Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  41.  FUSSILET SÛRESİ    فصلت
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِن ثَمَرَاتٍ مِّنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ أَيْنَ شُرَكَائِي قَالُوا آذَنَّاكَ مَا مِنَّا مِن شَهِيدٍ
47-) İleyHİ yüreddü ılmüs saati, ve ma tahrucü min semeratin min ekmamiha ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illâ BiılmiHİ, ve yevme yünadiyhim eyne şürekâiy kalu azennake ma minna min şehiyd;
O Saat’ın (kiyamet, ölüm?) ilmi O’na (Allah’a) reddolunur... O’nun ilmi dışında (illa Bi ilmiHİ) ne meyvalar kümme’lerinden (zarflarından, kablarından) çıkar, ne bir dişi hamile kalır ve ne de (taşıdığını) vaz’ eder (doğurur)... “Nerede benim ortaklarım?” diye onlara (Allah’ın) nida ettiği gün, dediler ki: “Bizden hiçbir şahiyd olmadığını sana ilan ederiz (ortağın yoktur)”.
وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا يَدْعُونَ مِن قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٍ
48-) Ve dalle anhüm ma kânu yed'une min kablü ve zannu ma lehüm min mahıys;
Daha önce çağırıyor oldukları (isimlendirdikleri) şeyler onlardan kaybolup gitti ve kendileri için bir mahıys (sığınak/kaçış yeri) bulunmadığını da zannettiler (içlerinden gelen bir şekilde anladılar).
لَا يَسْأَمُ الْإِنسَانُ مِن دُعَاء الْخَيْرِ وَإِن مَّسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُوسٌ قَنُوطٌ
49-) La ye s'emül İnsanu min duail hayr* ve in messehüş şerru feyeusün kanut;
İnsan hayrın duasından (hayır çağırmaktan) usanmaz... Eğer ona şerr dokunsa, hemen çok ümit kesmiş bir ye’se düşmüş olur.
وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِّنَّا مِن بَعْدِ ضَرَّاء مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَذَا لِي وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّجِعْتُ إِلَى رَبِّي إِنَّ لِي عِندَهُ لَلْحُسْنَى فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُوا وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ
50-) Ve lein ezâknahu rahmeten minna min ba'di darrae messethü leyekulenne hazâ liy ve ma ezunnüs saate kaimeten ve lein rucı'tü ila Rabbiy inne liy ındeHU lel hüsna* felenünebbiennelleziyne keferu Bima amilu* ve le nüziykannehüm min azâbin ğaliyz;
Andolsun ki eğer ona (insan’a), kendisine dokunmuş bir darra (hastalık, zarar, zorluk)’dan sonra bizden bir rahmet tattırsak, elbette şöyle diyecektir: “Bu, benim (sahip olduğum, hakkım) dir... O Saat’ın kaim olacağını (kıyametimin kopup döneceğimi) da zannetmiyorum... Andolsun ki eğer Rabbime rücu’ ettirilirsem, muhakkak ki O’nun indinde en güzeli benimdir”... Andolsun ki (hakikatlarından, sistem’den) kafir olanlara yaptıkları şeyleri (B sırrınca) haber vereceğiz... Ve andolsun ki onlara ğaliz (katı, sert) azabtan (unsuri kayıtlarla yaşamak) tattıracağız.
وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الْإِنسَانِ أَعْرَضَ وَنَأى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاء عَرِيضٍ
51-) Ve iza en'amna alel İnsani a'reda ve nea Bicanibih* ve iza messehüş şerru fezu duain ariyd;
İnsan’a in’am’da bulunduğumuz vakit yüz çevirir ve (Bi-) yanı ile uzaklaşır (nefsi ile uzak olur)... Kendisine şerr dokunduğunda ise, hemen geniş/çokça dua edicidir.
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ اللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُم بِهِ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
52-) Kul eraeytüm in kâne min ındillahi sümme kefertüm Bihi men edallü mimmen huve fiy şikakın beıyd;
De ki: “Gördünüz mü (düşünün bakalım), eğer (o, Kur’an) Allah indinden idiyse, sonra da siz (B gerçeğiyle) Onu küfr (inkar) etmişseniz, uzak bir şikak (Hak’dan, bütünden kopukluk)’a düşenden daha sapkın kimdir?”.
سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
53-) Senüriyhim ayatiNA fiyl afakı ve fiy enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm enneHUl Hakk* evelem yekfi Bi Rabbike enneHU alâ külli şey'in şehiyd;
Afak (ufuklar)’da ve enfüsler (nefsler) inde ayetlerimizi onlara göstereceğiz (seyr-i afaki, seyr-i enfüsi), ta ki O’nun Hakk (yadsınamaz gerçek) olduğu kendilerine tebeyyün etsin (açıkça belli olsun; Hak zahir olsun)... (Bi-) Rabbinin herşey üzerine şehiyd (bir şahid) oluşu yetmez mi (demek ki Hak?) ?.
أَلَا إِنَّهُمْ فِي مِرْيَةٍ مِّن لِّقَاء رَبِّهِمْ أَلَا إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطٌ
54-) Ela innehüm fiy miryetin min Lıkai Rabbihim* ela inneHU Bi külli şey’in Muhıyt;
Dikkat edin!... Muhakkak ki onlar Rablerinin lıka’sından (Rabbleri ile karşılaşmaktan, Rablerinin varlıklarında açığa çıkışını yaşamaktan, madde perdesi dolayısıyla) şek-şüphe içindedirler... Dikkat edin!... Muhakkak ki O, Bi-külli şey’in muhit’tir ("B" her birime aittir!...).

  42. ŞÛRÂ SÛRESİ   الشورى
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
حم
1-) Haa, Miiiym;
Ha, Miym.
عسق
2-) Ayyyn, Siiiyn, Kaaaf;
Ayn, Siyn, Kaf.
كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
3-) Kezâlike yuhıy ileyke ve ilelleziyne min kablikellahul Aziyzül Hakiym;
Aziyz ve Hakiym olan Allah, sana ve senden öncekilere böylece vahyeder.
لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
4-) LeHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve HUvel Aliyyül Azıym;
Semavat’ta (Semalar’da) ve Arz’da ne varsa Onundur... O, Aliyy’dir, Azıym’dir.
تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِن فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَن فِي الْأَرْضِ أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
5-) Tekâdüs Semavatü yetefattarne min fevkıhinne vel Melaiketü yüsebbihüne Bi Hamdi Rabbihim ve yestağfirune limen fiyl Ard* ela innAllahe HUvel Ğafurur Rahıym;
Az kalsın (azameti ilahiyyeden) Semavat (Sema’lar) fevklerinden (üstlerinden) çatlayacaklar!... Melaike de (B sırrıyla) Rabblerinin hamdi ile tesbih ediyor ve Arz’da olanlar için mağfiret diliyor haldedirler... Dikkat edin, Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَولِيَاء اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ
6-) Velleziynet tehazu min duniHİ evliyaAllahu Hafiyzun aleyhim* ve ma ente aleyhim Bi Vekiyl;
O’nun gayrından veliler edinmişlere gelince, Allah onlar üzerine bir Hafiyz (kollayan, gözetleyen)’dır... Sen onlar üzerine bir (Bi-) Vekiyl değilsin.
وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآناً عَرَبِيّاً لِّتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ
7-) Ve kezâlike evhayna ileyke Kur’ânen Arabiyyen li tünzire Ümmel Kura ve men havleha ve tünzire yevmel cem'ı la raybe fiyh* feriykun fiyl cenneti ve feriykun fiys saıyr;
Hem Ümmü’l Kura’yı (karyelerin anası’nı, Mekke-i Mükerrem’e halkını) ve Onun havalesini uyarasın ve hem de kendisinde şüphe olmayan cem’ günü (için) uyarasın diye sana böylece (Onu) Arapça bir Kur’an (halinde) vahyettik... (Onlardan) bir fırka cennet’tedir, bir fırka da sa’iyr’ (alevli ateş) dedir.
وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَعَلَهُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن يُدْخِلُ مَن يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
8-) Ve lev şaAllahu lecealehüm ümmeten vahıdeten ve lâkin yüdhılü men yeşau fiy rahmetiHİ, vezzalimune malehüm min Veliyyin ve la Nasıyr;
Eğer Allah dileseydi onları elbette ümmet-i vahide (tek bir ümmet, iman/vahdet ehli) kılardı... Fakat Allah dilediğini Rahmetine (sıfatlarına) dahil eder... Ve zalimlere gelince, onların ne bir Veliy’si vardır ve ne de bir Nasıyr’i (yardım edeni).
أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء فَاللَّهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِي المَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
9-) Emittehazu min duniHİ evliya'* fAllahu HUvel Veliyyü ve HUve yuhyil mevta* ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr;
Yoksa O’nun gayrından veliy’ler mi edindiler?... (İşte) Allah!... O’dur Veliy!?... Ölüleri O, diriltir?!... O, herşeye Kadiyr’dir.
وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِن شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبِّي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
10-) Ve mahteleftüm fiyhi min şey'in fehukmühu ilAllah* zâlikümullahu Rabbiy aleyHİ tevekkeltü, ve ileyHİ üniyb;
Herhangi bir şey hakkında ihtilaf ettiğinizde, onun hükmü Allah’adır... İşte budur Allah, Rabbim!... O’na tevekkül ettim... O’na inabe (rücu’) ederim.
فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجاً يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
11-) Fatırus Semavati vel Ard* ceale leküm min enfüsiküm ezvacen ve minel en'ami ezvaca* yezreüküm fiyh* leyse kemisliHİ şey'* ve HUves Semiy’ul Basıyr;
(O,) Semavat ve Arz’ın Fatırı’dır... (O,) Sizin için hem kendi nefslerinizden eşler ve hem de en’am (mismil hayvanlar?)’dan eşler oluşturmuştur... (O,) bunda (bu tedbir-mekanizma içinde) sizi üretip-çoğaltıyor... O’nun misli gibi (vücud sahibi) bir şey yoktur!... O, Semi’dir, Basıyr’dir.
لَهُ مَقَالِيدُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
12-) LeHU mekaliydüs Semavati vel Ard* yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inneHU Bikülli şey'in Aliym;
Semavat’ın ve Arz’ın anahtarları (Esma-ül Hüsna) O’nundur... Rızkı dilediğine bast eder (açar, yayar, genişletir) ve kısar/daraltır... Muhakkak ki O, Bi-külli şey’in Aliym’dir.
شَرَعَ لَكُم مِّنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحاً وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
13-) Şeraa leküm mined diyni ma vassa Bihi Nuhan velleziy evhayna ileyke ve ma vassayna Bih İbrahiyme ve Musa ve Iysa en ekıymüddiyne ve la teteferreku fiyh* kebüre alel müşrikiyne ma ted'uhüm ileyh* Allahu yectebiy ileyHİ men yeşau ve yehdiy ileyHİ men yüniyb;
“Diyn’i (vahdet realitesinin gereği olan yadsınamaz gerçeği, muhakkak geçerli Allah Sistem ve düzenine uyumlu yaşamı) ikame edin ve onda tefrikaya düşmeyin” diye, O TEK Diyn’den (muhakkak geçerli Allah Sistem ve düzeninden) Nuh’a (B sırrınca) vasiyet ettiğini, Sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya (B sırrınca) vasiyyet ettiğimizi, (O; Allah) sizin için şeriatlaştırdı... Kendilerini çağırdığın bu şey (vahdet; la ilahe illAllah gerçeği; Sistem realitesi), müşriklere büyük geldi... Allah dilediğini kendine ictiba eder (seçer) ve kendine yönelenleri de maksada hidayet eder (gerçeği gösterir, zatına erdirir)”.
وَمَا تَفَرَّقُوا إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى لَّقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ أُورِثُوا الْكِتَابَ مِن بَعْدِهِمْ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ
14-) Ve ma teferreku illâ min ba'di ma caehümül ılmü bağyen beynehüm* ve levla kelimetün sebekat min Rabbike ila ecelin müsemmen lekudiye beynehüm* ve innelleziyne urisülKitabe min ba'dihim lefiy şekkin minhu muriyb;
(Onlar) ancak ilim (Hakikat ilmi, vahiy; Rasûl-Nebî) kendilerine geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık/zulüm yüzünden tefrikaya düştüler... Eğer müsemma bir ecele (muayyen bir vakte) kadar Rabbinden (hükmedilmiş) bir kelime sebk etmiş (geçmiş) olmasaydı, onlar arasında elbette hükmolunurdu (iş bitirilirdi)... Onlardan sonra Kitab’a varis kılınanlara (ehl-i kitab) gelince, muhakkak ki Ondan (Kur’an’dan, Hz.Rasûlullah’dan; Vahdet’ten, Diyn/Sistem’den) muriyb (evham veren, şüpheci; dolayısıyla ikana yaklaştırıcı değil, imandan uzaklaştırıcı) bir şek içindedirler.
فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَقُلْ آمَنتُ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِن كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
15-) Feli zâlike fed'u, vestekım kema ümirte, ve la tettebı' ehvaehüm ve kul amentü Bima enzelAllahu min Kitab* ve ümirtü lia'dile beyneküm* Allahu Rabbüna ve Rabbüküm* lena a'malüna ve leküm a'malüküm* la huccete beynena ve beyneküm* Allahu yecmeu beynena* ve ileyHİl masıyr;
İşte bunun için sen (Diyn’in ruhunu anlamayanları; ehl-i kitab ve diğerlerini Vahdet’e, Teklik gerçeğine, “Allah” ismiyle işaret edilen’e) davet et... Emrolunduğun gibi mustakıym (dosdoğru, dengede) ol (meyletme, adil ol!)... Onların hevalarına (beşeri düşüncelerine, izafi yorumlarına, felsefelerine) tabi olma ve de ki: “Allah’ın Kitab’tan inzal ettiğine (B sırrıyla) iman ettim (gelmiş geçmiş tüm Nebî/Rasûllerin ve onlarla inzal olunanların tasdikiyim) !... Aranızda adaletli olmamla emrolundum (size haksızlık yapmam sözkonusu olamaz; doğrularınızı zayi etmem)... Allah bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir (fiillerimiz buna göredir?)... Bizim amellerimiz bizimdir, sizin amelleriniz de sizindir... Bizimle sizin aranızda hüccet (delil, tartışma, husumet) yoktur!... Allah aramızı cem’eder!.. Ve O’nadır dönüş”.
وَالَّذِينَ يُحَاجُّونَ فِي اللَّهِ مِن بَعْدِ مَا اسْتُجِيبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِندَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
16-) Vellezine yuhaccune fiyllahi min ba'di mestüciybe lehu huccetühüm dahıdatün ınde Rabbihim ve aleyhim ğadabün ve lehüm azâbün şediyd;
Ona (Rasûlullah’a?) icabet edilmesinden (Hz.Muhammed s.a.v.in da’vetine cevap verildikten; Teklik ve Sistem gerçeğine iman edildikten) sonra Allah hakkında tartışanların (yahudi ve nasara’nın?) hüccetleri (delilleri) Rableri indinde batıldır (geçersizdir, boştur)... Onların üzerine bir gadab (ı ilahi) ve onlar için şiddetli bir azab vardır.
اللَّهُ الَّذِي أَنزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْمِيزَانَ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ
17-) Allahulleziy enzelel Kitabe Bil Hakkı vel miyzan* ve ma yüdriyke lealles saate kariyb;
Allah (odur) ki, Bil-Hakk (Hakk olarak) Kitab’ı (Nebî/Rasûller ile açıklanan diyni, hakikat bilgisini, istidadınızı) ve Miyzan’ı (adaleti, dengeyi) inzal etti... Sana bildiren nedir (ne bilirsin), belki O Saat (kıyamet?) yakındır.
يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ آمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا الْحَقُّ أَلَا إِنَّ الَّذِينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَفِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ
18-) Yesta'cilu Bihelleziyne la yu'minune Biha* velleziyne amenu müşfikune minha, ve ya'lemune ennehel Hakk* ela innelleziyne yumarune fiys saati lefiy dalalin beıyd;
Ona (O Saat’e B sırrıyla) iman etmeyenler, onu acele isterler... İman edenler ise ondan müşfikdirler (korku ile ürperirler) ve bilirler ki o kesinlikle Hakk’dır... Dikkat edin, O Saat hakkında tartışanlar, muhakkak uzak bir dalal (sapkınlık) içindedirler.
اللَّهُ لَطِيفٌ بِعِبَادِهِ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ وَهُوَ الْقَوِيُّ العَزِيزُ
19-) Allahu Latıyfün Bi ıbadiHİ yerzüku men yeşa'* ve HUvel Kaviyyül Aziyz;
Allah kullarına (B sırryla?) Latiyf’dir, dilediğini rızıklandırır... O Kaviyy’dir, Aziyz’dir.
مَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الْآخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِي حَرْثِهِ وَمَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤتِهِ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِن نَّصِيبٍ
20-) Men kâne yüriydü harsel ahıreti nezid lehü fiy harsih* ve men kâne yüriydü harsed dünya nü'tihi minha ve ma lehu fiyl ahıreti min nasıyb;
Kim Ahiret’in harsi (ekini) ni irade eder ise, harsinde onun için ziyade ederiz... Kim de dünya’nın harsi (ekini) ni irade eder ise, ondan ona veririz... (Fakat) Ahiret’te onun için bir nasib yoktur.
أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء شَرَعُوا لَهُم مِّنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَن بِهِ اللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
21-) Em lehüm şürekâu şerau lehüm mined diyni ma lem ye'zen Bihillah* ve levla kelimetül fasli lekudıye beynehüm* ve innez zalimiyne lehüm azâbün eliym;
Yoksa onların, Diyn’den, Allah’ın (B sırrınca) izin vermediği şeyi kendileri için şeriatlaştıran ortakları mı var (sünnetullah’ın tebdil ve tahvili olmaz ki) ?... Eğer fasl (ayrım, tefrik, said-şaki hükmü) kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hükmolunurdu... Zalimlere gelince, onlar için elim bir azab vardır.
تَرَى الظَّالِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِ لَهُم مَّا يَشَاؤُونَ عِندَ رَبِّهِمْ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الكَبِيرُ
22-) Teraz zalimiyne müşfikıyne mimma kesebu ve huve vakıun Bihim* velleziyne amenu ve amilus salihati fiy ravdatil cennat* lehüm ma yeşaune ınde Rabbihim* zâlike HUvel fadlül kebiyr;
Kazandıklarından ötürü zalimleri müşfıkler (korku ile titreyenler) olarak görürsün, o (kazandıkları B gerçeğince) onlara vaki’ olduğu (başlarına geldiği) halde... İman edip salih amel işleyenler ise cennetlerin ravza (bahçe) larındadırlar... Onlar için Rablerinin indinde diledikleri herşey vardır... İşte bu, o büyük fazl’dır (lutuftur).
ذَلِكَ الَّذِي يُبَشِّرُ اللَّهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُل لَّا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْراً إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى وَمَن يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَّزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْناً إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
23-) Zâlikelleziy yübbeşşirullahu ıbadeHUlleziyne amenu ve amilus salihat* kul la es'elüküm aleyhi ecren illel meveddete fiyl kurba* ve men yakterif haseneten nezid lehu fiyha hüsna* innAllahe Ğafurun Şekûr;
İşte bu, Allah’ın, iman edip salih amel işleyen kullarına müjdelediğidir... De ki: “Kurba’da (kurbet’te, Allah’a yaklaşmak’ta; yakınlarımı, Ehl-i Beyti’mi) sevgi (ilgili sıfatlarla vasıflanma) haricinde onun (bu da’vet ve tebliğim) üzerine sizden bir ecir (ücret, karşılık) istemiyorum”... Kim bir hasene (Hz.Rasûlullah’ın yakınlarını sevmek; yakınlık) kazanırsa, onda (o hasene’de) onun için bir hasene ziyade ederiz... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Şekur’dur.
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِباً فَإِن يَشَأِ اللَّهُ يَخْتِمْ عَلَى قَلْبِكَ وَيَمْحُ اللَّهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
24-) Em yekuluneftera alellahi keziba* fein yeşeillahu yahtim alâ kalbik* ve yemhullahul batıle ve yuhıkkul hakka Bi kelimatiHİ, inneHU Aliymun Bizatis sudur;
Yoksa “Allah üzerine bir yalan uydurdu” mu diyorlar?... Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler; Allah batılı mahveder ve kendi kelimeleri (sıfatları) olarak (B sırrınca) Hakkı tahkıkler/sabit kılar... Muhakkak ki O, sadırların zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir (içinizdekini özünden bilir).
وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُو عَنِ السَّيِّئَاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
25-) Ve HUvelleziy yakbelüt tevbete an ıbadiHİ ve ya'fu anis seyyiati ve ya'lemu ma tefalun;
O, kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden (kötülüklerin cezasından vazgeçen) ve yaptıklarınızı bilendir.
وَيَسْتَجِيبُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
26-) Ve yesteciybülleziyne amenu ve amilus salihati ve yeziydühüm min fadliHİ, vel kafirune lehüm azâbün şediyd;
(O) iman edip salih amel işleyenlere icabet eden ve kendi fazlından onlara ziyade edendir... Kafirlere gelince, onlar için şiddetli bir azab vardır.
وَلَوْ بَسَطَ اللَّهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهِ لَبَغَوْا فِي الْأَرْضِ وَلَكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَّا يَشَاءُ إِنَّهُ بِعِبَادِهِ خَبِيرٌ بَصِيرٌ
27-) Velev besetAllahur rizka li ıbadiHİ le beğav fiyl Ardı ve lâkin yünezzilu Bi kaderin ma yeşa'* inneHU Bi ıbadiHİ Habiyrun Basıyr;
Eğer Allah kullarına rızkı bast etseydi (yayıp genişletseydi), Arz’da elbette azarlardı... Fakat (O) dilediğini bir (Bi-) kader (ölçü, miktar) ile indirir... Muhakkak ki O, kullarını (B sırrıyla) Habiyr’dir, Basıyr’dir.
وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ

28-) Ve HUvelleziy yünezzilül ğayse min ba'di ma kanetu ve yenşuru rahmeteHU, ve HUvel Veliyyül Hamiyd;

O, onlar (kulları) ümit kestikten sonra ğays’ı (yağmuru, rahmeti) indiren ve rahmetini neşredendir (yayandır)... O, Veliy’dir, Hamiyd’dir.
وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَابَّةٍ وَهُوَ عَلَى جَمْعِهِمْ إِذَا يَشَاءُ قَدِيرٌ
29-) Ve min ayatiHİ halkus Semavati vel Ardı ve ma besse fiyhima min dabbetin, ve HUve alâ cem'ıhim iza yeşau Kadiyr;
Semavat’ı ve Arz’ı ve ikisi arasında dabbe’den (hareketli nesne, canlı, hayvan’dan) bess ettiklerini (saçıp yaydıklarını) yaratması O’nun ayetlerindendir... O, dilediği vakit onların cem’ine Kadiyr’dir.
وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ

30-) Ve ma esabeküm min musıybetin feBima kesebet eydiyküm ve ya'fu an kesiyr;

Musibet’ten size ne isabet etmişse, (B gerçeğince) ellerinizin kazandıkları dolayısıyladır... (Allah) bir çoğunu da afvediyor.
وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
31-) Ve ma entüm Bi mu'ciziyne fiyl Ard* ve ma leküm min dunillahi min Veliyyin ve la Nasıyr;
Siz, Arz’da (Bi-) aciz bırakıcılar değilsiniz (yaşam gerçeğinizi, Sistem’i yadsıyamazsınız)... Ve sizin Allah’dan başka ne bir Veliy’niz ve ne de bir nasıyr’iniz (yardımcınız) yoktur.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal