Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  40. MU’MİN SÛRESİ   غافر
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَيَا قَوْمِ مَا لِي أَدْعُوكُمْ إِلَى النَّجَاةِ وَتَدْعُونَنِي إِلَى النَّارِ

41-) Ve ya kavmi maliy ed'uküm ilennecati ve ted'uneniy ilen nar;

“Ey kavmim!... Ne oluyor ki ben sizi necat’a (kurtuluşa) da’vet ediyor iken, siz beni Nar’a da’vet ediyorsunuz”.
تَدْعُونَنِي لِأَكْفُرَ بِاللَّهِ وَأُشْرِكَ بِهِ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَأَنَا أَدْعُوكُمْ إِلَى الْعَزِيزِ الْغَفَّارِ
42-) Ted'uneniy li ekfüre Billahi ve üşrike Bihi ma leyse liy Bihi ılmun ve ene ed'uküm ilel Aziyzil Ğaffar;
“Siz beni, (B gerçeği ile) Allah’a küfr (nankörlük) etmeye ve onunla ilgili (B manasınca) bir ilmim olmayan (bir varlığı olmayan) şeyi (gene B gerçeği ile) O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz... Ben ise sizi Aziyz, Ğaffar’a çağırıyorum”.
لَا جَرَمَ أَنَّمَا تَدْعُونَنِي إِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْآخِرَةِ وَأَنَّ مَرَدَّنَا إِلَى اللَّهِ وَأَنَّ الْمُسْرِفِينَ هُمْ أَصْحَابُ النَّارِ
43-) La cerame ennema ted'uneniy ileyhi leyse lehu da'vetün fiyd dünya vela fiyl ahireti ve enne mereddena ilAllahi ve ennel müsrifiyne hüm ashabun nar;
“Hakikat şu ki: Sizin beni kendisine da’vet ettiğinizin ne dünyada ve ne de Ahiret’te bir da’veti yoktur (varlık alameti yoktur)... Muhakkak ki bizim dönüşümüz Allah’adır... Ve muhakkak ki israfeden/haddi aşanlar, (işta) onlar Nar ashabıdırlar”.
فَسَتَذْكُرُونَ مَا أَقُولُ لَكُمْ وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
44-) Fesetezkürune ma ekulü leküm* ve ufevvidu emriy ilAllah* innAllahe Basıyrun Bil ıbad;
“Size söylediğimi yakında hatırlayacaksınız... Ben işimi Allah’a tefviz ediyorum (bırakıyorum)... Muhakkak ki Allah kullarını (B sırrınca, onların varlığı olarak) Basıyr’dir”.
فَوَقَاهُ اللَّهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ
45-) Fevekahullahu seyyiati ma mekeru ve haka Bi ali fir'avne suül azâb;
Nihayet Allah onu (o mu’min adamı, fravun alinin) yaptıkları mekrin kötülüklerinden korudu... Al-u fravun’u ise (B gerçeğince) azabın kötüsü çepeçevre kuşattı.
النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوّاً وَعَشِيّاً وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ

46-) Ennaru yu'redune aleyha ğudüvven ve aşiyya* ve yevme tekumüs saatü, edhılu ale fir'avne eşeddel azâb;

 (O kötü azab) Nar’dır... (Al-u fravun ise) sabah-akşam ona arzolunuyor haldedirler...O Saat kıyam ettiği gün de: “Al-u fravun’u azabın en şiddetlisine sokun” (denilir).
وَإِذْ يَتَحَاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفَاء لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعاً فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا نَصِيباً مِّنَ النَّارِ
47-) Ve iz yetehaccune fiyn nari feyekulud duafau lilleziynestekberu inna künna leküm tebean fehel entüm muğnune anna nasıyben minennar;
Hani (o vakit) Nar içinde (birbirlerini etkisiz kılmak, alt etmek için) niza ederler de zayıf olanlar büyüklük taslayanlara der ki: “Doğrusu biz sizin tebaanız idik... İmdi siz Nar’dan bir nasib (bir pay olsun) bizden savabilir misiniz?”.
قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا كُلٌّ فِيهَا إِنَّ اللَّهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ

48-) Kalelleziynestekberu inna küllün fiyha innAllahe kad hakeme beynel ıbad;

O büyüklük taslayanlar da dedi ki: “Doğrusu hepimiz onun (Nar’ın) içindeyiz... Muhakkak ki Allah kulları arasında hüküm vermiş (zaten)”.
وَقَالَ الَّذِينَ فِي النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْماً مِّنَ الْعَذَابِ
49-) Ve kalelleziyne fiyn nari lihazeneti cehennemed'u Rabbeküm yuhaffif anna yevmen minel azâb;
Nar’ın içinde olanlar, cehennem hazinlerine (koruyan bekçilerine) dedi ki: “Rabbinize dua edin/çağırın, azabdan bir gün (olsun) bizden hafifletsin (yakiyn?)”.
قَالُوا أَوَلَمْ تَكُ تَأْتِيكُمْ رُسُلُكُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا بَلَى قَالُوا فَادْعُوا وَمَا دُعَاء الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ

50-) Kalu evelem tekü te'tiyküm Rusulüküm Bil beyyinat* kalu bela* kalu fed'u* ve ma duaül kafiriyne illâ fiy dalal;

(Hazinler) dediler ki: “Rasûlleriniz size beyyinler (B sırrınca apaçık deliller olarak) ile gelmedi mi?”... Dediler ki: “Evet”... (Hazinler) dediler ki: “O halde kendiniz dua edin”... Kafirlerin duası/çağırması da dalal (dalalet, sapma, kaybolma, boşa çıkma) dan başka bir şey delildir.
إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ
51-) İnna lenensuru RusüleNA velleziyne amenu fiyl hayatid dünya ve yevme yekumül eşhad;
Muhakkak ki biz Rasûllerimize ve iman edenlere, dünya hayatında da eşhad’ın (şahidlerin) kıyam ettiği günde de yardım edeceğiz.
يَوْمَ لَا يَنفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
52-) Yevme la yenfeuz zalimiyne ma'ziretühüm ve lehümül la'netü ve lehüm suüddar;
O Gün onların ma’ziret (özür-mazeret beyan etme) leri zalimlere fayda vermez... Hem o la’net (Allah’dan uzaklık) onlarındır ve hem de yurdun kötüsü onlarındır.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْهُدَى وَأَوْرَثْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْكِتَابَ
53-) Ve lekad ateyna Muselhüda ve evresna beniy israiylel Kitab;
Andolsun ki Musa’ya huda (hidayet, rehber; sistem aklı) verdik... İsrailOğullarını da Kitab’a varis/mirasçı kıldık.
دًى وَذِكْرَى لِأُولِي الْأَلْبَابِ
54-) Hüden ve zikra li üliyl elbab;
Öz akıl sahiplerine bir huda (rehber, irşad) ve öğüt/hatırlatma olmak üzere.
فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ

55-) Fasbir inne va'dAllahi hakkun vestağfir lizenbike ve sebbih Bi Hamdi Rabbike Bil aşiyyi vel ibkâr;

Sabret!... Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır... Günahın için mağfiret dile... Akşam ve sabah (Güneş battığı ve doğduğu vakitlerde B sırrınca) Rabbinin hamdi ile tesbih et!.
إِنَّ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي آيَاتِ اللَّهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ أَتَاهُمْ إِن فِي صُدُورِهِمْ إِلَّا كِبْرٌ مَّا هُم بِبَالِغِيهِ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
56-) İnnelleziyne yücadilune fiy ayatillahi Bi ğayri sültanin etahüm, in fiy sudurihim illâ kibrun mahüm Bi baliğıyh* festeiz Billah* inneHU HUves Semiy’ul Basıyr;
Kendilerine gelmiş bir sultan (reddedilemez delil, güç) olmaksızın Allah’ın ayetleri hakkında (B sırrınca) mücadele edenler/tartışanlar var ya, onların sadırlarında (B gerçeğince) ona asla ulaşamayacakları bir kibir’den (büyüklük kuruntusundan) başka bir şey yoktur... O halde sen (B sırrınca) Allah’a sığın... Muhakkak ki O, Semi’dir, Basıyr’dir.
لَخَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
57-) Le halkus Semavati vel Ardı ekberu min halkın Nasi ve lâkinne ekserenNasi la ya'lemun;
Semavat’ın ve Arz’ın yaratılışı, insanların yaratılışından elbette ekberdir (daha büyüktür)... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.
وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُسِيءُ قَلِيلاً مَّا تَتَذَكَّرُونَ
58-) Ve ma yestevil a'ma vel basıyru velleziyne amenu ve amilus salihati ve lelmüsiy'* kaliylen ma tetezekkerun;
A’ma (kör) ile basıyr (basiretiyle gören), iman edip salih amel işleyenle musi’ (muhsin’in zıddı; kötülük yapan?) bir olmaz... Ne kadar da az tezekkür ediyorsunuz!.
إِنَّ السَّاعَةَ لَآتِيَةٌ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
59-) İnnes saate le atiyetün la raybe fiyha ve lâkinne ekserenNasi la yu'minun;
Muhakkak ki O Saat elbette gelicidir, onda kuşku yoktur... Fakat insanların ekseriyeti iman etmezler.
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
60-) Ve kale Rabbükümüd'uniy estecib leküm* innelleziyne yestekbirune an ıbadetiy seyedhulune cehenneme dahıriyn;
Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin/beni çağırın, size icabet edeyim... Muhakkak ki benim ibadetimdem (duadan) kibirlenenler, dahiriyn (küçülmüş, boyun bükmüşler) olarak cehennem’e gireceklerdir”.
اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِراً إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
61-) Allahulleziy ceale lekümül leyle li teskünu fiyhi vennehare mubsıra* innAllahe lezufadlin alenNasi ve lâkinne ekserenNasi la yeşkürun;
Allah (O’dur) ki, sizin için, geceyi onda sükun bulasınız (boşalıp rahatlayasınız; nötürleşesiniz) diye ve gündüzü de mubsır (gören, idrak eden) kıldı... Muhakkak ki Allah insanlara (akli istidatları dolayısıyla) fazl (lutuf) sahibidir... Fakat insanların ekseriyeti şükretmezler.
لِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
62-) Zâlikümullahu Rabbüküm Haliku külli şey'* la ilahe illâ HU* feenna tü'fekûn;
İşte budur Allah, Rabbiniz, herşeyin Halikı!.. O’ndan başka ilah (vücud, yaratıcı) yoktur!.. Nasıl (Hak’dan) çevriliyorsunuz?.
كَذَلِكَ يُؤْفَكُ الَّذِينَ كَانُوا بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ

63-) Kezâlike yü'fekülleziyne kânu Bi ayatillahi yechadun;

Allah’ın ayetlerini bilerek (kasden) inkar edenler böylece döndürülür.
اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَاراً وَالسَّمَاء بِنَاء وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ فَتَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
64-) Allahulleziy ceale lekümül’Arda kararen vesSemae binaen ve savvereküm feahsene suvereküm ve razekaküm minat tayyibat* zâlikümullahu Rabbüküm* fetebarekâllahu Rabbül alemiyn;
Allah (O’dur) ki, Arz’ı sizin için bir karar yeri, Sema’yı da bina olarak oluşturdu... Sizi tasvir etti (şekillendirdi) de sizin (mana) sûretlerinizi en güzel etti ve sizi tayyibattan (ilim ve ma’rifetlerden) rızıklandırdı... İşte size Allah, Rabbiniz!... Rabbul Alemiyn olan Allah ne yücedir!.
هُوَ الْحَيُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
65-) HUvel Hayyü la ilahe illâ HUve fed'uhu muhlisıyne lehüd diyn* elHamdu Lillahi Rabbil alemiyn;
O’dur Hayy... O’ndan başka ilah (yaratan vücud) yoktur... Diyni O’na halis kılarak O’nu çağırın (O’na dua/kulluk/ibadet edin) artık... Hamd, Rabbül Alemiyn olan Allah’a aittir.
قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَمَّا جَاءنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِن رَّبِّي وَأُمِرْتُ أَنْ أُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
66-) Kul inniy nühiytü en a'budelleziyne ted'une min dunillahi lemma caeniyel beyyinatü min Rabbiy ve ümirtü en üslime liRabbil alemiyn;
De ki: “Rabbimden bana beyyineler geldiğinde, Allah’ın gayrından sizin çağırdıklarınıza (isimlendirdiklerinize) kulluk yapmaktan nehyolundum ve Rabbül Alemiyn’e teslim olmakla emrolundum”.
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخاً وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى مِن قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا أَجَلاً مُّسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون

67-) HUvelleziy halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tıflen sümme liteblüğu eşüddeküm sümme litekûnu şüyuha* ve minküm men yüteveffa min kablü ve liteblüğu ecelen müsemmen ve lealleküm ta'kılun;

O, odur ki, sizi bir topraktan, sonra bir nutfe (su, sperm)’den, sonra bir alaka (donmuş kan, genetik yapı, embriyo)’dan yarattı... Sonar sizi bir tıfl (çocuk) olarak çıkarır; sonra eşüddenize (bulüğ/kemale erme çağınıza) ulaşmanız, sonra şeyhler (ruhani olgunluk sahibi) olmanız için (yaşatıyor)... Sizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor... (Bunların oluşu) bir ecel-i müsemma’ya ulaşmanız ve akletmeniz içindir.
هُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ فَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ
68-) HUvelleziy yuhyiy ve yümiyt* feiza kada emran feinnema yekulü lehu kün feyekûn;
O, odur ki diriltir (var kılar) ve öldürür (yok kılar)... Bir işe hükmettiği (kaza?) vakit onun için yalnızca “Ol” der; o, olur.
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي آيَاتِ اللَّهِ أَنَّى يُصْرَفُونَ
69-) Elem tera ilelleziyne yücadilune fiy ayatillah* enna yusrefun;
Allah’ın ayetlerinde mücadele eden/tartışan kimseleri görmedin mi?.. nasıl da (Hak’dan) çevriliyorlar?.
الَّذِينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَا أَرْسَلْنَا بِهِ رُسُلَنَا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
70-) Elleziyne kezzebu Bil Kitabi ve Bima erselna Bihi RusüleNA* fesevfe ya'lemun;
Onlar ki Kitab’ı ve Rasûllerimizi (B sırrınca, kendisi ile) irsal ettiğimiz şeyleri (B sırrınca) tekzib ettiler... Yakında bilecekler.
إِذِ الْأَغْلَالُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُ يُسْحَبُونَ
71-) İzil ağlalü fiy a'nakıhim vesselasil* yüshabun;
O vakit onların boyunlarında ağlal (halkalar, kayıtlar, bağlar?) ve selasil (zincirler), sürükleniyor haldedirler (kendini tanımamak?).
فِي الْحَمِيمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَ
72-) Fiyl hamiymi sümme fiyn nari yüscerun;
Hamiym’de (kaynar su’yun içinde)... Sonra Nar’da yakılırlar.
ثُمَّ قِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تُشْرِكُونَ
73-) Sümme kıyle lehüm eyne ma küntüm tüşrikûn;
Sonra onlara denildi ki: “Nerede ortak koştuğunuz şeyler?”.
مِن دُونِ اللَّهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَل لَّمْ نَكُن نَّدْعُو مِن قَبْلُ شَيْئاً كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ الْكَافِرِينَ
74-) Min dunillah* kalu dallu anna bel lem nekün ned'u min kablü şey'a* kezâlike yudıllullahul kafiriyn;
“Allah’ın gayrından?”... Dediler ki: “Bizden kayboldular... Hayır, daha önce zaten biz bir şeye (varlığı olan bir şeye) dua etmemişiz/bir şeyi çağırmamışız”... Allah, kafirleri böylece saptırır.
ذَلِكُم بِمَا كُنتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنتُمْ تَمْرَحُونَ
75-) Zâliküm Bima küntüm tefrehune fiyl Ardı Bi ğayril hakkı ve Bima küntüm temrehun;
Bu (B gerçeğince), Arz’da Bi-gayrı Hak (Hakk’ın gayrı olarak) sevinip şımarmanız ve (B sırrınca) kasılıp böbürlenmeniz yüzündendir.
ادْخُلُوا أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ
76-) Üdhulu ebvabe cehenneme halidiyne fiyha* febi'se mesvel mütekebbiriyn;
Orada ebedi kalıcılar olarak cehennem kapılarından girin... Mütekebbir (kibirli, büyüklenen) lerin kalma yeri ne kötüdür!.
فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
77-) Fasbir inne va'dAllahi Hakk* feimma nüriyenneke ba'delleziy neıdühüm ev neteveffeyenneke feileyNA yurceun;
Sabret!... Muhakkak ki Allah’ın va’di Hakk’dır... Onlara va’dettiğimizin bazısını sana gösterirsek yahut (göremeden) seni vefat ettirirsek (farketmez), (nasıl olsa) onlar bize rücu’ ettirilecekler.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلاً مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَنْ يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ فَإِذَا جَاء أَمْرُ اللَّهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ

78-) Ve lekad erselna Rusülen min kablike minhüm men kasasna aleyke ve minhüm men lem naksus aleyk* ve ma kâne li Rasûlin en ye'tiye Bi ayetin illâ Bi iznillah* feiza cae emrullahi kudiye Bil Hakkı ve hasire hünalikel mubtılun;

Andolsun ki senden önce de Rasûller irsal ettik... Onlardan kimini sana kıssa ettik (hikayelerini anlattık) ve onlardan kimini de sana kıssa etmedik... Bir Rasûl için, Bi-iznillah (Allah izni olarak) müstesna, (B sırrınca) bir ayet (mucize) getirmesi mümkün değildir... Emrullah geldiği vakit, Bil-Hakk (Hakk olarak) hükmedilir ve ibtal ediciler (batılcılar; Hakk’dan perdeliler) orada hüsrana uğrar.
اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
79-) Allahulleziy ceale lekümül en'ame literkebu minha ve minha te'külun;
Allah (O’dur) ki, onlardan bazısını binesiniz ve bazısından da yiyesiniz diye en’am’ı (mismil nefsleri) sizin için oluşturdu.
وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً فِي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

80-) Ve leküm fiyha menafiu ve liteblüğu aleyha haceten fiy suduriküm ve aleyha ve alel fülki tuhmelun;

Sizin için onlarda (daha başka) faydalar vardır... Sadırlarınızdaki hacet’e onların üzerinde ulaşmanız için... Onların (en’am’ın?) üzerinde ve gemilerin üzerinde yüklenilip taşınıyorsunuz.
وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَأَيَّ آيَاتِ اللَّهِ تُنكِرُونَ
81-) Ve yüriyküm ayatiHİ, feeyye ayatillahi tünkirun;
(Allah) size ayetlerini gösteriyor... Allah’ın ayetlerinin hangisini inkar ediyorsunuz (inkar-red edebilir misiniz, mümkün mü) ?.
أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا أَكْثَرَ مِنْهُمْ وَأَشَدَّ قُوَّةً وَآثَاراً فِي الْأَرْضِ فَمَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
82-) Efelem yesiyru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kablihim* kânu eksere minhüm ve eşedde kuvveten ve asaren fiyl Ardı fema ağna anhüm ma kânu yeksibun;
Arz’da seyretmediler (gezip dolaşmadılar) mi ki, kendilerinden öncekilerin akibeti nasıl oldu nazar edip (akıl gözü ile) görsünler?... Onlar (öncekiler), bunlardan hem ekser (daha çok), hem de kuvvetçe ve Arz’ı sürüp işleme itibarıyla daha şiddetli idiler... Kazanmakta oldukları, onlardan hiçbir şeyi savmadı (bir şeyi önleyemedi, bir fayda sağlayamadı).
فَلَمَّا جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِندَهُم مِّنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
83-) Felemma caethüm Rusulühüm Bil beyyinati ferihu Bima ındehüm minel ılmi ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Rasûlleri onlara (Bi-) beyyineler (apaçık deliller) ile geldiklerinde, onlar ilimden kendi indlerindeki ile (B gerçeğince) sevinip ferahladılar-şımardılar... (B sırrınca) alay etmekte oldukları şey (B gerçeğince) onları çepeçevre kuşatmıştır.
فَلَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا قَالُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهِ مُشْرِكِينَ
84-) Felemma raev be'seNA kalu amenna Billahi vahdeHU ve keferna Bima künna Bihi müşrikiyn;
Be’simizi (hışmımızı, şiddetimizi) gördüklerinde: “Allah’a (B sırrı ve) O’nun Tekliği ile iman ettik ve (gene B sırrı gerçeği) O’na ortak koştuğumuz şeyleri (B sırrınca) küfr (inkar) ettik” dediler.
فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا سُنَّتَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ فِي عِبَادِهِ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ
85-) Felem yekü yenfeuhüm iymanühüm lemma raev be'seNA* sünnetallahiletiy kad halet fiy ıbadiHİ, ve hasire hünalikel kafirun;
Fakat be’simizi gördüklerinde, onların iman etmeleri kendilerine fayda vermedi... Bu, kulları hakkında geçmiş Allah’ın sünnetidir... Ve kafirler (hakikatlarından, sünnetullah’tan perdeliler) orada hüsrana uğradı.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal