Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



   18. KEHF SÛRESİ    الكهف

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً رَّجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعاً
32-) Vadrib lehüm meselen racüleyni cealna liehadihima cenneteyni min a’nabin ve hafefnahüma Bi nahlin ve cealna beynehüma zer'a;
 (Rasûlüm) onlara misal olarak şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine üzümlerden iki cennet/bahçe/bağ verdik (akli ve nefsi kuvveler), bu bağların etrafını (Bi-) hurma ağaçlarıyla (duyu organları ile) halkaladık, aralarında da ekinler oluşturduk.

كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ آتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْئاً وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَراً
33-) Kiltel cenneteyni atet üküleha ve lem tazlim minhu şey’en ve feccerna hılalehüma nehera;
Bağların her ikisi de yemişlerini vermiş, ondan (o adamdan) hiçbir şeyi noksan bırakmamış (eksik tutmamış), iki bağın ortasından bir de nehir fışkırtmışız.

وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَاحِبِهِ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَنَا أَكْثَرُ مِنكَ مَالاً وَأَعَزُّ نَفَرا
34-) Ve kâne lehu semer* fekale li sahıbihi ve huve yuhaviruhu ene ekseru minke malen ve eazzü nefera;
 (Bu adamın) başka geliri/mahsulü de vardı…Bu nedenle arkadaşıyla (misaldeki diğer adamla) tartıştığı bir sırada ona şöyle dedi: “Ben malca senden daha çok ve kişi sayısı olarak da senden daha üstünüm”.

وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ قَالَ مَا أَظُنُّ أَن تَبِيدَ هَذِهِ أَبَداً
35-) Ve dehale cennetehu ve huve zalimün li nefsih* kale ma ezunnü en tebiyde hazihi ebeda;
Ve böylece nefsine zulmederek cennetine/bağına girdi… Şöyle dedi: “Ebediyyen bunun yok olacağını zannetmiyorum”.

وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَى رَبِّي لَأَجِدَنَّ خَيْراً مِّنْهَا مُنقَلَباً

36-) Ve ma ezunnüs saate kaimeten ve lein rudidtü ila Rabbiy le ecidenne hayren minha münkaleba;

“Kiyametin kopacağını (bunun sona ereceğini) da zannetmiyorum… Ama eğer Rabbime döndürülür isem, kesinlikle bundan daha hayırlı bir akibet bulurum”.

قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلا
37-) Kale lehu sahıbuhu ve huve yuhaviruhu ekeferte Billeziy halekake min türabin sümme min nutfetin sümme sevvake racüla;
Konuştuğu arkadaşı ona dedi ki:” (B sırrınca) küfr (inkar) mı ediyorsun seni (önce) toprak’tan, sonra nutfe (sperm)’den halketip sonrada seni bir adam olarak düzenledi?”.

لَّكِنَّا هُوَ اللَّهُ رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِرَبِّي أَحَداً
38-) Lakinne HUvAllahu Rabbiy ve la üşrikü Bi Rabbiy ehada;
 “Fakat O Allah Rabbim’dir; binanaleyh (Bi-) Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam”.

وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ إِن تُرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنكَ مَالاً وَوَلَداً
39-) Ve levla iz dehalte cenneteke kulte ma şaAllahu la kuvvete illâ Billah* in terani ene ekalle minke malen ve veleda;
 “Keşke cennetine (bahçene?) girdiğinde <ma şaAllah= me’şiyyeti ilahinin meydana getirdiğidir; la kuvvete illa Billah= (benim kudret ve kuvvetim yok) kuvvet ancak Allah iledir (sıfat, mefsufuna tabidir) >, deseydin… Gerçi sen, beni, malca ve evladça kendinden az görüyorsun da”.

فَعَسَى رَبِّي أَن يُؤْتِيَنِ خَيْراً مِّن جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَاناً مِّنَ السَّمَاءِ فَتُصْبِحَ صَعِيداً زَلَقاً
40-) Fe asa Rabbiy en yü'tiyeni hayren min cennetike ve yursile aleyha husbanen minesSemai fetusbiha saıyden zeleka;
“Olabilir ki Rabbim bana senin cennetinden (bahçenden) daha hayırlısını verir; senin bağına ise Sema’dan bir hüsban (azab, afat, yıldırım) irsal eder de (bağın) yalçın bir toprak haline gelir”.

أَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْراً فَلَن تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَباً
41-) Ev yusbiha mauha ğavren felen testetıy'a lehu taleba;
 “Ya hut (bağının) suyu dibe çekilir de, bir daha onu talep etmeye gücün yetmez”.

وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا أَنفَقَ فِيهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُشْرِكْ بِرَبِّي أَحَداً
42-) Ve uhıyta Bi semerihi feasbeha yukallibü keffeyhi alâ ma enfeka fiyha ve hiye haviyetün alâ uruşiha ve yekulü ya leyteniy lem üşrik Bi Rabbiy ehada;
Derken onun serveti/geliri (B gerçeğince) kuşatılıp yok edildi…Nihayet çardakları üzerine yıkılmış kalmış bağına yaptığı harcamaları/masrafları/yatırımları dolayısıyla ellerini oğuşturarak şöyle diyordu: “Keşke (Bi-) Rabbime (hiç) bir kimseyi ortak koşmasaydım”.


وَلَمْ تَكُن لَّهُ فِئَةٌ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِراً
43-) Ve lem tekün lehu fietün yensurunehu min dunillahi ve ma kâne müntesıra;

Allah’dan gayrı kendisine yardım edecek bir topluluğu da çıkmadı; kendi kendini kurtaran da olmadı.

هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلَّهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَاباً وَخَيْرٌ عُقْباً
44-) Hünalikel Velayetü Lillahil Hakk* HUve hayrun sevaben ve hayrun ukba;
İşte burada velayet (el-Veli isminin zuhuru), Hak olan Allah’a aittir; O sevab olarak da en hayırlıdır, akibet olarak da.

وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ فَأَصْبَحَ هَشِيماً تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقْتَدِراً
45-) Vadrib lehüm meselel hayatid dünya kemain enzelnahu mines Semai fahteleta Bihi nebatül’ Ardı feasbeha heşiymen tezruhürriyah* ve kânAllahu alâ külli şey’in muktedira;
 (Rasûlüm) onlara dünya hayatının misalini ver… (Dünya hayatı) Sema’dan indirdiğimiz bir su gibidir ki, onunla (B sırrınca) Arz’ın nebatı birbirine karıştı… Derken (o bitki) rüzgarın savurduğu çöp kırıntısı haline geldi… Allah her şeye muktedir’dir.

الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ أَمَلا

46-) El malu vel benune ziynetül hayatid dünya* vel bakıyatus salihatu hayrun ınde Rabbike sevaben ve hayrun emela;

Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür… Baki kalacak olan salih ameller ise rabbinin indinde sevap (karşılık) olarak da hayırlıdır, emel olarak da hayırlıdır.

وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَداً
47-) Ve yevme nüseyyirul cibale ve teral’Arda barizeten ve haşernahüm felem nüğadir minhüm ehada;
Dağları yürüttüğümüz gün, Arz’ı (bedeni) çırılçıplak görürsün… (O gün) Onların hepsini haşretmiş/toplamışızdır; öyle ki hiç birini ihmal etmeksizin.

وَعُرِضُوا عَلَى رَبِّكَ صَفّاً لَّقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ بَلْ زَعَمْتُمْ أَلَّن نَّجْعَلَ لَكُم مَّوْعِداً
48-) Ve uridu alâ Rabbike saffa* lekad ci'tümuna kema halaknaküm evvele merretin, bel zeamtüm ellen nec'ale leküm mev'ıda;
Saf saf rablerine arzolunmuşlardır (hepsi kendi mertebelerine göre rablerine toptan ayandır) … (Onlara şöyle denir:) andolsun ki sizi ilk yarattığımız gibi bize geldiniz… Belki siz, sizin için bir mev’id (hesab için vadedilen bir zaman; ba’s, haşır) oluşturmayacağımızı sandınız.

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِراً وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَداً
49-) Ve vudıal Kitabu feteral mücrimiyne müşfikıyne mimma fiyhi ve yekulune ya veyletena mali hazel Kitabi la yuğadiru sağıyraten ve la kebiyreten illâ ahsaha* ve vecedu ma amilu hadıra* ve la yazlimu Rabbüke ehada;
 (O gün, amellerin sûretlerinin kayıtlı olduğu) Kitab ortaya konmuştur… Mücrimlerin, onun içinde olanlardan korkup ürpererek “Eyvah bize bu nasıl Kitapmış ki küçük büyük bırakmadan hepsini ihsa etmiş (tek tek sayıp dökmüş, zabt-muhafaza etmiş)” dediklerini görürsün… Ne yapmışlarsa onu hazır bulmuşlardır… Rabbin kimseye zulmetmez.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلا
50-) Ve iz kulna lil Melaiketiscüdu liAdeme fesecedu illâ ibliys* kâne minel Cinni fefeseka an emri rabbih* efetettehızunehu ve züriyyetehu evliyae min dunİY ve hüm leküm adüvv* bi'se liz zalimiyne bedela;
Hani biz melaike’ye “secde edin Adem’e” dedik de İblis hariç hepsi hemen secde ettiler… İblis CİNNdendi; (bu nedenle) Rabbinin emrinden çıktı (biri oldu) … O halde siz, beni bırakıp onu (iblisi) ve zürriyyetini dostlar mı ediniyorsunuz?.. Halbu ki onlar sizin düşmanınızdır!… Zalimler için ne kötü bir bedel oldu!.

مَا أَشْهَدتُّهُمْ خَلْقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَا خَلْقَ أَنفُسِهِمْ وَمَا كُنتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلِّينَ عَضُداً
51-) Ma eşhedtühüm halkas Semavati vel Ardı ve la halka enfüsihim* ve ma küntü müttehızel mudılliyne aduda;
Ben onları (cinleri) Semavat ve Arz’ın yaratılmasına da, kendi yaratılmalarına da şahid tutmadım (hakıkatlerini tanıyıp ilahi yakınlığa eremezler) … Ve hiç bir zaman mudıll (saptıran) olanları yardımcı edinmiş değilim.

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَائِيَ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُم مَّوْبِقاً
52-) Ve yevme yekulü nadu şürekâiyelleziyne zeamtüm fedeavhüm felem yesteciybu lehüm ve cealna beynehüm mevbika;
“Ortaklarım diye zannettiklerinizi çağırın” diye nida ettiği GÜN, onları çağırırlar da, onlar kendilerine cevap vermezler… Biz onların aralarına tehlilekeli bir engel koyduk.

وَرَأَى الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّوا أَنَّهُم مُّوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفاً
53-) Ve rael mücrimunen nare fezannu ennehüm muvakıuha ve lem yecidu anha masrifa;
Mücrimler ateşi gördüler de, artık onun içine düşeceklerini sandılar/bildiler… Ondan (ateşten) başka kaçıp kurtulmaya bir yol bulamadılar (cennetin yolu cenennem narından geçer; yanıp arınmayan cenneti bulamaz).

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلا
54-) Ve lekad sarrefna fiy hazel Kur’âni linNasi min külli mesel* ve kânel İnsanu eksere şey'in cedela;
Andolsun ki biz şu Kur’an’da, insanlar için, her türlü misalden sayıp döktük (çeşitli manaları, türlü türlü gerçekleri misal yollu anlattık) … İnsan ise varolan şeylerin en tartışmaya düşkün olanıdır.

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُوا إِذْ جَاءهُمُ الْهُدَى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ إِلَّا أَن تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلا

55-) Ve ma meneanNase en yu'minu iz caehümül hüda ve yestağfiru Rabbehüm illâ en te'tiyehüm sünnetül evveliyne ev ye'tiyehümül azâbü kubüla;

Kendilerine HUDA (hidayet/klavuz) geldikten sonra, insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret istemekten (nefslerinden arınıp yakine ermekten) alakoyan mani, öncekilerin başına gelenlerin kendilerine gelmesini veya azabın karşılarına dikilivermesini beklemektir.

وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَيُجَادِلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُوا آيَاتِي وَمَا أُنذِرُوا هُزُواً
56-) Ve ma nursilül murseliyne illâ mübeşşiriyne ve münziriyn* ve yücadilülleziyne keferu Bil batıli li yudhıdu Bihil Hakka vettehazu ayatiy ve ma ünziru hüzüva;
Biz murseliyn’i (Nebî-Rasûl) ancak müjdeleyici ve uyarıcılar olarak irsal ederiz…Bilfiil gerçeği örten kafirler ise (Bi-) batıl (kendi başına hiçbir varlığı yok) ile (B sırrınca) Hakkı kaydırmağa mücadele ediyorlar… Ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler (ciddiye alıp değerlendirmediler).

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ فَأَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ إِنَّا جَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْراً وَإِن تَدْعُهُمْ إِلَى الْهُدَى فَلَن يَهْتَدُوا إِذاً أَبَداً
57-) Ve men azlemü mimmen zükkire Bi ayati Rabbihi fea'reda anha ve nesiye ma kaddemet yedah* inna cealna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azanihim vakra* ve in ted'uhüm ilel hüda felen yehtedu izen ebeda;
Rabbinin ayetleri (Rabbani özellikler) ile (B sırrınca) hatırlatıldığı halde onlardan yüz çeviren ve iki eli ile hazırlayıp önceden gönderdiği (beşeri) şeyleri unutandan daha zalim kim olabilir?… Doğrusu onların kalbleri üzerine Onu anlamamaları için kılıflar geçirdik ve kulaklarına da ağırlıklar koyduk…Onları HUDAya (hidayete/rehbere) da’vet etsen de bu halde onlar ebediyyen hidayete eremezler.

وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِ لَوْ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُوا لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَ بَل لَّهُم مَّوْعِدٌ لَّن يَجِدُوا مِن دُونِهِ مَوْئِلا
58-) Ve Rabbükel Ğafuru ZürRahmeti, lev yuahızühüm Bi ma kesebu le accele lehümül azâb* bel lehüm mev'ıdün len yecidu min duniHİ mev'ila;
 (Rasûlüm) senin Rabbin Ğafur ve zürRahmet (Rahmet sahibi) dir… Eğer kazandıkları ile (B sırrınca) onları muaheze etseydi (hemen yakalayıp hesaba çekseydi), elbette azabı çabuklaştırırdı… Ama onlar için va’dedilen bir durum-zaman vardır ki, Ondan gayrı sığınak bulamazlar.

وَتِلْكَ الْقُرَى أَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِم مَّوْعِداً
59-) Ve tilkel kura ehleknahüm lemma zalemu ve cealna li mehlikihim mev'ıda;
İşte sana, zulmettiklerinde helak ettiğimiz karyeler (şehir/medeniyet, beden) ki onların helakı için bir mev’id (takdir edilen süre sonu) tayin etmiştik.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ لَا أَبْرَحُ حَتَّى أَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِيَ حُقُباً
60-) Ve iz kale Musa li fetahu la ebrahu hatta eblüğa mecmeal bahreyni ev emdıye hukuba;
Hani bir vakit Musa, Feta’sına (Feta: genç, delikanlı, yiğit, fütüvvet sahibi; ….’e rağmen amacında ve sülukunda sabit olan) demişti ki: “Durmayacağım/ devam edeceğim ta iki denizin cem olduğu yere varıncaya kadar, yahud uzun zaman/senelerce gideceğim”.

فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَباً
61-) Felemma beleğa mecmea beynihima nesiya hutehüma fettehaze sebiylehu fiyl bahri sereba;
Vaktaki iki denizin arasının cem’ olduğu yere (kudsi bilinç boyutuna) vardılar, balıklarını unuttular (Yunus a.s.ı da yutan balık; ki yolculuk’da, menzile vasıl olana kadar, o balık gıdalarıdır?) … Bunun üzerine o (balık) da o denizde gidiş yeri olarak yolunu edinmişti (Hızır boyutunun bir kerameti olarak pişmiş balık CANlanmış ve diri olarak yoluna devam ediyordu).

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن سَفَرِنَا هَذَا نَصَباً
62-) Felemma caveza kale lifetahu atina ğadaena* lekad lekıyna min seferina hazâ nesaba;
 (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa Feta’sına: “Ğada’mızı (kahvaltı yemeği, kuşluk veya öğlen yemeği; gündüzlük; ki FENA vaktine işaret) getir bize, hakikaten şu seferimizden bize yorgunluk ilka oldu (daha önce Musa ne yorgunluk ve ne de açlık hissediyor?)”.

قَالَ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا أَنسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَباً
63-) Kale eraeyte iz eveyna ilesSahreti feinniy nesiytül hut* ve ma ensaniyhu illeşşeytanu en ezküreh* vettehaze sebiylehu fiylbahri aceba;
 (Musa’nın Feta’sı) gördün mü, dedi: “es-Sahra’ya (o kayaya) sığındığımız zaman o balığı ben unuttum (Hadis-i Şerif’te o kaya, Hızır a.s.ın üzerine oturup, tanınmamak için üstünde bir örtü ile Musa a.s.la buluştuğu kaya’dır?) … Ve bana onu zikretmemi/söylememi/hatırlatmamı şeytandan başkası unutturmadı (ya balık’ı taşımak ve kollamak Musa’nın gencine ait bir görevdi; ya da Musa uyuyor, o genç uyumuyordu ki, hatırladı… Ve şeytan unutturdu?) … O (balık) acaib bir şekilde denizde yolunu edinmişti”.

قَالَ ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصاً
64-) Kale zâlike ma künna nebğı, fertedda alâ asarihima kasasa;
 (Musa) dedi: “İşte aradığımız o ya”… Böylece izlerinin üzerine geri döndüler (Zati özelliklerle yaşayan Allah KULlarının, örtü ile üzerine oturduğu KAYA’ya vardılar).

فَوَجَدَا عَبْداً مِّنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْماً
65-) Feveceda abden min ıbadiNA ateynahu rahmeten min ındiNA ve allemnahu min ledünNA ılma;
Derken (orada zati bilinçle, saf akılla olan) kullarımızdan bir kul buldular ki biz O’na indimizden (lutuf yollu) bir rahmet vermiş ve yine O’na ledünnümüzden bir ilim (dıştan ta’limi mümkün olmayan bir ilim, ma’rifet) ta’lim etmiştik.

قَالَ لَهُ مُوسَى هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً
66-) Kale lehu Musa hel ettebiuke alâ en tuallimeni mimma ullimte rüşda;
Musa O’na dedi: “Öğretildiğinden bana bir rüşd (Hak, olgunluk, temyiz gücü, doğru düşünme) öğretmen üzerine sana tabi olayım mı (mürşid-irşad gerçeği?) ?”.

قَالَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْراً
67-) Kale inneke len testetıy'a maıye sabra;
 (Hızır a.s.) Dedi ki: “Kesinlikle sen benimle beraberliğe sabredemezsin (senin varoluş ve misyonun zahire, şahadet alemine dönük; batın/ğayb alemine ait hükümler için o halinle takat yetmez)”.

وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْراً
68-) Ve keyfe tasbiru alâ ma lem tuhıt Bihi hubra;
 “İyice haberdar olarak kendisini (B sırrınca) ihata etmediğin şey üzere nasıl sabredersin ki?”.

قَالَ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ صَابِراً وَلَا أَعْصِي لَكَ أَمْراً
69-) Kale setecidüniy inşaAllahu sabiren ve la a'sıy leke emra;
 (Musa) dedi: “İnşallah beni sabreder bulacaksın; her hangi bir Emr’de (iş, emir) sana isyan etmem”.

قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلَا تَسْأَلْنِي عَن شَيْءٍ حَتَّى أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْراً
70-) Kale fe initteba'teniy fela tes'elniy an şey'in hatta uhdise leke minhu zikra;
 (Hızır) dedi: “Eğer bana tabi olursan (bu manevi yolculukda benim her dediğimi yaparsan), bana hiçbir ŞEY’den sual etme, ta ki ben sana ondan bir bahis/söz açıncaya kadar”.

فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ خَرَقَهَا قَالَ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئاً إِمْراً
71-) Fentaleka* hatta iza rekiba fiys sefiyneti harekaha* kale eharakteha litüğrika ehleha* lekad ci'te şey'en imra;
Bunun üzerine ikisi (Musa ve Hızır) koyulup bir gittiler… Nihayet Sefine’ye (Gemi’ye) bindiklerinde (Gemi’nin bahsedildiği bu ayette Bahr=deniz sözcüğü geçmemektedir, ancak 79.ayetteki te’vilinde Bahr geçmektedir), (Hızır) sefineyi yaraladı/deldi (Musa şeriatının talep etmediğini yükledi; böylece şeriat’ın asıl yönünü, hakikatını gösterdi) … (Musa) dedi: “Onun (sefinenin) ehlini (şeriat ehlini) boğmak için mi onu deldin?.. Yemin olsun acaib/tuhaf bir şey yaptın”.

قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْراً
72-) Kale elem ekul inneke len testatıy'a meıye sabra;
 (Hızır) dedi: “Sen benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?”.

قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْراً
73-) Kale la tuahızniy Bima nesiytü ve la türhıkniy min emriy usra;
 (Musa) dedi: “Unuttuğumla (demek ki Musa’nın nefsi işin içine girdi?. Zaten hikayeye Musa ve Feta’sı (genç’i) başlamış iken artık bu ayetlerde sadece Musa kaldı Hızır’la?) beni (B sırrınca) muaheze etme ve işimden bana zorluk-güçlük yükleme/giriftar etme”.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal