Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  16.  NAHL SÛRESİ      النحل
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
90-) İnnAllahe ye'muru Bil adli vel’ihsani ve iytai zilkurba ve yenha anil fahşai velmünkeri velbağy* yeızuküm lealleküm tezekkerun;
Muhakkak ki Allah (B sırrınca) adl’ı (adalet; tevhid; akl-ı küll), ihsan’ı (farz olanı ifa; Rabbani müşahade) ve yakınlara vermeyi (sıla-i rahm) emreder... Fahşa’dan (hakikatına isyan olan davranışlar; hayvani kuvveler, zina), münker’den (Diyn’in, aklın, insan fıtratının reddettiği şeyler; iman bilincine yakışmayan düşünceler; şirk) ve bağy (zulüm, saldırganlık, hakka tecavüz; birimsellik)’den nehyeder... Tezekkür edesiniz diye (Allah) size va’z ediyor.
وَأَوْفُواْ بِعَهْدِ اللّهِ إِذَا عَاهَدتُّمْ وَلاَ تَنقُضُواْ الأَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلاً إِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُون
91-) Ve evfu Bi ahdillahi iza ahedtüm ve la tenkudul eymane ba'de tevkiydiha ve kad cealtümullahe aleyküm kefiyla* innAllahe ya'lemu ma tef'alun;
Ahidleştiğiniz vakit, Allah ahdini (B sırrınca) tam yerine getirin... Yeminleri (nizi), pekiştirdikten sonra bozmayın... (Zira yeminlerinizle) Allah’ı kendi üzerinize kefil kıldınız!.. Muhakkak ki Allah işlediklerinizi bilir.
وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّتِي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِن بَعْدِ قُوَّةٍ أَنكَاثاً تَتَّخِذُونَ أَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ أَن تَكُونَ أُمَّةٌ هِيَ أَرْبَى مِنْ أُمَّةٍ إِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّهُ بِهِ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
92-) Ve la tekûnu kelletiy nekadat ğazleha min ba'di kuvvetin enkâsa* tettehızune eymaneküm dehalen beyneküm en tekûne ümmetün hiye erba min ümmetin, innema yeblukümullahu Bih* ve leyübeyyinenne leküm yevmel kıyameti ma küntüm fiyhi tahtelifun;
İpliğini kuvvetle büktükten sonra söküp bozan (kadın) gibi olmayın... Bir ümmet diğer bir ümmetten daha çok diye yeminlerinizi aranızda dehal (hile, tuzak, fesad, aldatma vasıtası) ediniyorsunuz... Allah onunla (B sırrınca) sizi yalnızca imtihan eder... Hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyi kıyamet günü elbette size açıklayacaktır.
وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلكِن يُضِلُّ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ وَلَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
93-) Ve lev şaAllahu lecealeküm ümmeten vahıdeten ve lâkin yudıllu men yeşau ve yehdiy men yeşa'* ve letüs'elünne amma küntüm ta'melun;
Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet kılardı... Fakat (Allah) dilediğini saptırır ve dilediğini de hidayete erdirir... Yaptıklarınızdan elbette mes’ul tutulacaksınız.
وَلاَ تَتَّخِذُواْ أَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُواْ الْسُّوءَ بِمَا صَدَدتُّمْ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
94-) Ve la tettehızu eymaneküm dehalen beyneküm fetezille kademün ba'de sübutiha ve tezukussue Bima sadedtüm an sebiylillâh* ve leküm azâbün azîym;
Yeminlerinizi aranızda dehal (hile-fesad aracı) edinmeyin... (Zira o vakit, İslam’da) sübutundan sonra ayak kayar ve Allah yolundan alakoyduğunuz için (B sırrınca) (dünyada) kötülüğü tadarsınız... Ve sizin için (ahirette de) azim azab var (olur).
وَلاَ تَشْتَرُواْ بِعَهْدِ اللّهِ ثَمَناً قَلِيلاً إِنَّمَا عِندَ اللّهِ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

95-) Ve la teşteru Bi ahdillahi semenen kaliyla* innema ındAllahi huve hayrun leküm in küntüm ta'lemun;

Az bir bahaya Allah ahdini (B sırrınca) satmayın... Eğer bilirseniz, Allah indindeki sizin için daha hayırlıdır.
مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ اللّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُواْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

96-) Ma ındeküm yenfedü ve ma ındAllahi bakın, ve lenecziyennelleziyne saberu ecrehüm Bi ahseni ma kânu ya'melun;

Sizin indinizdeki tükenir... Allah indindeki ise bakidir... Sabredenlere gelince, elbette onların ecrini, yapmakta olduklarının daha güzeli (ilahi özellikler ile yaşanan makamlar) ile (B sırrınca) karşılarız (veririz).
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
97-) Men amile salihan min zekerin ev ünsa ve huve mu'minun fele nuhyiyennehu hayaten tayyibeten, ve lenecziyennehüm ecrehüm Bi ahseni ma kânu ya'melun;
Erkek’ten veya dişi’den (olsun), kim mü’min olarak salih amel ederse elbette biz ona tayyib (temiz-hoş, ölümü olmayan) bir hayat yaşatırız... Ve onlara elbette yaptıklarının daha güzeli ile (B sırrınca) ecirlerini veririz.
فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

98-) Feizâ kara'tel Kur’âne festeız Billahi mineş şeytanir raciym;

Kur’an’ı kıraat ettiğin vakit, şeytan-ı raciym’den (tard edilmiş şeytan’dan, B- sırrıyla) Allah’a sığın.
إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

99-) İnnehu leyse lehu sultanun alelleziyne amenu ve alâ Rabbihim yetevekkelun;

Doğrusu onun (şeytan’ın) iman eden ve rablerine tevekkül edenler üzerinde bir sultası/hakimiyeti/tutanağı yoktur.
إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُم بِهِ مُشْرِكُونَ
100-) İnnema sultanuhu alelleziyne yetevellevnehu velleziyne hüm Bihi müşrikûn;

Onun (vehmi nefsin, alt bilincin) sultası ancak kendisini veli edinenler ve (B gerçeğince) onu (Allah’a) ortak koşanlar üzerindedir.
وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُواْ إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ
101-) Ve iza beddelna ayeten mekâne ayetin vAllahu a'lemu Bima yünezzilu kalu innema ente müfter* bel ekseruhüm la ya'lemun;
Biz bir ayeti bir ayetin yerine tebdil ettiğimizde- ki Allah neyi indirdiğini (B sırrınca) daha iyi bilir- dediler ki: “Sen yalnızca bir iftiracısın!”... Bilakis, onların ekseriyeti bilmezler.
قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
102-) Kul nezzelehu ruhulkudüsi min Rabbike Bil Hakkı li yüsebbitelleziyne amenu ve hüden ve büşra lilmüslimiyn;
De ki: “O’nu, Ruh’ul Kudüs, senin Rabbinden Bil-Hakk (Hakk olarak) indirmiştir... İman edenlere sebat vermek ve müslimler için de huda (rehber) ve müjde diye”.
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِّسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَـذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُّبِينٌ

103-) Ve lekad na'lemü ennehüm yekulune innema yuallimuhu beşer* lisanülleziy yulhıdune ileyhi a'cemiyyün ve hazâ lisanun arabiyyun mübiyn;

Andolsun ki: “O’nu ancak bir beşer öğretiyor” demelerini biliyoruz... İlhad ederek (Hak’dan saparak) kendisine nisbet ettikleri kimsenin lisanı a’cemiy’dir (Arapçayı iyi konuşamayan; düşüncelerini anlatamayan, konuşması belirsiz)... Bu ise apaçık Arapça bir lisandır.
إِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ لاَ يَهْدِيهِمُ اللّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
104-) İnnelleziyne la yu'minune Bi ayatillahi la yehdiyhümullahu ve lehüm azâbün eliym;
Muhakkak ki Allah Ayetleri’ne (Allah Sıfatları’na, hükümlerine B sırrıyla) iman etmeyenleri, Allah hidayete erdirmez... Ve onlara elim bir azab vardır.
إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَأُوْلـئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ

105-) İnnema yefteril kezibelleziyne la yu'minune Bi ayatillah* ve ülaike hümül kâzibun;

Yalnızca, Allah Ayetleri’ne (B sırrıyla) iman etmeyenler yalan uydurur... İşte bunlardır yalancıların ta kendileri.
مَن كَفَرَ بِاللّهِ مِن بَعْدِ إيمَانِهِ إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالإِيمَانِ وَلَـكِن مَّن شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِّنَ اللّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
106-) Men kefera Billahi min ba'di imanihi illâ men ükrihe ve kalbuhu mutmeinnun Bil iymani ve lâkin men şereha Bil küfri sadren fealeyhim ğadabün minAllah* ve lehüm azâbün azîym;
Kalbi imanla mutmain olduğu halde, (küfre) zorlanan müstesna, kim imanından sonra (B sırrı gerçeği ile) Allah’a kafir oldu ve küfre (B sırrı gereği, küfr olarak) sadr (göğüs, kalb) açtı ise, işte onlar üzerine Allah’dan bir gadab (iner)... Ve kendilerine aziym azab vardır.
ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اسْتَحَبُّواْ الْحَيَاةَ الْدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِي
107-) Zâlike Bi ennehümüstehabbul hayated dünya alel ahıreti, ve ennAllahe la yehdil kavmel kafiriyn;
Bunun sebebi, onların (B sırrınca) dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah’ın kafirler kavmini hidayete erdirmemesidir.
أُولَـئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ وَأُولَـئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
108-) Ülaikelleziyne tabeAllahu alâ kulubihim ve sem'ıhim ve ebsarihim* ve ülaike hümül ğafilun;
İşte bunlar, Allah’ın, kalblerinin, işitme kuvvelerinin, basiretlerinin üstüne tab’ettiği (mühür vurduğu, damgaladığı) kimselerdir... Ve onlar gafillerin ta kendileridir.
لاَ جَرَمَ أَنَّهُمْ فِي الآخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرو
109-) La cerame ennehüm fiyl’ahireti hümül hasirun;
Gerçek şu ki onlar Ahiret’te hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِن بَعْدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَاهَدُواْ وَصَبَرُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
110-) Sümme inne Rabbeke lilleziyne haceru min ba'di ma futinu sümme cahedu ve saberu, inne Rabbeke min ba'diha le Ğafurun Rahıym;
Sonra, muhakkak ki Rabbin, fitneye (imtihana, eziyyete) maruz bırakıldıktan sonra hicret edenlerin, sonra mücahede edenlerin ve sabredenlerin (yanındadır; rahmetiyle onların perdelerini kaldırır)... Onlardan sonra (da) Rabbin muhakkak ki Ğafur’dur (birimsellik özelliklerinizi mağfiret eder), Rahıym’dir (kemalatını tamamlayıcı rahmet sahibidir).
يَوْمَ تَأْتِي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَن نَّفْسِهَا وَتُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُون
111-) Yevme te'ti küllü nefsin tücadilu an nefsiha ve tüveffa küllü nefsin ma amilet ve hüm la yuzlemun;
 (An o) gün (ü) ki, her nefs gelir kendi nefsinden (kendini kurtarmak için) mücadele eder... Her nefse yaptığı şeyler (in karşılığı) tam verilir... Ve onlar zulme uğratılmazlar.
وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُّطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَداً مِّن كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللّهِ فَأَذَاقَهَا اللّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ
112-) Ve darebAllahu meselen karyeten kânet amineten mutmeinneten ye'tiyha rizkuha rağaden min külli mekanin fekeferat Bi en'umillahi feezâkahAllahu libaselcuı vel havfi Bima kânu yasneun;
Allah bir karyeyi (şehri) misal verdi: Amin (güvenli) ve mutmain idi... Onun rızkı her mekandan (yerden) bol bol geliyordu... Fakat o (o şehrin ehli) Allah ni’metlerine (B işlevi ile) küfr/nankörlük etti (hakikatına ait Rahmani sıfatlar ile sünnetullaha uymayan fiiller yaptı)... Allah da kendilerine (B gerçeğince), yapıp-ürettikleri dolayısıyla açlık ve korku libasını tattırdı.
وَلَقَدْ جَاءهُمْ رَسُولٌ مِّنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
113-) Ve lekad caehüm Rasûlün minhüm fekezzebuhu feehazehümül azâbü ve hüm zalimun;
Andolsun ki onlara kendilerinden bir Rasûl geldi de Onu yalanladılar... Ve onlar zalimler oldukları halde, azab kendilerini yakaladı.
فَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلالاً طَيِّباً وَاشْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
114-) Fekülu mimma razekakümullahu halalen tayyiba* veşküru nı'metAllahi in küntüm iyyahu ta'budun;
Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve tayyib (temiz, hoş) olarak yiyin ve Allah nimetine şükredin; eğer O’na kulluk ediyorsanız.
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالْدَّمَ وَلَحْمَ الْخَنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيم
11 5-) İnnema harrama aleykümül meytete veddeme ve lahmel hınziyri ve ma ühille li ğayrillahi Bih* fe menidturre ğayre bağın ve la adin feinnAllahe Ğafurun Rahıym;
 (Allah) size yalnızca meyte’yi (İslami esasla zebh edilMEyerek kendi kendine ölmüş, kanı içinde kalmış tezkiyesiz hayvan; leş), kan’ı, domuz eti’ni ve (B sırrınca) Allah’dan gayrı adına boğazlananı haram etmiştir... Ama kim muzdar olursa (zarurette kalırsa) zulmetmeden (arzulamayarak, helal saymayarak) ve haddi aşmadan (bunlardan yiyebilir)... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُواْ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُون

11 6-) Ve la tekulu lima tasıfu elsinetükümül kezibe hazâ halalün ve hazâ haramün litefteru alellahil kezib* innelleziyne yefterune alellahil kezibe la yüflihun;

Dillerinizin yalan vasfettiği şeyler için “Şu helal’dır ve şu haram’dır” demeyin... Çünkü Allah’a yalan uydurmuş olursunuz... Muhakkak ki, Allah üzerine yalan uyduranlar iflah etmezler.
مَتَاعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
117-) Metaun kaliyl* ve lehüm azâbün eliym;
Az bir menfaatlanma (için) !.. Onlara (ahirette) elim azab vardır.
وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَـكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
118-) Ve alelleziyne hadu harremna ma kasasna aleyke min kabl* ve ma zalemnahüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Biz daha önce sana kıssa edip anlatığımız şeyleri yahudi olanlar üzerine de haram etmiştik... Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُواْ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُواْ مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
119-) Sümme inne Rabbeke lilleziyne amilüssue Bi cehaletin sümme tabu min ba'di zâlike ve aslehu, inne Rabbeke min ba'diha leĞafurun Rahîym;
Sonra, muhakkak ki Rabbin, (Bi-) cehalet (bilgisizlik) ile kötülük yapanlar, sonra bunun arkasından tevbe edip (hallerini) ıslah edenlerin lehinedir (tevbelerini gerçekleştirir)... Muhakkak ki Rabbin, onlardan (tevbe ve ıslahdan) sonra Ğafur’dur, Rahıym’dir.
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتاً لِلّهِ حَنِيفاً وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

120-) İnne İbrahiyme kâne ümmeten kaniten Lillahi haniyfa* ve lem yekü minel müşrikiyn;

Muhakkak ki İbrahiym (başlıbaşına) bir ümmet idi... (Hakikatı olan) Allah’a kanit (itaatkar, mustakıym) idi... Haniyf (muvahhid; Allah yanısıra tanrı kabul etmeyen) idi... (O) müşriklerden (Allah’a ortak koşanlardan) olmadı.
شَاكِراً لِّأَنْعُمِهِ اجْتَبَاهُ وَهَدَاهُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
121-) Şakiran li en'umiHİ, ictebahu ve hedahu ila sıratın müstekıym;
O’nun ni’metlerine şükreden idi... (O), onu (ilk noktada) ictiba etmiş (seçmiş) ve onu sırat-ı müstakıym’e hidayet etmişti.
وَآتَيْنَاهُ فِي الْدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
122-) Ve ateynahu fiyd dünya haseneten, ve innehu fiyl ahireti lemines salihıyn;
Biz Ona dünyada bir hasene (ilahi özellikler, nübüvvet) verdik... Ve o, ahirette de elbette salihlerdendir.
ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفاً وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
123-) Sümme evhayna ileyke enittebı' millete İbrahiyme haniyfa** ve ma kâne minel müşrikiyn;
Sonra, biz sana: “Haniyf olarak İbrahim’in milletine (diyni’ne) tabi ol... O, müşriklerden olmadı” diye vahyettik.
نَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
124-) İnnema cuıles Sebtü alelleziynahtelefu fiyh* ve inne Rabbeke leyahkümü beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Es-Sebt (Cumartesi Günü), ancak onda ihtilafa düşmüş kimseler (İsrailOğulları) üzerine (farz) kılındı... Muhakkak ki Rabbin, ihtilaf ettikleri şey hakkında, kıyamet günü onlar arasında elbette hüküm verecektir.
ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
125-) Ud'u ila sebiyli Rabbike Bil hikmeti velmev'ızatil haseneti ve cadilhüm Billetiy hiye ahsen* inne Rabbeke HUve a'lemu Bimen dalle an sebiyliHİ ve HUve a'lemu Bil mühtediyn;
Rabbinin yoluna (Bi-) Hikmetle ve Mev’ıze-i Hasene (güzel öğüt) ile da’vet et... Onlarla (Bi-) en güzel şekilde mücadele et... Muhakkak ki Rabbin, (B sırrınca) O daha iyi bilir yolundan sapanı... Ve (B sırrınca) O daha iyi bilir doğru yola erenleri.
وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُواْ بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُم بِهِ وَلَئِن صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِّلصَّابِرينَ
126-) Ve in akabtüm feakıbu Bi misli ma ukıbtüm Bih* ve lein sabertüm le huve hayrun lissabiriyn;
Şayet ceza ile karşılık verecekseniz, size (B sırrınca) yapılan azabın (Bi-) misli ile (yani B gerçeğince) cezalandırın... Eğer sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.
وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلاَّ بِاللّهِ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُ فِي ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُون
127-) Vasbir ve ma sabruke illâ Billahi ve la tahzen aleyhim ve la tekü fiy daykın mimma yemkürun;
Sabret!... Senin sabrın ancak (Bi-) Allah iledir!.. Onlar üzerine mahzun olma... Kurmakta oldukları tuzaklarından darlık/sıkıntı’da olma.
إِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّالَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ

128-) İnnAllahe mealleziynet tekav velleziyne hüm muhsinun;

Muhakkak ki Allah (nefslerinden) korunanlar ve muhsinlerle (müşahade, yakiyn sahipleri ile) beraberdir.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal