Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  13.  RA'D SÛRESİ     الرعد
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَلاَ يِنقُضُونَ الْمِيثَاق
20-) Elleziyne yufune Bi ahdillahi ve la yenkudunel miysak;
Onlar (o halis akıl sahipleri) Allah ahdi’ni (ezeli hüküm) (B sırrınca) ifa ederler, miysak’ı (fıtratlarını) bozmazlar.
وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ

21-) Velleziyne yasılune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yahşevne Rabbehüm ve yehafune suel hısab;

Ve onlar, Allah’ın (B sırrınca) BİRleştirilmesini/vusulunu emrettiği şeyi BİRleştirirler, Rablerinden haşyet ederler ve hesab’ın kötüsünden (çoklukta sistem adaletine mecbur kalmaktan) korkarlar.
وَالَّذِينَ صَبَرُواْ ابْتِغَاء وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً وَيَدْرَؤُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ أُوْلَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ
22-) Velleziyne saberubtiğae vechi Rabbihim ve ekamus Salate ve enfeku mimma razaknahüm sirran ve alaniyeten ve yedreune Bil hasenetisseyyiete ülaike lehüm ukbeddar;
Ve yine onlar Rablerinin vechini taleb ederek sabrettiler, namaz’ı ikame ettiler, kendilerini rızıklandırdıklarımızdan gizli ve aleni olarak infak ettiler ve kötülüğü (Bi-) hasene ile (beşeri bir özelliği, Rabbani bir özellikle) yok ederler... İşte onlarındır yurdun sonu (mekansızlık boyutu).
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالمَلاَئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِم مِّن كُلِّ بَابٍ
23-) Cennatü Adnin yedhuluneha ve men saleha min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim vel Melaiketü yedhulune aleyhim min külli bab;
 (Yurdun/yolun sonu:) Adn cennetleridir (ilahi özelliklerle yaşam mertebesi)... Babalarından, eşlerinden ve zürriyyetlerinden salah’a erenler (düzelip uyumlu hale gelenler) ile BİRlikte oraya girerler... Melaike de her kapıdan onların üzerine girerler.
سَلاَمٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّار

24-) Selâmün alayküm Bima sabertüm fenı'me ukbed dar;

 “Selamun aleyküm (Bi-) sabretmenizden dolayı... Yurdun sonu ne güzel!”, (der, melaike).
وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّار
25- Velleziyne yenkudune ahdAllahi min ba'di miysakıhı ve yaktaune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yüfsidune fiyl Ardı, ülaike lehümülla'netü ve lehüm suüddar;
Miysak’ından (Nebîler ile te’yid edildikten) sonra Allah Ahdi’ni bozanlar, Allah’ın (B sırrınca) BİRleştirilmesini/vusulunu emrettiği şeyi kesip koparanlar ve Arz’da ifsad yapanlara gelince, işte la’net onlar içindir... Yurdun kötüsü de onlaradır.
اللّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقَدِرُ وَفَرِحُواْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ مَتَاعٌ
26-) Allahu yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir* ve ferihu Bil hayatid dünya* ve mel hayatüd dünya fiyl ahireti illâ meta';
Allah dilediğine rızkı bast eder (genişletir, belli bir ölçüyle sınırlamaz), kadr eder (belli bir mikdar ile sınırlar)... (Onlar) (Bi-) dünya hayatı ile ferahlayıp şımardılar... (Oysa) Ahiret’in içinde dünya hayatı ancak bir meta (geçici bir faydalanma)’dır.
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلاَ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللّهَ يُضِلُّ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ
27-) Ve yekulülleziyne keferu levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih* kul innAllahe yudıllu men yeşau ve yehdiy ileyHİ men enab;
O kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler): “O’na Rabbinden bir ayet (ilahi bir sıfat, mucize) inzal edilmeli değil mi idi?” derler... De ki: “Muhakkak ki Allah dilediğini saptırır, Kendisi’ne dönüp yöneleni de hidayet eder”.
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
28-) Elleziyne amenu ve tatmeinü kulubühüm Bizikrillah* ela Bi zikrillahi tatmeinnül kulub;
Onlar (O’na dönüp yönelenler şol kimselerdir ki), iman etmişler ve Allah Zikri ile (B sırrınca) kalbleri mutmain olur... Dikkat edin, kalbler Bi-zikrillah (Allah Zikri ile) itmi’nan olur!.
الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ طُوبَى لَهُمْ وَحُسْنُ مَآبٍ
29-) Elleziyne amenu ve amilus salihati Tûba lehüm ve hüsnü meab;
İman edip salih amel işleyenler var ya, onlara Tûba (cennet ağacı, ebedi mutluluk; fıtrat) ve hüsn-ü meab (güzel merci’) vardır.
كَذَلِكَ أَرْسَلْنَاكَ فِي أُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهَا أُمَمٌ لِّتَتْلُوَ عَلَيْهِمُ الَّذِيَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَـنِ قُلْ هُوَ رَبِّي لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ
30-) Kezâlike erselnake fiy ümmetin kad halet min kabliha ümemün litetlüve aleyhimülleziy evhayna ileyke ve hüm yekfürune BirRahman* kul HUve Rabbiy la ilahe illâ HU* aleyhi tevekkeltü ve ileyHİ metab;
Seni de böylece, kendinden önce nice ümmetler gelip geçmiş bir ümmet içinde irsal ettik ki, onlar Rahman’a (B gerçeğince) kafir olurlarken sana vahyettiğimizi kendilerine tilavet edesin... De ki: “O, Rabbim’dir... O’ndan başka vücud yok... O’na tevekkül ettim ve O’nadır metab (tevbe-dönüş)”.
وَلَوْ أَنَّ قُرْآناً سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الأَرْضُ أَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتَى بَل لِّلّهِ الأَمْرُ جَمِيعاً أَفَلَمْ يَيْأَسِ الَّذِينَ آمَنُواْ أَن لَّوْ يَشَاءُ اللّهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعاً وَلاَ يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُواْ تُصِيبُهُم بِمَا صَنَعُواْ قَارِعَةٌ أَوْ تَحُلُّ قَرِيباً مِّن دَارِهِمْ حَتَّى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَاد
31-) Ve lev enne Kur’ânen süyyirat Bihil cibalu ev kuttıat Bihil Ardu ev küllime Bihil mevta* bel Lillahil’emru cemiy’a* efelem yey'esilleziyne amenu en lev yeşaullahu lehedenNase cemiy’a* ve la yezalülleziyne keferu tusıybühüm Bima sana’u kariatün ev tehullu kariyben min darihim hatta ye'tiye va'dullah* innAllahe la yuhlifül miy’ad;
Eğer ki, kendisiyle (B sırrınca) dağların yürütüldüğü yahut kendisiyle (B sırrınca) Arz’ın parça parça edildiği veya kendisiyle (B sırrınca) ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an olsaydı (işte bu Kur’an olurdu/gene iman etmezlerdi) !... Hayır, Emr bütünüyle (kendinden gayrı yaratan olmayan) Allah’ındır... İman edenler umut kesmediler/açıkça bilmediler mi ki, eğer Allah dileseydi elbette insanları toptan hidayet ederdi... Kafir olanlara gelince, yapıp ürettikleri dolayısıyla (B sırrınca) kendilerine bir karia (şiddetli ses çıkararak çarpan; musibet; ölüm) isabet etmekten yahut yurtlarının yakınına inmekten geri kalmaz... Ta ki Allah va’di gelinceye kadar... Muhakkak ki Allah va’dine hulf etmez.
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
32-) Ve lekadistühzie Bi rusulin min kablike fe emleytü lilleziyne keferu sümme ehaztühüm, fekeyfe kâne ıkab;
Andolsun ki senden önceki (Bi-) Rasûller ile de istihza edilmiştir... Ben o kafir olanlara mühlet verdim, sonra onları yakaladım... Ikab (azab) nasılmış!.
أَفَمَنْ هُوَ قَآئِمٌ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَجَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء قُلْ سَمُّوهُمْ أَمْ تُنَبِّئُونَهُ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي الأَرْضِ أَم بِظَاهِرٍ مِّنَ الْقَوْلِ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ مَكْرُهُمْ وَصُدُّواْ عَنِ السَّبِيلِ وَمَن يُضْلِلِ اللّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
33-) Efemen HUve kaimün alâ külli nefsin Bima kesebet* ve cealu Lillahi şüreka'* kul semmuhüm* em tünebbiunehu Bima la ya'lemu fiyl Ardı em Bi zahirin minel kavl* bel züyyine lilleziyne keferu mekruhüm ve suddu anissebiyl* ve men yudlilillahu fema lehu min had;
Her nefsin bütün kazandığı ile (B sırrınca) üzerine kaim olan (tapındıklarınız ile bir tutulur, ya da alaya alınır) mı?.. (Onlar ise kendinden gayrı olmayan tek vücud) Allah’a ortaklar koştular... De ki: “Onları isimlendirin (isimlenecek bir zatları var mı?)!... Yoksa siz O’na (Allah’a) Arz’da bilmediği şeyi mi (B sırrınca) haber veriyorsunuz?... Yoksa söz’den (Bi-) zahiri mi (manası olmayan şekli bir söz mü) söylüyorsunuz?”... Hayır, kafir olanlara mekrleri süslendi ve es-Sebiyl’den (Allah yolundan) alakondular... Allah kimi saptırırsa, artık onun için hidayet edici yoktur.
لَّهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الآخِرَةِ أَشَقُّ وَمَا لَهُم مِّنَ اللّهِ مِن وَاقٍ
34-) Lehüm azâbün fiyl hayatid dünya ve le azâbül’ahireti eşakk* ve ma lehüm minAllahi min vak;
Onlara dünya hayatında bir azab vardır... Ahiret azabı ise elbette daha meşakkatlidir... Onları Allah’dan koruyucu da yoktur.
مَّثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ أُكُلُهَا دَآئِمٌ وِظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ
35-) Meselül cennetilletiy vuıdel müttekun* tecriy min tahtihel enhar* ükülüha daimün ve zılluha* tilke ukbelleziynettekav ve ukbel kafiriynennar;
Muttakıyler’e va’dolunan cennet’in meseli (sembolik anlatımı) şudur: Altından nehirler akar... Yemişi de daimdir gölgesi de... İşte bu takva sahiplerinin ukbası (akibeti) dir... Kafirlerin ukbası ise o ma’lum Nar’dır.
وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمِنَ الأَحْزَابِ مَن يُنكِرُ بَعْضَهُ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللّهَ وَلا أُشْرِكَ بِهِ إِلَيْهِ أَدْعُو وَإِلَيْهِ مَآبِ
36-) Velleziyne ateynahumül Kitabe yefrahune Bima ünzile ileyke ve minel’ahzabi men yünkiru ba'dah* kul innema ümirtü en a'budAllahe ve la üşrike BiHİ, ileyHİ ed'u ve ileyHİ meab;
Kendilerine Kitab (istidat, ilahi bilgi) verdiklerimiz, sana inzal olunan ile (B sırrınca) ferahlar/sevinç duyarlar... Hiziblerden O’nun bir kısmını inkar edenler de var... De ki: “Ben yalnızca Allah’a kulluk/ibadet etmekle ve (Bi-) O’na ortak koşmamakla emrolundum... O’na da’vet ederim ve O’nadır dönmek (dönüşüm)”.
وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ حُكْماً عَرَبِيّاً وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ وَاق
37-) Ve kezâlike enzelnahu hukmen arabiyya* ve leinitteba'te ehvaehüm ba'de ma caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min Veliyyin ve la Vak;
Ve işte biz O’nu arapça bir hüküm olarak inzal ettik... Andolsun ki ilim’den sana geldikten sonra onların hevalarına tabi olursan, senin Allah’dan ne bir Veliy’in ve ne de bir Koruyanın olur.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلاً مِّن قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ لِكُلِّ أَجَلٍ كِتَاب
38-) Ve lekad erselna Rusulen min kablike ve cealna lehüm ezvacen ve zürriyyeten, ve ma kâne li Rasûlin en ye'tiye Bi ayetin illâ Bi iznillah* li külli ecelin Kitab;
Andolsun biz senden önce de Rasûller irsal ettik ve onlara eşler ve zürriyyet verdik... Bir Rasûl için, Bi-iznillah (Allah izni olarak) müstesna, (B sırrınca) bir ayet getirmesi mümkün değildir... Her ecel (tayin edilmiş vakit, dönem) için bir Kitab (hüküm) vardır.
يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
39-) Yemhullahu ma yeşau ve yüsbit* ve ındeHU ÜmmülKitab;
Allah dilediğini mahv eder ve (dilediğini de) sabit kılar (isbat-mahv boyutu)... Ve O’nun indindedir Ümmül’Kitab (mutlak evren).
إِن مَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَاب
40-) Ve in ma nüriyenneke ba'dalleziy neıdühüm ev neteveffeyenneke feinnema aleykel belağu ve aleynel hısab;
Onlara va’dettiğimizin bazısını sana göstersek yahut (göremeden) seni vefat ettirsek, (gene de) sana ancak tebliğ etmek düşer... Hesab bizim üzerimizedir.
أَوَلَمْ يَرَوْاْ أَنَّا نَأْتِي الأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا وَاللّهُ يَحْكُمُ لاَ مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
41-) Evelem yerav enna ne'til Arda nenkusuha min etrafiha* vAllahu yahkümü la muakkıbe li hükmiHİ, ve HUve Seriy’ul Hısab;
Görmediler mi ki biz Arz’a (fiziksel bedene) geliyoruz, onun etrafından onu noksanlaştırıyoruz (ta ki yaşlanır ve ölür... Hadis-i Şerif: Yaşlanma ve ölüme çare yoktur!.)... (Bunu) Allah hükmediyor; O’nun hükmünü ta’kib edici (bozup değiştirici) yoktur... O, Seri’ul Hisab’dır.
وَقَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلِلّهِ الْمَكْرُ جَمِيعاً يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ
42-) Ve kad mekeralleziyne min kablihim fe Lillahil mekru cemiy’a* ya'lemu ma teksibü küllü nefs* ve seya'lemül küffaru limen ukbed dar;
Onlardan öncekiler de mekr (tuzak) yapmıştı... Mekr (hakikatleri ve faili hakiki olarak) toptan Allah’a aittir (mekrleri ile sünnetullahda mekre uğradılar)... (O) bilir, her nefs ne kazanır... Küffar (gerçeği reddedenler) da bilecek, yurdun sonu kimindir.
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَسْتَ مُرْسَلاً قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيداً بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ
43-) Ve yekulülleziyne keferu leste mursela* kul kefa Billahi Şehiyden beyniy ve beyneküm, ve men ındeHU ılmül Kitab;
Kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler): “Sen mürsel (irsal olunmuş bir Rasûl) değilsin” der... De ki: “Benimle sizin aranızda, Şahiyd olarak (B sırrınca) Allah kafidir, ve bir de indinde Kitab’ın İlmi bulunanlar (kafidir)”.



  14. İBRÂHİM SÛRESİ   ابراهيم


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
1-) Elif Lâââm Ra* Kitabün enzelnahu ileyke li tuhricenNase minez zulümati ilen Nuri Bi izni Rabbihim ila sıratıl Aziyzil Hamiyd;
Eliyf, Lâm, Ra... O (Eliyf, Lam, Ra ile işaret edilen sıfatlar), insanları Rablerinin izniyle (Bi-izni Rabbihim) karanlıklardan Nur’a ve Aziyz ve Hamiyd’in sıratına çıkarman için sana inzal ettiğimiz bir Kitab’dır.
اللّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَوَيْلٌ لِّلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ
2-) Allahilleziy leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve veylün lil kafiriyne min azâbin şediyd;
 (Aziyz ve Hamiyd olan O) Allah ki, Semavat’ta ve Arz’da ne varsa O’nundur... (Gerçek böyle iken) Azab-ı Şediyd’den dolayı veyl olsun o kafirlere (gerçeği reddeden, hakikatlerinden perdelilere) !.
الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً أُوْلَـئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيد
3-) Elleziyne yestehıbbunel hayated dünya alel ahireti ve yesuddune an sebiylillâhi ve yebğuneha ıveca* ülaike fiy dalalin baıyd;
Onlar (o kafirler) ki, dünya hayatını ahiret’e tercih ederler ve Allah yolundan alakoyup onun eğrilmesini isterler... İşte onlar uzak (dönüşü zor) bir dalal (sapmışlık) içindedirler.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
4-) Ve ma erselna min Rasûlin illâ Bi lisani kavmihi li yübeyyine lehüm* feyudıllullahu men yeşau ve yehdiy men yeşa'* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Biz her Rasûlü ancak kendi kavminin lisanı ile (B sırrınca) irsal ettik ki, onlara apaçık beyan etsin... (Artık) Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de hidayet eder... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِأَيَّامِ اللّهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُور
5-) Ve lekad erselna Musa Bi ayatina en ahric kavmeke minez zulümati ilenNuri ve zekkirhüm Bi eyyamillah* inne fiy zâlike le âyâtin li külli sabbarin şekur;
Andolsun ki biz Musa’yı: “Kavmini karanlıklardan Nur’a çıkar ve onlara <Allah Günleri’ni (ilk hallerini, fıtratlarını) > (B sırrınca) hatırlat” diye (B sırrınca) ayetlerimiz ile irsal ettik... Muhakkak ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette ayetler vardır.
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيم

6-) Ve iz kale Musa li kavmihizkuru nı'metAllahi aleyküm iz encaküm min ali fir'avne yesumuneküm suel azabi ve yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm* ve fiy zâliküm belaün min Rabbiküm azîym;

Hani Musa kavmine dedi ki: “Üzerinizdeki Allah Ni’meti’ni hatırlayın... Hani (şunu da hatırlayın ki) sizi Al-u Fravun’dan (benlik,...) kurtardı... Onlar azabın en kötüsünü size (devamlı) tattırıyorlardı; erkek çocuklarınızı (akıl,...) boğazlıyorlar, kadınlarınızı (duygular,..) diri bırakıyorlardı... İşte bunda (kurtulmanızda) sizin için, Rabbiniz tarafından aziym bir bela (büyük imtihan) vardır”.
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
7-) Ve iz teezzene Rabbüküm lein şekertüm le eziydenneküm ve lein kefertüm inne azabiy leşediyd;
“Ve hani (hatırlayın ki) Rabbiniz ilan etmişti: Andolsun eğer şükrederseniz size artıracağım... Şayet nankörlük ederseniz, muhakkak ki azabım elbette Şediyd’dir”.
وَقَالَ مُوسَى إِن تَكْفُرُواْ أَنتُمْ وَمَن فِي الأَرْضِ جَمِيعاً فَإِنَّ اللّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ
8-) Ve kale Musa in tekfüru entüm ve men fiyl Ardı cemiy’an feinnAllahe le Ğaniyyün Hamiyd;
Musa dedi ki: “Şayet siz ve tüm Arz’dakiler küfür (gerçeği red, nankörlük) etseniz, (iyi bilin ki) Allah elbette Ğaniy’dir (bunlarla kayıtlı değildir), Hamiyd’dir (değerlendirme O’na aittir)”.
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ لاَ يَعْلَمُهُمْ إِلاَّ اللّهُ جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّواْ أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ وَقَالُواْ إِنَّا كَفَرْنَا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ وَإِنَّا لَفِي شَكٍّ مِّمَّا تَدْعُونَنَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ
9-) Elem ye'tiküm nebeülleziyne min kabliküm kavmi Nuhın ve Adin ve Semude velleziyne min ba'dihim* la ya'lemuhüm ilellah* caethüm Rusulühüm Bil beyyinati feraddü eydiyehüm fiy efvahihim ve kalu inna keferna Bima ursiltüm Bihi ve inna lefiy şekkin mimma ted'unena ileyhi muriyb;
Sizden öncekilerin, Nuh Kavmi’nin, Ad’ın, Semud’un ve onlardan sonrakilerin haberleri gelmedi mi size?... (Ki) onları Allah’dan başkası bilmez... Onlara Rasûlleri (B sırrınca) beyyineler ile gelmişti de onlar ellerini ağızlarında reddedip (ellerini ağızlarına sokup) şöyle dediler: “Doğrusu biz kendisiyle (B sırrınca) irsal olunduğunuzu (sıfatları, hükümleri, hakikat bilgisini) (B sırrınca) küfr (inkar) ettik ve gerçekten biz, bizi kendisine davet ettiğinden muriyb (evham veren, şüpheci) bir şekk içindeyiz”
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal