Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  16.  NAHL SÛRESİ      النحل
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
أَتَى أَمْرُ اللّهِ فَلاَ تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
1-) Eta emrullahi fela testa'ciluh* subhaneHU ve teâla amma yüşrikûn;
Emrullah (Büyük Kiyamet; Ruh’u A’zam müşahadesi, Hz.Muhammed) geldi!.. Artık onu (n tafsilini, Hz.Mehdi ile olan zuhurunu?) acele istemeyin... O, onların şirk koştuklarından Subhan’dır, âlidir.
يُنَزِّلُ الْمَلآئِكَةَ بِالْرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنذِرُواْ أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ أَنَاْ فَاتَّقُونِ
2-) Yünezzilül Melaikete Bir Ruhı min emriHİ alâ men yeşau min ıbadiHİ en enziru ennehu la ilahe illâ ene fettekun;
O, Emrinden, kullarından dilediği üzerine, (Bi-) Ruh (ilim) ile melaike indirir: “Uyarın ki Ben’den gayrı vücud yok; o halde benden ittika edin” (desinler diye).
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
3-) Halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* teala amma yüşrikûn;
(O), Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı... Onların ortak koştuklarından âlidir.
خَلَقَ الإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِين
4-) Halakal İnsane min nutfetin feiza huve hasıymun mübiyn;
İnsan’ı bir nutfe’den (sperm tohumu) yarattı... Bir de bakarsın ki o apaçık bir hasımdır (konuşkan bir karşı koyucu, tasavvur ve fikir gücüne haiz nizacı bir taraf; birim).
وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

5-) Vel en'ame halekaha* lemük fiyha dif'ün ve menafiu ve minha te'külun;

En’am’ı (Kurbanlık olabilen çiftlik hayvanları; beden bilinci) da (O) yarattı... Onlarda sizin için bir dif’ (ısınma, sıcaklık, ısıtıcı şey) ve faydalar vardır... Ve onlardan yersiniz de.
وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ
6-) Ve leküm fiyha cemalün hıyne turiyhune ve hıyne tesrahun;
(O hayvanları) akşamleyin (hayvan otlağından; dünyadan) getirdiğiniz (uyku dolayısıyla dünyadan örtüldüğünüz) vakit ve sabahleyin (o otlağa) saldığınız vakit onlarda sizin için bir cemal (güzellik) vardır.
وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَّمْ تَكُونُواْ بَالِغِيهِ إِلاَّ بِشِقِّ الأَنفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُوفٌ رَّحِيم
7-) Ve tahmilü eskaleküm ila beledin lem tekûnu baliğıyhi illâ Bi şıkkıl enfüs* inne Rabbeküm le Raufun Rahıym;
(O hayvanlar), ağırlıklarınızı yüklenir, (onlarsız) ancak Bi-Şıkkıl’Enfüs (nefslerinizin meşakkatı, yarı can, canib-i enfüs) ile ulaşacağınız bir belde’ye taşır... Muhakkak ki Rabbiniz, elbette Rauf’dur, Rahıym’dir.
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لاَ تَعْلَمُون
8-) Vel hayle vel biğale vel hamiyra li terkebuha ve ziyneten, ve yahluku ma la ta'lemun;
Onlara binesiniz ve bir ziynet olsun diye atları, katırları ve eşekleri de (yarattı)... Ve bilemeyeceğinizi şeyleri de yaratır.
وَعَلَى اللّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَآئِرٌ وَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
9-) Ve alellahi kasdus sebiyli ve minha cair* ve lev şae lehedaküm ecmeıyn;
KasdüsSebiyl (yolun doğrusu, maksada ulaştıran yol) Allah üzerinedir... Ondan (o yoldan) sapan (yol) da vardır... Eğer (O) dileseydi elbette sizi toptan hidayet ederdi.
هُوَ الَّذِي أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ
10-) HUvelleziy enzele mines Semai maen leküm minhu şerabun ve minhu şecerun fiyhi tüsiymun;
O’dur ki, sizin için Sema’dan bir su (hakikat ilmi) inzal etti... Şarab (içecek) da ondan (su’dan) dır, (hayvanları) kendisinde yaymakta/otlatmakta olduğunuz şecer (ağaç, bitki) de ondandır.
يُنبِتُ لَكُم بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأَعْنَابَ وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

11-) Yünbitü leküm Bihizzer'a vezzeytune vennahıyle vel’ a'nabe ve min küllis semarat* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin yetefekkerun;

Onunla (o su ile) sizin için ekin, zeytin, hurma/hurmalıklar, üzümler ve her semerattan bitirir (ilimleri, marifetler, kemalatlar,..)... Muhakkak ki bunda tefekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالْنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالْنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
12-) Ve sahhare lekümülleyle vennehare veşŞemse vel Kamer* venNücumu müsahharatün Bi emriHİ, inne fiy zâlike leâyâtin likavmin ya'kılun;
Gece’yi, gündüz’ü, Güneş’i (akıl, üst bilinç) ve Ay’ı size musahhar kıldı (boyun eğdirdi)... Yıldızlar (duyular) da O’nun (Bi-) emri ile musahharat’tır (boyun eğdirilmişler)... Muhakkak ki bunda akleden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأَرْضِ مُخْتَلِفاً أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَذَّكَّرُون
13-) Ve ma zerae leküm fiyl Ardı muhtelifen elvanüh* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin yezzekkerun;
Ve gene sizin için Arz’da, muhtelif renklerde yarattığı (birbirine göre var kıldığı) şeyleri de (size musahhar kılmıştır)... Muhakkak ki bunda tezekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُواْ مِنْهُ لَحْماً طَرِيّاً وَتَسْتَخْرِجُواْ مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُواْ مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
14-) Ve HUvelleziy sahharal bahre lite'külu minhu lahmen tariyyen ve testahricu minhu hılyeten telbesuneha* ve teralfülke mevahıre fiyhi ve li tebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
Ve O’dur ki, deniz’i, ondan taze et yiyesiniz ve kendisini giyineceğiniz bir süsü ondan çıkarasınız diye musahhar kıldı (boyun eğdirdi)... Gemileri, onda yara yara gidenler görürsün... O’nun fazlından isteyesiniz ve şükredesiniz diye.
وَأَلْقَى فِي الأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَاراً وَسُبُلاً لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُون
15-) Ve elka fiyl Ardı revasiye en temiyde Biküm ve enharen ve sübülen lealleküm tehtedun;
Ve (Allah), sizi (B gerçeğince) sarsar/çalkalayıp sallar diye Arz’da sabit dağlar, doğru yolu bulasınız/yolunuzu bulup hidayete eresiniz diye nehirler ve yollar koydu.
وَعَلامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُون
16-) Ve alamat* ve BinNecmi hüm yehtedun;
Ve alametler (de koydu yolunuzu bulup hidayete eresiniz diye) ?.. Necm (yıldız, şiron; akıl?) ile (B sırrınca, necm olarak) onlar hidayet bulurlar.
أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لاَّ يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُو
17-) Efemen yahluku kemen la yahluk* efela tezekkerun;
Yaratan, yaratmayan gibi midir?.. Tezekkür etmiyor musunuz?.
وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
18-) Ve in teuddu nı'metAllahi la tuhsuha* innAllahe le Ğafurun Rahıym;
Eğer Allah ni’meti’ni ta’dad edip saysanız, onları ıhsa edemezsiniz (sayıp bitiremezsiniz)... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
19-) VAllahu ya'lemu ma tüsirrune ve ma tu'linun;
Allah gizlediklerinizi de, aleni ettiklerinizi/açığa çıkardıklarınızı da bilir.
وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ لاَ يَخْلُقُونَ شَيْئاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ
20-) Velleziyne yed'une min dunillahi la yahlukune şey’en ve hüm yuhlekun;
Allah’dan mada çağırdıkları, kendileri yaratılıyor oldukları halde bir şey yaratamazlar.
أَمْواتٌ غَيْرُ أَحْيَاء وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
21-) Emvatün ğayru ahya'* ve ma yeş'urune eyyane yüb'asun;
(Onlar) Hayy olmayan ölülerdir (yokturlar)... Ne zaman ba’solunacaklarını da şuur edemezler/bilmezler.
إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةٌ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ
22-) İlahüküm ilahun vahıd* felleziyne la yu'minune Bil ahireti kulubuhüm münkiretün ve hüm müstekbirun;
İlahınız ilah’un vahid’dir (bölünmez bir tek vücud’dur)... Ahiret’e (kudret-bilinç boyutuna B sırrınca) iman etmeyenlere gelince, onların kalbleri inkar edici ve kendileri müstekbirun’dur (büyüklük taslayanlar; benlikle kalanlar).
لاَ جَرَمَ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِين
23-) La cerame ennAllahe ya'lemu ma yüsirrune ve ma yu'linun* inneHU la yuhıbbul müstekbiriyn;
Elbette ki Allah gizlediklerini de, aleni ettiklerini/açığa çıkardıklarını da bilir... Muhakkak ki O, müstekbirun’u (benlikleri ile gayrına oturanları) sevmez.
وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِين
24-) Ve iza kıyle lehüm mazâ enzele Rabbuküm kalu esatıyrul evveliyn;
Onlara: “Rabbiniz ne inzal etti?” denildiğinde: “Evvelkilerin efsanelerini” dediler.
لِيَحْمِلُواْ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ
25-) Li yahmilu evzarehüm kamileten yevmel kıyameti, ve min evzarilleziyne yudıllunehum Bi ğayri ılm* ela sae ma yezirun;
Kıyamet günü kendi yüklerini/günahlarını kamilen yüklenip taşımaları ve Bigayri ilim (ilimsizce) saptırdıkları kimselerin yüklerinden de (bir kısmını) yüklenmeleri için (böyle söylerler)... Dikkat edin, yüklendikleri ne kötüdür!.
قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللّهُ بُنْيَانَهُم مِّنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُون
26-) Kad mekeralleziyne min kablihim feetAllahu bünyanehüm minel kavaıdi feharra aleyhimüs sakfü min fevkıhim ve etahümül azâbü min haysü la yeş'urun;
Onlardan öncekiler mekr yaptı... Allah, onların binalarına kaidelerinden (temellerinden) geldi... Sakf (tavan) fevklerinden üzerlerine çöktü ve azab onlara farkında olmadıkları taraftan geldi.
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآئِيَ الَّذِينَ كُنتُمْ تُشَاقُّونَ فِيهِمْ قَالَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْعِلْمَ إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالْسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ
27-) Sümme yevmel kıyameti yuhziyhim ve yekulu eyne şürekâiyelleziyne küntüm tüşakkune fiyhim* kalelleziyne utül ılme innel hızyel yevme vessue alelkafiriyn;
Sonra kıyamet gününde onları rezil-rüsvay eder ve der ki: “Nerede haklarında (Allah Rasûlü’ne) muhalefet edip düşman kesildiğiniz/uğurlarında (Hak’dan, vahdet’ten) ayrı düştüğünüz ortaklarım?”... Kendilerine ilim verilenler: “Bugün rezil-rüsvaylık ve kötülük kafirler (perdeliler) üzerinedir” dedi.
الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلائِكَةُ ظَالِمِي أَنفُسِهِمْ فَأَلْقَوُاْ السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِن سُوءٍ بَلَى إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
28-) Elleziyne teteveffahümül Melaiketü zalimiy enfüsihim* feelkavüs seleme ma künna na'melü min su'* belâ innAllahe Aliymun Bima küntüm ta'melun;
Nefslerine zulmedici oldukları halde kendilerini melaike’nin vefat ettirdiği kimseler: “Biz hiç bir kötülük yapmıyorduk” diyerek teslim olurlar... “Hayır!... Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Aliym’dir”.
فَادْخُلُواْ أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ
29-) Fedhulu ebvabe cehenneme halidiyne fiyha* felebi'se mesvel mütekebbiriyn;
“O halde, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere cehennem’in kapılarına girin!.. Mütekebbirun’un (kibirlenenler’in; Hakk’a direnenlerin) yeri ne kötüdür!”.
وَقِيلَ لِلَّذِينَ اتَّقَوْاْ مَاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ خَيْراً لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّقِين
30-) Ve kıyle lilleziynettekav ma zâ enzele Rabbüküm* kalu hayra* lilleziyne ahsenu fiy hazihid dünya hasenetün, ve le darul ahireti hayr* ve le nı'me darul müttekıyn;
Bilfiil korunanlara: “Rabbiniz ne inzal etti?” denildi... “Hayır (inzal etti)” dediler... Şu dünyada ihsan işleyenlere/güzel davrananlara hasene vardır... Ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır... Muttekıyler’in yurdu ne güzeldir!.
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَآؤُونَ كَذَلِكَ يَجْزِي اللّهُ الْمُتَّقِينَ
31-) Cennatu Adnin yedhuluneha tecriy min tahtihel enharu lehüm fiyha ma yeşaun* kezâlike yeczillahul müttekıyn;
(Muttekıyler’in yurdu) Adn cennetleri (Hakkani vücudla yaşam hali)... Altlarından nehirler akan o cennetlere dahil olurlar (farkedip paylaşırlar)... Orada/Onlarda diledikleri kendilerinindir... Allah, muttekıyleri işte böyle cezalandırır.
الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

32-) Elleziyne teteveffahümül Melaiketü tayyibiyne yekulune Selâmün aleykümüdhulul cennete Bima küntüm ta'melun;

Melaike, tayyibler (nurani yapılar) oldukları halde kendilerini vefat ettirdiği o kimselere (muttakıyler’e): “Selam’un aleyküm!.. Yaptığınız amellere mukabil (B sırrınca) girin cennete” derler.
هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ أَمْرُ رَبِّكَ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّهُ وَلـكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

33-) Hel yenzurune illâ en te'tiyehümül Melaiketü ev ye'tiye emru Rabbik* kezâlike fealelleziyne min kablihim* ve ma zalemehümullahu ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;

(Onlar iman etmek için) illa melaikenin gelmesini (fiziki ölüm), yahut Rabbinin emri’nin (kıyamet’in) gelmesini mi bekliyorlar?... Onlardan öncekiler de işte böyle yapmıştı (Rasûlleri yalanlamıştı)... Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.
فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
34-) Feesabehüm seyyiatü ma amilu ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Bu yüzden yaptıklarının kötülükleri kendilerine isabet etti ve kendisiyle (B sırrınca) alay edip durdukları şey (B gerçeğince) kendilerini çepeçevre kuşattı.
وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ نَّحْنُ وَلا آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلاَّ الْبَلاغُ الْمُبِي
35-) Ve kalelleziyne eşrakü lev şaAllahu ma abedna min duniHİ min şey'in nahnu ve la abauna ve la harremna min duniHİ min şey'* kezâlike fealelleziyne min kablihim* fe hel alerRusuli illel belağul mübiyn;
Şirk koşanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi biz de babalarımız da O’ndan başka bir şeye kulluk/ibadet etmezdik ve O’ndan mada (O’nun gayrı olarak) bir şeyi haram yapmazdık”... Kendilerinden öncekiler de işte böyle yapmıştı... Rasûller üzerine apaçık tebliğden başka ne düşer?.
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِين

36-) Ve lekad beasna fiy külli ümmetin Rasûlen enı'budullahe vectenibüt tağut* feminhüm men hedAllahu ve minhüm men hakkat aleyhid dalaletü, fesiyru fiyl Ardı fenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;

Andolsun ki her ümmet içinde: “Allah’a kulluk edin ve tağut’tan (Allah dışında vücud kabul etme’den) kaçının!” diye bir Rasûl ba’settik... Onlardan kimine Allah hidayet etti... Ve onlardan kiminin de üzerine dalalet hak oldu/gerçekleşti... (Hadi) Arz’da seyredin (gezinin) de yalanlayanların akibeti nasıl oldu bakın?.
إِن تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي مَن يُضِلُّ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ
37-) İn tahrıs alâ hüdahüm feinnAllahe la yehdiy men yudıllu ve ma lehüm min nasıriyn;
Onların hidayete ermeleri üzerine hırs göstersen de, Allah saptırdığı kimseye hidayet etmez... Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
وَأَقْسَمُواْ بِاللّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لاَ يَبْعَثُ اللّهُ مَن يَمُوتُ بَلَى وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً وَلـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُون
38-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim la yeb'asüllahu men yemut* belâ va'den aleyhi hakkan ve lakinne ekserenNasi la ya'lemun;
(Onlar) yeminlerinin cehdi (en ağır yeminleri, var güçleri) ile (kesin inanarak): “Allah, ölen kimseyi ba’setmez” diye (B sırrınca) Allah’a kasem ettiler... Hayır, O’nun (Allah’ın) üzerine hak bir vaad’dir (ki ölen ba’solup dirilecektir!)... Fakat insanların ekseriyeti (ölmeden önce ölünce, gerçek diriliğe kavuşacaklarını) bilmezler (de fiziki ölümle zaten bitecek olan dünyevi-imaj kişiliklerini kaybetmekten korkarlar).
لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُواْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَاذِبِينَ
39-) Li yübeyyine lehümülleziy yahtelifune fiyhi ve li ya'lemelleziyne keferu ennehüm kânu kazibiyn;
Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi kendilerine açıklasın ve kafir olanlar da kendilerinin yalancılar olduklarını bilsin için (öleni ba’sedecektir).
إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نَّقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
40-) İnnema kavlüna lişey'in iza eradnahu en nekule lehu kün feyekûn;
Bir şeyi (n olmasını) irade ettiğimiz vakit yalnızca kavlimiz ona: “Ol!” dememizdir... (Artık) o olur (tekevvün eder, hikmetle kevne gelir).
وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي اللّهِ مِن بَعْدِ مَا ظُلِمُواْ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
41-) Velleziyne haceru fillahi min ba'di ma zulimu le nübevviennehüm fiyd dünya haseneten, ve leecrul ahireti ekber* lev kânu ya'lemun;
Zulmedildikten sonra Allah’da muhacir olanlara gelince, elbette onları dünyada güzel bir yerleştirme ile yerleştireceğiz/güzel (bir yer) e yerleştireceğiz... Ahiret ecri ise elbette ekber’dir... Eğer bilselerdi!.
الَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
42-) Elleziyne saberu ve alâ Rabbihim yetevekkelun;
Onlar (Allah’da hicret edenler) ki, sabrettiler ve Rablerine tevekkül ederler.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُون
43-) Ve ma erselna min kablike illâ ricalen nuhıy ileyhim fes'elu ehlez Zikri in küntüm la ta'lemun;
Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz rical’den başkasını (Rasûl) irsal etmedik (Hz.Muhammed’den sonraki velayet sistemi, O’ndan önce yoktu)... Eğer bilmiyorsanız Zikr (Hazire-i Kuds; Zati şuhud) Ehli’ne sorun.
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
44-) Bil beyyinati vez zübür* ve enzelna ileykezZikra litübeyyine linNasi ma nüzzile ileyhim ve leallehüm yetefekkerun;
Beyyineler (apaçık deliller, mucizeler; sıfatlar) ve zeburlar (yazılı kitablar; ilim) ile (B sırrınca irsal ettik)... Ve sana da Zikr’i (Kur’an’ı) inzal ettik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın ve onlar da tefekkür etsinler.
أَفَأَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُواْ السَّيِّئَاتِ أَن يَخْسِفَ اللّهُ بِهِمُ الأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ
45-) Efe eminelleziyne mekerus seyyiati en yahsifAllahu Bihimül Arda ev ye'tiyehümül azâbü min haysü la yeş'urun;
Kötülükleri yapmak için planlayıp tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini (B sırrınca) Arz’a batıracağından, yahut farkedemedikleri taraftan kendilerine azab geleceğinden yana emin mi oldular?.
أَوْ يَأْخُذَهُمْ فِي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُم بِمُعْجِزِينَ
46-) Ev ye'huzehüm fiy tekallübihim fema hüm Bi mu'ciziyn;
Yahut onları, kendilerinin takallubu (Teklikten, sistem’den perdeli olarak gezip dolaşmaları; kişilikten kişiliğe girmeleri) içinde yakalamasından (yana emin mi oldular?)... Onlar (Bi-) aciz bırakıcı değillerdir.
أَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلَى تَخَوُّفٍ فَإِنَّ رَبَّكُمْ لَرؤُوفٌ رَّحِيمٌ
47-) Ev ye'huzehüm alâ tehavvüf* feinne Rabbeküm le Raufun Rahıym;
Yahut tahavvuf (korkmak/eksilmek, tedrici yok oluş) üzere onları yakalamasından (yana emin mi oldular?)... Muhakkak ki Rabbiniz, Rauf’dur, Rahıym’dir.
أَوَ لَمْ يَرَوْاْ إِلَى مَا خَلَقَ اللّهُ مِن شَيْءٍ يَتَفَيَّأُ ظِلاَلُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالْشَّمَآئِلِ سُجَّداً لِلّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ
48-) Evelem yerav ila ma halekAllahu min şey'in yetefeyyeü zılaluhu anil yemiyni veş şemaili sücceden Lillahi ve hüm dahırun;
Allah’ın yarattığı şeyleri bakıp görmediler mi ki, (onların) gölgeleri (zatları değil?) boyun bükerek, Allah’a secde eder (orijinlerinde açığa çıkan kuvvelerle musahhar) halde, sağdan ve sollardan döner (gölge yapar, temessül eder) durur.
وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُو

49-) Ve Lillahi yescüdü ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı min Dabbetin vel Melaiketü ve hüm la yestekbirun;

Semavat’ta ve Arz’da bulunan (hareketi olan/yürür tüm) canlılar ve melaike (ruhani ve cismani alemlere ait varlıklar ve kuvveler) hiç kibirlenmeksizin Allah’a secde eder (orijinlerini kudret elinde tutan Allah’a mutlak teslimiyet halindedirler).
يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
50-) Yehafune Rabbehüm min fevkıhim ve yef'alune ma yü'merun;
(49.ayet secde ayetedir.) Fevklerinden olan Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.
و قال الله لا تتخذوا الهين اثنين انما هو اله واحد فاياي فارهبون
51-) Ve kalellahu la tettehızu ilaheynisneyn* innema HUve ilahun vahıd* feiyyaYE ferhebun;
Allah buyurdu ki: “İki ilah (vücud) edinmeyin!... O, ancak ilah’un vahid’dir (tecezzi kabul etmez tek bir vücud’dur)... O halde yalnız Benden korkun (arınıp, fani olun)!”.
وَلَهُ مَا فِي الْسَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِباً أَفَغَيْرَ اللّهِ تَتَّقُونَ
52-) Ve leHU ma fiys Semavati vel Ardı ve lehüd diynü vasıba* efeğayrAllahi tettekun;
Semavat’ta ve Arz’da ne varsa O’nundur... Diyn de daimi-ebedi-yalnız O’nundur... Allah’ın gayrından mı sakınıyorsunuz?.
وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍ فَمِنَ اللّهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ
53-) Ve ma Biküm min nı'metin feminAllahi sümme iza messekümüddurru feileyHİ tec'erun;
Ni’met’ten (B sırrınca) neyiniz varsa Allah’dandır... Sonra size bir durr (acz, zayıflık, keder, sıkıntı) dokunduğu vakit te (ancak) O’na yakarırsınız.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal