Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



44DUHÂN SÛRESİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَآتَيْنَاهُم مِّنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاء مُّبِينٌ
33-) Ve ateynahüm minel ayati ma fiyhi belaun mübiyn;
Ve onlara kendilerinde (o ayetlerin içinde) apaçık bir bela (imtihan) olan ayetlerden de verdik.
إِنَّ هَؤُلَاء لَيَقُولُونَ
34-) İnne haülai le yekulun;
Muhakkak ki bunlar şöyle derler:
إِنْ هِيَ إِلَّا مَوْتَتُنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
35-) İn hiye illâ mevtetünel ula ve ma nahnu Bi münşeriyn;
“O ilk ölümümüzden başka bir şey değildir ve biz (Bi-) neşrolunacak (ölümümüzden sonra biz tekrar diriltilip ba’solunacak) da değiliz”.
فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
36-) Fe'tu Bi abaina in küntüm sadikıyn;
“Eğer doğru söyleyenler iseniz haydi (Bi-) babalarımızı/atalarımızı getirin”.
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
37-) Ehüm hayrun em kavmü tübbeın velleziyne min kablihim* ehleknahüm, innehüm kânu mücrimiyn;
Onlar mı daha hayırlı (varlıklı, güçlü, bilgili) yoksa Tubba’ (Yemen hükümdarına verilen ad... Ki hadis-i şerfi’te iman-tevhid ehli olduğu işaret yollu söylenmiştir) kavmi ve onlardan (Tubba’ kavminden) öncekiler mi?... Onları helak ettik (düşünün) ?... Muhakkak ki onlar mücrimler idiler.

Not: Tubba’ hakkında bir açıklama:

Hz.Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Tubba’a sövmeyiniz; çünkü o bir mü’min idi”... Aişe-i Sıddıka validemiz r.a.a da şöyle buyurmuştur: “Tubba’a sövmeyiniz; çünkü o salih bir adam idi”...
Ayette hayırlılıkta Kureyş’den aşağı olmadığı vurgulanan Kavm-i Tubba’nın helaki ibret olarak dikkatlere sunuluyor, sünnetullah’ın geçerliliği bakımından!?...

Yani Tubba’nın kendisi değil, kavmi sözkonusu ediliyor, helak itibarıyla... Tıpkı Nuh kavmi, Musa kavmi,... gibi...

Kur’an’da ve hadislerde “Tubba’” diye tanımlanan Zat hakkında kaynaklarda vahyi olmayan bazı rivayetler hikaye edilmektedir... Bunlardan iki meşhur rivayetten biri şudur:

HatemünNebî’nin ba’sinden asırlar önce, Tubba’a, ehl-i kitab’ın muvahhid bilginleri ulaşıp Hz.Adem’den HatemünNebî’ye kadar konuyu hikaye ederler... Yani HatemünNebî ya da Ahmed isimli Rasûl ile ilgili ehl-i kitab’ın bilgisi vardır... Mevcud Tevrat ve İnciller’de bile bunun tesbiti mümkündür... HatemünNebî ile ilgili bu bilgi, Hz.Rasûlullah’ın çağdaşı olan hristiyan Necranlılar’da da vardı ki Hz.Rasûlullah’ın mektubunu müzakare ederlerken papazın kendisine fikrini sorduğu Şurahbiyl “Allah’ın İbrahiym’e, İsmaiyl’in zürriyyeti içinde nübüvveti va’dettiğini biliyorsun...?” sözleri tarihen kesin bir bilgidir...

İşte Tubba’nın Mekke ve Medine merakı buna dayanır... Tubba’, ehl-i kitab’tan öğrendiklerinden etkilenip HatemünNebî’i tercih edip ilgilenince, bilenler “Sen Ona yetişemezsin, Onun ba’sine daha var” demişler... Bunun üzerine Tubba’ “Ona bir hizmet ve bir iz bırakmalıyım” diye Mekke ve Medine seferlerine yönelir (diğer rivayette buralara hücum edip yıkmak için geldiği ve görüp duyduklarından etkilenerek o hizmetleri ve izleri bıraktığı söylenir)...

Bu Zatın Medine’ye sefer edip, bunu bilip bekleyenlerden (beni kureyza yahudilerinden önde gelen iki alim ve konuya muttali olan başkaları) Ahmed isimli Rasûl’ün hicret yurdu için aldığı müjdeden öyle etkilenir ki, Ahmed isimli bu Rasûl’e hitaben bir mektup yazar ve hicret yurdunda araziler alıp O Rasûl hicret ettiğinde kalması için bir ev yaptırıp bunları O’na ulaşıncaya kadar emaneten ve veraseten bırakır... Mekke’ye seferinde de Beytullah’a ilk kapıyı yapan ve çizgili Yemen kumaşından bir örtü giydiren kimse olduğu, söylenir...

Nitekim Hz.Rasûlullah s.a.v. Medine’ye hicret ettiğinde, Medineli her mü’min Onu kendi evine götürmek için devesinin yularına asılırlarken Hz.Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Hallu sebiylehu, fe inneha me’muretün= onun yolundan çekilin, çünkü o bir me’murdur”... Hz.Rasûlullah’ı Medine’ye taşıyan o şanslı devenin çöktüğü yer, Halid B. Zeyd Ebu Eyyub elEnsariy denilen yetime miras kalan o yerdi ki, o mektup da Ebu Eyyüb el Ensariy denilen bu bahtiyara tevarüsen kalmıştı... Niyyet ve emanet yerini bulmuştu... Adı, Ebu Kereb ya da Ebu Keriyb Es’ad’ül Himyeri denilen, tevhid ehli olduğu mektubundan da belli olan bu Tubba’nın yazdığı mektubta bir de şu şiir vardı:

Şehidtü ala Ahmedin ennehu
Rasûl’ün minAllahi BariynNesem
Fe lev müdde umriy umrehu
Le küntü veziyren lehu vebne am...

Yani;

Ahmed hakkında şahadet ettim ki O
Nesem’in (canlı yaratıkların) Bari’si Allah’dan bir Rasûl’dür
Eğer ömrüm Onun ömrüne (Onun hayata geleceği vakte kadar) uzatılırsa
Elbette ben Onun bir veziyri (yükünü paylaşan) ve amca oğlu olurum...
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ
38-) Ve ma halaknes Semavati vel Arda ve ma beynehüma laıbiyn;
Semavat’ı, Arz’ı ve ikisi arasında olanları oynayalım diye halketmedik (ihmal edilemez olgulardır).
مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
39-) Ma halaknahüma illâ Bil Hakkı ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
Biz onları ancak Bil-Hakk (Hakk; gerçek, yadsınamaz olarak) yarattık... Fakat onların çoğu (Hakkı, gerçeği, asıl olanı) bilmezler.
إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ
40-) İnne yevmel fasli miykatühüm ecmeın;
Muhakkak ki fasl (hüküm, ayırdetme) günü, onların toptan mi’katı (tümünün tayin edilmiş vakitleri) dır.
يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْئاً وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
41-) Yevme la yuğniy mevlen an mevlen şey’en ve la hüm yünsarun;
Mevla’nın (dostun) mevla’dan (dosttan) bir şey savamadığının günüdür (o fasl günü)... Onlar yardım da olunmazlar.
إِلَّا مَن رَّحِمَ اللَّهُ إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
42-) İlla men rahımAllah* inneHU HUvel Aziyzur Rahıym;
Allah’ın rahmet ettikleri müstesna... Muhakkak ki O, Aziyz’dir, Rahıym’dir.
إِنَّ شَجَرَةَ الزَّقُّومِ
43-) İnne şeceretez zakkum;
Muhakkak ki zakkum ağacı,
طَعَامُ الْأَثِيمِ
44-) Taamül esiym;
Esiym (çok günahkarın, büyük günah işleyen)’in yiyeceği’dir.
كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ
45-) Kel mühl* yağliy fiyl butun;
Erimiş maden gibidir; batn (karın) larda ğaleyan eder/kaynar.
كَغَلْيِ الْحَمِيمِ
46-) Keğalyil hamiym;
Kaynar suyun kaynaması gibi.
خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ إِلَى سَوَاء الْجَحِيمِ
47-) Huzuhü fa'tiluhu ila sevail cahım;
“Alın/tutun onu da cahıym (cehennem)’in ortasına çekip-sürüyerek götürün onu”.
ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ
48-) Sümme subbu fevka re'sihi min azâbil hamiym;
“Sonra da, o kaynar suyun azabından (hırsından, sınırlamasından) onun başının üstüne dökün/akıtın”.
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ
49-) Zuk* inneke entel Aziyzül Keriym;
(Zebaniler der ki): “Tat (bakalım)... Çünkü sen Aziyz’sin, Keriym’sin (!)”.
إِنَّ هَذَا مَا كُنتُم بِهِ تَمْتَرُونَ
50-) İnne hazâ ma küntüm Bihi temterun;
“Muhakkak ki bu, (B sırrınca) şüphe edip durduğunuz şeydir”.
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
51-) İnnel müttekıyne fiy mekamin emiyn;
Muhakkak ki muttekıyler (tabiat ve nefs halinden korunanlar), makam-ı emiyn’dedirler.
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
52-) Fiy cennatin ve uyun;
Cennet’lerde ve göze/kaynak/pınarlardadırlar (yani).
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَابِلِينَ
53-) Yelbesune min sündüsin ve istebrakın mütekabiliyn;
Mütekabilin (karşılıklı-yüzyüze duranlar?) olarak ince ipek’ten ve kalın ipek’ten/parlak atlas’tan giyerler.
كَذَلِكَ وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍ عِينٍ
54-) Kezâlik* ve zevvecnahüm Bi hurin ıyn;
İşte böyle... Onları (B sırrınca) Hur-i Iyn (iri gözlü, gözlerinin beyazı çok beyaz, siyahı çok siyah, beyaz tenli dişi eşler-huriler) ile tezvic ettik (çiftleştirdik, eşleştirdik).
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ
55-) Yed'une fiyha Bi külli fakihetin aminiyn;
Orada aminler olarak her çeşit meyvayı (B sırrınca) çağırırlar/isterler.
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ إِلَّا الْمَوْتَةَ الْأُولَى وَوَقَاهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
56-) La yezukune fiyhelmevte illel mevtetel ula* ve vekahüm azâbel cahım;
Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar (ölmeden önce ölmüşlerdir?)... (Rableri) onları Cahıym’in azabından korumuştur.
فَضْلاً مِّن رَّبِّكَ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيم
57-) Fadlen min Rabbik* zâlike hüvel fevzül azıym;
Rabbinden bir fazl olarak (bu ni’met ile tafdil edildiler)... İşte bu, aziym kurtuluşun ta kendisidir.
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
58-) Feinnema yessernahü Bi lisanike leallehüm yetezekkerun;
Biz O’nu, belki tezekkür ederler diye senin lisanın ile (B sırrınca, senin lisanın olarak) kolaylaştırdık.
فَارْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
59-) Fertekıb innehüm murtekıbun;
Gözetleyip bekle (seyret) !... Muhakkak ki onlar da beklemektedirler.

45 CÂSİYE SÛRESİالجاثية
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
حم
1-) Haa, Miiiym;
Ha, Miym.
تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
2-) Tenziylül Kitabi minAllahil Aziyzil Hakiym;
O Kitab’ın tenziyli (tafsile indirme), Aziyz ve Hakiym olan Allah’dandır!.
إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِّلْمُؤْمِنِينَ
3-) İnne fiys Semavati vel Ardı le âyâtin lil mu’miniyn;
Muhakkak ki Semavat’ta ve Arz’da mü’minler için ayetler vardır.
وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَابَّةٍ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
4-) Ve fiy halkıküm ve ma yebüssü min dabbetin ayatün li kavmin yukınun;
Sizin yaratılışınızda ve (sizi yaratanın) dabbe’den bess ettiklerinde (canlılardan-hayvanlardan saçıp yaydıklarında), ikan sahibi bir kavim için elbette ayetler vardır.
وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِن رِّزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
5-) Vahtilafil leyli ven nehari ve ma enzelAllahu mines Semai min rizkın feahya Bihil Arda ba'de mevtiha ve tasriyfirriyahi ayatün likavmin ya'kılun;
Gece ve gündüz’ün ihtilafında (birbiri ardınca değişip durmasında), Allah’ın Sema’dan bir rızk inzal edip de onunla (B sırrınca) ölümünden sonra Arz’ı diriltmesinde ve rüzgarları tasrifinde (tasarrufunda, evirip çevirmesinde) akleden bir kavim için ayetler vardır.
تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ
6-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* fe Bi eyyi hadiysin ba'dAllahi ve ayatiHİ yu'minun;
İşte bunlar Allah’ın ayetleridir (sıfatlarıdır)... Onları sana (B sırrınca) Hakk olarak tilavet ediyoruz... Allah’dan ve O’nun ayetlerinden sonra (Bi-) hangi söze iman ederler?.
وَيْلٌ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
7-) Veylün likülli effakin esiym;
Her esiym (çok günahkar; hakikatına ait özellikleri beşeriyyetine atfedip, bedensel-nefsani zevkler için kullanan) effak (kezzab, yalancı, iftiracı) a veyl olsun!.
يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِراً كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
8-) Yesmeu ayatillahi tütla aleyhi sümme yusırru müstekbiren keen lem yesma'ha*
febeşşirhu Bi azâbin eliym;
Kendisine (bilfiil) tilavet olunurken Allah’ın ayetlerini işitir, sonra sanki onları işitmemiş gibi (hiç etkilenmeden) büyüklük taslayarak (şirk halinde) israr eder... Onu elim bir (Bi-) azab ile müjdele.
وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئاً اتَّخَذَهَا هُزُواً أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
9-) Ve iza alime min ayatiNA şey'enittehazeha hüzüva* ülaike lehüm azâbün mühiyn;
Ayetlerimizden bir şey bildiğinde, onları alay edinir (birimsellikle Hakkani yaşam ne mümkün?)... İşte onlar içindir hor-hakir edici azab.
مِن وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ وَلَا يُغْنِي عَنْهُم مَّا كَسَبُوا شَيْئاً وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
10-) Min veraihim cehennem* ve la yuğniy anhüm ma kesebu şey’en ve la mettehazu min dunillahi evliya'* ve lehüm azâbün azıym;
Arkalarından da cehennem... Kazandıkları şeyler de Allah’dan gayrı edindikleri veliler de kendilerinden hiçbir şey savamaz/onlara bir faydası olmaz... Onlar için aziym bir azab vardır.
هَذَا هُدًى وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مَّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
11-) Hazâ hüda* velleziyne keferu Bi ayati Rabbihim lehüm azâbün min riczin eliym;
Bu (Kur’an, bu ayetlerin anlattığı gerçekler) bir huda (hidayet, rehber) dır... Rablerinin ayetlerine (B gerçeğince) kafir olanlara gelince, onlar için ricz (dehşetli azab, pis; şeytan vesvesesi, vehim)’den elim bir azab vardır.
اللَّهُ الَّذِي سخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
12-) Allahulleziy sahhare lekümül bahre li tecriyel fülkü fiyhi Bi emriHİ ve li tebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
Allah (odur) ki, O’nun fazlından talep edesiniz ve belki şükredesiniz diye, Bi-emriHİ (B sırrınca kendi emri ile) içinde gemilerin akıp gitmesi için deniz’i size musahhar kıldı (itaat ettirdi).
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
13-) Ve sahhare leküm ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı cemiy’an minh* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerun;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa tümünü, O’ndan (kendinden bir lutuf olarak) size musahhar kılmıştır... Muhakkak ki bunda tefekkür eden bir kavim için elbette ayetler vardır.
قُل لِّلَّذِينَ آمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذِينَ لا يَرْجُون أَيَّامَ اللَّهِ لِيَجْزِيَ قَوْماً بِما كَانُوا يَكْسِبُونَ
14-) Kul lilleziyne amenu yağfiru lilleziyne la yercune eyyamAllahi liyecziye kavmen Bima kânu yeksibun;
İman edenlere de ki: “Allah’ın Günleri’ni/Allah Günleri’ni ummayanları örtüp bağışlasınlar ki (Allah) bir kavmi kazanmakta oldukları ile (B sırrınca, kazanıp-ürettikleri şeyler ile) cezalandırsın”.
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاء فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
15-) Men amile salihan felinefsih* ve men esae fealeyha* sümme ila Rabbiküm turceun;
Kim salih bir amel işlerse, kendi nefsi lehinedir... Kim de kötülük işlerse, kendi aleyhinedir... Sonra Rabbinize rücu’ ettirilirsiniz.
وَلَقَدْ آتَيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
16-) Ve lekad ateyna beniy israiylel Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm alel alemiyn;
Andolsun ki İsrailOğullarına Kitab’ı (tevhid ilmi, diyn), Hükm’ü (hikmet’i) ve Nübüvvet’i (ma’rifet’i) verdik, onları tayyibattan (vahiy ile, kudsi nurla) rızıklandırdık ve kendilerini alemlere üstün tuttuk.
وَآتَيْنَاهُم بَيِّنَاتٍ مِّنَ الْأَمْرِ فَمَا اخْتَلَفُوا إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمْ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
17-) Ve ateynahüm beyyinatin minel emr* femahtelefu illâ min ba'di ma caehümül ılmü bağyen beynehüm* inne Rabbeke yakdiy beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Onlara emr’den beyyineler (Sistem gerçekleri; ruhani nitelikler) de verdik... (Onlar) ancak ilim (Hakikat ilmi, vahiy; Rasûl-Nebî) kendilerine geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık/zulüm yüzünden ihtilaf ettiler... Muhakkak ki Rabbin, ihtilafa düştükleri hususta kiyamet günü aralarında hüküm verecektir.
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِّنَ الْأَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
18-) Sümme cealnake alâ şeriy’atin minel emri fettebı'ha ve la tettebı' ehvaelleziyne la ya'lemun;
Sonra biz seni Emr’den bir şeriat (yol, metod) üzere kıldık... Ona (şeriat’a, sünnetullah’a) tabi ol, (Hakikatı, Diyn’i) bilmeyenlerin hevalarına (beşeri düşüncelerine) tabi olma!.
إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيئاً وإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
19-) İnnehüm len yuğnu anke minAllahi şey'a* ve innez zalimiyne ba'duhüm evliyau ba'd* vAllahu Veliyyül müttekıyn;
Muhakkak ki onlar (hakikat-sistem dışı düşünceler) Allah’dan sana hiçbir fayda sağlayamazlar... Muhakkak ki zalimler, bazısı bazısının (birbirlerinin) velileridir... Allah muttekıyler’in Veliy’sidir.
هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمِ يُوقِنُونَ
20-) Hazâ basâiru lin Nasi ve hüden ve rahmetün likavmin yukınun;
Bu (Kur’an ayetleri), insanlar için basiretler, (bu ayetlere) ikan sahibi bir kavim için ise bir huda (hidayet, rehber) ve rahmettir.
أًمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أّن نَّجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاء مَّحْيَاهُم وَمَمَاتُهُمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ
21-) Em hasibelleziynecterehus seyyiati en nec'alehüm kelleziyne amenu ve amilus salihati sevaen mahyahüm ve mematühüm* sae ma yahkümun;
Yoksa kötülükleri kazananlar kendilerini iman edip salih amel işleyenler gibi kılacağımızı, (yani) hayatlarında ve mematlarında eşit/bir (tutacağımızı) mı sandılar?... Ne kötü hüküm veriyorlar!.
وَخَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
22-) Ve halekAllahus Semavati vel Arda Bil Hakkı ve litücza küllü nefsin Bima kesebet ve hüm la yuzlemun;
Allah, Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) ve onlara zulmedilmeksizin her bir nefs kazandığı ile (B sırrı gereği) cezalansın diye yarattı.
أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
23-) Eferaeyte menittehaze ilahehu hevahu ve edallehullahu alâ ilmin ve hateme alâ sem'ıhi ve kalbihi ve ceale alâ basarihi ğışaveten, femen yehdihi min ba'dillah* efela tezekkerun;
Hevasını ilahı (kendine ilah) edinen, Allah’ın onu bir ilim üzere saptırdığı, sem’i (işitmesi) ve kalbi üzere mühür vurduğu, basarı (görmesi, idrakı) üzere perde koyduğu kimseyi gördün mü?... Allah’dan sonra ona kim hidayet eder (ki) ?... Hala tezekkür etmiyor musunuz?.
وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُم بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
24-) Ve kalu ma hiye illâ hayatüned dünya nemutü ve nahya ve ma yühliküna illed Dehr* ve ma lehüm Bi zâlike min ‘ılm* in hüm illâ yezunnun;
Dediler ki: “O (yaşam, varoluş), ancak dünya (en aşağı) hayatımızdan başka değildir... (Burada, şu zamanlı algılanan boyutta biz) ölürüz ve diriliriz (varolup yaşarız)... Bizi ancak Dehr (zaman) helak eder”... Bununla ilgili onların bir ilmi (delilleri, yakinleri) yoktur... Onlar sadece zannediyorlar.
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّا أَن قَالُوا ائْتُوا بِآبَائِنَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
25-) Ve iza tütla aleyhim ayatuNA beyyinatin ma kâne huccetehüm illâ en kalu'tu Bi abaina in küntüm sadikıyn;
Üzerlerine ayetlerimiz apaçık olarak tilavet edildiğinde: “Eğer doğru söyleyenler iseniz hadi getirin (Bi-) babalarımızı/atalarımızı” demekten başka hüccetleri yoktur.
قُلِ اللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيبَ فِيهِ وَلَكِنَّ أَكَثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
26-) Kulillahu yuhyiyküm sümme yümiytüküm sümme yecmauküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyhi ve lâkinne ekseren Nasi la ya'lemun;
De ki: “Allah sizi diriltiyor (var kılıyor; sizin bir vücudunuz yoktur)... Sonra sizi öldürecek... Sonra kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününe sizi cem’edecek... Fakat insanların ekseriyeti (bu gerçeklerini) bilmiyorlar”.
وَلَلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرضِ وَيَومَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ
27-) Ve Lillahi Mülküs Semavati vel Ard* ve yevme tekumüs saatü yevmeizin yahserul mubtılun;
Semavat ve Arz’ın mülkü (dilediği manaları açığa çıkarmak için onları belli bir işlevle yoktan vareden yegane mutasarrıf) Allah’ındır... O Saat kıyam ettiği gün, (işte) o gün, ibtal ediciler (Hakk’ı, geçersiz sayanlar; batıl ile perdelenenler) hüsrana uğrarlar.
وَتَرَى كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
28-) Ve tera külle ümmetin casiyeten, küllü ümmetin tüd'a ila kitabiha* elyevme tüczevne ma küntüm ta'melun;
 (O gün) her ümmeti diz üstü çökmüş (oldukları) halde görürsün... Her ümmet kendi kitabına çağrılır: “Bugün yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız” (denilir).
هَذَا كِتَابُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
29-) Hazâ KitabuNA yentıku aleyküm Bil Hakk* inna künna nestensihu ma küntüm ta'melun;
Bu kitabımız (amel deftreleri), size Bil-Hakk (Hakk olarak) nutkediyor (konuşuyor)... Muhakkak ki biz yaptıklarınızı yazıyorduk (nüshasını çıkarıyorduk).
فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ
30-) Feemmelleziyne amenu ve amilus salihati feyüdhılühüm Rabbühüm fiy rahmetiHİ, zâlike hüvel fevzül mübiyn;
 (Vahdet’e, hakikatlarına, Sistem’e) iman edip salih amel işleyenlere gelince, onların Rableri onları Rahmetinin içine (sıfatlarına) dahil eder... İşte bu apaçık kurtuluşun ta kendisidir.
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا أَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْماً مُّجْرِمِينَ
31-) Ve emmelleziyne keferu* efelem tekün ayatiy tütla aleyküm festekbertüm ve küntüm kavmen mücrimiyn;
Kafir olanlara (hakikatlarından perdelilere) gelince (onlara): “Ayetlerim size tilavet olunmadı mı?... (Ama siz) kibre saptınız (büyüklük istediniz) ve mücrimler kavmi oldunuz” (denilir).
وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنّاً وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
32-) Ve iza kıyle inne va'dAllahi Hakkun ves saatü la raybe fiyha kultüm ma nedriy mes saatü in nezunnü illâ zannen ve ma nahnu Bi müsteykıniyn;
 “Muhakkak ki Allah’ın va’di hakkdır ve O Saat (kıyamet ki) onda şüphe yoktur” denildiğinde: “O Saat nedir, bilmiyoruz... Biz (onu) ancak zannediyoruz ve biz (B sırrıyla) yakinen bilen-inanan değiliz” demiştiniz.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal