Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  12.  YÛSUF SÛRESİ       يوسف
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِماً وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
101-) Rabbi kad ateyteniy minel mülki ve allemteniy min te'viylil ehadiys* FatıresSemavati vel Ardı ente veliyyiy fiyd dünya vel ahireti, teveffeniy müslimen ve elhıkniy Bissalihıyn;
 “Rabbim!... Gerçekten sen bana Mülk’den verdin ve bana hadiselerin te’vilinden öğrettin... Semavat ve Arz’ın Fatırı!.. Dünya’da ve Ahiret’te Sen’sin Veliym... Müslim olarak beni vefat ettir ve beni salihlere kat!”.
ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُواْ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ
102-) Zâlike min enbail ğaybi nuhıyhi ileyk* ve ma künte ledeyhim iz ecmeu emrehüm ve hüm yemkürun;
İşte bu Ğayb haberlerindendir, ki onu sana vahyediyoruz... Onlar (Yusuf’a tuzak kuran kardeşleri) mekr yaparak işlerine cem’olduklarında onların yanında değildin.
وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
103-) Ve ma ekserunNasi velev haraste Bi mu’miniyn;
Sen hırs göstersen de insanların ekseriyeti (Bi-) mü’min olmazlar.
وَمَا تَسْأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ
104-) Ve ma tes'eluhüm aleyhi min ecr* in huve illâ zikrun lil alemiyn;
 (Halbuki) onun (tebliğin) üzerine onlardan bir ecir istemiyorsun... O, ancak alemler için bir hatırlatma/öğüttür.
وَكَأَيِّن مِّن آيَةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ
105-) Ve keeyyin min ayetin fiys Semavati vel Ardı yemürrune aleyha ve hüm anha mu'ridun;
Semavat’ta ve Arz’da nice ayet var ki, onlar bunlardan (bu ayetlerden) yüz çevirerek onlara uğrarlar/üzerlerinden geçip giderler.
وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللّهِ إِلاَّ وَهُم مُّشْرِكُون
106-) Ve ma yu'minu ekseruhüm Billahi illâ ve hüm müşrikûn;
Onların ekseriyeti ancak müşrikler olarak (B sırrından gafil, vehmi varlıkları ile) Allah’a (B sırrınca) iman ederler.
أَفَأَمِنُواْ أَن تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِّنْ عَذَابِ اللّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُون
107-) Efeeminu en te'tiyehüm ğaşiyetün min azâbillahi ev te'tiyehümüssaatü bağteten ve hüm la yeş'urun;
 (Yoksa) onlar Allah azabından bir ğaşiye’nin (hepsini sarıp sarmalayacak bir şeyin; perdenin) kendilerine gelmesinden veya onlar farkında değillerken o saat’in (kıyamet’in, vefatın) ansızın kendilerine gelmesinden emin mi oldular?.
قُلْ هَـذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَاْ وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللّهِ وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
108-) Kul hazihi sebiyliy ed'u ilellahi alâ basıyretin ene ve menittebe’aniy* ve subhanAllahi ve ma ene minel müşrikiyn;
De ki: “İşte bu benim yolumdur; basiyret üzre Allah’a da’vet ederim... Ben ve bana tabi olanlar (bu yoldayız... Hz.Rasûlullah’ın geçmiş ve geleceklere üstünlüğü ve tasavvuf’un hakiki yeri)... SubhanAllah (hiç var olamıyorum) !.. Ben müşriklerden değilim”.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ الْقُرَى أَفَلَمْ يَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَيَنظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ اتَّقَواْ أَفَلاَ تَعْقِلُو
109-) Ve ma erselna min kablike illâ ricalen nuhiy ileyhim min ehlil kura* efelem yesiru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kablihim* ve ledarul ahireti hayrun lilleziynettekav* efela ta'kılun;
Senden önce, karyeler (şehirler) halkından kendilerine vahyettiğimiz rical’den başkasını (Rasûl/Nebî) irsal etmedik (Ümmet-i Muhammed dönemindeki velayet sistemi yoktu)... Arz’da (beden’de) seyir etmediler (yürüyüp ilerlemediler) mi ki kendilerinden öncekilerin akibetinin nasıl olduğunu görsünler... Bilfiil korunanlar için Ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır... Akletmeyecekmisiniz?.
حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُواْ جَاءهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَاء وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
110-) Hatta izestey'eser Rusulü ve zannu ennehüm kad küzibu caehüm nasruna, fenücciye men neşa'u, ve la yuraddu be'süna anil kavmil mücrimiyn;
Ta ki Rasûller (onlardan yana) ümitlerini kestiler ve zannettiler ki kendileri yalanlandılar (va’d olunan zaferi beklediler), (işte o vakit) nusretimiz onlara (Rasûllere) geldi (Veliy oldular)... Dilediğimiz kimseler kurtarıldı... Mücrimler kavminden be’simiz (azab, zorluk) geri çevrilmez.
لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِّأُوْلِي الأَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثاً يُفْتَرَى وَلَـكِن تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
111-) Lekad kâne fiy kasasıhim ıbretün li ülil elbab* ma kâne hadiysen yüftera ve lâkin tasdiykalleziy beyne yedeyhi ve tafsıyle külli şey’in ve hüden ve rahmeten li kavmin yu'minun;
Andolsun ki onların kıssalarında ulul’elbab (üst akıl-öz sahipleri) için bir ibret vardır... O (Kur’an) uydurulan bir söz değildir... Fakat önünde (Levh-i Mahfuz’da) olanı tasdik eden, herşeyi tafsil eden ve iman eden bir kavim için de huda (rehber) ve rahmettir (hakiki kendini bilmekdir).

 




  13.  RA'D SÛRESİ    الرعد

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

لمر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِيَ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ الْحَقُّ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُون

1-) Elif Lâââm Miiiym Ra* tilke ayatül Kitab* velleziy ünzile ileyke min Rabbikel Hakku ve lâkinne ekseren Nasi la yu'minun;

Elif, Laaa, Miiiym, Raa... Bunlar Kitab’ın ayetleridir... Ve (O Kitab) Rabbinden sana inzal olunan Hakk’dır... Fakat insanların ekseriyeti iman etmezler.
اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لأَجَلٍ مُّسَمًّى يُدَبِّرُ الأَمْرَ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لَعَلَّكُم بِلِقَاء رَبِّكُمْ تُوقِنُون
2-) Allahulleziy rafeas Semavati Bi ğayri amedin teravneha sümmesteva alel Arşi ve sahhareş Şemse vel Kamere küllün yecriy liecelin müsemma* yüdebbirul’emre yufassılül’ayati lealleküm Bi Lıkai Rabbiküm tukınun;
Allah, O’dur ki Semavat’ı (bilinç katmanlarını) gördüğünüz bir (Bi-) direk olmaksızın ref’etti (yükseltti)... Sonra Arş (Kalb) üzerine istiva etti... Güneş’i (Can’ı), Kamer’i musahhar kılmıştır (hükmüne boyun eğdirmiştir)... Herbiri bir ecel-i müsemma (fıtratları) için akıp gider... Emr’i tedbir eder, ayetleri tafsil eder; Rabbinize lıka’ya (varlığınızda Rabbinizin açığa çıkışını yaşamaya B sırrınca) ikan edesiniz (yakiynen göresiniz) diye.
وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الأَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْهَاراً وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
3-) Ve HUvelleziy meddel’Arda ve ceale fiyha revasiye ve enhara* ve min küllissemerati ceale fiyha zevceynisneyni yuğşil leylen nehar* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerun;
O, odur, ki Arz’ı (beden’i) med etti (uzatıp yaydı), onda sabit dağlar ve nehirler (lenf-kan) oluşturdu... Her semerattan (ürün, meyve; idrak mahsülleri), kendilerinin içinde eşi olan’dan iki (kromozomlar, zıd karakterler) oluşturdu... Gece’yi gündüze bürür... Muhakkak ki bunlarda tefekkür eden bir kavim için elbette ayetler vardır.
وَفِي الأَرْضِ قِطَعٌ مُّتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِّنْ أَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقَى بِمَاء وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ فِي الأُكُلِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُون
4-) Ve fiyl Ardı kıtaun mütecaviratün ve cennatün min a’nabin ve zer'un ve nehıylün sınvanün ve ğayru sınvanin yüska Bi main vahıd* ve nufaddılu ba'daha alâ ba'din fiyl ükül* inne fiy zâlike le âyâtin likavmin ya'kılun;
Arz’da birbirine yaslanmış komşu kıt’alar, üzümden bahçeler, ekinler ve çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır... (Hepsi) (Bi-) ma-i vahid ile (tek bir su’dan; tek bir enerji’den B sırrınca) sulanır... Yemişlerinde onların bazısını bazısına üstün tutarız (bazı kuvve ve ahlaklar öze dönüktür)... Muhakkak ki bunda akleden bir kavim için elbette ayetler vardır.
وَإِن تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَئِذَا كُنَّا تُرَاباً أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ الأَغْلاَلُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدونَ
5-) Ve in ta'ceb feacebün kavlühüm eiza künna türaben einna lefiy halkın cediyd* ülaikelleziyne keferu Bi Rabbihim* ve ülaikel ağlalü fiy a'nakıhim* ve ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
Eğer şaşıyorsan, asıl şaşılacak olan onların (halk-ı cediyd realitesini inkar edenlerin) şu sözüdür: “Biz toprak olduğumuz da mı, biz mi halkı cedid’de olacağız (hep yeniden yaratılacağız) ?”... İşte bunlar (Bi-) Rablerine kafir olmuşlardır (madde müşahadesi ile Rabbani vasıflardan perdelenmişlerdir)... Boyunlarında bukağılar (halkalar) olanlar da bunlardır... Bunlar Nar Ashabı (ateş halkı)’dır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِمُ الْمَثُلاَتُ وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِّلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ
6-) Ve yesta'ciluneke Bis seyyieti kablel haseneti ve kad halet min kablihimül mesülat* ve inne Rabbeke lezû mağfiretin linNasi alâ zulmihim* ve inne Rabbeke leşediydül ıkab;
Senden hasene’den (iyilik, hayır) önce seyyie’yi (kötülük-şerr’i B sırrınca) acele isterler... (Halbu ki) onlardan önce mesulat (misaller, ibret verici cezalar) gelip geçmiştir... Muhakkak ki senin Rabbin zulümlerine rağmen insanlara elbette mağfiret sahibidir (kazandıkları kötülükler ile istidatlarını kapatmadıkları sürece)... Ve muhakkak ki senin Rabbin Şediyd’ül Ikab’dır da.
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
7-) Ve yekulülleziyne keferu levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih* innema ente münzirun ve likülli kavmin had;
O kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler): “O’na Rabbinden bir ayet (ilahi bir sıfat) inzal edilmeli değil mi idi?” derler... Sen ancak bir uyarıcısın... Her kavmin (her mertebe halkının, idrak düzeyinin) bir Hadi’si (hidayet edicisi) vardır.
اللّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَى وَمَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَيْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَار
8-) Allahu ya'lemu ma tahmilu küllü ünsa ve ma teğıydul’ erhamu ve ma tezdad* ve küllü şey'in ındehu Bimıkdar;
Allah, her dişi’nin (nefsin) neye hamile olduğunu, rahimlerin (astrolojik realite, yaşam tarzı,.. dolayısıyla) neyi noksanlaştıracağını ve neyi ziyade edeceğini bilir... O’nun indinde her şey bir (Bi-) mikdar iledir.
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ
9-) Alimul ğaybi veşşehadetil Kebiyrul Müteal;
Gayb ve şahadeti (kuvve’de olanı ve fiile çıkanı) Aalim’dir (bilen’dir)... (O gayb ve şahadeti bilen) Kebiyr’dir (sonsuz manalara sahip üstünlük sahibidir; istidatların gerektirdiğini kapsar), Müteali’dir (yüceliği yayandır).
سَوَاء مِّنكُم مَّنْ أَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَن جَهَرَ بِهِ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِاللَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ
10-) Sevaün minküm men eserral kavle ve men cehera Bihi ve men huve müstahfin Bil leyli ve saribün bin nehar;
Sizden kavl’i (hükmolunan hazineyi B sırrınca) sırlayan (gizlide saklayan, ortaya çıkarmayan) da açıklayan da ve (Bi-) gece ile gizlenip saklanan da (Bi-) gündüz ile görünen/çıkıp yoluna giden de (O’na) birdir.
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءاً فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ
11-) LeHU muakkıbatün min beyni yedeyhi ve min halfihı yahfezunehu min emrillah* innAllahe la yuğayyiru ma Bi kavmin hatta yuğayyiru ma Bi enfüsihim* ve iza eradAllahu Bi kavmin suen fela meradde leh* ve ma lehüm min dunihi min val;
Onun (sizden her bir kimsenin) önünden de, arkasından da kendisini Allah Emri’nden (gelen bir şekilde, kişisel bir ta’kip gibi olmaksızın) muhafaza eden muakkıbat (dişi ta’kipçiler, izleyenler) vardır... Muhakkak ki Allah, bir kavmin halini (yansımasını), onlar kendi nefslerini (B sırrınca) değiştirmedikçe (B sırrınca) değiştirmez... Allah bir kavme kötülük irade etti mi, artık onun geri çevrilmesi yoktur... Onlar için O’ndan başka yardım edici dost yoktur.
هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَ
12-) HUvelleziy yüriykümül berka havfen ve tamean ve yünşiüssehabessikal;
Size havf ve tama’ (korku ve umut) olarak şimşeği (berk-ı tecelli) gösteren, (ilim ve ma’rifet ile) yüklü bulutları inşa eden O’dur.
وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ
13-) Ve yüsebbihurra'dü Bi hamdiHİ vel Melaiketü min hıyfetiHİ, ve yursilussavaıka feyusıybu Biha men yeşau ve hüm yücadilune fiyllah* ve HUve şediydül mihal;
Ra’d (gök gürültüsü) O’nun Hamdı ile (B sırrıyla; O’nun Hamdi olarak) tesbih eder, Melaike ise O’nun korkusundan (tesbih eder)... Onlar Allah hakkında (fikirle) mücadele edip dururlarken, (O) yıldırımları irsal eder de onlarla dilediğine (B sırrınca) isabet eder... O, Şediyd’ül Mıhal’dır (mukavemet edilemeyen düzeni, kuvvet ve azabı şiddetli’dir).
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لاَ يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَيْءٍ إِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاء لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاء الْكَافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلاَ
14-) LeHU da'vetül Hakk* velleziyne yed'une min dunihi la yesteciybune lehüm Bi şey'in illâ kebasitı keffeyhi ilelmai li yeblüğa fahu ve ma huve Bi baliğıh* ve ma duaül kafiriyne illâ fiy dalal;
Hak Da’vet (ancak) O’nundur/O’nadır... Ondan gayrı çağırıp durdukları ise onlara hiç bir şekilde (B sırrınca) icabet edemezler (çünkü hiç bir kudretleri yok, çünkü asla var olmadılar)... (Onların durumu) ancak, ağzına ulaşsın diye Su’ya doğru iki avucunu bast edenin (açanın) ki gibidir... (Halbuki Su’ya ağzını dayamadıkça) o (su) ona ulaşacak değildir... (İşte böyle) kafirlerin duası ancak sapkınlık ve boşadır.
وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَا
15-) Ve Lillahi yescüdü men fiys Semavati vel Ardı tav'an ve kerhen ve zılaluhum Bil ğudüvvi vel asal;
(15. Ayet secde ayetidir.) Semavat ve Arz’da kim varsa gölgeleri (kişilik ve bedenleri) de (dahil) tav’an ve kerhen (isteyerek yahut zorunlu olarak), (B sırrınca) sabah ve akşam Allah’a secde ederler (hakikatleri olan Allah’a mutlak teslimiyet halindedirler).
      س} قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ{ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعاً وَلاَ ضَرّاً قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
16-) Kul men Rabbüs Semavati vel Ard* kulillah* kul efettehaztüm min dunihi evliyae la yemlikûne lienfüsihim nef’an ve la darra* kul hel yestevil a'ma vel basıyru, em hel testeviz zulümatü vennur* em cealu Lillahi şürekâe haleku kehalkıhı feteşabehel halku aleyhim* kulillahu haliku külli şey’in ve HUvel Vahıdül Kahhar;
De ki: “Semavat ve Arz’ın Rabbi kim?”... De ki: “Allah”... De ki: “O’nun gayrından, kendi nefslerine bir fayda ve bir zarara malik olamayan veliler mi edindiniz?”... De ki: “A’ma (kör) ile basıyr (gören) müsavi olur mu?... Yahut zulumatLAR ile Nur müsavi olur mu?”... Yoksa (kendinden gayrı vücud olmayan, algıladıkları tüm kuvve ve özellikler kendisine ait olan) Allah’a O’nun halkettiği gibi halkeden ortaklar mı kıldılar (algıladıklarında açığa çıkan kuvveler onlara aitmiş gibi) da halk (yaratma, yaratış) onlar üzerine müteşabih mi oldu?... De ki: “Allah’dır, herşeyin Halik’ı... O, Vahid’dir, Kahhar’dır”.
أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رَّابِياً وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَاء حِلْيَةٍ أَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِّثْلُهُ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاء وَأَمَّا مَا يَنفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الأَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الأَمْثَال
17-) Enzele minesSemai maen fesalet evdiyetün Bi kaderiha fahtemelesseylü zebeden rabiya* ve mimma yukıdune aleyhi fiynnaribtiğae hılyetin ev metaın zebedün mislüh* kezâlike yadribullahul Hakka vel batıl* feemmezzebedü feyezhebü cüfaa* ve emma ma yenfeun Nase feyemküsü fiyl Ard* kezâlike yadribullahul emsal;
 (O), Sema’dan bir su inzal etti de (böylece) vadiler kendi (Bi-) kaderlerince (terkibiyetlerindeki kuvvelerin mikdarlarınca) sel olup aktı... O sel, artan/üste çıkan köpüğü yüklenmiş taşır... Bir süs veya bir meta’ (fayda, ma’rifet) arzulayarak Nar’da yakıp erittiklerinden olan da bunun misli bir köpüktür (madenlerin saflaştırılmasında da tortular atılır)... İşte Allah, Hak ile batıl’ı böylece darbeder (misallendirir)... Köpük (tortu) ise, cüfa’ (köpük, çerçöp) olarak atılır gider... Fakat insanlara faydalı olan şeye gelince, (işte o) Arz’da kalır (kaybolması mümkün olmayanla ilgilenin)... İşte Allah, emsal’i (misilleri, benzerleri) böyle darb eder (böyle örnek verir).
لِلَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُواْ لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لاَفْتَدَوْاْ بِهِ أُوْلَـئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
18-) Lilleziynestecabu li Rabbihimül hüsna* velleziyne lem yesteciybu leHU lev enne lehüm ma fiyl Ardı cemiy’an ve mislehu meahu leftedev Bih* ülaike lehüm suül hısabi, ve me'vahüm cehennem* ve bi'sel mihad;
Rablerine icabet edenlere (arınanlara) Hüsna (en güzel; Rabbanilik, cennet) vardır... O’na icabet etmeyenlere gelince, eğer ki Arz’dakilerin tamamı ve onunla beraber bir misli daha onların olsa elbette (Bi-) onu fidye verirlerdi... Hesab’ın kötüsü işte onlar içindir... Onların barınakları Cehennem’dir... Ne kötü yataktır o!.
أَفَمَن يَعْلَمُ أَنَّمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمَى إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُواْ الأَلْبَاب

19-) Efemen ya'lemu ennema ünzile ileyke min Rabbikel Hakku kemen huve a'ma* innema yetezekkeru ulül ‘elbab;

Ancak Rabbinden sana inzal olunan Hak’dır’ı bilen kimse, a’ma kimse gibi midir?... Yalnızca ulul’elbab (öz-halis akıl sahipleri) tezekkür eder!.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal