Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



   43.  ZUHRUF SÛRESİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
حَتَّى إِذَا جَاءنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ
38-) Hatta iza caena kale ya leyte beyniy ve beyneke bu'del meşrikayni fe bi'sel kariyn;
Nihayet bize geldiğinde: “Keşke benimle senin aranda iki doğunun uzaklığı olsaydı... Ne kötü bir arkadaşmışın!” dedi.
وَلَن يَنفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
39-) Ve len yenfeakümül yevme iz zalemtüm enneküm fiyl azâbi müşterikûn;
Bugün (pişmanlık, mazeret; telafi arzusu) size asla fayda vermeyecektir... Çünkü zulmettiniz... Muhakkak ki siz azab’ta müştereksiniz.
أَفَأَنتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ أَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَن كَانَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
40-) Efeente tüsmi’us summe ev tehdil umye ve men kâne fiy dalalin mübiyn;
O sağırlara sen mi işittireceksin?... Yahut o a’maları ve apaçık sapkınlık içinde olanları sen mi hidayet edeceksin?.
فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُم مُّنتَقِمُونَ
41-) Feimma nezhebenne Bike feinna minhüm müntekımun;
Eğer (Bi-) seni götürsek dahi, doğrusu biz onlardan intikam alıcılarız.
أَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذِي وَعَدْنَاهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِم مُّقْتَدِرُونَ
42-) Ev nüriyennekelleziy veadnahüm feinna aleyhim muktedirun;
Yahut ta onlara va’dettiğimizi sana gösteririz... Muhakkak ki biz onlar üzerine muktedirleriz.
فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذِي أُوحِيَ إِلَيْكَ إِنَّكَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
43-) Festemsik Billeziy uhıye ileyk* inneke alâ sıratın müstekıym;
Sana vahyolunanı (B sırrınca) yakalayıp sarıl... Muhakkak ki sen sırat-ı müstakıym üzeresin.
وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
44-) Ve innehu lezikrun leke ve likavmik* ve sevfe tüs'elun;
Muhakkak ki O (vahyolunan), senin için ve kavmin için bir zikir (öğüt, hatırlatma) dir... Yakında sual edileceksiniz (mes’ulsunuz).
وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَا أَجَعَلْنَا مِن دُونِ الرَّحْمَنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ
45-) Ves'el men erselna min kablike min RusuliNA ecealna min dunirRahmani aliheten yu'bedun;
Rasûllerimizden senden önce irsal ettiklerimize sor!... Rahman’dan gayrı kulluk yapılır ilahlar kıldık mı?.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَقَالَ إِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
46-) Ve lekad erselna Musa Bi ayatiNA ila fir'avne ve meleihi fekale inniy Rasûlü Rabbil alemiyn;
Andolsun ki Musa’yı (Bi-) ayetlerimizle Fravun ve onun mele’sine (ileri gelenlerine) irsal ettik de (Musa) dedi ki: “Muhakkak ki ben Rabb’ül Alemiyn’in Rasûlü’yüm”.
فَلَمَّا جَاءهُم بِآيَاتِنَا إِذَا هُم مِّنْهَا يَضْحَكُونَ
47-) Felemma caehüm Bi ayatiNA izahüm minha yadhakûn;
(Musa) onlara (Bi-) ayetlerimizle geldiğinde, onlar hemen onlara gülüyorlardı.
وَمَا نُرِيهِم مِّنْ آيَةٍ إِلَّا هِيَ أَكْبَرُ مِنْ أُخْتِهَا وَأَخَذْنَاهُم بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
48-) Ve ma nuriyhim min ayetin illâ hiye ekberu min uhtiha* ve ehaznahüm Bil azâbi leallehüm yerciun;
Onlara gösterdiğimiz herbir ayet, onun (o ayetin) kızkardeşinden daha büyüktü... Belki rücu’ ederler diye onları (Bi-) azabla da yakaladık.
وَقَالُوا يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
49-) Ve kalu ya eyyühes sahır ud'u lena Rabbeke Bima ahide ındeke innena le mühtedun;
Dediler ki: “Ey büyücü!... Senin indindeki ahdinden ötürü bizim için (B sırrınca) Rabbine dua et!... Muhakkak ki biz doğru yolda olanlar oluruz”.
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ
50-) Felemma keşefna anhümül azâbe izahüm yenküsun;
Kendilerinden azabı keşfettiğimizde (kaldırdığımızda), hemen onlar ahdlerini bozdular.
وَنَادَى فِرْعَوْنُ فِي قَوْمِهِ قَالَ يَا قَوْمِ أَلَيْسَ لِي مُلْكُ مِصْرَ وَهَذِهِ الْأَنْهَارُ تَجْرِي مِن تَحْتِي أَفَلَا تُبْصِرُونَ
51-) Ve nada fir'avnu fiy kamihi kale ya kavmi eleyse liy mülkü mısra ve hazihil enharu tecriy min tahtiy* efela tubsırun;
Fravun, kavmi içinde nida edip dedi ki: “Ey kavmim!... Mısır’ın mülkü ve altımdan akan şu nehirler benim değil mi?... Hala görmüyor musunuz?”.
أَمْ أَنَا خَيْرٌ مِّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ مَهِينٌ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ
52-) Em ene hayrun min hazelleziy huve mehiynün ve la yekâdü yübiyn;
“Yoksa şu mehiyn (basit, aşağılık) ve sözünü neredeyse açıklayamayandan daha hayırlı değil miyim?”.
فَلَوْلَا أُلْقِيَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِّن ذَهَبٍ أَوْ جَاء مَعَهُ الْمَلَائِكَةُ مُقْتَرِنِينَ
53-) Felevla ulkıye aleyhi esviretün min zehebin ev cae meahül Melaiketü mukteriniyn;
“(Eğer Musa doğru söyleyen ise) Onun üzerine altından bilezikler bırakılmalı yahut onunla beraber mukteriniyn (bir araya gelip yakınlık kuranlar) olarak melekler gelmeli değil miydi?”.
فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَأَطَاعُوهُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِقِينَ
54-) Festehaffe kavmehu feetauh* innehüm kânu kavmen fasikıyn;
(Fravun) kavmini hafife aldı... Onlar da ona itaat ettiler... Muhakkak ki onlar fasıklar kavmi idi.
فَلَمَّا آسَفُونَا انتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ
55-) Felemma asefunentekamna minhüm feağraknahüm ecmeıyn;
Vaktaki onlar bizi kızdırdılar, onlardan intikam aldık da onları toptan suda boğduk.
فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفاً وَمَثَلاً لِلْآخِرِين
56-) Fecealnahüm selefen ve meselen lil ahıriyn;
Onları ahiriyn (sonradan gelenler) için bir selef (geçmiş) ve bir mesel (ibretlik örnek) kıldık.
وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلاً إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ
57-) Ve lemma duribebnü Meryeme meselen iza kavmüke minhü ye sıddun;
MeryemOğlu bir mesel (ibretlik bir örnek) olarak darbedildiğinde (ortaya konulduğunda), hemen senin kavmin ondan yüz çevirdiler/ağır yükler taşıdıkları sırada develerin gürültü çıkardıkları gibi gürültü çıkardılar (gerçeği anlayamadılar).
وَقَالُوا أَآلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلاً بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُون
58-) Ve kalu ealihetüna hayrun em hu* ma darebuhü leke illâ cedela* belhüm kavmün hasımun;
Ve dediler ki: “Bizim ilahlarımız mı hayırlı yoksa O mu?”... Bunu sana ancak cedel (tartışma, çekişme) için/olarak darbettiler (örnek getirdiler)... Bilakis onlar hasımlık yapan/çekişmeyi seven bir kavimdir.
إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلاً لِّبَنِي إِسْرَائِيلََ
59-) İn huve illâ abdün en'amna aleyhi ve cealnahü meselen libeniy israiyl;
O ancak kendisine in’am’da bulunduğumuz ve kendisini İsrailOğullarına bir mesel (ibretlik bir örnek) kıldığımız bir kul’dur.
وَلَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَائِكَةً فِي الْأَرْضِ يَخْلُفُونَ
60-) Velev neşau lecealna minküm Melaiketen fiyl Ardı yahlüfun;
Eğer dileseydik, sizden, Arz’da halef olacak (yerinize geçen) melekler oluştururduk.
وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
61-) Ve innehu le ılmün lissaati fela temterunne Biha vettebiun* hazâ sıratun müstekıym;
Muhakkak ki O (HatemünNebî Hz.Muhammed s.a.v.in ba’solunuşu, Nüzül-ü İsa?), O Saat (kıyamet) için bir ilimdir... Ondan (kiyametten, B gerçeği sözkonusu iken) şüphe etmeyin ve bana (Hz.Muhammed’in Diyni’ne; Hz.Mehdi Rasûl’e) tabi olun... Bu, sırat-ı müstakıym’dir.
وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
62-) Ve la yesuddennekümüş şeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
Şeytan sizi (O’na tabi olmaktan, vahdetten) alakoymasın... Muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır.
وَلَمَّا جَاء عِيسَى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِالْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ الَّذِي تَخْتَلِفُونَ فِيهِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
63-) Ve lemma cae Iysa Bil beyyinati kale kad ci'tüküm Bil hikmeti ve li übeyyine leküm ba'dalleziy tahtelifune fiyh* fettekullahe ve etıy'un;
İsa (Bi-) beyyineler ile geldiğinde dedi ki: “Gerçekten size (Bi-) hikmeti (sistem bilincini, sistemli tefekkürü, akletmeyi) getirdim ve hakkında ihtilaf ettiğinizin bazısını size açıklayayım diye (geldim)... O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
إِنَّ اللَّهَ هُوَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
64-) İnnAllahe HUve Rabbiy ve Rabbüküm fa'buduh* hazâ sıratun müstekıym;
“Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir... O halde O’na kulluk edin... Bu, sırat-ı müstakıym’dir”.
فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِن بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ
65-) Fahtelefel ahzabü min beynihim* feveylün lilleziyne zalemu min azâbi yevmin eliym;
Hizibler (Diyn’de, Vahdet’te, kıyamet gerçeği ve alametlerinde tefrikaya düşenler) kendi aralarında ihtilaf ettiler... Elim bir günün azabından dolayı veyl olsun o zulmedenlere!.
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
66-) Hel yenzurune illes saate en te'tiyehüm bağteten ve hüm la yeş'urun;
Onlar farkında olmadıkları halde iken, O Saat’ın (Hz.Rasûlullah’ın: “Ben ve O Saat şu ikisi gibiyiz” deyip şahadet ve orta parmaklarını gösterdiği zuhur, o zuhurun alameti farıkasının?) ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar (iman edip gerekli çalışma ve dönüşümlerle karşılamaları gerekirken) ?.
الْأَخِلَّاء يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ
67-) El ehıllau yevmeizin ba'duhüm li ba'dın adüvvün illel müttekıyn;
O Gün dostlar (beşeriyyetleri ile, dünyevi, nefsani sebeplerle birbirlerini sevip haliyl edinenler), bazısı bazısına bir düşmandır... Ancak muttekıyker (nefs halinden, perdelilikten korunan; Allah için sevip özden dost olanlar) müstesna.
يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا أَنتُمْ تَحْزَنُونَ
68-) Ya ıbadi la havfün aleykümül yevme ve la entüm tahzenun;
“Ey kullarım!... Bugün size bir korku yoktur... Siz mahzun olmazsınız da”.
الَّذِينَ آمَنُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِمِينَ
69-) Elleziyne amenu Bi ayatiNA ve kânu müslimiyn;
Onlar (o kullar) ki ayetlerimize (B sırrıyla) iman ettiler ve müslimler oldular.
ادْخُلُوا الْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ
70-) Udhulül cennete entüm ve ezvacüküm tuhberun;
Siz ve eşleriniz sürur içinde-ikrama mazhar olduğunuz halde Cennet’e (Hakkani yaşam’a) dahil olun!.
يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ الْأَنفُسُ وَتَلَذُّ الْأَعْيُنُ وَأَنتُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
71-) Yutafü aleyhim Bi sıhafin min zehebin ve ekvab* ve fiyha ma teştehiyhil enfüsü ve telezzül a'yün* ve entüm fiyha halidun;
Altından tabaklar/tepsiler ve testiler/kadehler (B sırrınca) tavaf ettirilir üstlerinde...Orada nefslerin iştah ettiği ve gözlerin telezzüz ettiği şeyler de vardır... Ve sizler orada ebedi kalıcılarsınız.
وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
72-) Ve tilkel cennetülletiy uristümuha Bima küntüm ta'melun;
İşte yaptığınız çalışmalar ile (B sırrınca yaptığınız çalışmalar olarak) kendisine mirasçı kılındığınız cennet budur.
لَكُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ
73-) Leküm fiyha fakihetün kesiyretün miha te'külun;
Sizin için orada pek çok meyv vardır... Onlardan yersiniz.
إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ
74-) İnnel mücrimiyne fiy azâbi cehenneme halidun;
Muhakkak ki mücrimler (şirk ile ayrılığa oturanlar) zehennem azabı içinde ebedi kalıcılardır.
لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
75-) La yüfetteru anhüm vehüm fiyhi müblisun;
Onlardan hafifletilmez... Onlar onun içinde mublisundur (Rahmetullah’tan ümit kesmiş, gayriyete-birimselliğe terkedilmiş kimselerdir).
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِن كَانُوا هُمُ الظَّالِمِينَ
76-) Ve ma zalemnahüm ve lâkin kânu hümüz zalimiyn;
Biz onlara zulmetmedik... Fakat onlar zalimler idiler.
وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ إِنَّكُم مَّاكِثُونَ
77-) Ve nadev ya Malikü li yakdı aleyna Rabbük* kale inneküm makisun;
“Ey (cehennem’in hazini) Malik!... Rabbin aleyhimize hüküm versin (işimizi bitirsin, öldürsün; azabı hissetmez kılsın)!” diye nida ettiler... (Malik) dedi ki: “Muhakkak ki siz (burada, böyle) kalıcılarsınız”.
لَقَدْ جِئْنَاكُم بِالْحَقِّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ
78-) Lekad ci'naküm Bil Hakkı ve lâkinne eksereküm lil Hakkı karihun;
Andolsun ki size Bil-Hakk (Hakk olarak) geldik... Fakat sizin ekseriyetiniz Hakkı kerih görenlerdiniz (Hakk’dan hoşlanmıyordunuz).
أَمْ أَبْرَمُوا أَمْراً فَإِنَّا مُبْرِمُونَ
79-) Em ebremu emren feinna mübrimun;
Yoksa (Hakk’dan gafil olup Hz.Rasûlullah’a hasım olanlar) muhkem bir iş mi yaptılar/yoksa Hakkı kerih görmede kesin kararlı ve batılı yaşamada israrlılar mı?... Çünkü biz de muhkem kılanlarız/Hakk’da kesin kararlılarız.
أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُم بَلَى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ
80-) Em yahsebune enna la nesmeu sirrahüm ve necvahüm* bela ve RusülüNA ledeyhim yektübun;
Yoksa onların sırlarını (gizlediklerini) ve fısıltılarını işitmediğimizi mi sanırlar?... Evet (işitiyoruz)... Yanlarındaki Rasûllerimiz de yazmaktadırlar.
قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَنِ وَلَدٌ فَأَنَا أَوَّلُ الْعَابِدِينَ
81-) Kul in kâne lirRahmani veledün, feena evvelül abidiyn;
De ki: “Eğer Rahman’ın bir çocuğu olsaydı, abidlerin (ona ibadet edenlerin) ilki ben (olur) idim (çocuk-baba?)”.
سُبْحَانَ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
82-) Subhane Rabbis Semavati vel Ardı Rabbil Arşi amma y esıfun;
Semavat ve Arz’ın Rabbi, Arş’ın Rabbi onların vasıflamalarından Subhan’dır (münezzehdir) !.
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
83-) Fezerhüm yehudu ve yel'abu hatta yulaku yevme hümülleziy yuadun;
Bırak onları, va’dolundukları günlerine kavuşuncaya kadar (dünyalarına, rüyalarına) dalsınlar ve oynasınlar.
وَهُوَ الَّذِي فِي السَّمَاء إِلَهٌ وَفِي الْأَرْضِ إِلَهٌ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ
84-) Ve HUvelleziy fiys Semai ilahun ve fiyl Ardı ilah* ve HUvel Hakiymül Aliym;
Sema’da da ilah (tek vücud, müessir) O’dur, Arz’da da ilah (vücud, yaratan) O’dur... O, Hakiym’dir, Aliym’dir.
وَتَبَارَكَ الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
85-) Ve tebarekelleziy leHU Mülküs Semavati vel Ardı ve ma beyne hüma* ve ındeHU ılmüs saati, ve ileyHİ turceun;
Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisinin olan ne yüce mübarektir!... O’nun indindedir, O Saat’ın ilmi... Ve O’na rücu’ ettirileceksiniz.
وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
86-) Ve la yemlikülleziyne yed'une min duniHİş şefaate illâ men şehide Bil Hakkı ve hüm ya'lemun;
O’ndan başka çağırdıkları (isimlendirdikleri) şefaat’a malik olamazlar... Ancak bilerek (ilmen) Hakka (B sırrıyla) şahid olanlar müstesna.
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
87-) Ve lein seeltehüm men halekahüm le yekulünnAllahu feenna yü'fekûn;
Yemin olsun ki eğer onlara: “Kendilerini kim yarattı?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler... (Hakk’tan) nasıl çevriliyorlar peki?.
وَقِيلِهِ يَارَبِّ إِنَّ هَؤُلَاء قَوْمٌ لَّا يُؤْمِنُونَ
88-) Ve kıylihi ya Rabbi inne haülai kavmün la yu'minun;
Onun (O Rasûl’ün?) sözü, “Ya Rabbi, muhakkak ki bunlar iman etmeyen bir kavimdir”.
فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
89-) Fasfah anhüm ve kul Selâm* fesevfe ya'lemun;
(Rasûl’üm!) sen onlardan geç/onlara aldırma (affet, geniş ol) ve: “Selam” de... Yakında bilecekler.

44. DUHÂN SÛRESİ   الدخان
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
حم
1-) Haa, Miiiym;
Ha,Miym.
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ
2-) Vel Kitabil mübiyn;
O Kitab-ı Mubiyn’e yemin olsun ki,
إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُّبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
3-) İnna enzelnahu fiy leyletin mübareketin inna künna münziriyn;
Doğrusu biz O’nu mübarek bir gece içinde inzal ettik... Muhakkak ki biz uyarıcılarız.
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
4-) fiyha yüfreku küllü emrin Hakiym;
Her hikmetli iş (Sistem’e göre açığa çıkan her iş) Onda (O Gece içinde) tefrik (birbirinden temyiz) edilir (hükümleri ayan olur).
أَمْراً مِّنْ عِندِنَا إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
5-) Emren min ındiNA* inna künna mürsiliyn;
İndimizden bir emir olarak (alelade beşeri bir iş değil)... Muhakkak ki (Rasûlleri) biz irsal edicileriz.
رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
6-) Rahmeten min Rabbik* inneHU HUves Semiy'ul Aliym;
Rabbinden bir rahmet olarak... Muhakkak ki O, Semi’dir, Aliym’dir.
رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
7-) Rabbis Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* in küntüm mukıniyn;
Semavat’ın, arz’ın ve ikisi arasındakilerin Rabbidir (O)... Eğer ikan sahipleri iseniz.
لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
8-) La ilahe illâ HUve yuhyiy ve yümiyt* Rabbüküm ve Rabbü abaikümül evveliyn;
O’ndan başka İlah (vücud, yaratan, müessir) yok... (O) diriltir ve (O) öldürür... Sizin de Rabbinizdir, ilk babalarınızın/atalarınızın da Rabbidir (O).
بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ
9-) Belhüm fiy şekkin yel'abun;
Hayır, onlar şekk içindeler (yakinleri yok, perdeliler), oynayıp duruyorlar.
فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاء بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
10-) Fertekıb yevme te'tis Semau Bi duhanin mübiyn;
(Yakiyn için) Sema’nın (B sırrıyla) apaçık bir duhan (duman) olarak geleceği günü (ölümleri?) gözetleyip bekle!.
يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
11-) Yağşen Nas* hazâ azâbün eliym;
(O duman) insanları kaplar-bürür... Bu elim bir azabtır.
رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
12-) Rabbenekşif annel azâbe inna mu'minun;
“Rabbimiz!... Azabı bizden keşfet (aç);doğrusu biz mü’minleriz!” (der insanlar).
أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
13-) Enna lehümüz Zikra ve kad caehüm Rasûlün mübiyn;
Artık onlar nerede düşünüp ibret-öğüt almak nerede?... Halbuki onlara apaçık bir Rasûl de gelmişti.
ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ
14-) Sümme tevellev anhu ve kalu muallemün mecnun;
Sonra O’ndan yüz çevirdiler ve: “Mecnun bir muallem (kendisine öğretilmiş bir deli-cinni)’dir” dediler.
إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُون
15-) İnna kâşifül azâbi kaliylen inneküm aidun;
Muhakkak ki biz o azabı az (bir zaman, birazcık) keşfedeceğiz (açıp kaldırırız)... (Fakat) muhakkak ki siz eski (azablı) halinize geri dönenlersiniz.
يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنتَقِمُونَ
16-) Yevme nebtışul batşetel kübra* inna müntekımun;
O gün (Sema’nın apaçık bir duman olarak geldiği gün) en büyük yakalayışla yakalarız... Muhakkak ki biz intikam alıcılarız.
وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
17-) Ve lekad fetenna kablehüm kavme fir'avne ve caehüm Rasûlün keriym;
Andolsun ki onlardan önce Fravun kavmini de fitneye düşürdük/güç işlerle denedik... Onlara keriym bir Rasûl gelmişti.
أَنْ أَدُّوا إِلَيَّ عِبَادَ اللَّهِ إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
18-) En eddu ileyye ıbadAllah* inniy leküm Rasûlün emiyn;
(O Rasûl): “Allah’ın kullarını bana teslim edin... Muhakkak ki ben emiyn bir Rasûl’üm!” (dedi).
وَأَنْ لَّا تَعْلُوا عَلَى اللَّهِ إِنِّي آتِيكُم بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
19-) Ve en la ta'lu alellahi* inniy atiyküm Bi sultanin mübiyn;
“Ve Allah’a karşı üstünlük taslamayın (Rasûl’e isyan etmeyin)... Muhakkak ki ben size (B sırrınca) apaçık bir sultan (karşı konulamaz delil) getirdim”.
وَإِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
20-) Ve inniy uztü Bi Rabbiy ve Rabbiküm en tercumun;
“Ve muhakkak ki ben, beni recmetmenizden benim de Rabbim (Bi-Rabbiy) ve sizin de Rabbiniz olana sığındım”.
وَإِنْ لَّمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ
21-) Ve in lem tu'minu liy fa'tezilun;
“Eğer bana iman etmedinizse, benden uzlet edin (uzaklaşın)”.
فَدَعَا رَبَّهُ أَنَّ هَؤُلَاء قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
22-) Fedea Rabbehu enne haülai kavmün mücrimun;
(Musa) da Rabbine: “Muhakkak ki bunlar mücrim (suçlu) bir kavimdir” diye dua etti/çağırdı.
فَأَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلاً إِنَّكُم مُّتَّبَعُون
23-) Feesri Bi ıbadiy leylen inneküm müttebeun;
(Rabbi dedi ki): “Kullarımı (B sırrınca) geceleyin isra ettir (geceleyin yürüt)... Muhakkak ki siz izleneceksiniz”.
وَاتْرُكْ الْبَحْرَ رَهْواً إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
24-) Vetrukil bahre rehva* innehüm cündün muğrakun;
“Deniz’i rahv (sakin) olduğu halde terket... Muhakkak ki onlar boğulmuş bir ordudur”.
كَمْ تَرَكُوا مِن جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
25-) Kem tereku min cennatin ve uyun;
Cennet (bahçe)’lerden ve gözeler/pınarlardan nicelerini terkettiler (beyinlerindeki nice kuvveleri ve algılama sistemlerini terkettiler).
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
26-) Ve züruın ve mekamin keriym;
Nice ekinler ve makam-ı keriym’i de (terkettiler).
وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ
27-) Ve na'metin kânu fiyha fakihiyn;
Ve içinde lezzetlendikleri nice ni’met’i de (terkettiler).
كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْماً آخَرِينَ
28-) Kezâlike ve evrasnaha kavmen ahariyn;
İşte böyle... Onları başka bir kavme miras kıldık.
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاء وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنظَرِينَ
29-) Fema beket aleyhimüs Semaü vel Ardu ve ma kânu münzariyn;
Onlara (beden boyutunda boğulanlara, nefs-i emmare ehline) Sema ve Arz ağlamadı (mü’min değillerdi; hakikattan bir ilme sahib değillerdi) ve onlar bakılanlardan/mühlet verilenlerden de olmadılar.
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ
30-) Ve lekad necceyna beniy israiyle minel azâbil mühiyn;
Andolsun ki İsrailOğullarını o hor-hakir edici azabtan (nefs-i emmare’den) kurtardık.
مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُ كَانَ عَالِياً مِّنَ الْمُسْرِفِينَ
31-) Min fir'avn* innehu kâne aliyen minel müsrifiyn;
Fravun’dan (kurtardık) !... Muhakkak ki o, aliy (üstünlük taslayan, mütekebbir), israf edenlerden (zayi eden-haddi aşanlardan) idi.
وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
32-) Ve lekadıhternahüm alâ ılmin alel alemiyn;
Andolsun ki onları (İsrailOğullarını), bir ilim üzre alemler üzerine seçtik.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal