Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  16.  NAHL SÛRESİ     النحل
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

ثُمَّ إِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنكُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنكُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ

54-) Sümme iza keşefeddurre anküm iza feriykun minküm Bi Rabbihim yüşrikûn;
Sonra (Allah) sizden o durru keşfettiği vakit, bir de bakarsın ki sizden bir fırka hemen (Bi-) Rablerine ortak koşarlar (o durr’u ve onun keşfini başka bir tesire bağlarlar).
لِيَكْفُرُواْ بِمَا آتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُواْ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

55-) Li yekfüru Bima ateynahum* fetemetteu* fesevfe ta'lemun;
Kendilerine verdiğimiz ile (B sırrınca) küfr/örtme/nankörlük etsinler diye (böyle yaparlar)... O halde faydalanın (zevklenin)... Yakında bileceksiniz.
وَيَجْعَلُونَ لِمَا لاَ يَعْلَمُونَ نَصِيباً مِّمَّا رَزَقْنَاهُمْ تَاللّهِ لَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَفْتَرُونَ
56-) Ve yec'alune lima la yalemune nasıyben mimma razaknahum* tAllahi letüs'elünne amma küntüm tefterun;
Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden o bilmezlere (putlara) bir nasib kılarlar/ayırırlar... Tallahi (Allah’a yemin olsun ki-‘Te’ harfi izafeti ile Allah’a yemin?), yaptığınız uydurmalardan elbette sorulacaksınız.
وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُم مَّا يَشْتَهُونَ
57-) Ve yec'alune Lillahil benati subhaneHU ve lehüm ma yeştehun;
Kızları da Allah’a kılarlar/nisbet ederler... SubhaneHU (Haşa, O, münezzeh’tir) !.. Hoşlarına giden (erkek çocukları) da kendilerine (tercih ederler).
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالأُنثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدّاً وَهُوَ كَظِيمٌ

58-) Ve iza büşşira ehadühüm Bil ünsa zalle vechuhu müsvedden ve huve kezıym;

Onlardan biri (Bi-) dişi ile müjdelendiğinde, öfkeli/gamlı bir halde, vechi simsiyah gölge kesilir (yüzü simsiyah kesilir).
يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِن سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلاَ سَاء مَا يَحْكُمُونَ
59-) Yetevara minel kavmi min sui ma büşşira Bih* eyümsikühu alâ hunin em yedüssühu fiyttürab* ela sae ma yahkümun;
Kendisi ile (B sırrınca) müjdelendiği şeyin (ona göre) kötülüğünden (dolayı) kavminden gizlenir... Horlanma/aşağılanmayı göze alarak onu tutacak mı, yoksa onu toprağın içinde gizleyip saklayacak mı (diri diri toprağa mı gömecek) ?.. Dikkat edin, hükmettikleri şey ne kötüdür!.
لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ وَلِلّهِ الْمَثَلُ الأَعْلَىَ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيم
60-) Lilleziyne la yu'minune Bil ahıreti meselüssev'* ve Lillahil meselül a'la* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Ahirete (B sırrıyla) iman etmeyenler için kötülük meseli vardır... En a’la mesel (en yüce misal, kendinden gayrı vücud olmayan) Allah’ındır (Teklik o kadar açık?)... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ
61-) Ve lev yuahızullahun Nase Bi zulmihim ma tereke aleyha min dabbetin ve lâkin yuahhıruhüm ila ecelin müsemma* feiza cae ecelühüm la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun;
Eğer Allah insanları (Bi-) zulmleri ile muaheze etseydi (cezalandırsaydı), (Arz) üzerinde hiç bir dabbe (hareket eden canlı) terketmezdi... Fakat onları bir ecel-i müsemma’ya (hükmedilmiş bir vakte) te’hir ediyor... Ecelleri geldiği vakit te ne bir saat geri kalırlar, ne de öne geçebilirler.
وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ أَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ الْحُسْنَى لاَ جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ الْنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفْرَطُونَ
62-) Ve yec'alune Lillahi ma yekrehune ve tasıfu elsinetühümül kezibe enne lehümül hüsna* la cerame enne lehümünnare ve ennehüm müfretun;
 (Müşrikler) kerih gördükleri (hoşlanmadıkları) şeyleri Allah’a kılarlar (nisbet ederler, verirler)... Lisanları da yalan yere niteler ki Hüsna (en güzel) kendilerinindir... Şüphesiz onlara Nar vardır ve onlar (o nar’a) en önden (en önce) götürüleceklerdir.
تَاللّهِ لَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
63-) TAllahi lekad erselna ila ümemin min kablike fezeyyene lehümüşşeytanu a'malehüm fehuve veliyyühümül yevme ve lehüm azâbün eliym;
Tallahi (risalet yönünden yemin) !.. Andolsun ki senden önceki ümmetlere de (Rasûller) irsal ettik te şeytan onlara amellerini (vehimleri ile yaptıklarını) süsledi (de Rasûllere uymadılar)... O (şeytan; vehim) bugün (de) onların velisidir... Onlar için elim bir azab vardır.
وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
64-) Ve ma enzelna aleykel Kitabe illâ litübeyyine lehümüllezihtelefu fiyhi ve hüden ve rahmeten li kavmin yu'minun;
Biz sana bu Kitab’ı ancak hakkında ihtilaf ettikleri şeyi (vahdeti) kendilerine açıklayasın diye ve iman eden bir kavim için de hidayet (rehber, ilim) ve rahmet (vasıflar) olarak inzal ettik.
وَاللّهُ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَسْمَعُون

65-) VAllahu enzele mines Semai maen feahya Bihil’Arda ba'de mevtiha* inne fiy zâlike leayeten likavmin yesmeun;
Allah Sema’dan bir su inzal etti de Onunla (B sırrınca), Arz’ı ölümünden sonra diriltti... Muhakkak ki bunda işiten kavim için elbette bir ayet vardır.
وَإِنَّ لَكُمْ فِي الأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِي بُطُونِهِ مِن بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَّبَناً خَالِصاً سَآئِغاً لِلشَّارِبِينَ
66-) Ve inne leküm fiyl en'ami le ıbraten, nüskıyküm mimma fiy butunihi min beyni fersin ve demin lebenen halisan saiğan lişşaribiyn;
En’am’da (kurban olabilecek çiftlik hayvanları) da sizin için elbette bir ibret vardır...Size onun (en’am’ın) batınlarında (karınlarında olan şeyden), fers (fışkı) ve dem (kan) arasından, içenler için boğazdan kolaylıkla geçen halis bir süt içiririz.
وَمِن ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَراً وَرِزْقاً حَسَناً إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
67-) Ve min semeratin nehıyli vel a'nabi tettehızune minhu sekeren ve rizkan hasena* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin ya'kılun;
Hurma ağaçlarının semeratından (meyvalarından) ve üzümlerden, seker (sarhoşluk verici şey?, içki, sirke) ve güzel bir rızk edinirsiniz... Muhakkak ki bunda akleden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

68-) Ve evha Rabbüke ilenNahli enittehıziy minel cibali buyuten ve mineşşeceri ve mimma ya'rişun;
Rabbin bal arısına: “Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) yaptıkları çardaklardan evler edin” diye vahyetti.
مَّ كُلِي مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاً يَخْرُجُ مِن بُطُونِهَا شَرَابٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاء لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
69-) Sümme küliy min küllis semarati feslükiy sübüle Rabbiki zülüla* yahrucü min butuniha şerabun muhtelifün elvanuhu fiyhi şifaun linNas* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin yetefekkerun;
“Sonra, her semerattan (meyvelerden) ye de (eğer her semerattan yersen) zelüller olarak (mecburi bir boyun eğmişlikle, inkıyad ve teslimiyetle) sülük et (gir, git) Rabbinin yollarına”... Onun batın (karın) larından, renkleri muhtelif bir şarab çıkar ki, onun içinde insanlar için şifa vardır... Muhakkak ki bunda tefekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَاللّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّاكُمْ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لاَ يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئاً إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ قَدِيرٌ

70-) VAllahu halekaküm sümme yeteveffaküm ve minküm men yureddü ila erzelil umuri likey la ya'leme ba'de ılmin şey'a* innAllahe Aliymun Kadiyr;

Allah sizi yarattı... Sonra sizi vefat ettirir... Sizden kimi de erzel-i ömür’e (ömrün en rezil, en aşağı, en aciz çağına) reddolunur (çevrilir), bir ilimden (bildikten) sonra bir şey bilmesin (akledemesin) diye... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Kadiyr’dir.
وَاللّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ فِي الْرِّزْقِ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُواْ بِرَآدِّي رِزْقِهِمْ عَلَى مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاء أَفَبِنِعْمَةِ اللّهِ يَجْحَدُونَ

71-) VAllahu faddale ba'daküm alâ ba'din fiyrrızk* femelleziyne fuddılu Bi raddiy rızkıhim alâ ma meleket eymanühüm fehüm fiyhi seva'* efe Bi nı'metillahi yechadun;

Allah rızık’ta bazınızı bazınıza tafdil etti (üstün tuttu, fazla verdi)... Üstün tutulan kimseler rızıklarını, sağ ellerinin malik olduklarına (ellerinin altındakilere) (B sırrınca) döndürücü değillerdir (vermezler)... (Oysa) onlar onda (rızıkta/ vahyin açıklanmasında, sistem realitesinde) eşittirler... Allah nimetini (B sırrınca, Allah ni’meti olarak) bilerek inkar mı ediyorlar?.
وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً وَجَعَلَ لَكُم مِّنْ أَزْوَاجِكُم بَنِينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّهِ هُمْ يَكْفُرُونَ
72-) VAllahu ceale leküm min enfüsiküm ezvacen ve ceale leküm min ezvaciküm beniyne ve hafedeten ve razekaküm minettayyibat* efe Bil batıli yu'minune ve Bi nı'metillahi hüm yekfurun;
Allah sizin için kendi nefslerinizden eşler oluşturdu... Eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar oluşturdu... Sizi tayyibattan rızıklandırdı... (Şimdi bunlar) (Bi-) batıla mı iman ediyorlar?... Onlar Allah ni’metine (B sırrınca, Allah ni’meti olarak) küfr/inkar/nankörlük mü ediyorlar?.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقاً مِّنَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ شَيْئاً وَلاَ يَسْتَطِيعُو
73-) Ve ya'budune min dunillahi ma la yemlikü lehüm rizkan mines Semavati vel Ardı şey’en ve la yestetıy'un;
Allah’ın gayrından (Allah’ı bırakıp) Semavat’tan ve Arz’dan kendileri için bir rızka malik olmayan ve güç yetiremeyen (kudret ve kuvvetleri olmayan) şeylere tapınıyor/kulluk yapıyorlar.
فَلاَ تَضْرِبُواْ لِلّهِ الأَمْثَالَ إِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُون
74-) Fela tadribu Lillahil emsal* innAllahe ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
Allah’a emsal darb etmeyin (meseller vermeyin, Zaten bilendir; misal ile tafsile getiren de O’dur) !.. Muhakkak ki Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً عَبْداً مَّمْلُوكاً لاَّ يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَمَن رَّزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقاً حَسَناً فَهُوَ يُنفِقُ مِنْهُ سِرّاً وَجَهْراً هَلْ يَسْتَوُونَ الْحَمْدُ لِلّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُون
75-) DarebAllahu meselen abden memluken la yakdiru alâ şey’in ve men razaknahu minna rizkan hasenen fehuve yünfiku minhu sirran ve cehra* hel yestevun* elHamdu Lillah* bel ekseruhüm la ya'lemun;
Allah (şöyle) bir mesel verdi: Bir şeye gücü yetmeyen, memluk (başka birinin mülkü) bir kul (köle) ile kendisini bizden güzel bir rızk ile rızıklandırdığımız ve ondan sırran (gizli) ve cehren (açık) infak eden kişiyi... Bunlar hiç bir/eşit olur mu?... Hamd, Allah’ındır!.. Hayır, onların ekseriyeti bilmezler.
وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لاَ يَقْدِرُ عَلَىَ شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لاَ يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

76-) Ve darebAllahu meselen racüleyni ehadühüma ebkemü la yakdiru alâ şey’in ve huve kellün alâ mevlahu, eynema yüveccihhu la ye'ti Bi hayr* hel yesteviy huve ve men ye'muru Bil adli, ve huve alâ sıratın müstekıym;
Allah iki adamı da mesel verdi: Bunlardan biri lal’dır, bir şeye kudreti yoktur; mevlası üzerine bir yüktür... Onu nereye tevcih etse, (B sırrınca) bir hayırla gelmez... Hiç bu, (B sırrınca) adl’ı emreden (akl-ı küll?) ve kendisi sırat-ı müstekıym üzere bulunan kişi ile bir/eşit olur mu?.
وَلِلّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
77-) Ve Lillahi ğaybüs Semavati vel Ard* ve ma emrussaati illâ kelemhıl basari ev huve akreb* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat’ın ve Arz’ın gaybı (ilmi herşeyi kapsamış olan) Allah’ındır... O Saat’in (kıyamet’in) Emri (hükmü, işi, realitesi) ancak bir göz kırpması gibi, yahut o daha da yakındır (zaman sözkonusu olmayan bir iş)... Muhakkak ki Allah herşeye Kadiyr’dir.
وَاللّهُ أَخْرَجَكُم مِّن بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لاَ تَعْلَمُونَ شَيْئاً وَجَعَلَ لَكُمُ الْسَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَالأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
78-) VAllahu ahreceküm min butuni ümmehatiküm la ta'lemune şey’en ve ceale lekümüs sem'a vel’ ebsara vel’ ef'idete lealleküm teşkürun;
Allah sizi analarınızın batın (karın) larından bir şey bilmiyor olduğunuz halde (korteks, duyular?) çıkardı... Şükredesiniz diye size sem’ (işitme kuvvesi), basarlar (gözler, idraklar) ve fuadlar (gönüller) verdi.
أَلَمْ يَرَوْاْ إِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فِي جَوِّ السَّمَاء مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلاَّ اللّهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
79-) Elem yerav ilettayri musahharatin fiy cevvisSema'* ma yümsikühünne illAllah* inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yu'minun;
Sema’nın cevvi’nin içinde (cevv: Sema ile Arz arası yer, uzay) musahharat (boyun eğdirilmiş) kuşları görmüyorlar mı?... Onları Allah’dan başkası tutmuyor... Muhakkak ki bunda iman eden kavim için elbette ayetler vardır.
وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّن بُيُوتِكُمْ سَكَناً وَجَعَلَ لَكُم مِّن جُلُودِ الأَنْعَامِ بُيُوتاً تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا أَثَاثاً وَمَتَاعاً إِلَى حِينٍ

80-) VAllahu ceale leküm min buyutiküm sekenen ve ceale leküm min culudil en'ami buyuten testehıffuneha yevme za'niküm ve yevme ikametiküm, ve min asvafiha ve evbariha ve eş'ariha esasen ve metaan ila hıyn;
Allah evlerinizi sizin için seken (huzur evi, mesken) kıldı... Sizin için en’am’ın (hayvanların) cildlerinden, (onları otlatma ve sulama için) göç gününüzde ve ikamet gününüzde, kolayca taşıyıp kullanacağınız evler; ve yünlerinden, yapağılarından (yumuşak deve yünü, kürk kısım) ve kıllarından esâs (ev-giyim-kuşam eşyası) ve muayyen bir süreye kadar faydalanma (kıldı).
وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلاَلاً وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ الْجِبَالِ أَكْنَاناً وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُم بَأْسَكُمْ كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
81-) VAllahu ceale leküm mimma haleka zılalen ve ceale leküm minelcibali eknanen ve ceale leküm serabiyle tekıykümül harre ve serabiyle tekıyküm be'seküm* kezâlike yütimmu nı'metehu aleyküm lealleküm tüslimun;
Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlardan eknan (sığınıp barınılacak yerler) oluşturdu ve sizin için, sizi sıcaktan koruyan serabil (gömlekler, elbiseler) ve sizi be’sinizden (kuvvetinizden, şiddetinizden, harpten) koruyan serabil (zırhlar) yarattı... İşte böylece (Allah,) üzerinize ni’metini tamamlıyor ki müslimler olasınız.
فَإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ الْمُبِين
82-) Fein tevellev feinnema aleykel belağul mübiyn;
Eğer yüz çevirirler ise, sana düşen ancak apaçık tebliğden ibarettir.
يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ
83-) Ya'rifune nı'metAllahi sümme yünkiruneha ve ekseruhümül kafirun;
 (Onlar) Allah ni’metini (Hz.Rasûlullah’ı, O’nun nübüvveti’ni) tanırlar, sonra da onu inkar ederler... Onların ekseriyeti kafir (gerçeği reddeden) lerdir.
وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيداً ثُمَّ لاَ يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ وَلاَ هُمْ يُسْتَعْتَبُون
84-) Ve yevme neb'asü min külli ümmetin şehiyden sümme la yü'zenü lilleziyne keferu ve la hüm yüsta'tebun;
 (An o) Gün (ü) ki, her ümmetten bir şahid ba’sederiz... Sonra kafir olanlara izin de verilmez ve onlardan (aleyhlerine olan olumsuzluğu kaldıracak, güzel düşünceye çevirip razı edecek bir çaba, mazeret ile) razı etmeleri de istenilmez.
وَإِذَا رَأى الَّذِينَ ظَلَمُواْ الْعَذَابَ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلاَ هُمْ يُنظَرُون
85-) Ve iza raelleziyne zalemül azâbe fela yuhaffefü anhüm ve la hüm yünzarun;
Zalim olanlar azabı gördükleri vakit, (artık) kendilerinden azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz/fırsat verilmez.
وَإِذَا رَأى الَّذِينَ أَشْرَكُواْ شُرَكَاءهُمْ قَالُواْ رَبَّنَا هَـؤُلاء شُرَكَآؤُنَا الَّذِينَ كُنَّا نَدْعُوْ مِن دُونِكَ فَألْقَوْا إِلَيْهِمُ الْقَوْلَ إِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَ
86-) Ve iza raelleziyne eşrekû şürekâehüm kalu Rabbena haülai şürekâünelleziyne künna ned'u min duniKE, feelkav ileyhimül kavle inneküm le kazibun;
Şirk koşanlar, ortak koştuklarını gördükleri vakit: “Rabbimiz!.. İşte bunlar Senin gayrından çağırdığımız (isimlendirip varlık verdiğimiz) ortaklarımız” dediler... (Ortakları da) onlara söz atar (gerçek anlaşılır): “Muhakkak ki siz yalancılarsınız”.
وَأَلْقَوْاْ إِلَى اللّهِ يَوْمَئِذٍ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ

87-) Ve elkav ilellahi yevmeizinisseleme ve dalle anhüm ma kânu yefterun;

O gün onlar Allah’a teslim olmuşlar ve uydurdukları (evham, hayal ürünü) şeyler de kendilerinden kaybolup gitmiştir.
الَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ زِدْنَاهُمْ عَذَاباً فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يُفْسِدُونَ
88-) Elleziyne keferu ve saddu an sebiylillâhi zidnahüm azâben fevkal azâbi Bima kânu yüfsidun;
Kafir olanlar ve Allah yolundan alakoyanları, ifsad/bozgunculuk etmeleri dolayısıyla, kendilerini azabın fevkınde bir azab itibarıyla (B gerçeğince) ziyade edeceğiz.
وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيداً عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيداً عَلَى هَـؤُلاء وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ

89-) Ve yevme neb'asü fiy külli ümmetin şehiyden aleyhim min enfüsihim ve ci’na Bike şehiyden alâ haüla'* ve nezzelna aleykel Kitabe tibyanen likülli şey’in ve hüden ve rahmeten ve büşra lil müslimiyn;

Ve (an o) gün (ü) ki, her ümmet içinde, kendi nefslerinden, onların aleyhine bir şahid ba’sederiz... Ve (o gün) seni de (B sırrınca) bunların üzerine bir şahid getirdik/ (geldik)... Ve sana şu Kitab’ı her şey için bir tibyan (tam bir beyan, izah, şerh), bir huda (rehber), bir rahmet ve müslimler için bir müjde olmak üzere kısım kısım indirdik.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal