Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



21. ENBİYÂ SÛRESİ      الانبيا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مَّعْرِضُونَ
1-) İkterabe linNasi hısabuhüm ve hüm fiy ğafletin mu'ridun;
İnsanlara hesabları (vefatları) yaklaşmıştır... Onlar gaflet içinde yüz çeviriciler oldukları halde.

مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مَّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ
2-) Ma ye'tiyhim min zikrin min Rabbihim muhdesin illestemeuhu ve hüm yel'abun;
Rablerinden kendilerine muhdes (yeni) bir zikir (hatırlatma, öğüt; Rasûl) gelmez ki, (her seferinde) illa onu oyun oynuyor oldukları halde dinlerler (hakikatlerini ciddiye almazlar).

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّواْ النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
3-) Lahiyeten kulubühüm* ve eserrun necva elleziyne (necvelleziyne) zalemu* hel hazâ illâ beşerun mislüküm* efete'tunes sıhra ve entüm tubsırun;
Kalbleri de (fani hazlarla) eğleniyor (meşgul) halde... O zulmedenler aralarında şu gizli fısıldaşmayı yaptılar: “Bu sizin misliniz bir beşerden başka mı?.. Görüp dururken sihir mi getirirsiniz (Onun getirdiği büyü) ?”.

قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاء وَالأَرْضِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
4-) Kale Rabbiy ya'lemul kavle fiys Semai vel’ Ard* ve HUves Semiy’ul ‘Aliym;
 (Hz.Rasûlullah): “Benim Rabbim Sema’da ve Arz’da (olan, söylenen) kavli (sözü) bilir... O, Semi’dir, Aliym’dir” dedi.


بَلْ قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِآيَةٍ كَمَا أُرْسِلَ الأَوَّلُون
5-) Bel kalu adğasü ahlamin belifterahu bel huve şaır* felye'tina Bi ayetin kema ursilel evvelun;

Hatta şöyle de dediler: “Adğasü Ahlam= demet demet hayal halitası, hayalet yığını vizyon’dur... Belki de onu uydurdu... Hayır, O bir şairdir... (Eğer böyle değilse) hadi evvelkilerin irsal olunduğu gibi bize (B sırrınca) bir ayet (mucize) getirsin!”.

مَا آمَنَتْ قَبْلَهُم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ
6-) Ma amenet kablehüm min karyetin ehleknaha* efehüm yu'minun;
Bunlardan önce helak ettiğimiz hiç bir karye (şehir halkı) iman etmedi... Onlar mı iman edecekler?.


وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُون
7-) Ve ma erselna kableke illâ ricalen nuhiy ileyhim fes'elu ehlez zikri in küntüm la ta'lemun;

Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz rical’den başkasını (Nebî/Rasûl) irsal etmedik (Hz.Muhammed’den sonraki velayet sistemi, O’ndan önce yoktu)... Eğer bilmiyorsanız Zikr (Hazire-i Kuds, Zat) Ehli’ne sorun.

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَداً لَّا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ
8-) Ve ma cealnahüm ceseden la ye'külunet taame ve ma kânu halidiyn;
Onları (Nebî/Rasûl’leri) yemek yemez bir cesed kılmadık... (Onlar) ebedi kalıcılar da değillerdi.


ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَأَنجَيْنَاهُمْ وَمَن نَّشَاء وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ
9-) Sümme sadaknahümül va'de feenceynahüm ve men neşau ve ehleknel müsrifiyn;

Sonra onlara (olan) va’dimizi doğruladık da onları ve dilediğimiz kimseleri kurtarıp müsrifleri helak ettik.

لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَاباً فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
10-) Lekad enzelna ileyküm Kitaben fiyhi zikruküm* efela ta'kılun;
Andolsun ki size, içinde zikriniz olan (ikiziniz) bir Kitab inzal ettik... Akletmiyor musunuz?.

وَكَمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْماً آخَرِينَ
11-) Ve kem kasamna min karyetin kânet zalimeten ve enşe'na ba'deha kavmen aharin;
Zalim olan nice karye (ülke)’yi kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka kavimler inşa ettik.

فَلَمَّا أَحَسُّوا بَأْسَنَا إِذَا هُم مِّنْهَا يَرْكُضُونَ

12-) Felemma ehassu be'sena iza hüm minha yerküdun;

Be’simizi (azabımızı, şiddetimizi, kuvvetimizi) hissettiklerinde, bir de bakarsın ki oradan kaçıyorlar!.

لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا إِلَى مَا أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْأَلُونَ
13-) La terküdu verciu ila ma ütriftüm fiyhi ve mesakiniküm lealleküm tüs'elune;
 “Kaçmayın ve içinde ni’met-imkan bolluğundan şımardığınız (yer) a, meskenlerinize rücu’ edin ki sual edilesiniz”.

قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
14-) Kalu ya veylena inna künna zalimiyn;
Dediler ki: “Veyl bize!.. Doğrusu biz zalimlermişiz”.

فَمَا زَالَت تِّلْكَ دَعْوَاهُمْ حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيداً خَامِدِينَ
15-) Fema zalet tilke da'vahüm hatta cealnahüm hasıyden hamidiyn;
Onların bu da’vaları (çağrıları) sürüp gitti... Ta ki biz onları hasıyd (biçilmiş ekin) ve hamidler (sönmüş ateş, ölüler) kıldık.

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاء وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ
16-) Ve ma halaknes Semae vel Arda ve ma beynehüma laıbiyn;
Sema’yı, Arz’ı ve aralarındakileri oynayalım diye halketmedik (ihmal edilemez olgulardır).

لَوْ أَرَدْنَا أَن نَّتَّخِذَ لَهْواً لَّاتَّخَذْنَاهُ مِن لَّدُنَّا إِن كُنَّا فَاعِلِينَ

17-) Lev eradna en nettehıze lehven lettehaznahu min ledünna* in künna faıliyn;

Eğer bir eğlence edinmek dileseydik, elbette onu kendi ledünnümüzden edinirdik... Biz (böyle) failler değiliz (yapsaydık öyle yapardık).

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ
18-) Bel nakzifü Bil Hakkı alel batıli feyedmeğuhu feiza huve zahikun, ve lekümül veylü mimma tasıfun;
Bilakis biz, Hakkı (gerçeği; vahyi, keşfi delilleri) batılın (gerçek olmayan, vehmi düşünce ve inanışların) üzerine indiririz de onun dimağını (beynini) parçalar... Bir de bakarsın ki o can çekişerek ölür/yok olup gider... Vasıflamalarınız dolayısıyla veyl olsun size (kendinizi tanısanıza?) !.

وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ عِندَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ
19-) Ve leHU men fiys Semavati vel Ard* ve men ındeHU la yestekbirune an ıbadetiHİ ve la yestahsirun;
Semalarda ve Arz’da kim varsa O’nundur... O’nun indinde olanlar O’nun ibadetinden ne kibirlenirler ne de yorulurlar (melektirler).

يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ
20-) Yüsebbihunelleyle vennehare la yeftürun;
Gece ve gündüz tesbih ederler... Boşluk-ara vermezler (futursuzca, gevşetmeden, bıkmadan tesbih ibadetlerini yaparlar).

أَمِ اتَّخَذُوا آلِهَةً مِّنَ الْأَرْضِ هُمْ يُنشِرُونَ
21-) Emittehazu aliheten minel Ardı hüm yünşirun;
Yoksa onlar Arz’dan, neşreden (kabirdeki ölüleri dirilten) ilahlar mı edindiler?.

لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
22-) Lev kâne fiyhima alihetün ilellahu lefesedeta* fesubhanAllahi Rabbil Arşi amma ye sıfun;
Eğer o ikisinde (Arz-Semavat) Allah’dan başka ilahlar (mevcud, müessir) olsaydı, elbette o ikisi de fesada uğrardı... Arş’ın Rabbi olan Allah onların vasıflamalarından münezzehdir.

لَا يُسْأَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ
23-) La yüs'elu amma yef'alu ve hüm yüs'elun;
 (O) yaptığından sual edilmez... Onlar sual edilirler.

أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هَذَا ذِكْرُ مَن مَّعِيَ وَذِكْرُ مَن قَبْلِي بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُم مُّعْرِضُونَ
24-) Emittehazu min duniHİ aliheten, kul hatu burhaneküm hazâ zikru men meıye ve zikru men kabliy* bel ekseruhüm la ya'lemunelHakka fehüm mu'ridun;
Yoksa O’ndan başka ilahlar mı edindiler?... De ki: “Burhanınızı (apaçık kanıtınızı) getirin hadi!.. Bu (la ilahe illallah; vahdet), benimle beraber olan kimsenin de zikridir, benden önce olan kimsenin de zikridir”... Hayır, onların ekseriyeti Hakkı bilmiyorlar... Bundan ötürü yüz çeviricilerdir.

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ
25-) Ve ma erselna min kablike min Rasûlin illâ nuhıy ileyhi ennehu la ilahe illâ ENE fa'budun;
Senden önce bir Rasûl irsal etmedik ki Ona: “İlah yok, ancak Ben (= Ben’den başka vücud yok);o halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَداً سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُّكْرَمُونَ
26-) Ve kalüttehazer Rahmanu veleden subhaneHU, bel ıbadun mükramun;
 “Rahman çocuk edindi” dediler... Subhan’dır O!... Bilakis (o melekler) ikrama nail olmuş (şerefli) kullardır.

لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُم بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ
27-) La yesbikuneHU Bil kavli ve hüm Bi emriHİ ya'melun;
 (Bi-) kavl ile (kavl olarak, söz söylemede) O’nu sebketmezler (önüne geçmezler)... Onlar, O’nun emri ile amel ederler.

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَى وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ
28-) Ya'lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm ve la yeşfeune illâ limenirteda ve hüm min haşyetiHİ müşfikun;
 (O), onların önlerindekini de, arkalarındakini bilir... Onlar (Rahman’ın) razı olduğu/seçtiği (murteza olan) kimseden başkasına şefaat etmezler... Onlar O’nun haşyetinden titrerler.

وَمَن يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّي إِلَهٌ مِّن دُونِهِ فَذَلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
29-) Ve men yekul minhüm inniy ilahun min duniHİ fezâlike necziyhi cehennem* kezâlike necziz zalimiyn;
Onlardan kim: “Muhakkak ki (yani laf olsun bir söz değil) ben, O’nun gayrından bir ilahım” der ise, biz onu cehennem ile cezalandırırız (“ben” cehennem içindir)... İşte zalimleri böyle cezalandırırız.

أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
30-) Evelem yeralleziyne keferu ennes Semavati vel Arda kâneta retkan fefetaknahüma* ve cealna minelMai külle şey'in hayy* efela yu'minun;
O kafir olanlar görmediler mi ki (zigot’ta) Semavat ve Arz bitişik/birleşik idi de biz onları (kromozom verilerinin karşılıklığı ile) yarıp ayırdık... Her diri şeyi sudan oluşturduk... Hala iman etmiyorlar mı?.

وَجَعَلْنَا فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجاً سُبُلاً لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُون
31-) Ve cealna fiyl’Ardı ravasiye en temiyde Bihim ve cealna fiyha ficacen sübülen leallehüm yehtedun;
Arz’da, kendilerini (B sırrınca) sallayıp sarsmasın diye sabit dağlar oluşturduk... Orada ficac olarak (dağlar arasındaki geniş yollar halinde) yollar oluşturduk ki doğru yolu bulsunlar.

وَجَعَلْنَا السَّمَاء سَقْفاً مَّحْفُوظاً وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ
32-) Ve cealnesSemae sakfen mahfuza* ve hüm an ayatiha mu'ridun;
Sema’yı (üst bilinci) da korunmuş bir tavan kıldık... Onlar onun (Sema’nın) ayetlerinden yüz çeviricilerdir.

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
33-) Ve HUvelleziy halekalleyle vennehare veşŞemse velKamer* küllün fiy felekin yesbehun;
O (Allah) ki, Gece’yi, Gündüz’ü, Güneş’i ve Ay’ı yaratmıştır... Her biri bir felek (yörünge) de yüzmektedir.

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِّن قَبْلِكَ الْخُلْدَ أَفَإِن مِّتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ
34-) Ve ma cealna li beşerin min kablikel huld* efein mitte fehümül halidun;
Senden önce hiç bir beşer için ebedilik kılmadık... Şayet sen ölürsen, onlar ebediler (ölümsüzler) midir?.

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
35-) Küllü nefsin zâikatülmevt* ve nebluküm Bişşerri velhayri fitneten, ve ileyNA turceun;
Her nefs ölümü tadıcıdır/tadacaktır... Biz bir imtihan sistemi olarak (nötürleşesiniz, kuvvelerinizi keşfedesiniz diye) sizi (B sırrınca) şerr ve hayır ile deneriz... Ve bize rücu’ ettiriliyorsunuz.

وَإِذَا رَآكَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُواً أَهَذَا الَّذِي يَذْكُرُ آلِهَتَكُمْ وَهُم بِذِكْرِ الرَّحْمَنِ هُمْ كَافِرُونَ
36-) Ve iza reakelleziyne keferu in yettehızuneke illâ hüzüva* ehazelleziy yezküru aliheteküm* ve hüm Bi zikrirRahmani hüm kafirun;
Kafir olanlar seni gördüklerinde, “Bu mu sizin ilahlarınızı zikrediyor (ağzına alıyor) ?” diyerek seni alaya almaktan başka bir şey edinmezler (mesela: düşünmezler)... Halbuki onlar Bi-zikriRahman (Rahman’ın zikrine; B sırrınca Rahman’ın zikri olarak) kafirlerdir.

خُلِقَ الْإِنسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَأُرِيكُمْ آيَاتِي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
37-) Hulikal İnsanu min acel* seüriyküm ayatiy fela testa'cilun;
İnsan (nefsin/bilincin doğası/değişkenliği gereği) acel (acele etmek, daha önce yapmak, acelecilik)’den yaratılmıştır... Ayetlerimi size yakında göstereceğim... (Onların zuhurunu) acele etmeyin!.

وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
38-) Ve yekulune meta hazel va'dü in küntüm sadikıyn;
 “Eğer doğru söyleyenler iseniz şu va’d ne zamandır?” derler.

لَوْ يَعْلَمُ الَّذِينَ كَفَرُوا حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
39-) Lev ya'lemülleziyne keferu hıyne la yeküffune an vucuhihimünnare ve la an zuhurihim ve la hüm yünsarun;
Kafir olanlar, ne vech (yüz) lerinden (önlerinden, bilinçlerinden) ne de sırtlarından (arkalarından, bedenlerinden) ateşi önleyemeyecekleri ve kendilerine yardım da olunmayacağı zamanı bir bilselerdi (böyle acele istemezlerdi).

بَلْ تَأْتِيهِم بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
40-) Bel te'tiyhim bağteten fetebhetühüm fela yestetıy'une raddeha ve la hüm yünzarun;
Bilakis (va’dolunan, azab) onlara ansızın (birden) gelir de kendilerini şaşırtır/şaşkına çevirir... Artık onu ne reddetmeye (geri çevirmeye) muktedir olurlar ve ne de kendilerine bakılır (mühlet verilir).

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
41-) Ve lekadistühzie Bi Rusulin min kablike fehaka Billeziyne sehıru minhüm ma kânu Bihi yestehziun;
Andolsun ki senden önceki (Bi-) Rasûller ile de istihza edildi de onlarla alay edenleri istihza ediyor oldukları şey (B gerçeğince) çepeçevre kuşattı.

قُلْ مَن يَكْلَؤُكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمَنِ بَلْ هُمْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِم مُّعْرِضُونَ
42-) Kul men yekleüküm Bil leyli ven nehari miner Rahman* bel hüm an zikri Rabbihim mu'ridun;
De ki: “(Bi-) Gece ve Gündüz (B sırrınca) Rahman’dan (özündeki Rahmani hakikatın gereklerini yaşayamamanın sonucu olan azab hali) sizi kim korur?”... Hayır, onlar Rablerinin zikrinden yüz çeviricilerdir.

أَمْ لَهُمْ آلِهَةٌ تَمْنَعُهُم مِّن دُونِنَا لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنفُسِهِمْ وَلَا هُم مِّنَّا يُصْحَبُونَ
43-) Em lehüm alihetün temneuhüm min duniNA* la yestetıy'une nasre enfüsihim ve la hüm minna yushabun;
Yoksa onların, kendilerini bizden mani olup koruyacak ilahları mı var?... (Oysa) onlar (ilahları) ne kendi kendilerine yardıma muktedir olurlar ve ne de onlar bizim tarafımızdan dostluk/destek görürler.

بَلْ مَتَّعْنَا هَؤُلَاء وَآبَاءهُمْ حَتَّى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا أَفَهُمُ الْغَالِبُونَ
44-) Bel metta'na haülai ve abaehüm hatta tale aleyhimül ‘umür* efela yeravne enna ne'til Arda nenkusuha min atrafiha* efehümül ğalibun;
Hayır, biz bunları ve babalarını faydalandırdık (yaşattık, ni’metlendirdik)... Hatta onlara ömür uzun geldi (bitmeyecekmiş gibi; o kadar nimet içinde yaşattık)... Görmüyorlar mı ki biz Arz’a (fiziksel bedene) geliyoruz, onun etrafından onu noksanlaştırıyoruz (ta ki yaşlanır ve ölür... Hadis-i Şerif: Yaşlanma ve ölüme çare yoktur.)... Galipler onlar mı?.

قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاء إِذَا مَا يُنذَرُونَ
45-) Kul innema ünziruküm Bil vahyi, ve la yesmeussummüdduae iza ma yünzerun;
De ki: “Ben sizi ancak Bil-vahy (vahy olarak, vahiy ile) uyarıyorum”... (Halbuki) sağırlar uyarıldıkları vakit duayı (çağrıyı) işitmezler.

نَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
46-) Ve lein messethüm nefhatün min azâbi Rabbike le yekulünne ya veylena inna künna zalimiyn;
Yemin olsun, eğer onlara Rabbinin azabından bir nefha (esinti) dokunsun, elbette: “Veyl bize!... Doğrusu biz zalimlermişiz” derler.

وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئاً وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ
47-) Ve nedaulmevaziynelkısta liyevmil kıyameti fela tuzlemu nefsün şey'a* ve in kâne miskale habbetin min hardelin eteyna Biha* ve kefa Bina hasibiyn;
Kıyamet günü için kıst (uluhiyyet hükümlerine göre, sistem realitesi ile tartan adalet) terazileri koyarız (ölçü Hakk’tır)... Hiç bir nefs en küçük bir zulme uğramaz... Bir hardal tanesi ağırlığınca olsa dahi (B sırrınca) onu da getiririz... Hesab görücüler olarak (B sırrınca) biz kafiyiz.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاء وَذِكْراً لِّلْمُتَّقِينَ
48-) Ve lekad ateyna Musa ve HarunelFurkane ve Dıyâen ve Zikran lil müttekıyn;
Andolsun ki biz Musa ve Harun’a Furkan’ı (Hak ile batılı temyiz eden aklı), müttekıyler için bir zıya (ışık) ve bir zikir (öğüt) olarak verdik.

الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ وَهُم مِّنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ
49-) Elleziyne yahşevne Rabbehüm Bil ğaybi ve hüm minessaati müşfikun;
Onlar ki Bil-gayb (ğaybleri olarak) Rablerinden haşyet ederler... Ve onlar o saat (kıyamet)’ten de titrerler.

وَهَذَا ذِكْرٌ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَاهُ أَفَأَنتُمْ لَهُ مُنكِرُونَ
50-) Ve hazâ zikrun mübarekün enzelnaHU, efeentüm lehu münkirun;
Bu, O’nu inzal ettiğimiz mübarek bir zikir’dir... Siz O’nu inkar edenler misiniz?.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal