaşmış olduğu halde: “Ey Yusuf üzerine olan gamım (neredesin, Onu hatırımda tutmaya devam et)!” dedi... Artık O (gam ve kederini) yutkunan (hazmetmiş) idi.
قَالُواْ تَالله تَفْتَأُ تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضاً أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ
85-) Kalu tAllahi tefteü tezküru Yusufe hatta tekûne haradan ev tekûne minel halikiyn;
Dediler ki: “Tallahi, sen hala Yusuf’u anmaya devam ediyorsun... Nihayet ya hastalanıp eriyeceksin veya helak olanlardan (ölüp gidenlerden) olacaksın”.
قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُون
86-) Kale innema eşku bessiy ve huzniy ilellahi ve a'lemu minAllahi ma la ta'lemun;
 (Ya’kub) dedi ki: “Bessi’mi (saklayamadığım vaziyetimi, şiddetli gamımı, kederimi) ve hüznümü ancak Allah’a şikayet ediyorum... Ve Allah’dan sizin bilmediklerinizi biliyorum (hüsnü zannım tamdır)”.
يَا بَنِيَّ اذْهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلاَ تَيْأَسُواْ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُون
87-) Ya beniyyezhebu fe tehassesu min Yusufe ve ehıyhi ve la tey'esu min ravhıllah* innehu lâ yey’esu min ravhıllahi illel kavmül kafirun;
 “Ey oğullarım!... Gidin, Yusuf’dan ve kardeşinden tahassus edin (haber edinin, araştırın; arınma çalışmalarınızı gevşetmeyin)... Ravhullah’dan (Allah rahmetinden) ye’se düşmeyin... Çünkü kafirler kavminden başkası Allah rahmetinden ümit kesmez”.
فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَيْهِ قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُّزْجَاةٍ فَأَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَا إِنَّ اللّهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّقِينَ
88-) Felemma dehalu aleyhi kalu ya eyyühel aziyzü messena ve ehlened durru ve ci'na Bi bidaatin müzcatin feevfi lenel keyle ve tesaddak aleyna* innAllahe yeczil mütesaddikıyn;
Onun (Yusuf’un) üzerine (kardeşler yeniden) girdiklerinde: “Ey Aziyz!... Bize ve ehlimize durr (zorluk, sıkıntı, zayıflık) dokundu... Pek değerli olmayan bir bedel-sermaye ile (B sırrınca) de geldik (kayıtlı, zayıf kuvveler)... Bize tam ölçek ver ve bize tasadduk eyle... Muhakkak ki Allah tasadduk edenleri cezalandırır (karşılığı oluşur)”.
قَالَ هَلْ عَلِمْتُم مَّا فَعَلْتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنتُمْ جَاهِلُونَ
89-) Kale hel alimtüm ma fealtüm Bi Yusufe ve ehıyhi iz entüm cahilun;
 (Yusuf) dedi ki: “Hani siz cahiller iken, Yusuf’a ve kardeşine (B sırrınca) ne yaptığınızı (şimdi) bildiniz mi?”.
قَالُواْ أَإِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ قَالَ أَنَاْ يُوسُفُ وَهَـذَا أَخِي قَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَيْنَا إِنَّهُ مَن يَتَّقِ وَيِصْبِرْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِين
90-) Kalu einneke leente Yusuf* kale ene Yusufu ve hazâ ehıy* kad mennAllahu aleyna* innehu men yettekı ve yasbir feinnAllahe la yudıy'u ecrel muhsiniyn;
 (Kardeşler) dediler ki: “Muhakkak ki sen, evet sen sahidenYusuf (mu) sun?”... (Yusuf) dedi ki: “Ben Yusuf’um ve şu da kardeşimdir... Gerçekten Allah bize lutfu ihsanda bulundu... Çünkü kim korunur ve sabreder ise, muhakkak ki Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez”.
قَالُواْ تَاللّهِ لَقَدْ آثَرَكَ اللّهُ عَلَيْنَا وَإِن كُنَّا لَخَاطِئِينَ
91-) Kalu tAllahi lekad aserekâllahu aleyna ve in künna le hatıiyn;
 (Kardeşler) dediler ki: “Tallahi!.. Andolsun ki Allah seni bize tercih etmiş/üstün tutmuştur... Ve biz kesinlikle hata edenler idik”.
قَالَ لاَ تَثْرَيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
92-) Kale la tesriybe aleykümül yevm* yağfirullahu leküm, ve HUve Erhamur Rahımiyn;
 (Yusuf) dedi ki: “Bugün size tesriyb (başa kakma, kınama, ayıplama) yoktur... Allah sizi mağfiret eder/etsin... O, ErhamurRahımiyn’dir”.
اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَـذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيراً وَأْتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ
93-) İzhebu Bi kamiysıy hazâ feelkuhu alâ vechi ebiy ye'ti basıyra* ve'tuniy Bi ehliküm ecmeıyn;
“Şu gömleğim ile (babamıza) (B sırrınca) gidin... Onu (gömleğimi) babamın vechinin üzerine ilka edin (yüzüne sürün), Basıyr (gören) olarak gelir... Tüm ehlinizi toptan (B sırrınca) bana getirin!”.
وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلاَ أَن تُفَنِّدُون
94-) Ve lemma fesaletil ıyru kale ebuhüm inniy le ecidü riyha Yusufe levla en tüfennidun;
Ne vakit ki kervan (Yusuf’un şehrinden) ayrıldı, (babayurtlarında) babaları dedi ki: “Eğer bana bunaklık isnat etmezseniz, muhakkak ki ben Yusuf’un rıyhı’nı (kokusunu) alıyorum”.
قَالُواْ تَاللّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلاَلِكَ الْقَدِيم
95-) Kalu tAllahi inneke lefiy dalalikel kadiym;
Dediler ki: “Tallahi!... Muhakkak ki sen kadiym sapıklığının içindesin”.
فَلَمَّا أَن جَاء الْبَشِيرُ أَلْقَاهُ عَلَى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيراً قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُون
96-) Fe lemma en cael beşiyru elkahü alâ vechihi fertedde basıyra* kale elem ekul leküm inniy a'lemu minAllahi ma la ta'lemun;
Ne vakit ki müjdeci geldi, onu (gömleği) Onun (Ya’kub’un) vechinin üzerine ilka etti, (Ya’kub) hemen Basıyr olarak (geri) döndü (Hakk’ın nuru ile görmeye başladı)... (Ya’kub) dedi ki: “Size dememiş miydim, muhakkak ki ben Allah’dan sizin bilmediklerinizi bilirim”.
قَالُواْ يَا أَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا إِنَّا كُنَّا خَاطِئِينَ
97-) Kalu ya ebanestağfirlena zünubena inna künna hatıiyn;
 (Yusuf’un kardeşleri) dediler ki: “Ey babamız!...Bizim için günahlarımızın mağfiretini dile... Doğrusu biz hata edenler olduk”.
قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّيَ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
98-) Kale sevfe estağfiru leküm Rabbiy* inneHU HUvel Ğafurur Rahıym;
 (Ya’kub) dedi ki: “Sizin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim... Muhakkak ki O, Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُواْ مِصْرَ إِن شَاء اللّهُ آمِنِينَ
99-) Felemma dehalu alâ Yusufe ava ileyhi ebeveyhi ve kaledhulu mısra inşaAllahu aminiyn;
Vaktaki Yusuf’un üzerine (nezdine, yanına) girdiler, (Yusuf) ebeveynini (baba-anası’nı) kendine çekti ve dedi ki: “İnşaAllah, aminler olarak (güven içinde) Mısır’a (vahdet şehrine) girin!”.
وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّواْ لَهُ سُجَّداً وَقَالَ يَا أَبَتِ هَـذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقّاً وَقَدْ أَحْسَنَ بَي إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاء بِكُم مِّنَ الْبَدْوِ مِن بَعْدِ أَن نَّزغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ إِخْوَتِي إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِّمَا يَشَاءُ إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
100-) Ve refea ebeveyhi alel Arşi ve harru lehu sücceda* ve kale ya ebeti hazâ te'viylü ru'yaye min kabl* kad cealeha Rabbiy Hakka* ve kad ahsene Biy iz ahreceniy minessicni ve cae Biküm minel bedvi min ba'di en nezeğaşşeytanu beyniy ve beyne ıhvetiy* inne Rabbiy Latıyfün lima yeşa'* inneHU HUvel Aliymul Hakiym;
 (Yusuf) ebeveyni’ni (baba-anası’nı) Arş üzerine ref’etti... O’nun (Yusuf) için (hepsi) secdeye kapandılar... (Yusuf) dedi ki: “Babacığım!.. İşte bu önceden (gördüğüm) rüyanın te’vilidir (hedefine varmasıdır)... Rabbim onu hakk kıldı (gerçekleştirdi)... (Rabbim) bana hakikaten (B sırrınca) ihsanda bulundu... Şeytan benimle kardeşlerim arasına nezğ ettikten (fit soktuktan, ifsad ettikten) sonra, (Rabbim) beni zindandan çıkardı ve sizi de (B sırrınca) bedv’den (badiye, taşra, çöl) getirdi... Muhakkak ki Rabbim dilediğine Latıyf’tir... Çünkü O, Aliym’dir, Hakiym’dir”.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal