Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 17.  İSRÂ SÛRESİ     الاسرا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَقَالُواْ أَئِذَا كُنَّا عِظَاماً وَرُفَاتاً أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقاً جَدِيداً
49-) Ve kalu eiza künna ızamen ve rufaten einna lemeb'usune halkan cediyda;
Ve dediler ki: “Biz kemikler (yığını) ve ufantı olduğumuzda mı, gerçekten biz mi halk-ı cediyd/yepyeni bir yaradılış ile ba’solunacaklarız?”.

قُل كُونُواْ حِجَارَةً أَوْ حَدِيداً

50-) Kul kûnu hıcareten ev hadiyda;

De ki: “Taşlar (yığını) ve demir (kütlesi) olun (isterse)!”.

أَوْ خَلْقاً مِّمَّا يَكْبُرُ فِي صُدُورِكُمْ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِي فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَسَيُنْغِضُونَ إِلَيْكَ رُؤُوسَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيباً
51-) Ev halkan mimma yekbüru fiy suduriküm* feseyekulune men yuiydüna* kulilleziy fetareküm evvele merretin, feseyünğıdune ileyke ruusehüm ve yekulune meta hu* kul asa en yekûne kariyba;
“Yahut sadırlarınızda/içinizde büyük olan bir yaratık (olun)”... Diyecekler ki: “Bizi kim iade edecek (yeniden yapacak) ?”... De ki: “Sizi ilk defa (bu fıtratla) yaratmış olan”... (Şaşkınlık ve alaydan) sana kafalarını sallayacaklar ve derler ki: “Ne zaman o?”... De ki: “Kariyb (yakın) olması umulur”.

يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلاَّ قَلِيل
52-) Yevme yed'uküm fetesteciybune Bi hamdiHİ ve tezunnune in lebistüm illâ kaliyla;
Sizi çağıracağı gün, O’nun Hamdı ile (B sırrıyla, O’nun Hamdi olarak) icabet edeceksiniz ve zannedeceksiniz ki (kabirlerinizde) ancak pek az kaldınız.

وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوّاً مُّبِينا
53-) Ve kul li ıbadiy yekulülletiy hiye ahsen* inneş şeytane yenzeğu beynehüm* inneş şeytane kâne lil’İnsani adüvven mübiyna;
Kullarıma de ki: En güzeli ne ise onu söylesinler... Muhakkak ki şeytan aralarına nezğ (fit) sokar... Muhakkak ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır.

رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْ إِن يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِن يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلا
54-) Rabbüküm a'lemü Biküm* in yeşe' yerhamküm ev inyeşe' yuazzibküm* ve ma erselnake aleyhim vekiyla;
Rabbiniz sizi (B sırrınca) daha iyi bilir... Eğer diler ise size rahmet eder (açar) yahud diler ise size azab eder (kapatır, kayıtlar)... Biz seni onlar üzerine vekiyl irsal etmedik.

وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُوراً

55-) Ve Rabbüke a'lemu Bi men fiys Semavati vel Ardı ve lekad faddalna ba'danNebîyyiyne alâ ba’din ve ateyna Davude Zebura;

Rabbiniz Semavat’ta ve Arz’da bulunan bilinçleri (B sırrınca) daha iyi bilir... Andolsun ki biz Nebîlerin bazısını bazısı üzerine tafdil ettik (fazlalandırdık)... Ve Davud’a da Zebur (Nübüvvet kapsamındaki ahkam değil, tesbih-dua-zikir-şükür gibi hususlar ihtiva eden bir kitab) verdik.

قُلِ ادْعُواْ الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِ فَلاَ يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنكُمْ وَلاَ تَحْوِيل
56-) Kulid'ulleziyne zeamtüm min duniHİ fela yemlikûne keşfeddurri anküm ve la tahviyla;
De ki: “O’ndan gayrı zannettiklerinizi çağırın!... Ne sizden durru (zorluk, sıkıntı) keşfetmeye (kaldırmaya) malikdirler ve ne de tahvil edebilirler (değiştirebilirler)”.

أُولَـئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُوراً
57-) Ülaikelleziyne yed'une yebteğune ila Rabbihimül vesiylete eyyühüm akrebü ve yercune rahmeteHU ve yehafune azâbeHU, inne azâbe Rabbike kâne mahzura;
Onların çağırdıklar/dua ettikleri, (hatta) onların (o yalvardıklarının Allah’a) en yakını hangisi ise (onlar da) Rablerine vesile isterler/arzularlar... O’nun rahmetini umarlar ve O’nun azabından korkarlar... Muhakkak ki senin Rabbinin azabı sakınılasıdır.

وَإِن مَّن قَرْيَةٍ إِلاَّ نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَاباً شَدِيداً كَانَ ذَلِك فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً
58-) Ve in min karyetin illâ nahnu mühlikûha kable yevmil kıyameti ev muazzibuha azâben şediyda* kâne zâlike fiyl Kitabi mestura;
Hiç bir karye (şehir, ülke) yok ki, (istisnasız) kıyamet gününden önce biz onun helak edicileri (ölümünü gerçekleştiriciler) yahud da şiddetli bir azab ile azab edicileri olmayalım...İşte bu Kitab’da (Levh-i Mahfuz’da, genlerde) satır satır yazılmıştır.

وَمَا مَنَعَنَا أَن نُّرْسِلَ بِالآيَاتِ إِلاَّ أَن كَذَّبَ بِهَا الأَوَّلُونَ وَآتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُواْ بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالآيَاتِ إِلاَّ تَخْوِيف
59-) Ve ma meneana en nursile Bil’ayati illâ en kezzebe Bihel evvelun* ve ateyna Semuden nakate mubsıreten fezalemu Biha* ve ma nursilu Bil ayati illâ tahviyfa;
Bize (Bi-) ayetleri irsal etmemize mani olan, öncekilerin onları (B sırrınca) yalanlamış olmasıdır (siz de yalanlar ve mes’ul olursunuz)... Semud’a da mubsıre (aydınlatan, gören, idrak eden) olarak dişi deve’yi (mübarek nefs) verdik de ona (B sırrınca) zulmettiler... Biz (Bi-) ayetleri ancak korkutmak için irsal ederiz.

وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَاناً كَبِيرا
60-) Ve iz kulna leke inne Rabbeke ehata Bin Nas* ve ma cealnerru'yelletiy ereynake illâ fitneten linNasi veşşeceretel mel'unete fiyl Kur'ân* ve nuhavvifühüm, fema yeziydühüm illâ tuğyanen kebiyra;
Hani sana: “Muhakkak ki Rabbin insanları (BinNas= insanların varlığı olarak) ihata etmiştir” dedik... Sana gösterdiğimiz o rüyayı (rü’yeti, mi’rac sahnelerini) ve Kur’an’daki mel’un şecere’yi (lanetlenmiş ağaç; tabiat, şeytaniyet boyutu) de ancak insanlar için bir fitne (imtihan vasıtası) kıldık... Biz onları korkutuyoruz... Fakat (bu), onları büyük bir tuğyandan başka artırmıyor.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إَلاَّ إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِيناً
61-) Ve iz kulna lil Melaiketiscüdu liAdeme fesecedu illâ ibliys* kale eescüdü limen halakte tıyna;
Hani Melaike’ye: “Secde edin Adem’e” dedik de İblis müstesna behemehal secde ettiler... (İblis): “Tıyn (balçık; su+toprak; hücre yapı) olarak yarattığın kişiye secde eder miyim?”, dedi.

قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَـذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إَلاَّ قَلِيل
62-) Kale eraeyteke hazelleziy kerramte aleyye, lein ahharteni ila yevmil kıyameti leahtenikenne zürriyyetehu illâ kaliyla;
“Gördün mü seni, benim üzerime mükerrem (şerefli) kıldığın şu kümseye bak!.. Andolsun ki eğer beni kıyamet günü’ne kadar tehir eder isen onun zürriyyetini, pek azı hariç mutlaka hükmüm altına alacağım/yular takacağım” dedi (İblis).

قَالَ اذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَاء مَّوْفُوراً
63-) Kalezheb femen tebiake minhüm feinne cehenneme cezaüküm cezaen mevfura;
 (Allah) buyrdu: “Git!.. Onlardan kim sana tabi oldu ise, muhakkak ki cehennem sizin cezanızdır... Tam (mükemmel) ceza!”.

وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُوراً
64-) Vestefziz menisteta'te minhüm Bi savtike ve eclib aleyhim Bi haylike ve recilike ve şarikhüm fiyl emvali vel evladi ve ıdhüm* ve ma yaıdühümüşşeytanu illâ ğurura;
 “Onlardan gücün yettiğini (Bi-) sesinle (vesveseyle) yerinden oynat/korkudan hoplat, (Bi-) süvarilerin (atlıların) ve piyadelerin (yayaların) ile onların üzerine çullan, mallarda ve evladlarda onlara ortak ol ve onlara vaadde bulun... (Fakat) şeytan onlara ğururdan (aldatmaktan) başka bir şey va’detmez (ki)”.

إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلا
65-) İnne ıbadİY leyse leke aleyhim sultan* ve kefa Bi Rabbike Vekiyla;
 “Muhakkak ki Benim kullarım üzerinde senin bir sultan (hakimiyetin) yoktur... Rabbin Vekiyl olarak (B sırrınca) kafiydir”.

رَّبُّكُمُ الَّذِي يُزْجِي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُواْ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَحِيماً
66-) Rabbükümülleziy yüzciy lekümül fülke fiylbahri litebteğu min fadliHİ, inneHU kâne Bi küm Rahıyma;
Rabbiniz O’dur ki, fazlından (nasibinizi) arayasınız diye sizin için gemileri denizde yürütüyor... Muhakkak ki O, size (B sırrınca siz olarak, sizden) Rahıym’dir.

وَإِذَا مَسَّكُمُ الْضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَن تَدْعُونَ إِلاَّ إِيَّاهُ فَلَمَّا نَجَّاكُمْ إِلَى الْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الإِنْسَانُ كَفُورا
67-) Ve iza messekümuddurru fiylbahri dalle men ted'une illâ iyyaHU, felemma neccaküm ilel berri a'radtüm* ve kânel insanu kefura;
Deniz’de size durr (zorluk, sıkıntı) dokunduğunda O’ndan gayrı çağırdıklarınız kayboldu... Sizi kurtarıp kara’ya çıkardığında ise yüz çevirdiniz... İnsan çok kafirdir/nankördür.

أَفَأَمِنتُمْ أَن يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ أَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباً ثُمَّ لاَ تَجِدُواْ لَكُمْ وَكِيل
68-) Efeemintüm en yahsife Biküm canibel berri ev yursile aleyküm hasiben sümme la tecidu leküm vekiyla;
 (Peki), Kara tarafında sizi (B sırrınca) yere geçirmesinden yahud üzerinize hasıb (çakıl taşları-toprak taşıyan kasırga) irsal etmesinden emin mi oldunuz?... Sonra kendinize bir vekiyl de bulamazsınız.

أَمْ أَمِنتُمْ أَن يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً أُخْرَى فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفا مِّنَ الرِّيحِ فَيُغْرِقَكُم بِمَا كَفَرْتُمْ ثُمَّ لاَ تَجِدُواْ لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِ تَبِيعا
69-) Em emintüm en yuıydeküm fiyhi tareten uhra feyursile aleyküm kasıfen minerriyhı fe yuğrikaküm Bima kefertüm sümme la tecidu leküm aleyna Bihi tebiya;
Yoksa sizi onda (o denizde) bir kerre daha iade edip (o denize tekrar döndürüp), üzerinize riyh’den bir kasıf (şiddetli fırtına; heva-i nefs, oyun-eğlenceli dünya yaşantısı) irsal etmesinden ve böylece küfrünüz dolayısıyla (B sırrınca küfrünüzle) sizi suda boğmasından emin mi oldunuz?.. Sonra kendinize, (Bi-) ona (bu yaptığımıza) mukabil, bizim aleyhimize bir öc alıcı bulamazsınız.

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلا
70-) Ve lekad kerremna beniy Ademe ve hamelnahüm fiyl berri vel bahri ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm alâ kesiyrin mimmen halekna tefdıyla;
Andolsun ki AdemOğullarını mükerrem (Ruh-akıl işlevleri dolayısıyla şerefli, üstün; gittikçe-sürekli ikrama nail olan; kerametli) kıldık... Onları kara’da ve deniz’de (vasıtalarla) taşıdık... Onları tayyibattan (dünyevi-cismani aleme ait olmayan, ancak insanın tadabileceği kudsi rızıklar ile) rızıklandırdık... Ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan tafdil ettik (açıkça üstün tuttuk).

يَوْمَ نَدْعُو كُلَّ أُنَاسٍ بِإِمَامِهِمْ فَمَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَأُوْلَـئِكَ يَقْرَؤُونَ كِتَابَهُمْ وَلاَ يُظْلَمُونَ فَتِيلا
71-) Yevme ned'u külle ünasin Bi imamihim* femen utiye Kitabehu Bi yemiynihi fe ülaike yakreune Kitabehüm ve la yuzlemune fetiyla;
 (An o) Gün (ü) ki, her insan grubunu kendi (Bi-) imamları ile çağırırız... (O gün) kimin kitabı (B sırrınca) sağından verildi ise, işte onlar kendi kitablarını okurlar ve bir hurma lifi (kıl) kadar zulme uğratılmazlar.

وَمَن كَانَ فِي هَـذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الآخِرَةِ أَعْمَى وَأَضَلُّ سَبِيلا
72-) Ve men kâne fiy hazihi a'ma fehuve fiyl ahıreti a'ma ve edallu sebiyla;
Kim bunda (şu dünyada) a’ma (doğru yolu-hedefi göremeyen; Hak’dan perdeli) ise o, Ahiret’te de a’madır... Yol itibarıyla daha da sapkındır.

وَإِن كَادُواْ لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ لِتفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ وَإِذاً لاَّتَّخَذُوكَ خَلِيل
73-) Ve in kâdu leyeftinuneke anilleziy evhayna ileyke li tefteriye aleyna ğayrehu, ve izen lettehazuke haliyla;
Neredeyse seni bile, sana vahyettiğimizden ğayrını bizim aleyhimize uydurasın diye fitneye düşüreceklerdi... İşte o takdirde seni haliyl (dost) edinirlerdi.

وَلَوْلاَ أَن ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدتَّ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْئاً قَلِيلا
74-) Ve levla en sebbetnake lekad kidte terkenü ileyhim şey'en kaliyla;
Eğer biz seni sebat verip sarsılmaz kılmasaydık, andolsun ki neredeyse onlara birazcık meyledecektin.

إِذاً لَّأَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيَاةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرا

75-) İzen leezaknake dı'fel hayati ve dı'fel memati sümme la tecidü leke aleyna nasıyra;

İşte o takdirde biz sana hayat’ın da kat katını, memat’ında (ölümün de) kat katını tattırırdık... Sonra kendine, bizim aleyhimize bir nasıyr (yardımcı) bulamazdın.

وَإِن كَادُواْ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الأَرْضِ لِيُخْرِجوكَ مِنْهَا وَإِذاً لاَّ يَلْبَثُونَ خِلافَكَ إِلاَّ قَلِ
76-) Ve in kâdu leyestefizzuneke minel Ardı li yuhricuke minha ve izen la yelbesune hılafeke illâ kaliyla;
Az kalsın oradan (yurdundan) seni çıkarmak için Arz’dan (o yer’den) seni tedirgin edeceklerdi... İşte o takdirde onlar da senin ardından ancak pek az kalacaklardı (Can gidince ten kuvvetleri de ölür).

سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا وَلاَ تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلا
77-) Sünnete men kad erselna kableke min Rusulina ve la tecidü li sünnetina tahviyla;
 (Bu), senden önce irsal ettiğimiz Rasûllerimiz ile ilgili sünnetimizdir (Rasûller doğdukları yerden çıkarılırlar; ardından da onları çıkaran toplumlar helak edilir)... Bizim sünnetimizde tahvil (değişiklik) bulamazsın.

أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُوداً
78-) Ekımıs Salate lidülukiş Şemsi ila ğasekılleyli ve Kur'ânel fecr* inne Kur'ânel fecri kâne meşhuda;
 (Zevali dolayısıyla) Güneş’in aşağı dönmesinden/sarkmasından/batıya kaymasından, gecenin kararmasına kadar (ki vakitte; istiva-fena vaktinden Güneş’in batmasına kadar?) namaz’ı ikame et (ki bu farzdır)... FECİR KUR’ANını da (vakit namazların ilki olan sabah namazını da ifa et)... Muhakkak FECİR KUR’ANı/OKUMAsı şahitlendirilmiştir (meleki yoğunluk).

وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَّحْمُوداً
79-) Ve minelleyli fetehecced Bihi nafileten leke, asa en yeb'aseke Rabbüke Mekamen Mahmuda;
Ve ayrıca gecenin ba’zında, sana nafile (ziyade, ganimet-bağış) olmak üzere (uykudan kalk) O’nunla (Kur’an’la; B sırrıyla O olarak) teheccüd et... (Böylece) umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud olarak ba’seder.

وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَاناً نَّصِيراً
80-) Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec'al liy min ledünke sultanen nasıyra;
Rabbim girdiğim yere (vahdet’e) sıdk üzere girdir ve (tafsil için) çıktığım yerden sıdk ile çıkart... Ve bana ledünnünden nasıyr (zafere erdirici) bir sultan (kudret-kuvvet-hüccet; fetih, baka) kıl (oluştur).

وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً
81-) Ve kul cael Hakku ve zehekal batıl* innel batıle kâne zehuka;
De ki: “Hakk geldi, batıl silindi/yok oldu/can çekişerek gitti... Muhakkak ki batıl yok olmaya çok mahkumdur”.

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَار
82-) Ve nünezzilu minel Kur'âni ma huve şifaun ve rahmetun lil mu’miniyne, ve la yeziyduz zalimiyne illâ hasara;
Kur’an’dan, mü’minler için bir şifa ve rahmet olan şeyleri derece derece indiriyoruz... (Bu), zalimler için ise ancak hasar (hüsran) ı ziyade eder.

وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الإِنسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُوساً
83-) Ve iza en'amna alel İnsani a'reda ve nea Bi canibih* ve iza messehüşşerru kâne yeusa;
İnsan’a in’am’da bulunduğumuz vakit yüz çevirir ve (Bi-) yanı ile uzaklaşır (beşeriyyeti ile uzak olur)... Kendisine şerr dokunduğunda ise, pek ümitsiz olur.

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَى سَبِيلا
84-) Kul küllün ya'melu alâ şakiletih* feRabbüküm a'lemu Bi men huve ehda sebiyla;
De ki: “Herkes kendi şakilesi (varoluş proğramı) üzere amel eder... Ve Rabbiniz yol itibarıyla kimin daha doğru gidişatta olduğunu (B sırrınca) en iyi bilendir”.

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيل
85-) Ve ye s'eluneke anirRuh* kul irRuhu min emri Rabbiy ve ma utıytüm minel ılmi illâ kaliyla;
 (Yahudiler; zahirle perdelenenler) sana Ruh’dan sual ediyorlar... De ki: “Ruh, Rabbimin Emrindendir... İlim’den size ancak pek az verilmiştir (beş duyu kapasitesi ile idrak edemezsiniz)”.

وَلَئِن شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ بِهِ عَلَيْنَا وَكِيلا
86-) Ve lein şi'na le nezhebenne Billeziy evhayna ileyke sümme la tecidü leke Bihi aleyna vekiyla;
Andolsun ki eğer dilersek sana vahyettiğimizi (B sırrınca) elbette gideririz... Sonra kendine, (Bi-) ona (bu yaptığımıza) mukabil, bizim aleyhimize bir vekiyl bulamazsınız.

إِلاَّ رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيراً
87-) İlla rahmeten min Rabbik* inne fadleHU kâne aleyke kebiyra;
Rabbinden olan bir Rahmet müstesna... Muhakkak ki O’nun senin üzerine olan fazlı kebiyr’dir.

قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَـذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً
88-) Kul leinictemeatil’insü vel cinnü alâ en ye'tu Bi misli hazel Kur’âni la ye'tune Bi mislihi ve lev kâne ba'duhüm li ba'din zahiyra;
De ki: “Andolsun eğer İNS ve CİNN şu Kur’an’ın (Bi-) mislini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, gene de onun (Bi-) mislini getiremezler (istidatları kafi değildir)”.

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هَـذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ فَأَبَى أَكْثَرُ النَّاسِ إِلاَّ كُفُورا
89-) Ve lekad sarrafna linNasi fiy hazel Kur’âni min külli mesel* feeba ekserun Nasi illâ küfura;
Andolsun insanlar için şu Kur’an’da (Hakikatı, realitelerini) her mesel’den (temsillerle, türlü anlatım yollarıyla) açıkladık da açıkladık... İnsanların ekseriyeti ancak küfür olarak yaklaştılar/kabul ettiler (misali gerçek sanıp, gerçeği örttüler).

وَقَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الأَرْضِ يَنبُوعا
90-) Ve kalu len nu'mine leke hatta tefcüre lena minel Ardı yenbua;
Dediler ki: “Bizim için Arz’dan bir yenbu’ (pınar, kaynak su) fışkırtmadıkça sana asla iman etmeyeceğiz”.

أَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الأَنْهَارَ خِلالَهَا تَفْجِير
91-) Ev tekûne leke cennetün min nehıylin ve ınebin fetüfeccirel’enhare hılaleha tefciyra;
“Veyahut senin hurma ağaçlarından ve üzüm’den (oluşan) bir cennetin (bahçen) olmalı, onların arasından gümbür gümbür nehirler fışkırtmalısın”.

أَوْ تُسْقِطَ السَّمَاء كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً أَوْ تَأْتِيَ بِاللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ قَبِيل
92-) Ev tüskıtasSemae kema zeamte aleyna kisefen ev te'tiye Billahi vel Melaiketi kabiyla;
“Yahut zannettiğin gibi Sema’yı parça parça üzerimize düşürmelisin veya (Bi-) Allah’ı ve melaike’yi (B sırrınca) kabiyl (kefil, şahid) olarak getirmelisin”.

أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَى فِي السَّمَاء وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَاباً نَّقْرَؤُهُ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنتُ إَلاَّ بَشَراً رَّسُولا
93-) Ev yekûne leke beytün min zuhrufin ev terka fiys Sema'* ve len nu’mine lirukıyyike hatta tünezzile aleyna Kitaben nakrauh* kul subhane Rabbiy hel küntü illâ beşeran Rasûla;
“Yahut senin zuhruf (altın) dan bir evin olmalı, ya da Sema’da terakkı etmelisin... Kendisini okuyacağımız bir kitab bizim üzerimize indirinceye kadar senin rukıyyene (Sema’da yükselişine) biz asla iman etmeyeceğiz”... De ki: “Subhan’dır Rabbim!.. Bir Beşer Rasûl’den başka neyim ki?”.

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُواْ إِذْ جَاءهُمُ الْهُدَى إِلاَّ أَن قَالُواْ أَبَعَثَ اللّهُ بَشَراً رَّسُول
94-) Ve ma meneanNase en yu'minu iz caehümül hüda illâ en kalu ebeasellahu beşeran Rasûla;
Kendilerine Huda (Rehber) geldiğinde, insanların iman etmelerine mani olan ancak: “Allah beşer bir Rasûl mü ba’setti?” demeleridir.

قُل لَّوْ كَانَ فِي الأَرْضِ مَلآئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاءِ مَلَكاً رَّسُولا
95-) Kul lev kâne fiyl’ Ardı Melaiketün yemşune mutmeinniyne le nezzelna aleyhim mines Semai meleken Rasûla;
De ki: “Eğer Arz’da mutmainler (oturanlar) olarak yürüyen melaike olsaydı, elbette onlar üzerine Sema’dan melek bir Rasûl tenzil ederdik”.

قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيداً بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيراً بَصِيراً
96-) Kul kefa Billahi şehiyden beyniy ve beyneküm* inneHU kâne Bi ıbadiHİ Habiyran Basıyra;
De ki: “Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah (B sırrınca) kafidir... Muhakkak ki O, Kullarını (B sırrınca kulları olarak, kullarından) Habiyr’dir, Basıyr’dir”.

وَمَن يَهْدِ اللّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَاء مِن دُونِهِ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى وُجُوهِهِمْ عُمْياً وَبُكْماً وَصُمّاً مَّأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيراً
97-) Ve men yehdillahu fehüvel mühted* ve men yudlil felen tecide lehüm evliyae min duniHİ, ve nahşüruhüm yevmel kıyameti alâ vucuhihim ‘umyen ve bükmen ve summa* me'vahüm cehennem* küllema habet zidnahüm seıyra;
Allah kime hidayet eder ise, işte odur doğru yolu bulan... Kimi de saptırır ise, artık onlar için O’ndan başka evliya bulamazsın... Kıyamet günü onları körler (Hakk’ı görmeyen), lallar (Hakk sözünü bilmeyen) ve sağırlar (Hakkı duymayan, anlamayan) olarak yüzleri üzere haşrederiz... Onların barınağı Cehennem’dir... Alevi her söndükçe, onlara saıyr’i (alevlendirilen’i; vehim?) artırırız.

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal