Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  39. ZÜMER SÛRESİ   الزمر
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَبَ عَلَى اللَّهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ إِذْ جَاءهُ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْكَافِرِينَ

32-) Femen azlemü mimmen kezebe alellahi ve kezzebe Bis sıdkı iz caeh* eleyse fiy cehenneme mesven lil kafiriyn;

Allah üzerine yalan (gayrı vücud) söyleyen ve kendisine geldiğinde (Bi-) sıdkı tekzib edenden daha zalim kimdir?... Kafirler (gerçeği reddeden kilitlenmişler) için mesva (kalacak yer), Cehennem’de değil midir?.
وَالَّذِي جَاء بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
33-) Velleziy cae Bis sıdkı ve saddeka Bihi ülaike hümül müttekun;
 (B sırrınca) Sıdk (hakikatına tam sadakat; tam tevhid, vahdet; zati şuhud; Allah Kulluğu)’ı getiren ve Onu (B sırrınca) tasdik edene (Hz.EbuBekir) gelince, işte onlar (doğuştan) muttekıylerin ta kendileridir.
لَهُم مَّا يَشَاءُونَ عِندَ رَبِّهِمْ ذَلِكَ جَزَاء الْمُحْسِنِينَ
34-) Lehüm ma yeşaune ınde Rabbihim* zâlike cezaül muhsiniyn;
Onlar için Rablerinin indinde diledikleri herşey vardır (baka?)... İşte bu muhsinlerin (müşahade ehlinin) cezasıdır.
لِيُكَفِّرَ اللَّهُ عَنْهُمْ أَسْوَأَ الَّذِي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ
35-) LiyükeffirAllahu anhüm esveelleziy amilu ve yecziyehüm ecrehüm Bi ahsenilleziy kânu ya'melun;
Ta ki Allah, yaptıklarının en kötüsünü (şirk halini) onlardan kefaretlesin (silsin, örtsün) ve yapmakta olduklarının en güzeli ile (arınmışlıklarının, benliksiz amellerinin B sırrınca) ecirlerini onlara versin.
أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِن دُونِهِ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
36-) Eleysellahu Bi kafin abdeHU, ve yuhavvifuneke Billeziyne min duniHİ, ve men yudlilillahu fema lehu min Had;
Allah kuluna (B gerçeğince) kafi değil mi?... Seni O’nun gayrından (gayriyete oturtulmuş, batıl, cansız) kimseler ile (B sırrınca) korkutuyorlar?... Allah kimi saptırırsa onun için hidayet edici yoktur.
وَمَن يَهْدِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّضِلٍّ أَلَيْسَ اللَّهُ بِعَزِيزٍ ذِي انتِقَامٍ
37-) Ve men yehdillahu fema lehu min mudıll* eleysellahu Bi Aziyzin Zintikam;
Allah kime hidayet ederse, artık onun için bir saptırıcı yoktur... Allah (Bi-) Aziyz, Züntikam (intikam sahibi) değil midir?.
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ
38-) Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda leyekulünnAllah* kul eferaeytüm ma ted'une min dunillahi in eradeniyAllahu Bi durrin hel hünne kaşifatü durrihi ev eradeniy Bi rahmetin hel hünne mümsikatü rahmetiHİ, kul hasbiyallah* aleyhi yetevekkelül mütevekkilun;
Andolsun ki eğer onlara: “Semavat’ı ve Arz’ı kim yarattı?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyeceklerdir... De ki: “Allah’ın gayrından çağırdıklarınızı (isimlendirdiklerinizi) gördünüz mü (onlar hakkında bir düşünün bakalım) ?... Eğer Allah (B sırrınca) bana bir durr (zarar, sıkıntı) irade ederse, Onun durrunu onlar (o isimlendirdikleriniz) keşfedecekler (açıp kaldıracaklar) mi?... Yahut (Allah) bana (B sırrınca) bir rahmet irade ederse, Onun rahmetini onlar (o tapındıklarınız) tutabilir (mani olabilir) ler mi?”... De ki: “Allah bana yeter (tevekkülün hakikatı, külli kudret, ilahi sıfatlar?) !... (Dolayısıyla) tevekkül edenler O’na tevekkül eder”.
قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
39-) Kul ya kavmı'melu alâ mekanetiküm inniy amil* fesevfe ta'lemun;
De ki: “Ey kavmim!... Mekanetiniz (skaladaki yeriniz) üzere amel edin, muhakkak ki ben de amilim (amel edenim)... Yakında bileceksiniz,”.
مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
40-) men ye'tiyhi azâbün yuhziyhi ve yehıllu aleyhi azâbün mukıym;
“Kime geliyor rezil edici-aşağılayıcı azab ve kimin üzerine iniyor mukıym (daimi) azab?”.
إِنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ لِلنَّاسِ بِالْحَقِّ فَمَنِ اهْتَدَى فَلِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ
41-) İnna enzelna aleykel Kitabe linNasi Bil Hakk* femenihteda felinefsih* ve men dalle feinnema yedıllu aleyha* ve ma ente aleyhim Bi Vekiyl;
Muhakkak ki biz sana O Kitab’ı (Sistem Aklını, tam ilmi) insanlar için Bil-Hakk (Hakk olarak) inzal ettik!.. Artık kim doğru yola gelirse, kendi nefsi içindir/lehinedir... Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar... Sen onlar üzerine bir (Bi-) vekiyl değilsin!.
اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَى إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
42-) Allahu yeteveffel enfüse hıyne mevtiha velletiy lem temüt fiy menamiha* feyümsikülletiy kada aleyhelmevte ve yursilül ‘uhra ila ecelin müsemma* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerun;
Allah, ölümleri vaktinde (fiziki ölüm ve hakiki ölüm’de) nefsleri vefat ettirir... (Ölmeden önce) ölmemiş (gaflette ve uykuda) olan (nefsleri) de uykularında (gaflette vefat ettirir/ya da ölmeden önce ölmeyenin vefatı uykusudur)... Hakkında ölüm hükmettiğini imsak eder (tutar?), diğerlerini bir ecel-i müsemma’ya (belli bir vakte, kiyamete) kadar irsal eder (salar)... Muhakkak ki bunda tefekkür eden bir kavim için elbette ayetler vardır.
أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ شُفَعَاء قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيْئاً وَلَا يَعْقِلُونَ
43-) Emittehazu min dunillahi şüfea'* kul evelev kânu la yemlikune şey’en ve la ya'kılun;
Yoksa Allah’ın gayrından şefaatçılar mı edindiler?... De ki: “Ya onlar hiçbir şeye malik olmayan ve akletmeyen iseler de mi?”.
قُل لِّلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعاً لَّهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
44-) Kul Lillahiş şefaatü cemiy’a* leHU Mülküs Semavati vel Ard* sümme ileyHİ turceun;
De ki: “Şefaat tümden Allah’ındır!... (Çünkü) Semavat’ın ve Arz’ın mülkü O’nundur (illa Bi-izniHİ?) !... Sonra O’na rücu’ ettirileceksiniz”.
وَإِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَحْدَهُ اشْمَأَزَّتْ قُلُوبُ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَإِذَا ذُكِرَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
45-) Ve iza zükirAllahu vahdehüşmeezzet kulubülleziyne la yu'minune Bil ahireti, ve iza zükirelleziyne min duniHİ izahüm yestebşirun;
Allah Tekliği ile zikredildiğinde, Ahirete (kudret-bilinç boyutuna B sırrınca) iman etmeyen kimselerin kalbleri tiksinir/hoşlanmaz... O’ndan başkası (tanrı, putlar) zikredildiğinde ise, hemen onlar sevinirler/müjdelenmiş gibi yüzleri güler.
قُلِ اللَّهُمَّ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ أَنتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِي مَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
46-) Kulillahümme FatırasSemavati vel Ardı Alimel ğaybi veşşehadeti ENTE tahkümü beyne ıbadiKE fiy ma kânu fiyhi yahtelifun;
De ki: “Ey Allahım, Semavat’ın ve Arz’ın Fatırı, ğaybı ve şahadeti bilen!... Hakkında ihtilaf etmekte oldukları şeyde kulların arasında sen hüküm verirsin!”.
وَلَوْ أَنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِهِ مِن سُوءِ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَبَدَا لَهُم مِّنَ اللَّهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ
47-) Velev enne lilleziyne zalemu ma fiyl Ardı cemiy’an ve mislehu meahu leftedev Bihi min suil azâbi yevmel kıyameti, ve beda lehüm minAllahi ma lem yekûnu yahtesibun;
Eğer ki Arz’dakilerin tümü ve onunla beraber onun misli daha o zulmedenlerin olsa elbette onu (B gerçeğince) kiyamet günü azabın kötüsünden (kurtulmak için) fidye verirlerdi... (Çünkü) Allah’dan hiç hesab etmedikleri/sanmadıkları şey onlara zahir oldu.
وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا كَسَبُوا وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
48-) Ve beda lehüm seyyiatü ma kesebu ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara zahir oldu ve alay ediyor oldukları şey kendilerini (B sırrınca) çepeçevre kuşattı.
فَإِذَا مَسَّ الْإِنسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِّنَّا قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
49-) Feiza messel İnsane durrun deana* sümme iza havvelnahü nı'meten minNA, kale innema utiytühu alâ ‘ılm* bel hiye fitnetün ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
İnsan’a bir durr (zarar, hastalık, sıkıntı) dokunduğunda bizi çağırır... Sonra ona bizden bir ni’met lutfettiğimizde: “O, bana ancak bir ilim üzere (benim ilmim sayesinde) verilmiştir”... Hayır o (ni’met) bir fitne (imtihan, mekr) dir... Fakat onların ekseriyeti bilmezler.
قَدْ قَالَهَا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَمَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
50-) Kad kalehelleziyne min kablihim fema ağna anhüm ma kânu yeksibun;
Onlardan öncekiler de gerçekten onu söylemişti... (Ama) kazandıkları şeyler onlara bir fayda vermedi.
فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا كَسَبُوا وَالَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ هَؤُلَاء سَيُصِيبُهُمْ سَيِّئَاتُ مَا كَسَبُوا وَمَا هُم بِمُعْجِزِينَ
51-) Feesabehüm seyyiatü ma kesebu* velleziyne zalemu min haülai seyusıybühüm seyyiatü ma kesebu, ve ma hüm Bi mu'ciziyn;
Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri kendilerine isabet etti... Şunlardan zulmedenlere gelince, onların kazandıkları şeylerin kötülükleri de kendilerine isabet edecektir... Onlar (Bi-) aciz bırakıcı değillerdir (sistem’i atlatamazlar).
وَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
52-) Evelem ya'lemu ennAllahe yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yu'minun;
Bilmediler mi ki Allah rızkı dilediğine bast eder (açar, yayar, genişletir) de kısar/daraltır da... Muhakkak ki bunda iman eden bir kavim için elbette ayetler vardır.
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
53-) Kul ya ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim la taknetu min rahmetillah* innAllahe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU HUvel ĞafururRahıym;
De ki: “Ey kendi nefsleri aleyhine israf eden kullarım!... Allah’ın Rahmetinden/Rahmetullah’tan ümit kesmeyin (Rahmeti, gadabını öne geçmiştir)... Muhakkak ki Allah bütün zenbleri (günahları) mağfiret eder... Muhakkak ki O, Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَأَنِيبُوا إِلَى رَبِّكُمْ وَأَسْلِمُوا لَهُ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ
54-) Ve enibu ila Rabbiküm ve eslimu lehu min kabli en yetiyekümül azâbü sümme la tunsarun;
Rabbinize yönelin (tevbe edin) ve size azab gelmeden önce O’na teslim olun... Sonra yardım olunmazsınız.
وَاتَّبِعُوا أَحْسَنَ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَكُمُ العَذَابُ بَغْتَةً وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
55-) Vettebiu ahsene ma ünzile ileyküm min Rabbiküm min kabli en ye'tiyekümül azâbü bağteten ve entüm la teş'urun;
Siz farkında olmadan, ansızın/birden azab size gelmeden önce Rabbinizden size inzal olunanın en güzeline (Hakk’a) tabi olun!.
أَن تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتَى علَى مَا فَرَّطتُ فِي جَنبِ اللَّهِ وَإِن كُنتُ لَمِنَ السَّاخِرِينَ
56-) En tekule nefsün ya hasreta alâ ma ferrattü fiy cenbillahi ve in küntü le mines sahıriyn;
(O vakit) bir nefs şöyle der: “Allah yanı (tarafı) nda tefrit etmem üzerine (Allah’ı tanımada yetersiz kalmam, o yanımı ihmal etmem, kusurlu olmam dolayısıyla) yazık/hasretlik bana!... Elbette ben alay edenlerdendim (işin gerçeğinin ve ciddiyetinin farkında değilmişim?)!”.
أَوْ تَقُولَ لَوْ أَنَّ اللَّهَ هَدَانِي لَكُنتُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
57-) Ev tekule lev ennAllahe hedaniy leküntü minel müttekıyn;
Yahut (o vakit bir nefs) şöyle der: “Eğer Allah bana hidayet etseydi, elbette muttekıylerden olurdum”.
أَوْ تَقُولَ حِينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ أَنَّ لِي كَرَّةً فَأَكُونَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
58-) Ev tekule hıyne teral azâbe lev enne liy kerreten feekûne minel muhsiniyn;
Yahut azabı gördüğünde şöyle der: “Keşke bir kere daha sahip olsam (gerçekleştirme boyutuna dönebilsem, ruhani kuvveler kazansam) da muhsiynlerden olsam”.
بَلَى قَدْ جَاءتْكَ آيَاتِي فَكَذَّبْتَ بِهَا وَاسْتَكْبَرْتَ وَكُنتَ مِنَ الْكَافِرِينَ
59-) Bela kad caetke ayatiy fekezzebte Biha vestekberte ve künte minel kafiriyn;
(Allah da şöyle der): “Hayır, sana ayetlerim gerçekten geldi de onları (B sırrınca) tekzib ettin, kibirlendin (nefsine dayandın) ve kafirlerden oldun”.
وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ تَرَى الَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَى اللَّهِ وُجُوهُهُم مُّسْوَدَّةٌ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْمُتَكَبِّرِينَ
60-) Ve yevmel kıyameti teralleziyne kezebu alellahi vucuhühüm müsveddetün, eleyse fiy cehenneme mesven lil mütekebbiriyn;
Kıyamet günü, Allah üzerine yalan söylemişleri (gayrı vücud isbat edenleri), vechleri (yüzleri) simsiyah olmuş görürsün... Mütekebbir (kibirlenen, büyüklenen) ler için mesva (kalacak yer), Cehennem’de değil midir?.
وَيُنَجِّي اللَّهُ الَّذِينَ اتَّقَوا بِمَفَازَتِهِمْ لَا يَمَسُّهُمُ السُّوءُ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
61-) Ve yüneccillahulleziynettekav Bi mefazetihim la yemessühümüs suü ve la hüm yahzenun;
Allah korunanları (takva sahiplerini), kendi mefaze’leri (kazanmaları, başarıları) ile (B gerçeğince) kurtarır (tanrı yok?)... Onlara kötülük (vehim) dokunmaz ve onlar mahzun da olmazlar.
اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
62-) Allahu haliku külli şey’in ve HUve alâ külli şey’in Vekiyl;
Allah herşeyin Halikı’dır... O, herşey üzerine Vekiyl’dir.
لَهُ مَقَالِيدُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
63-) LeHU mekaliydüs Semavati vel Ard* velleziyne keferu Bi ayatillahi ülaike hümül hasirun;
Semavat’ın ve Arz’ın anahtarları (Esma’ül Hüsna) O’nundur... Allah’ın ayetlerini (B sırrınca) küfr edenlere (hazinelerini örtenlere) gelince, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
قُلْ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ أَيُّهَا الْجَاهِلُونَ
64-) Kul efeğayrAllahi te'mürunniy a'budü eyyühel cahilun;
De ki: “Bana Allah’ın gayrına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz, ey cahiller!”.
وَلَقَدْ أُوحِيَ إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
65-) Ve lekad uhıye ileyke ve ilelleziyne min kablik* lein eşrekte leyahbetanne amelüke ve letekûnenne minel hasiriyn;
Andolsun ki sana ve senden öncekilere vahyolundu ki: “Yemin olsun ki eğer şirk koşarsan (Hakkın gayrı vücud kabullenirsen), kesinlikle amelin boşa gidecek ve kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olacaksın!”.
بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُن مِّنْ الشَّاكِرِينَ
66-) Belillahe fa'bud ve kün mineşşakiriyn;
Hayır (gayrına değil!);sadece Allah’a kulluk et ve şükredenlerden (o nimeti değerlendirenlerden) ol!.
وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
67-) Ve ma kaderullahe hakka kadriHİ, vel Ardu cemiy’an kabdatühu yevmel kıyameti vesSemavatü matviyyatün Bi yemiyniHİ, subhaneHU ve teala amma yüşrikûn;
O’nun kadrinin hakkınca Allah’ın hakkını vermediler (Allah’ı hakkıyla tanımadılar)... Kıyamet günü Arz bütünüyle O’nun (kudret) kabzasındadır, Semavat (Semalar) ta O’nun (Bi-) sağ eliyle dürülmüşlerdir... O, onların şirk koştuklarından Subhan’dır (münezzeh’tir), A’li (yüce)’dir.
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَن شَاء اللَّهُ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى فَإِذَا هُم قِيَامٌ يَنظُرُونَ

68-) Ve nüfiha fiys Suri fesaıka men fiys Semavati ve men fiyl Ardı illâ men şaAllah* sümme nüfiha fiyhi uhra feiza hüm kıyamun yenzurun;

Ve Sura (Sur’da) nefholunmuştur... Bu yüzden, Allah’ın dilediği kimse müstesna (Muhammediler, Arif-i Billahlar), Semavat’ta ve Arz’da (şuurlu) kim varsa bayılmış/ölmüştür... Sonra ona (Sur’a) ikinci (defa) nefholundu; işte onlar kıyam etmiş bakıyorlar.
وَأَشْرَقَتِ الْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجِيءَ بِالنَّبِيِّينَ وَالشُّهَدَاء وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

69-) Ve eşrakatil Ardu Bi nuri Rabbiha ve vudıal Kitabu ve ciy’e Bin Nebîyyiyne veş Şühedai ve kudiye beynehüm Bil Hakkı ve hüm la yuzlemun;

Arz, (B sırrınca) Rabbinin nuru ile işrak etmiş (parıldamış, aydınlamış), (amellerinin kayıtlı olduğu) Kitab konulmuş, Nebîler ve şüheda (şahidler) (B sırrınca) getirilmiş ve onlar zulme uğratılmaksızın aralarında Bil-Hakk (Hakk olarak) hükmedilmiştir.
وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ

70-) Ve vuffiyet küllü nefsin ma amilet ve HUve a'lemu Bima yef'alun;

Ve her nefse yaptığının karşılığı tam verilir... O, onların yapıp işlediklerini (B sırrı gereği) daha iyi bilir.
وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ زُمَراً حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا بَلَى وَلَكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرِينَ
71-) Ve siykalleziyne keferu ila cehenneme zümera* hatta iza cauha fütihat ebvabüha ve kale lehüm hazenetüha elem ye'tiküm Rusülün minküm yetlune aleyküm ayati Rabbiküm ve yünziruneküm Lıkae yevmiküm hazâ* kalu bela ve lâkin hakkat kelimetül azâbi alel kafiriyn;
Kafir olanlar (Hakikatlarından perdeliler) da zümreler halinde cehennem’e sevkolunmuştur... Nihayet oraya geldiklerinde, onun kapıları fetholundu (açıldı) ve onun hazinleri (koruyan bekçileri) onlara: “Size, sizden, Rabbinizin ayetlerini size tilavet eden ve şu gününüzün lıkası (kavuşmanız; bu tecellinin açığa çıkışını yaşamanız) için sizi uyaran Rasûller gelmedi mi?”dedi... Dediler ki: “Evet... Fakat azab kelimesi (şakavet hükmü) kafirler (iman-hidayet nuru olmayanlar; melekiyeti kapalı olanlar) üzerine hakk olmuştur”.
قِيلَ ادْخُلُوا أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ
72-) Kıyledhulu ebvabe cehenneme halidiyne fiyha* fe bi'se mesvel mütekebbiriyn;
Denildi ki: “Girin Cehennem’in kapılarından, orada ebedi kalıcılar olarak... Mütekebbir (kibirli, büyüklenen birim) lerin kalacak yeri ne kötüdür!”.
وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ زُمَراً حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ
73-) Ve siykalleziynet tekav Rabbehüm ilel cenneti zümera* hatta iza cauha ve fütihat ebvabüha ve kale lehüm hazenetüha Selâmün aleyküm tıbtüm fedhuluha halidiyn;
Rablerinden ittika edenler (beşeriyetlerinden korunanlar) ise zümreler halinde Cennet’e sevkolunmuştur... Nihayet oraya geldiklerinde ve onun kapıları fetholunduğunda (açıldığında), onun hazinleri onlara: “Selam’un aleyküm!... Tayyıb (tertemiz olmuş) siniz... Ebedi kalıcılar olarak girin oraya”.
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَأَوْرَثَنَا الْأَرْضَ نَتَبَوَّأُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَاء فَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ

74-) Ve kalül Hamdu Lillahilleziy sadakana va'deHU ve evresenel Arda netebevveü minel cenneti haysü neşa'* fe nı'me ecrul amiliyn;

(Muttekıyler de) dediler ki: “Hamd (tüm ni’met ve kemalatın sahibi) o Allah’a ki, va’dini bize doğruladı ve şu Arz’a bizi varis kıldı... Cennetten, dilediğimiz yerde konaklıyoruz... Amel edenlerin ecri ne güzelmiş!”.
وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
75-) Ve teral Melaikete haffiyne min havlil Arşi yüsebbihune Bi Hamdi Rabbihim* ve kudıye beynehüm Bil Hakkı, ve kıylel Hamdu Lillahi Rabbil alemiyn;
Melaike’yi de Arş’ın (kalbin) havl (havale, muhit) inden kuşatmışlar (dönüyorlar), Rablerinin hamdi’ni (B sırrınca) tesbih (Rablerini tenzih) ediyorlar halinde görürsün... Aralarında Bil-Hakk (Hakk olarak) hükmolunmuş (gerçek açığa çıkmış) ve (dolayısıyla): “Hamd, Rabb’ül Alemiyn olan Allah’a aittir” denilmiştir.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal