Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  38.SÂD SÛRESİ    ص
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
هَذَا ذِكْرٌ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَآبٍ
49-) Hazâ zikr* ve inne lil müttekıyne le hüsne meab;
Bu (vahdet-tahkik ehlini) bir zikir (hayırla anış) dir!... Muhakkak ki muttekıyler için dönüş yerinin güzeli vardır.
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ الْأَبْوَابُ
50-) Cennati Adnin müfettehaten lehümül ebvab;
(Yani, o güzel dönüş yeri) kapıları kendilerine açılmış halde Adn Cennetleridir.
مُتَّكِئِينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
51-) Müttekiiyne fiyha yed'une fiyha Bi fakihetin kesiyretin ve şerab;
(O muttekıyler) orada (ilahi sıfatlara) dayanıp yaslanmışlar olarak, (B sırrınca) orada çok meyva ve şarap ister haldedirler.
وَعِندَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ
52-) Ve ındehüm kasıratüt tarfi etrab;
 Onların (o muttekylerin) indlerinde (yanlarında) gözlerini yalnızca onlara (eşlerine) çevirmiş (huri) ler, aynı yaşıtlar vardır.
هَذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ
53-) Hazâ ma tuadune li yevmil hısab;
İşte budur, hesab günü için size va’dolunan!.
إِنَّ هَذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِن نَّفَادٍ
54-) İnne hazâ le rizkuNA malehu min nefad;
Muhakkak ki işte bu bizim rızkımızdır... Bitip tükenme yoktur ona (bakidir).
هَذَا وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآبٍ
55-) Hazâ* ve inne littağıyne le şerre meab;
İşte bu!.. Muhakkak ki tuğyan eden (azgınlar) için dönüş yerinin şerrlisi vardır.
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ
56-) Cehennem* yaslevneha* fe bi'sel mihad;
(O dönüş yerinin şerlisi) Cehennem’dir ki ona yaslanırlar... Ne kötü bir mihad (yatak-döşek, alçak yer) dır o!.
هَذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
57-) Hazâ fel yezukuhu hamiymun ve ğassak;
İşte bu (onlar için)... Tadsınlar onu!.. Kaynar su ve irindir (o).
وَآخَرُ مِن شَكْلِهِ أَزْوَاجٌ
58-) Ve aharu min şeklihi ezvac;
O (azab) şekilden (onun benzeri) diğerleri, çifter çifter (azab çeşitleri vardır).
هَذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ لَا مَرْحَباً بِهِمْ إِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ
59-) Hazâ fevcün muktehımun meaküm* la merhaben Bihim* innehüm salün nar;
İşte bu sizinle beraber düşüp kaybolan/ (cehenneme) katlanan bir gruptur... (Günah önderleri dedi ki): “(Bi-) onlara ‘Merhaba= geniş-rahat olma’ yoktur... Muhakkak ki onlar Nar’a maruz kalanlardır”.
قَالُوا بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَباً بِكُمْ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ الْقَرَارُ
60-) Kalu bel entüm la merhaben Biküm* entüm kaddemtümuhu lena* fe bi'sel karar;
(O önderlere uyanlar ise): “Hayır, asıl (Bi-) size ‘Merhaba=rahat-geniş olma’ yoktur... Onu (cehennemi) bize siz takdim ettiniz (önümüze getirdiniz)... Ne kötü bir karar (gah)’dır bu!” dediler.
قَالُوا رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَذَا فَزِدْهُ عَذَاباً ضِعْفاً فِي النَّارِ
61-) Kalu Rabbena men kaddeme lena hazâ fezidhü azâben dı'fen fiyn nar;
Dediler ki: “Rabbimiz, bunu bize kim takdim etti ise, onun Nar’da azabını bir kat daha artır”.
وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرَى رِجَالاً كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ الْأَشْرَارِ
62-) Ve kalu ma lena la nera ricalen künna neuddühüm minel eşrar;
Ve dediler ki: “Bize ne oluyor ki kendilerini eşrardan (şerirlerden, çok şerlilerden) addettiğimiz ricali (burada) görmüyoruz?”.
أَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيّاً أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْأَبْصَارُ
63-) Ettehaznahüm sıhriyyen em zağat anhümül ebsar;
“Biz onları alaya alırdık... Yoksa gözler onlardan başka tarafa mı kaydı?”.
إِنَّ ذَلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ
64-) İnne zâlike le hakkun tehasumü ehlin nar;
Muhakkak ki o hakk’dır... (Yani) Ehl-i Nar’ın hasımlaşması (karşılıklı davalaşması, tartışması, suçlaşması gerçektir) !.
قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنذِرٌ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
65-) Kul innema ene münzir* ve ma min ilahin illellahul Vahıdul Kahhar;
De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım (farketmeniz gereken büyük bir gerçeği haber veriyorum; nefsim için, nefsimle konuşan değilim?) !... İlah’dan (Allah’ın gayrı vücud) bir şey yok, ancak Vahid, Kahhar olan Allah vardır”.
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ
66-) Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehümel Aziyzul Ğaffar;
“Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Aziyz, Ğaffar olan Rabbi’dir”.
قُلْ هُوَ نَبَأٌ عَظِيمٌ
67-) Kul HUve nebeün Azıym;
De ki: “O (vahdet gerçeği, B-sırrı?), Aziym bir haberdir!!!”.
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
68-) Entüm anhü mu'ridun;
“Siz ise O’ndan (o büyük haberin ihbar ettiği büyük gerçekten?) yüz çeviriyorsunuz!”.
مَا كَانَ لِي مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَإِ الْأَعْلَى إِذْ يَخْتَصِمُونَ
69-) Ma kâne liye min ılmin Bil Meleil A'la iz yahtesımun;
“(Mele-i A’la sakinleri) tartışırlarken, Mele-i A’la ile ilgili (B sırrınca) bir ilme sahip değilim”.
إِن يُوحَى إِلَيَّ إِلَّا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
70-) İn yuha ileyye illâ ennema ene neziyrun mübiyn;
“Bana ancak: Ben yalnızca apaçık bir uyarıcıyım, (diye) vahyolunuyur (şüpheniz olmasın, ben o büyük haberi açıklayan Nebîim?)”.
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَراً مِن طِينٍ
71-) İz kale Rabbüke lil Melaiketi inniy halikun beşeran min tıyn;
Hani Rabbin Melaike’ye: “Muhakkak ki ben Tıyn’den (balçıktan; su+mineral) bir beşer halkedeceğim” demişti.
فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
72-) Feiza sevveytühu ve nefahtü fiyhi min ruhıy fekau lehu sacidiyn;
“Onu tesviye edip (düzenleyip, dengeleyip, tamamlayıp), o yapının içinde RuhUM’dan nefhettiğim vakit, Ona secdeye kapanın”.
فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

73-) Fesecedel Melaiketü küllühüm ecmeun;

O Melaike’nin hepsi, toptan secde ettiler.
إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنْ الْكَافِرِينَ

74-) İlla ibliys* istekbere ve kâne minel kafiriyn;

İblis müstesna; (o vehmiyle) büyüklük tasladı ve kafirlerden (gerçeği örtenlerden) oldu.
قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ
75-) Kale ya ibliysü ma meneake en tescüde lima halaktü Bi yedeyye, estekberte em künte minel aliyn;
(Allah) buyurdu: “Ey İblis (benliği ile perdeli) !... (Bi-) İki Elim (Celal ve Cemal sıfatlarım) ile yarattığıma (zati tecellime mazhar kıldığıma, vahidiyyet zuhuruna) secde etmene ne mani oldu?... Büyüklendin mi, yoksa Alun’dan (Adem’e secdesi sözkonusu olmayan ondan yüceler’den) mı oldun?”.
قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ

76-) Kale ene hayrun minh* halakteniy min narin ve halaktehu min tıyn;

(İblis) dedi ki: “Ben daha hayırlıyım ondan; beni Nar’dan (manyetik beden?) halkettin, onu tıyn’den (hücresel yapıdan) halkettin” dedi.
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

77-) Kale fahruc minha feinneke raciym;

(Allah) buyurdu: “Çık oradan; çünkü sen raciymsin (tardolunmuşsun)!”.
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
78-) Ve inne aleyke la'netİY ila yevmid diyn;
“Muhakkak ki, Diyn Günü’ne kadar la’netim senin üstündedir”.
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
79-) Kale Rabbi feenzırniy ila yevmi yüb'asun;
(İblis) dedi ki: “Rabbim!.. (İnsanların) ba’solunacakları gün’e kadar bana mühlet ver (ertele, bekle)”.
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ
80-) Kale feinneke minel munzariyn;
(Allah) buyurdu: “Muhakkak ki sen mühlet verilenlerdensin!”.
إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
81-) İla yevmil vaktil ma'lum;
“Ma’lum vaktin (fiziksel ölüm) günü’ne kadar”.
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
82-) Kale feBi ızzetiKE le uğviyennehüm ecmeıyn;
(İblis) dedi ki: “(Bi-) izzetine (?) kasem ederim ki, onların tümünü mutlaka şaşırtıp saptıracağım”.
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ
83-) İlla ıbadeKE minhümül muhlesıyn;
“Ancak onlardan ihlaslandırılmış kulların müstesna”.
قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ
84-) Kale fel Hakku, vel Hakka ekul;
(Allah) buyurdu: “Ben de Hakk’a yemin ederim: -ki ben Hakk söylerim-“
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
85-) Leemle enne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecmeıyn;
“Andolsun ki Cehennem’i senden (iblis?) ve onlardan sana tabi olanlardan (benliği-vehmi ile perdelenenlerden) toptan dolduracağım”.
قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ
86-) Kul ma es'elüküm aleyhi min ecrin ve ma ene minel mütekellifiyn;
De ki: “Onun üzerine (verdiğim habere, tebliğ ve uyarıya karşılık) sizden bir ecir/ücret istemiyorum ve ben mütekellifiyn’den (olmayan bir vasfı taklid eden, kendini külfete sokan, Nebî olmadığı halde Nebîlik iddasında bulunup teklif getiren) değilim”.
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ
87-) İn huve illâ zikrun lil alemiyn;
“O, alemler için bir zikir (hatırlatma, öğüt)’den başka değildir”.
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ
88-) Ve leta'lemunne nebeehu ba'de hıyn;
“O’nun haberini bir süre sonra (ölüm esnasında) elbette bileceksiniz”.

39. ZÜMER SÛRESİ    الزمر
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
1-) Tenziylül Kitabi minAllahil Aziyzil Hakiym;
Kitab’ın tenziyli (tafsile indirmesi) Aziyz, Hakiym olan Allah’dandır.
إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصاً لَّهُ الدِّينَ
2-) İnna enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı fa'budillahe muhlisan lehüd diyn;
Muhakkak ki biz sana O Kitab’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) inzal ettik!... O halde diyn’i O’na halis kılarak (vahdet bilinci ile) Allah’a kulluk yap!.
أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
3-) Ela Lillahid diynül halis* Velleziynettehazu min duniHİ evliya'* ma na'budühüm illâ liyükarribuna ilellahi zülfa* innAllahe yahkümü beynehüm fiyma hüm fiyhi yahtelifun* innAllahe la yehdiy men huve kazibün keffar;
Dikkat edin, halis diyn (katıksız-sırf yaşam, vücud) Allah’ındır (Allah ahlakının açığa çıkması içindir) !...O’nun gayrından veliler (himayesine, idaresine, sultasına, varlığına sığınılacak vücud sahipleri) edinenler: “Biz onlara, sadece bizi Allah’a yaklaştırması için kulluk yapıyoruz” (derler)... Muhakkak ki Allah onlar arasında, hakkında ihtilaf edip durdukları şey (tevhid, diyn, şirk) hakkında hüküm verecektir... Muhakkak ki Allah, yalancı (Allah’dan gayrı vücud kabul eden), gerçeği çok örtücü (Hakk’dan-diyn’den perdeli) olan kimseye hidayet etmez.
لَوْ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَداً لَّاصْطَفَى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ سُبْحَانَهُ هُوَ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
4-) Lev eradAllahu en yettehıze veleden lastafa mimma yahlüku ma yeşau, subhaneHU, HUvAllahul Vahıdül Kahhar;
Eğer Allah bir çocuk edinmek irade etseydi, elbette yarattıklarından dilediğini ıstıfa ederdi (süzüp seçerdi)... Subhan’dır O!... O, Vahid, Kahhar olan Allah’dır!.
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى أَلَا هُوَ الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ
5-) Halekas Semavati vel Arda Bil hakk* yükevvirulleyle alennehari ve yükevvirun nehare alelleyli ve sahhareşŞemse vel Kamer* küllün yecriy li ecelin müsemma* ela HUvel Aziyzül Ğaffar;
Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı (isim ve resimle perdelenmeyin)... Geceyi gündüzün üzerine dürer/sarar/ dolar, gündüzü de geceniz üzerine dolar... Güneş’i ve ay’ı musahhar (itaatkar) kılmıştır... Herbiri bir ecel-i müsemma (belli bir vakit, vuslat) için akıp gider... Agah olun, O, Aziyz’dir, Ğaffar’dır.
خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنْ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقاً مِن بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ
6-) Halekaküm min nefsin vahıdetin sümme ceale minha zevceha ve enzele leküm minel en'ami semaniyete ezvac* yahlükuküm fiy butuni ümmehatiküm halkan min ba'di halkın fiy zulümatin selâs* zâlikümullahu Rabbüküm leHUl Mülk* la ilahe illâ HU* feenna tusrefun;
Sizi nefs-i vahide (bir tek nefs; evrensel öz)’den yarattı... Sonra ondan (o nefsden) onun eşini oluşturdu ve sizin için en’am’dan (mismil hayvanalar; kuvvelerden) sekiz eş inzal etti... Sizi analarınızın karınlarında, (biyolojik) üç karanlık içinde (ya da hakikatından perdelilik), bir yaratıştan sonra (diğer) bir yaratışa (geçirerek) yaratıyor... İşte size Allah; mülk kendisinin olan Rabbiniz?!... İlah yok, ancak O (O’ndan gayrı vücud yok) ?!... Nasıl (Hakk’dan) çevriliyorsunuz?!.
إِن تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمْ وَلَا يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَإِن تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

7-) İn tekfüru feinnAllahe ğaniyyün anküm ve la yerda li ıbadiHİl küfr* ve in teşküru yerdahu leküm* ve la teziru vaziretun vizre uhra* sümme ila Rabbiküm merciuküm feyünebbiüküm Bima küntüm ta'melun* inneHU Aliymun Bizatissudur;

Eğer küfr (nankörlük) ederseniz (insanlığınızı-halifeliğinizi değerlendirip şükretmezseniz; hakikatınızdan perdelenirseniz), muhakkak ki Allah sizden (yana) ğaniy’dir (size muhtaç değildir)... (Ama Allah) kulları için küfre (nankörlüğe; fıtratlarını zayi etmelerine, kaybolmalarına) razı olmaz (gerçek kullarında küfür yoktur?)... Eğer şükrederseniz, sizin için ona razı olur... Hiçbir vazire (yük taşıyan, günahkar, nefs) bir başkasının yükünü/günahını yüklenmez... Sonra merci’niz Rabbinizedir... (O), size (B sırrınca) yaptıklarınızı haber verecektir... Muhakkak ki O sadırların zatı olarak (B sırrınca) Aliym (sakladıklarınızı da, herşeyinizi de tam bilen)’dir.
وَإِذَا مَسَّ الْإِنسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيباً إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِّنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُو إِلَيْهِ مِن قَبْلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَاداً لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلاً إِنَّكَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ
8-) Ve iza messel İnsane durrun dea Rabbehu müniyben ileyHİ sümme iza havvelehu nı'meten minhu nesiye ma kâne yed'u ileyHİ min kablü ve ceale Lillahi endaden liyudılle an sebiylih* kul temetta' Bi küfrike kaliyla* inneke min ashabin nar;
İnsan’a (rahmet olarak; onu arındırmak-genişletmek için) bir durr (zarar, hastalık, sıkıntı) dokunduğunda, O’na (Rabbine) yönlerek Rabbine dua eder/Rabbini çağırır!... Sonra ona (Rabbi) kendinden bir ni’met lutfettiğinde, daha önce O’na dua ettiğini/çağırdığını unutur ve O’nun yolundan saptırmak için (algıladıklarının onlarda açığa çıkan özelliklerin varlığı kendisine ait olan) Allah’a endad (eş-denk’ler) oluşturur (yegane vücud Allah yanısıra bizzat ve hakikaten var sanır)... De ki: “(Bi-) küfrünle azcık yararlan (bakalım)... Muhakkak ki sen Nar ashabındansın”.
أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِداً وَقَائِماً يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
9-) Emmen huve kanitün anaelleyli saciden ve kaimen yahzerul’ ahırete ve yercu rahmete Rabbih* kul hel yestevilleziyne ya'lemune velleziyne la ya'lemun* innema yetezekkeru ulül elbab;
 (Böylesi mi) yoksa sacid (secde eden, fani) ve kaim (kıyam eden) olarak gecenin vakitlerinde kanit (hakikatına itaat ile ibadet eden, müstekıym), Ahiret’ten hazer eden (ona yaraşmayanlardan sakınan) ve Rabbinin rahmetini uman mı?... De ki: “Hiç bilenler ile bilmeyenler (sorumlulukta) bir/eşit olur mu (bilen, bilmeyen gibi davranır mı) ?... Ancak öz-akıl sahipleri tezekkür eder”.
قُلْ يَا عِبَادِ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُم بِغَيْرِ حِسَابٍ

10-) Kul ya ıbadilleziyne amenütteku Rabbeküm* lilleziyne ahsenu fiy hazihiddünya haseneten, ve Ardullahi vasiatün, innema yüveffessabirune ecrehüm Biğayri hısab;

De ki: “Ey iman eden kullarım, Rabbinizden ittika edin (vücud O’nundur, yoksunuz?) !... Bu dünyada ihsan yapanlara (muhsinlere) bir hasene (bir müşahade, yakiyn) vardır... Allah’ın Arz’ı da geniştir... Ancak sabredenlere ecirleri (B sırrınca) hesabsız verilir”.
قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصاً لَّهُ الدِّينَ
11-) Kul inniy ümirtü en a'budAllahe muhlisan lehüd diyn;
De ki: “Muhakkak ki ben, diyni O’na (Allah’a) halis kılan (gayrı vücud kabullenmeyen) olarak Allah’a kulluk yapmakla emrolundum”.
وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ
12-) Ve ümirtü lien ekûne evvelel müslimiyn;
“Ve müslimlerin (tam fani, tam teslimlerin) evveli olmakla da emrolundum”.
قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
13-) Kul inniy ehafü in asaytü Rabbiy azâbe yevmin azıym;
De ki: “Eğer Rabbime ısyan edersem (birimselliğe düşersem), muhakkak ki ben aziym bir günün azabından korkarım”.
قُلِ اللَّهَ أَعْبُدُ مُخْلِصاً لَّهُ دِينِي     


14-) Kulillahe a'büdü muhlisan lehu diyniy;

De ki: “Diynimi (yaşamımı, ibadetimi) O’na halis kılan (saf, ihlaslı) olarak Allah’a kulluk ederim!”.
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُم مِّن دُونِهِ قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِينَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَلَا ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ

15-) Fa'budu ma şi'tüm min duniHİ, kul innel hasiriynelleziyne hasiru enfüsehüm ve ehliyhim yevmel kıyameti, ela zâlike hüvel husranulmübiyn;

 (Artık) siz de O’ndan başka dilediğinize kulluk/ibadet edin (bakalım) !... De ki: “Muhakkak ki husrana uğrayanlar şol kimselerdir ki, kıyamet günü nefslerini ve ehillerini (kuvvelerini) husrana uğratmışlardır... Dikkat edin!... İşte o apaçık bir husranın ta kendisidir”.
لَهُم مِّن فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِّنَ النَّارِ وَمِن تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذَلِكَ يُخَوِّفُ اللَّهُ بِهِ عِبَادَهُ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ

16-) Lehüm min fevkıhim zulelün minennari ve min tahtihim zulel* zâlike yuhavvifullahu Bihi ıbadeHU, ya ıbadi fettekun;

Onların, fevklerinden de Nar’dan gölgelikler (perdeleyen nesneler, katmanlar) vardır, altlarından da gölgelikler vardır... İşte bu, Allah onunla kullarını (B sırrınca) korkutuyor... Ey kullarım, benden ittika edin (Ben’den perdelenmeyin; benlikle zuhur etmeyin; arının) !.
وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَن يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِ
17-) Velleziynectenebüt tağute en ya'buduha ve enabu ilellahi lehümül büşra* febeşşir ıbad (iy);
Tağut (gayrı vücud)’tan, ona kulluk yapmaktan ictinab edip/kaçınıp Allah’a (hakikatlerına) yönelenler var ya, onlar için büşra (müjde; vuslat) vardır...Kullarımı müjdele!.
الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُوْلَئِكَ هُمْ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
18-) Elleziyne yestemiünel kavle feyettebiune ahseneh* ülaikelleziyne hedahümullahu ve ülaike hüm ulül elbab;
Onlar (o kullarım) ki, kavl’i (hakkani sözü) işitirler de onun en güzeline (en takvalı olanına) tabi olurlar... İşte onlar kendilerini Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir ve işte onlar saf akıl sahiplerinin ta kendileridirler.
أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ أَفَأَنتَ تُنقِذُ مَن فِي النَّارِ
19-) Efemen hakka aleyhi kelimetül azâb* efeente tünkızü men fiyn nar;
Ya aleyhine azab kelimesi hakk olmuş (şaki) kimse ise, (bu takdirde) Nar’da olan kimseyi mi sen kurtaracaksın?.
لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِّن فَوْقِهَا غُرَفٌ مَّبْنِيَّةٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ الْمِيعَادَ
20-) Lakinilleziynettekav Rabbehüm lehüm ğurefün min fevkıha ğurefün mebniyyetün tecriy min tahtihel’ enhar* va'dAllah* la yuhlifullahul miy’ad;
Fakat Rablerinden ittika edenlere gelince, onlar için üst üste (fevken) bina olunmuş, altlarından nehirler akan ğuraf (odalar, cennet makamları) vardır... (Bu) Allah’ın va’didir... Allah mi’ad’ı (va’dettiği, hükmettiği şeyin gerçekleşmesini; va’dini) bozmaz.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي الْأَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعاً مُّخْتَلِفاً أَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرّاً ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَاماً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِأُوْلِي الْأَلْبَابِ
21-) Elem tera ennAllahe enzele mines Semai maen feselekehu yenabiy’a fiyl Ardı sümme yuhricü Bihi zer'an muhtelifen elvanühu sümme yehiycü feterahu musferren sümme yec'aluhu hutama* inne fiy zâlike le zikra li ülil elbab;
Görmedin mi ki Allah, Sema’dan bir su (ilim) inzal etti de onu Arz’daki kaynaklara koydu... Sonra onunla (B sırrınca) renkleri muhtelif ekinler çıkarıyor... Sonra (o ekinler) kurur da sen onu sararmış görürsün... Sonra onu bir hutam (kuru bitki, çöp) kılar... Muhakkak ki bunda öz-saf akıl sahipleri için elbette bir öğüt/ibret vardır.
أَفَمَن شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَى نُورٍ مِّن رَّبِّهِ فَوَيْلٌ لِّلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكْرِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
22-) Efemen şerahAllahu sadrehu lil İslami fe huve alâ nurin min Rabbih* feveylün lil kasiyeti kulubühüm min zikrillah* ülaike fiy dalalin mübiyn;
Allah kimin sadrını İslam’a şerhetti (açtı, genişletti) ise o Rabbinden bir nur üzere değil midir?!... Allah’ın zikrinden kalbleri kasvetlenen (katılaşanlara; latif hassasiyeti kaybolanlara) veyl olsun!... İşte onlar apaçık bir sapkınlık içindedirler.
اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَاباً مُّتَشَابِهاً مَّثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَمَن يُضْلِلْ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
23-) Allahu nezzele ahsenel hadiysi Kitaben müteşabihen mesaniy* takşaırru minhü cüludülleziyne yahşevne Rabbehüm* sümme teliynü cüludühüm ve kulubühüm ila zikrillah* zâlike hüdAllahi yehdiy Bihi men yeşa'* ve men yudlilillahu fema lehu min Had;
Allah, sözün en güzelini, müteşabih (birbirine benzeyen, dolayısıyla karışık-kapalı, te’vili istenen), mesaniy (ikili; zahir ve batıni, vücub ve imkan alemine ait okunuşu olan) bir kitab’ı (tafsilen) indirdi... Rablerinden haşyet eden kimselerin cildleri O’ndan ürperir... Sonra cildleri ve kalbleri Allah’ın zikrine yumuşar (kabule müsayit hale gelir)... İşte bu Allah’ın hidayetidir... Onunla (B sırrınca) dilediğine hidayet eder... Allah kimi saptırırsa onun için hidayet edici yoktur.
أَفَمَن يَتَّقِي بِوَجْهِهِ سُوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَقِيلَ لِلظَّالِمِينَ ذُوقُوا مَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ
24-) Efemen yettekıy Bi vechihi suel azâbi yevmel kıyameti, ve kıyle liz zalimiyne zuku ma küntüm teksibun;
Kıyamet günü azabın kötüsünden (Bi-) vechi ile korunan (korunacak başka özellik kazanmamış, katı-kalıp bilinç haline gelmiş) kimse (iman eden kimse gibi) mi?... Zalimlere: “Kazandıklarınızı tadın” denmiştir.
كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَاهُمْ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
25-) Kezzebelleziyne min kablihim feetahümül azâbü min haysü la yeş'urun;
Onlardan öncekiler tekzib etti de bu yüzden azab onlara farkedip şuurunda olmadıkları yerden (hakkani taraftan) geldi.
فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
26-) Feezâkahümullahul hızye fiyl hayatid dünya* ve leazâbül ahireti ekber* lev kânu ya'lemun;
Allah, onlara dünya hayatında rezilliği (perdeliliği, bireyselliği) tattırdı... Ahiret azabı ise elbette Ekberdir... Eğer bilselerdi.
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
27-) Ve lekad darebna linNasi fiy hazel Kur’âni min külli meselin leallehüm yetezekkerun;
Andolsun ki şu Kur’an’da insanlar için her meselden darbettik (her türlü misali verip, sembol yollu gerçeği dillendirdik)... Belki tezekkür ederler (unutmuş oldukları hakikatlarını, gerçek varlıklarını hatırlarlar; o misallerden ibret alıp hakiki yapılarını idrak ederler) diye.
قُرآناً عَرَبِيّاً غَيْرَ ذِي عِوَجٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
28-) Kur’ânen Arabiyyen ğayre ziy ıvecin leallehüm yettekun;
Hiçbir eğriliği olmayan Arapça bir Kur’an olarak (indirdik)... Belki korunurlar diye.
ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً رَّجُلاً فِيهِ شُرَكَاء مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلاً سَلَماً لِّرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاً الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

29-) DarebAllahu meselen racülen fiyhi şürekâü müteşakisune ve racülen selemen liracül* hel yesteviyani mesela* elHamdu Lillah* bel ekseruhüm la ya'lemun;

Allah bir mesel (ibret verici misal hikaye) darbetti (bir misal verdi): Hakkında müteşakis (zorluk çıkaran, anlaşmazlık içinde olan, kötü huylu) ortakların olduğu bir adam (müşrik) ile, yalnız bir adama teslim/ortaklardan halas bir adam (muvahhid)... Meselce bu ikisi eşit olur mu?... El-Hamdu Lillah!... Hayır onların ekseriyeti bilmezler.
إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ
30-) İnneke meyyitün ve innehüm meyyitun;
Muhakkak ki sen ölüsün (ölü hükmündesin; yoksun), ve muhakkak ki onlar da ölülerdir (yoklardır; Hayy Allah) !.
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عِندَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ

31-) Sümme inneküm yevmel kıyameti ınde Rabbiküm tahtesımun;

Sonra muhakkak ki siz, kıyamet günü Rabbinizin indinde tartışıp davalaşacaksınız/karşılaştırılacaksınız.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal