Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



17.  İSRÂ SÛRESİ   الاسرا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

ذَلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمْ كَفَرُواْ بِآيَاتِنَا وَقَالُواْ أَئِذَا كُنَّا عِظَاماً وَرُفَاتاً أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقاً جَدِيداً

98-) Zâlike cezaühüm Bi ennehüm keferu Bi ayatina ve kalu eiza künna ızamen ve rufaten einna lemeb'usune halkan cediyda;

İşte bu (B sırrınca) onların cezasıdır... Çünkü onlar ayetlerimize (B sırrınca) kafir oldular ve: “Biz kemikler (yığını) ve ufantı olduğumuzda mı, gerçekten biz mi halk-ı cediyd/yepyeni bir yaradılış ile ba’solunacaklarız?” dediler.

أَوَلَمْ يَرَوْاْ أَنَّ اللّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ قَادِرٌ عَلَى أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلاً لاَّ رَيْبَ فِيهِ فَأَبَى الظَّالِمُونَ إَلاَّ كُفُوراً
99-) Evelem yerav ennAllahelleziy halekas Semavati vel Arda kadirun alâ en yahluka mislehüm ve ceale lehüm ecelen la raybe fiyh* feebez zalimune illâ küfura;
Görmediler mi ki, Semavat’ı ve Arz’ı yaratmış olan Allah, kendilerinin mislini de yaratmaya Kaadir’dir... Onlar için kendisinde şüphe olmayan bir ecel takdir etmiştir... Zalimler ancak küfür olarak yaklaştılar/kabul ettiler (misali gerçek sanıp, gerçekten perdelendiler).

قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّي إِذاً لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ الإِنفَاقِ وَكَانَ الإنسَانُ قَتُور
100-) Kul lev entüm temlikune hazaine rahmeti Rabbiy izen leemsektüm haşyetel infak* ve kânel İnsanu katura;
De ki: “Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz malik olsaydanız, infak haşyeti (harcanır-biter/fakirlik korkusu) ile elbette imsak ederdiniz (tutardınız)”... İnsan çok katur’dur (cimri, eli sıkı’dır).

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَونُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَا مُوسَى مَسْحُوراً
101-) Ve lekad ateyna Musa tis'a ayatin beyyinatin fes'el beniy israiyle iz caehüm fe kale lehu fir'avnu inniy leezunnüke ya Musa meshura;
Andolsun ki biz, Musa’ya apaçık dokuz ayet (mucize; sıfat, vasıf) verdik... İsrailOğullarına sor, (Musa) onlara geldiğinde, Fravun ona demişti ki: “Muhakkak ki ben, senin meshur (büyülenmiş) olduğunu zannediyorum, ya Musa!”.

قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنزَلَ هَـؤُلاء إِلاَّ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَا فِرْعَونُ مَثْبُوراً
102-) Kale lekad alimte ma enzele haülai illâ Rabbüs Semavati vel Ardı besair* ve inniy leezunnüke ya fir'avnu mesbura;
 (Musa da Fravun’a) dedi ki: “Andolsun ki bunları, basair (basiretler, doğruluğumu sana gösteren kanıtlar) olarak Semavat’ın ve Arz’ın Rabbinden başkasının inzal etmediğini pekala bildin... Muhakkak ki ben de senin mesbur (helak olmuş-hüsrana uğramış) olduğunu zannediyorum, ya Fravun!”.

فَأَرَادَ أَن يَسْتَفِزَّهُم مِّنَ الأَرْضِ فَأَغْرَقْنَاهُ وَمَن مَّعَهُ جَمِيعاً
103-) Fe erade en yestefizzehüm minel Ardı feağraknahü ve men meahu cemiy’a;
 (Fravun) onları Arz’dan sürüp çıkarmak irade etti... Biz de onu ve onunla beraber olan kimseleri toptan ğark ettik (suda boğduk).

وَقُلْنَا مِن بَعْدِهِ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ اسْكُنُواْ الأَرْضَ فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفا
104-) Ve kulna min ba'dihi li beniy israiyleskünülArda feiza cae va'dül ahıreti ci'na Biküm lefiyfa;
Ondan sonra İsrailOğullarına dedik ki: “O Arz’ı mesken edinin... Ahiret va’d’i (ikinci vaad, son vaad) geldiğinde lefiyf olarak (cem’an) sizi (B sırrınca) getirdik (bir araya topladık)”.

وَبِالْحَقِّ أَنزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ مُبَشِّراً وَنَذِيرا
105-) Ve Bil Hakkı enzelnahu ve Bil Hakkı nezel* ve ma erselnake illâ mübeşşiran ve neziyra;
Biz O’nu Bil-Hakk (Hakk olarak) inzal ettik, O da Bil-Hakk (Hakk olarak) nüzül etti... Seni de ancak mübeşşir (tebşir eden, müjdeleyici) ve neziyr (uyarıcı) olarak irsal ettik.

وَقُرْآناً فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنزِيلا
106-) Ve Kur’ânen feraknahu li takraehu alen Nasi alâ müksin ve nezzelnahu tenziyla;
Ve bir Kur’an (furkan ettik; Hakk ile batılı ayıran bir nesne kıldık)... O’nu biz farkettik (birbirinin mütemmimi bölümlere ayırdık, farkları açıklayarak farkettiren bir OKUma metni kıldık) ki, insanlara O’nu acele etmeden/ağır ağır/hazmetmelerine imkan tanıyarak/kabiliyyetlerini dikkate alarak kıraat edesin... Biz O’nu tenziyl ettik (kısım kısım, ayet ayet indirdik).

قُلْ آمِنُواْ بِهِ أَوْ لاَ تُؤْمِنُواْ إِنَّ الَّذِينَ أُوتُواْ الْعِلْمَ مِن قَبْلِهِ إِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ سُجَّدا
107-) Kul aminu Bihi ev la tu'minu* innelleziyne utül ılme min kablihi iza yütla aleyhim yehırrune lil ezkani sücceda;
(107. Ayet secde ayetidir.) De ki: “İster iman edin (B sırrıyla) Ona (Kur’an’a; O bilinç olarak), ister inanmayın... Ondan önce kendilerine ilim verilmiş olanlara (Hakkani vücud sahiplerine) gelince, (Kur’an) onlara tilavet edildiği vakit, secde halinde çeneleri üzere düşerler (fena-i zat)”.

وَيَقُولُونَ سُبْحَانَ رَبِّنَا إِن كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولا
108-) Ve yekulune subhane Rabbina in kâne va'dü Rabbina le mef'ula;
Ve derler ki: “Subhan’dır Rabbimiz!.. Muhakkak ki Rabbimizin va’di elbette mef’ul’dur”.

وَيَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعا
109-) Ve yehırrune lil ezkani yebkûne ve yeziyduhüm huşua;
Ve ağlayarak çeneleri üzere düşerler... Ve (Kur’an’ın tilaveti) onların HUŞU’Unu artırır.

     
               { س} قُلِ ادْعُواْ اللّهَ أَوِ ادْعُواْ الرَّحْمَـنَ أَيّاً مَّا
                        تَدْعُواْ فَلَهُ الأَسْمَاء الْحُسْنَى وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيل  ا     

110-) Kulid'ullahe evid'ur Rahman* eyyen ma ted'u feleHUl Esmaül Hüsna* ve la techer Bi Salatike ve la tühafit Biha vebteğı beyne zâlike sebiyla;
De ki: “(İster) ‘Allah’ diye çağırın, veya (ister) ‘Rahman’ diye çağırın... Hangisi ile çağırırsanız, Esma-ül Hüsna O’nundur (o isimler ile işaret edilen yerde sizin varlığınız sözkonusu değildir; tüm Esma ile işaret olunan hep aynı Tek’dir, tek bir varlığın değişik özellikleridir; illa HU!)... (Bi-) Salat’ında (Namazını eda/ikame ederken; uruc esnasında, müşahadende) sesini yükseltme, (Bi-) onu gizleyip kısma da; ikisi arası bir yol tut”.

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَم يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيراً
111-) Ve kulil Hamdu Lillahilleziy lem yettehız veleden ve lem yekün leHU şeriykün fiyl Mülki ve lem yekün leHU Veliyyün minez zülli ve kebbirHU tekbiyra;
“Hamd, çocuk edinmemiş, mülk’de ortağı olmayan ve züll’den (acizlik, güçsüzlükden) dolayı bir veliy’si de olmayan Allah’a aittir” de ve O’nu (gayrı mümkün olmayanı, gayrı bir varlık tarafından algılanamıyanı) tekbir et (Allahu Ekber) !.





  18.  KEHF SÛRESİ    الكهف

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَنزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَل لَّهُ عِوَجَا
1-) El Hamdu Lillahilleziy enzele alâ abdiHİl Kitabe ve lem yec'al lehu ıveca;

HAMD (Muhammed isminin müsemması olan yapıda, açığa çıkardığı kemalat dolayısıyla) o ALLAHa mahsustur ki, KULUna (HAMD işlevi gereği tam hali ile) KİTABı (toplu ilmi), kendisinde hiç bir eğri büğrülük/pürüz/sapma kılmaksızın (Zati şuhud hükmünce) inzal etti.

قَيِّماً لِّيُنذِرَ بَأْساً شَدِيداً مِن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً حَسَناً

2-) Kayyimen, li yünzire be'sen şediyden min ledünHU ve yübeşşiral mu'miniynelleziyne ya'melunes salihati enne lehüm ecran hasena;

Dosdoğru (bir Kitab’dır) da (O KUL da dosdoğrudur, adildir)... O’nun ledünnünden/indinden/tarafından olacak şiddetli bir sıkıntı/azab’a karşı (tüm insanları) uyarsın ve salih amel işleyen (şirkten arınmış) mü’minlere, kendileri için güzel bir ecir olduğunu müjdelesin.

مَاكِثِينَ فِيهِ أَبَداً
3-) Makisiyne fiyhi ebeda;

Ki (bu mü’minler) onun içinde ebedi olarak kalıcıdırlar.

وَيُنذِرَ الَّذِينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَداً
4-) Ve yünziralleziyne kalüttehazâllahu veleda;

Ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın için (Kitab’ı kuluna indirdi).

مَّا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِآبَائِهِمْ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِباً
5-) Ma lehüm Bihi min ilmin ve la liabaihim* kebüret kelimeten tahrucü min efvahihim* in yekulune illâ keziba;
Ne onların ne de atalarının bu konuda (B sırrınca) bir ilmi vardır (taklid ehlidirler, ilim ve yakiyn sözkonusu değil)... Ağızlarından çıkan, kelime/söz olarak ne büyüktür (fakat manasını anlamış değiller)... (Dolayısıyla) onlar bir yalandan başka şey söylemiyorlar.

فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفاً
6-) Felealleke bahıun nefseke alâ asarihim in lem yu'minu Bi hazel hadiysi esefa;
Şimdi sen, bu hadis’e (söze, Kur’an’a B sırrıyla) iman etmezlerse belki de arkalarından kendini harab edercesine (Allah sevgisi dolayısıyla Allah halkını sevme ve şefkat) üzüleceksin (öyle mi?).

إِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْأَرْضِ زِينَةً لَّهَا لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ أَحْسَنُ عَمَلا
7-) İnna cealna ma alel Ardı ziyneten leha lineblüvehüm eyyühüm ahsenu amela;
Amel olarak hangisi en güzel diye onları denemek için, Arz’da bulunan herşeyi (onda ne zahir olursa) kendisine (Arz’a) bir zinet yaptık.

وَإِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيداً جُرُزاً
8-) Ve inna le caılune ma aleyha saıyden cüruza;
Ve muhakkak ki biz Arz’da bulunan herşeyi (ölüm ile) çorak bir toprak haline getireceğiz.

أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ آيَاتِنَا عَجَباً
9-) Em hasibte enne Ashabel Kehfi ver Rakıymi kânu min ayatina aceba;
Yoksa bizim ayetlerimizden (sadece) Ashab-ı Kehf (mağara ehli, mağara arkadaşları; melekutuna sığınanlar) ve Rakıym’ın (ashab-ı kehf’in isimlerinin yazılı olduğu levha?) mı bir acibe (şaşılacak; ibrete şayan) olduklarını sandın? (Oysa Kehf:1-8 arasında anlatılan ve Kudreti İlahiyyemizin eseri olan sistem ve düzene ait ayetler, varoluş, zuhura gelme ve fani olma realitesi daha hayrete şayan ve ibret alınıp idrak edilmesi gerekendir!).

إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَداً
10-) İz evel fityetü ilelKehfi fekalu Rabbena atina min ledünKE rahmeten ve heyyi' lena min emrina raşeda;
Hani o feta’lar (delikanlılar, yiğit gençler), o kehf’e (dağ’daki büyük mağara’ya; içinde adeta ölü oldukları o mağara’ya?) sığınmışlar ve “Rabbimiz bize ledünnünden bir rahmet ver (bize rahmet hazinelerini, Esmanı aç) ve bizim için (bu) işimizden bir RÜŞD (hidayet, doğru yolda hedefe varma; olgunluk ve kemal hali) hazırla”, demişlerdi.

فَضَرَبْنَا عَلَى آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَداً
11-) Fedarebna alâ azânihim fiyl Kehfi siniyne adeda;
Bu sebeple sayılı seneler, o mağarada onların kulakları üzerine vurduk (kulaklarını/zahiri algılamalarını kapadık).

ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ أَيُّ الْحِزْبَيْنِ أَحْصَى لِمَا لَبِثُوا أَمَداً
12-) Sümme beasnahüm li na'leme eyyül hızbeyni ahsa lima lebisu emeda;
Sonra onları ba’settik (beden kabirlerinden ilahi güçlerle kalkarak uyanmaları), iki hizipten hangisinin (Ashab-ı Kehf ve muhalifleri veya bunların sembolize ettikleri itikat sahipleri ya da bu mağara ehlinin kendileri aralarında...) kaldıkları müddeti (tarihi-zamanı, değil?) daha iyi ihsa edeceğini (tamamlayıp idrak edeceğini) bilelim için.

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَهُم بِالْحَقِّ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ آمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى
13-) Nahnu nekussu aleyke nebeehüm Bil Hakk* innehüm fityetün amenu Bi Rabbihim ve zidnahüm hüda;
 (Rasûlum) Onların haberlerini Bil-Hakk (Hakk olarak) biz sana kıssa ediyoruz… Muhakkak ki onlar Rablerine (Bi-Rabbihim; B sırrıyla) iman etmiş (ilmel yakıyn) Feta’lardı... Biz de onları hidayet olarak arttırdık (aynel yakıyn muşahadesini gerçekleştirdik).

وَرَبَطْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَن نَّدْعُوَ مِن دُونِهِ إِلَهاً لَقَدْ قُلْنَا إِذاً شَطَطاً
14-) Ve rabatna alâ kulubihim iz kamu fekalu Rabbuna RabbüsSemavati vel Ardı len ned'uve min duniHİ ilahen lekad kulna izen şatata;
Ve onların kalblerine rabıta koyduk (İlahi yakınlıkların artması ve dahası için mücahade gücü verdik) … İşte (o delikanlılar) kıyam ettiler (bir iman ve vahdet abidesi olarak dikildiler) de şöyle dediler: “Rabbimiz, Semaların ve Arz’ın Rabbi’dir… Onun yanısıra ilah (vücud, müessir) edinmeyiz… Andolsun ki eğer aksini dersek o zaman bir şatat (yani: akıl ve mantığın alamayacağı kadar saçma, aslı olmayan bir yalan) demiş oluruz”.

هَؤُلَاء قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً لَّوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِم بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِباً
15-) Haülai kavmünettehazu min duniHİ aliheten, levla ye'tune aleyhim Bi sultanin beyyin* femen azlemü mimmeniftera alellahi keziba;
 İşte şunlar (hevasını ilah edinenler);şu bizim kavmimiz O’ndan (Allah’tan) ğayrı ilahlar edindiler… Bari bu ilahları üzerine açık bir (Bi-) sultan (hüccet, delil, vücudlarına dair kuvvetli bir burhan) getirseler (müsemması olmayan isimler?) !… O halde Allah üzerine yalan düzerek iftira edenden (şirk, Allah’a bir iftiradır?) daha zalim kim olabilir ?.

وَإِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ إِلَّا اللَّهَ فَأْوُوا إِلَى الْكَهْفِ يَنشُرْ لَكُمْ رَبُّكُم مِّن رَّحمته ويُهَيِّئْ لَكُم مِّنْ أَمْرِكُم مِّرْفَقاً
16-) Ve izı'tezeltümuhüm ve ma ya'budune illAllahe fe'vu ilel Kehfi yenşur leküm Rabbuküm min rahmetiHİ ve yüheyyi' leküm min emriküm mirfeka;
 (O delikanlılar kendi kendilerine dediler veya içlerinden biri şöyle dedi ki:) Mademki onlardan ve Allah’tan gayrı taptıklarından/kulluk yaptıklarından uzlet ettiniz, o halde (Rahmaniyet mazharı olan) o kehf’e/mağaraya sığının (riyazat, mücahade yapın) ki, Rabbiniz (Kuds-i Ruh; beyniniz) Rahmetinden (hakiki CANlılığı) sizin için neşretsin ve işinizden sizin için dayanılan şey (tecelliyat) hazırlasın.

وَتَرَى الشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَاوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِّنْهُ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ مَن يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُ وَلِيّاً مُّرْشِداً
17-) Ve teraşŞemse iza taleat tezaveru an Kehfihim zatel yemiyni ve iza ğarebet takriduhüm zateş şimali ve hüm fiy fecvetin minh* zâlike min ayatillah* men yehdillahu fehüvel mühted* ve men yudlil felen tecide lehu veliyyen mürşida;
Güneşi (Can) görürsün ki tulu ettiği (doğduğu) vakit mağaralarında sağ tarafa (Hakıkata, cennete, kudsi aleme) ziyaretleşir/meylederek döner… (Güneş) grub ettiğinde (battığında) da sol taraftan (beşeri cihetten, cehennemden) onları makaslayarak geçer (onlara değmeden, sıyırarak, kenardan geçer.) … Ve onlar mağaranın (mağaradan) geniş avlusu (Hakkani yer) içindedirler… İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir… Allah kime hidayet ederse, işte o hakka-doğruya erdirilmiştir…Kimi de idlal etmişse (hidayet etmemişse; perdelemişse) artık onun için bir mürşid veliy bulamazsın (demek ki mürşid veliy Allah’dır).

وَتَحْسَبُهُمْ أَيْقَاظاً وَهُمْ رُقُودٌ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ وَكَلْبُهُم بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَصِيدِ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَاراً وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْباً
18-) Ve tahsebühüm eykazan ve hüm rukud* ve nukallibühüm zâtel yemiyni ve zâteş şimal* ve kelbühüm basitun ziraayhi Bil vesıyd* levittala'te aleyhim levelleyte minhüm firaren ve le muli'te minhüm ru'ba;
Onlar (kabir’deki gibi) uykuda oldukları halde (demek ki olayda ruh beden şartları da geçerli) sen onları ayıktırlar/uyanıktırlar sanırsın (demek ki zahiri bedenleri faal, 5 duyu çalışıyor) … Onları sağ tarafa da sol tarafada kalbederiz=çeviririz (artıyı da eksiyi de taddırırız ki nötürleşsinler) … Köpekleri (nefsleri) de (mağaranın) (Bi-) önüne-avlusuna iki kolunu (tabiat ve ego’dan kaynaklanan vasıflar) bast etmiş=uzatıp yaymıştır (etkisiz, fena halinde) … Eğer onlar üzerine muttali olaydın elbette onlardan yüz çevirir firar ederdin/kaçardın (onların himmetlerinin kendilerine yaşattığı hallerinin enteresanlığı dolayısıyla) …Ve elbette onlardan korku-heyecan dolardın/doldurulurdun (açığa çıkan haller ve melekeler dolayısıyla).

وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَا أَزْكَى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَداً
19-) Ve kezâlike beasnahüm li yetesaelu beynehüm* kale kailün minhüm kem lebistüm* kalu lebisna yevmen ev ba'da yevm* kalu Rabbuküm a'lemü Bi ma lebistüm feb'asu ehadeküm Bi verikıküm hazihi ilelMediyneti felyenzur eyyüha ezka taamen fel ye'tiküm Bi rizkın minhu vel yetelettaf ve la yüş'ıranne Biküm ehada;
İşte böylece, onları (kabirdekileri ba’sder gibi) ba’settik (BAİS isminin kuvvesini izhar ettik) aralarında soruşsunlar için (bu deneyimlerinden hasıl olanı kendi istidatlarınca ortaya koysunlar için) … Onlardan (belli bir ilahi sıfatı yaşayanlardan) biri (B-sırrına vakıf olan): “Ne kadar kaldınız?” dedi (deneyimlerinin te’vilini sordu) … (İçlerinden bir kısmı:) “Bir gün veya bir günün bir parçası kaldık”, dediler… (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz (B sırrınca) daha iyi bilir”… Şimdi siz içinizden birini şu (Bi-) gümüşünüzle şehre gönderin de onun (şehrin) en tezkiye olmuş/temiz yiyeceği hangisi bir baksın ve böylece ondan size bir (Bi-) rızık getirsin (mağarada hasıl olan kemalatları ve ilimleri ile şehre indiler; yeni ilimlerini bir marifet olarak yaşayacaklar), çok latif-nazik-dikkatli davransın ve (Bi-) sizi kimseye (perdelilere) hissettirmesin.

إِنَّهُمْ إِن يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ وَلَن تُفْلِحُوا إِذاً أَبَداً

20-) İnnehüm in yazheru aleyküm yercümuküm ev yuıyduküm fiy milletihim ve len tüflihu izen ebeda;

Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa (ya) sizi recm ederler veya kendi milletlerine (itikatlarına; vehmi yaşamlarına) iade ederler/döndürürler… O zaman ebediyyen felah bulamazsınız.

وَكَذَلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا أَنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَأَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَا إِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِم بُنْيَاناً رَّبُّهُمْ أَعْلَمُ بِهِمْ قَالَ الَّذِينَ غَلَبُوا عَلَى أَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِم مَّسْجِداً
21-) Ve kezâlike a'serna aleyhim li ya'lemu enne va'dAllahi Hakkun ve ennes saate la raybe fiyha* iz yetenazeune beynehüm emrehüm fekalübnu aleyhim bünyana; Rabbuhüm a'lemü Bihim* kalelleziyne ğalebu alâ emrihim lenettehızenne aleyhim mescida;
Ve keza (insanları) onlar üzerine muttali kıldık (bilgilendirdik) ki, Allah’ın va’dinin hakk olduğunu (ölüm’den sonra ba’s’a; her amelin karşılığı olduğuna) ve o saat’in (kıyametin) şüphe götürmez olduğunu bilsinler… Hani onlar (Ashab-ı Kehf-in dönemindeki toplum, Ashab-ı Kehf’in vefat etmeleri üzerine) aralarında onların işini (Ashab-ı Kehf-in durumunu) tartışıyorlardı… Şöyle dediler: “Onlar (Ashab-ı Kehf) üzerine bina (türbe, ziyaratgah) yapın (veya adeta mağara kabirleri olsun);(ki) Rableri onları (B-sırrı gereği; onların varlığı olarak) daha iyi bilir”… Onların emri (işi-durumu) üzerine galip gelenler (onların durumuna vakıf olanlar veya Ashab-ı Kehf-in takip ettiği iş üzere yaşayarak düşmanlarına galip gelenler) ise, elbette biz onların (Ashab-ı Kehf’in) üzerine/üstüne mescid edineceğiz/yapacağız (ki orada namaz eda edilsin), dediler.

سَيَقُولُونَ ثَلَاثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْماً بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُل رَّبِّي أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَاء ظَاهِراً وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَداً
22-) Seyekulune selasetün rabiuhüm kelbühüm* ve yekulune hamsetün sadisühüm kelbühüm racmen Bil ğayb* ve yekulune seb'atün ve saminühüm kelbühüm* kul Rabbiy a'lemü Bi ıddetihim ma ya'lemuhüm illâ kaliyl* fela tumari fiyhim illâ miraen zahira* ve la testefti fiyhim minhüm ehada;
“Üçtür, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler… “Beştir, altıncıları köpekleridir” diyecekler… Ki Racmen Bilğayb’dır (yani, ğaybı taşlamaktır; yani, bilmedikleri hakkında atıp tutmaktadırlar; yani yakiynleri yoktur, zannan konuşurlar) … “Yedidir, sekizincileri köpekleridir” derler… De ki: “Onların adedini Rabbim (B sırrınca) daha iyi bilir... Onları bilen azdır”... Onlar (Ashab-ı Kehf) hakkında zahiri bir tartışma hariç münakaşaya girişme… Onlar (Ashab-ı Kehf) hakkında, onlardan hiç kimseye birşey sorma (bir fikir alma, bir fetva isteme…).

Not: Ashab-ı Kehf’in adedi keşfen yedidir...
Şöyleki:
Ayette sayı ile ilgili üç ifade var:
“selasetun rabiuhum kelbuhum”; “üçtürler, dörtleyeni köpekleridir”
“hamsetun sadisuhum kelbuhum”; “beştirler, altılıyanı köpekleridir”
ve
“seb’atun VE saminuhum kelbuhum”; “yedidirler VE sekizleyenleri köpekleridir”… İşte bu son ifadedeki “VE”, kendinden sonraki “sekizleyenleri köpekleridir” sıfatını, önceki “yedi”ile cem’ eder ki, Ashab-ı Kehf’in adedi ile ilgili önceki ifadelerde bu “waw” yoktur... Bu yedi’yi sistem’de ve batın manasında düşünmek lazım?...

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَيْءٍ إِنِّي فَاعِلٌ ذَلِكَ غَداً
23-) Ve la tekulenne li şey'in inniy faılün zâlike ğada;
Hiç bir şey için “Onu yarın kesinlikle yapacağım”, deme (zira AN’ın maliki, her fiilin faili Allah’dır; irade ve me’şiyyet tektir; üstelik ancak Allah sözünü yerine getirir, va’dini gerçekleştirir, zira her an başka bir şuur hali olan sen yoksun).

إِلَّا أَن يَشَاءَ اللَّهُ وَاذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَى أَن يَهْدِيَنِ رَبِّي لِأَقْرَبَ مِنْ هَذَا رَشَداً

24-) İlla en yeşaAllah* vezkür Rabbeke iza nesiyt ve kul asa en yehdiyeni Rabbiy li akrebe min hazâ raşeda;

Ancak “inşAllah=Allah isterse” şeklinde demen, müstesna (uluhiyyet?) … Unuttuğunda Rabbini zikret (Ona dön) … Ve de ki: “Umarım Rabbim beni rüşd olarak bundan (bu durumdan; veya muhtemelen Ashab-ı Kehf’in elde ettiği başarı ve olgunluk’tan) daha kariyb’e (daha yakına; Zati şuhuda) hidayet eder (ki Ümmet-i Muhammed’in rüşd ve kemalatı, Ashab-ı Kehfi’n fevkındedir, demek)”.

وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِئَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً
25-) Ve lebisu fiy Kehfihim selâse mietin siniyne vezdadu tis'a;
 (Onlar) mağaralarında 300 yıl (aded) kaldılar; 9 da ziyade ettiler (ayette ki terkib itibarıyla bildiğimiz 300+9 yıl, olmayabilir; zira “Siniyn= seneler” kelimesi “Selasemie= üçyüzyıl”ın ma’dud’u değil, “bedel” veya “atfıbeyan”dır?).

قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَبْصِرْ بِهِ وَأَسْمِعْ مَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَداً
26-) Kulillahu a'lemu Bima lebisu* leHU ğaybüs Semavati vel Ard* ebsır Bihi ve esmı'* ma lehüm min duniHİ min veliyyin, ve la yüşrikü fiy hükmiHİ ehada;
De ki: “Ne kadar kaldıklarını (B sırrınca) Allah daha iyi bilir (demek ki 25. ayette verilen 300+9 göründüğü gibi değil; zira bilinen seneler gibi ve kesin olsaydı bu ifade olmazdı) … Semaların ve Arz’ın ğaybı O’nundur… (B sırrınca) ne şayanı hayret görendir O, ve ne acib işitendir O… Onların O’nun dışında bir Veliy’si de yoktur… O hiç bir kimseyi hükmünde ortak ta etmez”.

وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِ مُلْتَحَداً
27-) Vetlü ma uhıye ileyke min Kitabi Rabbike, la mübeddile li kelimatiHİ ve len tecide min duniHİ mültehada;
 (Rasûlüm) Rabbinin Kitabın’dan sana vahyolunanı (Allah’ın seni sana OKUmasını, Levh-i Mahfuzun’dan aklına vahyedilmesini) tilavet et (meleki kuvveler olarak ortaya koy) … O’nun kelimelerini (hükmünü, sistemi’ni) değiştirecek yoktur… Ondan başka sığınak (vücud) da bulamazsın (Ashab-ı Kehf’in mağarasını da bu açıdan değerlendir).

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَن ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطاً
28-) Vasbir nefseke mealleziyne yed'une Rabbehüm Bil ğadati vel aşiyyi yüriydune vecheHU ve la ta'dü aynake anhüm* türiydü ziynetel hayatid dünya ve la tutı' men ağfelna kalbehu an zikriNA vettebea hevahu ve kâne emruhu furuta;
Onun vechini (zatını) dileyerek, sabah-akşam (devamlı, B sırrınca) Rablerine dua edenlerle (Allah’dan başka dilekleri olmayanlar ile) beraber, nefsine (Allah’ın sabrı ile) sabret … Dünya hayatının zinetini dileyerek onlardan gözlerini kaydırma/ayırma… Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, hevasına tabi olan ve işi hep aşırılık olan kimseye itaat etme.

وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَاراً أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَإِن يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاء كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءتْ مُرْتَفَقاً
29-) Ve kulil Hakku min Rabbiküm femen şae felyu'min ve men şae felyekfür* inna a'tedna lizzalimiyne naren, ehata Bihim süradikuha* ve in yesteğıysu yüğasu Bi main kelmühli yeşvil vucuh* bi'seşşerab* ve saet murtefeka;
De ki: “Hak Rabbinizdendir… İsteyen iman etsin isteyen inkar edip gerçeği örtsün”… Doğrusu biz, zalimler (müşrikler) için öyle bir ateş hazırlamışız ki duvarı/çadırı (B sırrınca) onları çepe çevre kuşatmıştır… Eğer yardıma çağırsalar, erimiş maden gibi yüzleri pişiren bir su ile (B sırrınca) yardımlarına koşulur… O ne kötü içecek, o ne kötü dayanma yeri.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عَمَلا
30-) İnnelleziyne amenu ve amilussalihati inna la nudıy'u ecre men ahsene amela;
Muhakkak ki (Hakikatlerine, Tekliğe) iman edip salih (sünnetullah’a uygun) amel işleyenler var ya, doğrusu iyi amel edenlerin ecrini zayi etmeyiz.

أُوْلَئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَاباً خُضْراً مِّن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ نِعْمَ الثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقاً
31-) Ülaike lehüm cennatu Adnin tecriy min tahtihümül enharu yuhallevne fiyha min esavire min zehebin ve yelbesune siyaben hudren min sündüsin ve istebrakın müttekiiyne fiyha alel eraik* nı'messevab* ve hasünet murtefeka;
İşte bunlar için altlarından ırmaklar akan ADN cennetleri vardır; orada altın bileziklerle (zati nurlar, tecelliler) süslenirler; ince ve kalın ipekten yeşil (cennette olan) giysiler giyip (güzel sıfatlarla sıfatlanıp) koltuklar (kuvveler, sıfatlar) üzerine dayanıp kurulurlar… O ne güzel sevap (karşılık) ve ne güzel dayanma/faydalanma yeri.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal