Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 17. İSRÂ SÛRESİ    الاسرا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
1-) Subhanelleziy esra Bi abdiHİ leylen minel Mescidil Harami ilel Mescidil Aksalleziy barekna havlehu linüriyehu min ayatina* inneHU HUves Semiy’ul Basıyr;
Tenzih O Subhan’a ki, (özel) kulunu (Bi-abduHU; B sırrınca?) geceleyin (gece içinde) Mescid-i Haram’dan, havlini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya (B sırrınca) isra etti... O’na ayetlerimizden gösterelim diye... Hakikat şu; O’dur Semi’, Basıyr.
وَآتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ أَلاَّ تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيل
2-) Ve ateyna Musel Kitabe ve cealnahu hüden li beniy israiyle ella tettehızu min duniy vekiyla;
Musa’ya Kitab’ı verdik... Ve Onu: “Benden gayrı vekiyl edinmeyin!” diye İsrailOğulları’na bir Huda (rehber) kıldık.
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً
3-) Zürriyyete men hamelna mea Nuh* innehu kâne abden şekûra;
 (Ey) Nuh ile beraber taşıdığımız zürriyyet!... Muhakkak ki O, çok şükreden bir kul idi.
وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوّاً كَبِيرا
4-) Ve kadayna ila beniy israiyle fiylKitabi letüfsidünne fiyl Ardı merrateyni ve leta'lünne ulüvven kebiyra;
Kitab’ta İsrailOğullarına şunu kazy (hükm) ettik: “Siz Arz’da iki kerre ifsad/bozgunculuk yapacaksınız ve alabildiğine (zalimce) büyükleneceksiniz (uluvvi kibriya?)”.
فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْداً مَّفْعُولا
5-) Feizâ cae va'dü ulahüme beasna aleyküm ıbaden leNA üliy be'sin şediydin fecasu hılaleddiyar* ve kâne va'den mef'ula;
O ikisinden ilkinin va’di (vakti) geldiğinde, şiddetli güç (meleki kuvveler) sahibi kullarımızı üzerinize ba’settik... (Onlar) yurtların aralarına girip araştırdılar... (Bu) mef’ul (yerine getirilmiş) bir va’d idi.
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُم بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيراً
6-) Sümme radedna lekümülkerrete aleyhim ve emdednaküm Bi emvalin ve beniyne ve cealnaküm eksere nefiyra;
Sonra sizi, onlar üzerine bir kerre daha reddeddik... Mallar ve oğullar ile (B sırrınca) size imdad ettik... Savaşçılarınız itibarıyla sizi ekser kıldık.
إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوؤُواْ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُواْ الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوْاْ تَتْبِيراً
7-) İn ahsentüm ahsentüm lienfüsiküm ve in ese'tüm feleha* feizâ cae va'dül ahıreti liyesuu vucuheküm ve liyedhulül Mescide kema daheluhu evvele merretin ve liyütebbiru ma alev tetbiyra;
Eğer iyilik ederseniz, kendi nefsinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz, o da kendinizedir... Ahiret’in va’di (ifsadınızın ikinci/son keresi; fena vakti) geldiğinde, vechlerinizi kötü yapsınlar, ilk keresinde (ilahi kuvveler ile) oraya girdikleri gibi Mescid’e (kalb’e) girsinler ve üstünlük sağladıkları şeyleri dumura uğratsınlar diye (kullarımızı tekrar ba’sederiz).
عَسَى رَبُّكُمْ أَن يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدتُّمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيراً
8-) Asa Rabbüküm en yerhameküm* ve in udtüm udna* ve cealna cehenneme lil kafiriyne hasıyra;
Umulur ki Rabbiniz size rahmet/merhamet eder... Eğer dönerseniz, biz de döneriz... Cehennem’i kafirler için hasıyr (kuşatıp daraltan, hapsedici, sınırlayıp kayıtlayan) kıldık.
إِنَّ هَـذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبِيراً
9-) İnne hazel Kur’âne yehdiy lilletiy hiye akvemü ve yübeşşirul mu'miniyn elleziyne ya'melunes salihati enne lehüm ecren kebiyra;
Muhakkak ki şu Kur’an, en doğru/en ayakta kalana/en sağlama (Hakkel Yakıyn’e, Hakka: 51?) hidayet eder ve bilfiil salihat amel eden mü’minlere, kendileri için ecr-i kebiyr (ilahi özelliklerle yaşam) olduğunu müjdeler.
وأَنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً
10-) Ve ennelleziyne la yu'minune Bil ahireti a'tedna lehüm azâben eliyma;
Ahirete (bilinç-kudret boyutuna B sırrıyla) iman etmeyenlere (tabiatlarından arınıp soyutlanmayanlara) de, kendileri için elim azab hazırladığımızı (müjdeler).
وَيَدْعُ الإِنسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الإِنسَانُ عَجُول

11-) Ve yed'ul İnsanu Bişşerri duaehu Bil hayr* ve kânel İnsanu acula;

İnsan, (Bi-) hayrı çağırır gibi (Bi-) şerri çağırır... İnsan çok acelecidir.
وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنَا آيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُواْ فَضْلاً مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلا
12-) Ve cealnelleyle vennehare ayeteyni fe mehavna ayetelleyli ve cealna ayetennehari mubsıreten litebteğu fadlen min Rabbiküm ve li ta'lemu adedessiniyne vel hısab* ve külle şey'in fassalnahu tefsıyla;
Gece’yi ve gündüz’ü iki ayet kıldık... Gecenin ayeti’ni mahv ettik (sildik; fena), gündüzün ayeti’ni mubsıra (aydınlatan, ayan eden; idraka getiren) kıldık... Rabbinizden bir fazl talep edesiniz ve senelerin adedini ve hesabı bilesiniz diye... Biz (ilmin kapsamındaki) herşeyi tam bir tafsil ile (akıl-üst bilinç mertebesinde) açıkladık.
وَكُلَّ إِنسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَآئِرَهُ فِي عُنُقِهِ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كِتَاباً يَلْقَاهُ مَنشُوراً
13-) Ve külle İnsanin elzemnahu tairehu fiy unukıh* ve nuhricü lehu yevmel kıyameti Kitaben yelkahu menşura;
Her insanın tair’ini (kuşunu, uğurlu-uğursuzunu, amelini, nasibini, kaderini; şekavet ve saadetini) ayrılmaz şekilde kendi boynuna doladık... Kiyamet günü (vefatında) kendisine, neşrolmuş olarak kavuşacağı bir kitab çıkarırız.
اقْرَأْ كَتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيباً
14-) İkra' Kitabek* kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba;
 “Oku (kendi şifrenle yazdığın) kitabını!.. Bugün sana (B sırrınca) Hasiyb olarak nefsin yeter”.
مَّنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولا
15-) Menihteda feinnema yehtediy li nefsih* ve men dalle feinnema yedıllu aleyha* ve la teziru vaziretun vizre uhra* ve ma künna muazzibiyne hatta neb'ase Rasûla;
Kim doğru yolu bulursa ancak kendi nefsi için doğru yolu bulmuş olur, kim de saparsa ancak kendi nefsi aleyhine sapmış olur... Hiç bir yük/günah taşıyıcı, bir başkasının yükünü taşımaz... Ve biz bir Rasûl ba’setmedikçe azabediciler değiliz.
وَإِذَا أَرَدْنَا أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيراً
16-) Ve iza eredna en nühlike karyeten emerna mütrefiyha fefeseku fiyha fehakka aleyhel kavlü fedemmernaha tedmiyr;
Bir karye’yi helak etmeyi irade ettiğimizde, oranın mütref’lerine (dünyevi-şehvani imkanların bolluğu ile şımaran, ni’metleri yerli yerinde kullanmayanlar’a) emrederiz de (onlar) orada bilfiil fasıklık yaparlar... Bu sebeple aleyhlerine kavl (söz) hak olur... Biz de onu dumura uğratırız/helak ederiz.
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِن بَعْدِ نُوحٍ وَكَفَى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرَاً بَصِيراً
17-) Ve kem ehlekna minel kuruni min ba'di Nuh* ve kefa Bi Rabbike Bi zünubi ıbadiHİ Habiyren Basıyra;
Nuh’dan sonra nice karn (nesil, kuşak) lar helak ettik... Kullarının zenblerini (günahlarını B sırrınca) Habiyr ve Basıyr olması itibarıyla Rabbin (B sırrınca) kafidir.
مَّن كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاء لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلاهَا مَذْمُوماً مَّدْحُوراً
18-) Men kâne yüriydül acilete accelna lehu fiyha ma neşau limen nüriydü sümme cealna lehu cehennem* yaslaha mezmumen medhura;
Kim acile’yi (çabuk olanı, peşini; dünyayı) irade eder ise o acile içinde ona, (yani) irade ettiğimiz (takdir ettiğimiz) kimseye, dilediğimizi peşin vermişizdir... Sonra onun için cehennem (i yer) kıldık; aşağılanmış ve tard edilmiş olarak ona yaslanır.
وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُوراً
19-) Ve men eradel ahırete ve sea leha sa'yeha ve huve mu'minun feülaike kâne sa'yühüm meşkûra;
Kim de Ahiret’i (bilinç-kudret boyutu, melekut) irade etti ve (ilmel yakiyn) mü’min olarak onun için sa’yetti (çalıştı) ise, işte onların sa’yleri meşkur (şükürlenmiş, karşılığı alınmış) oldu.
كُلاًّ نُّمِدُّ هَـؤُلاء وَهَـؤُلاء مِنْ عَطَاء رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاء رَبِّكَ مَحْظُوراً
20-) Küllen nümiddü haülai ve haülai min atai Rabbik* ve ma kâne atau Rabbike mahzura;
Hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin a’tası (verişi, lutfu, bağışı)’ndan imdad ederiz (ard arda veririz)... Rabbinin a’tası mahzur (men’edilmiş) değildir (Rabbinin verişi engellenemez).
انظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَلَلآخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيل
21-) Unzur keyfe faddalna ba'dahüm alâ ba'd* ve lel ‘ahıretü ekberu derecatin ve ekberu tefdıyla;
Bak, nasıl onların bazısını bazısı üzerine tafdil ettik (üstün yaptık)... Elbette Ahiret (ruhani alem), dereceler itibarıyla da ekber’dir (daha büyüktür), tafdil itibarıyla da ekber’dir.
لاَّ تَجْعَل مَعَ اللّهِ إِلَـهاً آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَّخْذُولا
22-) La tec'al meAllahi ilahen ahare fetak'ude mezmumen mahzula;
Allah ile beraber (kafanda) başka bir ilah oluşturma (O’nun gayrını vehmetme, O’nun gayrından bir şey umma) !.. Yoksa (bu şirk sebebiyle) kınanmış/aşağılanmış ve kendi başına/yapayalnız terkedilmiş (yardımsız) olarak oturup kalırsın.
وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيما
23-) Ve kada Rabbüke elle ta'budu illâ iyyahu ve Bil valideyni ıhsana* imma yeblüğanne ındekel kibere ehadühüma ev kilahüma fela tekullehüma üffin ve la tenherhüma ve kul lehüma kavlen keriyma;
Rabbin, ancak O’na/kendisine kulluk yapmanızı ve (Bi-) ana-baba’ya ihsan’ı hükmetti... Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarlığa ererse sakın onlara “üf” (bile) deme, onları azarlama ve onlara kerim (kerametli, şerefli, güzel) söz söyle.
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيراً
24-) Vahfıd lehüma cenahazzülli minerrahmeti ve kul Rabbirhamhüma kema Rabbeyaniy sağıyra;
Rahmet’ten ötürü onlara züll kanadını indir (mütevazi davran)... Ve de ki: “Rabbim!. Rahmet/merhamet et onlara, küçükken beni terbiye ettikleri (o vesileyle gösterdikleri) gibi”.
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُواْ صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلأَوَّابِينَ غَفُورا
25-) Rabbüküm a'lemu Bima fiy nüfusiküm* in tekûnu salihıyne feinnehu kâne lil evvabiyne Ğafura;
Rabbiniz nefslerinizdekini (B sırrınca) daha iyi bilir... Eğer siz salihler olursanız, muhakkak ki O Evvabiyn (Özüne çok dönen; fani) için Ğafur’dur.
وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرا
26-) Ve ati zelkurba hakkahu velmiskiyne vebnes sebiyli ve la tübezzir tebziyra;
Akraba’ya (yakınlar’a) hakkını ver... Miskiyn’e (yoksul’a) ve yolun oğluna (yolda olana) da (haklarını ver)... (Fakat) ölçüsüz dağıtma/saçıp savurma da.
إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُوراً
27-) İnnel mübezziriyne kânu ıhvaneşşeyatıyn* ve kâneş şeytanu liRabbihi kefura;
Mübezziriyn (ölçüsüz dağıtanlar, saçıp savuranlar, ifşa edenler), şeytanların kardeşleri oldu... Şeytan ise Rabbine çok kafirdir (nankördür).
وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاء رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلاً مَّيْسُورا
28-) Ve imma tu'ridanne anhümübtiğae rahmetin min Rabbike tercuha fekul lehüm kavlen meysura;
Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti (rızkı) beklemekten ötürü onlardan (ashab-ı suffa) yüz çevirir isen, o takdirde onlara meysur (ağır gelmeyecek, yumuşak, latif, hoş) bir söz söyle.
وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً
29-) Ve la tec'al yedeke mağluleten ila unukike ve la tebsutha küllelbastı fetak'ude melumen mahsura;
Elini boynuna bağlanıp asılmış kılma... Onu büsbütün bast etme/açma da... Yoksa kınanmış ve hasret/pişmanlık içinde oturup kalırsın.
إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيراً بَصِيراً
30-) İnne Rabbeke yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inneHU kâne Bi ıbadiHİ Habiyran Basıyra;
Muhakkak ki Rabbin dilediğine rızkı bast eder/açar-genişletir de daraltır da... Muhakkak ki O kullarını (B sırrınca kulları olarak, kullarından) Habiyr’dir, Basıyr’dir.
وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْءاً كَبِيراً
31-) Ve la taktülu evladeküm haşyete imlak* nahnu nerzükuhüm ve iyyaküm* inne katlehüm kâne hit'an kebiyra;
Evladlarınızı imlak haşyeti (yoksulluk korkusu) ile katletmeyin... Biz’iz onları da sizi de rızıklandıran biz... Onları katletmek muhakkak büyük günahtır.
وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلا
32-) Ve la takrabüzzina innehu kâne fahışeten, ve sae sebiyla;
Zina’ya yaklaşmayın!.. Şüphesiz o fahişe (hayasızlık, hayvanilik, şirk)’dir... Yol itibarıyla da kötüdür.
وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُوماً فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَاناً فَلاَ يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُورا
33-) Ve la taktülün nefselletiy harramAllahu illâ Bil Hakk* ve men kutile mazlumen fekad cealna liveliyyihi sultanen fela yüsrif fiylkatl* innehu kane mensûrea;
Allahın haram kıldığı nefs’i, Bil-Hakk (Hakk olarak) hariç, öldürmeyin... Kim mazlum olarak öldürülür ise, biz onun velisine bir sultan (güç, yetki) vermişizdir... O da öldürmekte israf etmesin/ileri gitmesin... Çünkü o mensur olmuştur (zaten yardım olunmuştur).
وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولا
34-) Ve la takrabu malel yetiymi illâ Billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh* ve evfu Bil ahd* innel ahde kâne mes'ula;
Bulüğ çağına ulaşıncaya kadar, (Bi-) en güzel şekilde olanı hariç, yetim’in malı’na yaklaşmayın... Ahd’ı (B sırrınca) tam yerine getirin... Muhakkak ki ahd mes’ul’dur.
وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذا كِلْتُمْ وَزِنُواْ بِالقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلا
35-) Ve evfülkeyle iza kiltüm vezinu Bil kıstasil müstekıym* zâlike hayrun ve ahsenü te'viyla;
Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın ve müstakıym kıstas (dosdoğru terazi; saf akıl) ile (B sırrınca) tartın... Bu hem daha hayırlı ve hem de te’vil olarak (işin aslına ulaşma bakımından) daha güzeldir.
وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولا
36-) Ve la takfü ma leyse leke Bihi ‘ılm* innesSem'a vel Besara vel Fuade küllü ülaike kâne anhu mes'ula;
Hakkında (B sırrınca) ilmin olmayan şeyin ardına düşme/izleme!... Muhakkak ki sem’ (işitme kuvvesi), basar (görme kuvvesi) ve fuad (gönül), işte onların her biri ondan mes’ul’dur (ilimsiz, bu melekeler koza örebilir).
وَلاَ تَمْشِ فِي الأَرْضِ مَرَحاً إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُول
37-) Ve la temşi fiyl Ardı meraha* inneke len tahrikal Arda ve len teblüğal cibale tûla;
Arz’da kasılıp böbürlenerek yürüme... Çünkü (öyle yürüyerek) sen Arz’ı asla delemezsin/yaramazsın, tul olarak (boy uzunluğunca) da dağlara asla erişemezsin.
كُلُّ ذَلِكَ كَانَ سَيٍّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهاً
38-) Küllü zâlike kâne seyyiuhu ınde Rabbike mekruha;
Kötü olan bütün bunlar (yasaklananlar), Rabbinin indinde/Rabbine göre mekruhtur (hoşlanılmayan şeylerdir).
ذَلِكَ مِمَّا أَوْحَى إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللّهِ إِلَهاً آخَرَ فَتُلْقَى فِي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَّدْحُوراً
39-) Zâlike mimma evha ileyke Rabbüke minel hıkmeti, ve la tec'al meAllahi ilahen ahare fetülka fiy cehenneme melumen medhura;
İşte bunlar, Rabbinin sana Hikmet’ten vahyettikleridir... Allah ile beraber başka bir ilah oluşturma (O’nun gayrını vehmetme)... Sonra levmedilmiş ve tard edilmiş olarak Cehennem’e atılırsın.
أَفَأَصْفَاكُمْ رَبُّكُم بِالْبَنِينَ وَاتَّخَذَ مِنَ الْمَلآئِكَةِ إِنَاثاً إِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلاً عَظِيما
40-) Efeasfaküm Rabbüküm Bil beniyne vettehaze minel Melaiketi inasâ* inneküm letekulune kavlen azıyma;
Rabbiniz (Bi-) oğullar ile sizi seçti de (kendisi) meleklerden dişiler (kızlar) mi edindi?.. Muhakkak ki siz aziym bir söz söylüyorsunuz.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَـذَا الْقُرْآنِ لِيَذَّكَّرُواْ وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ نُفُورا
41-) Ve lekad sarrefna fiy hazel Kur'âni liyezzekkeru* ve ma yeziydühüm illâ nüfura;
Andolsun şu Kur’an’da (hakikatı,) temsillerle, türlü anlatım yollarıyla açıkladık ki, tezekkür etsinler... Fakat bu, onların ancak nefretini/uzaklaşmalarını artırıyor.
قُل لَّوْ كَانَ مَعَهُ آلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ إِذاً لاَّبْتَغَوْاْ إِلَى ذِي الْعَرْشِ سَبِيلا
42-) Kul lev kâne meahu alihetün kema yekulune izen lebteğav ila zil arşi sebiyla;
De ki: “Eğer onların dedikleri gibi O’nunla beraber ilahlar olsaydı, o vakit elbette Arş sahibine bir yol ararlardı”.
سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوّاً كَبِيراً
43-) SubhaneHU ve teala amma yekulune ulüvven kebiyra;
 “O, Subhan ve yücedir; onların söylediklerinden üstün/yüce büyüktür (akıl-fikir-söz’e sığmaz; uluvvi kibriya sahibi)”.
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَـكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيماً غَفُورا
44-) Tüsebbihu leHUs Semavatüs seb'u vel Ardu ve men fiyhinn* ve in min şey'in illâ yüsebbihu Bi hamdiHİ ve lâkin la tefkahune tesbiyhahüm* inneHU kâne Haliymen Ğafura;
Yedi Sema, Arz ve onların içindekiler (hep) O’nu tesbih eder (başkaca varolamazlar)... Hiç bir şey yok ki O’nun Hamdı ile (B sırrınca, O’nun Hamdi olarak) tesbih etmesin (O’nun Hamdı ile tesbih etmeyen mevcud değildir)... Fakat siz onların tesbihini fıkh etmiyorsunuz/anlamıyorsunuz... Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafur’dur.
وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ حِجَاباً مَّسْتُورا
45-) Ve iza kare'tel Kur’âne cealna beyneke ve beynelleziyne la yu'minune Bil ahireti hıcaben mestura;
Sen Kur’an’ı kıraat ettiğinde (biz), seninle Ahiret’e (B sırrıyla) iman etmeyenler arasına hicaben mestura (gizli perde) yaptık.
وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْراً وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْاْ عَلَى أَدْبَارِهِمْ نُفُوراً
46-) Ve cealna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azanihim vakra* ve iza zekerte Rabbeke fiyl Kur'âni vahdeHU vellev alâ edbarihim nüfura;
Kalblerinin üzerine, O’nu (Kur’an’ı) fıkh etmelerine/anlamalarına (mani) ekinneh (kılıflar, perdeler), kulaklarında da vakra (ağırlık) koyduk... Kur’an’da Rabbini tekliği ile zikrettiğinde, nefretle dübürleri üzere/geriye dönüp giderler.
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَى إِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ رَجُلاً مَّسْحُور
47-) Nahnu a'lemu Bima yestemiune Bihi iz yestemiune ileyke ve iz hüm necva iz yekuluz zalimune in tettebiune illâ racülen meshura;
Sana kulak verdiklerinde (B gerçeğince) neyi dinlediklerini ve onlar aralarında fısıldaşırlarken de, o zalimlerin: “Sihirlenmiş bir adamdan başkasına tabi olmuyorsunuz” dediklerini (B sırrınca) biz daha iyi biliriz.
انظُرْ كَيْفَ ضَرَبُواْ لَكَ الأَمْثَالَ فَضَلُّواْ فَلاَ يَسْتَطِيعْونَ سَبِيلا
48-) Unzur keyfe darebu lekel’emsale fedallu fela yestetıy'une sebiyla;
Bak senin için nasıl benzetmeler yaptılar da bu sebeple saptılar!... Artık (Hakikata götüren, işe yarar) bir yol bulamazlar (Sensiz yol yoktur).
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal