Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



45CÂSİYE SÛRESİ    الجاثية

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
33-) Ve beda lehüm seyyiatü ma amilu ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Yaptıkları şeylerin kötülükleri onlara zahir oldu ve (B sırrınca) alay ediyor oldukları şey (B gerçeğince) kendilerini çepeçevre kuşattı.

وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا وَمَأْوَاكُمْ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّاصِرِينَ
34-) Ve kıylel yevme nensaküm kema nesiytüm Lıkae yevmiküm hazâ ve me'vakümün naru ve ma leküm min nasıriyn;
Ve: “Bugün, şu gününüzün lıkasını (bu gününüze kavuşmayı; bu tecellinin açığa çıkışını yaşamayı) unuttuğunuz gibi biz de sizi unuturuz... Barınağınız Nar’dır ve sizin bir yardım ediciniz de yoktur” denilmiştir.

ذَلِكُم بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُواً وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
35-) Zâliküm Bi ennekümüttehaztüm ayatillahi hüzüven ve ğarretkümül hayatüd dünya* felyevme la yuhrecune minha ve la hüm yüsta'tebun;
 “Bunun böyle olmasının sebebi (B sırrınca) şudur: Allah’ın ayetlerini (sıfatlarını) alay edindiniz (kendinizi tanımadınız) ve dünya hayatı sizi aldattı”...Bugün oradan (ateşten) çıkarılmazlar ve onlardan (aleyhlerine olan olumsuzluğu kaldıracak, güzel düşünceye çevirip razı edecek bir çaba, mazeret beyanı ile) razı etmeleri de istenilmez.

فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
36-) FeLillahil Hamdu Rabbis Semavati ve Rabbil Ardı Rabbil alemiyn;
Hamd, Semavat’ın Rabbi, Arz’ın Rabbi, alemler’in Rabbi (bunlarda açığa çıkan tüm özelliklerin ve kemalatların sahibi) Allah’a aittir.

وَلَهُ الْكِبْرِيَاء فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
37-) Ve lehül Kibriyau fiys Semavati vel Ard* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Kibriya, Semavat’ta ve Arz’da O’nundur (herşey O’nun kemalini izhardadır)... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.

46.  AHKAF SÛRESİ     الاحقا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

حم
1-) Haa, Miiiym;
Ha, Miym.

تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
2-) Tenziylül Kitabi minellahil Aziyzil Hakiym;
O Kitab’ın tenziyli (tafsile indirme), Aziyz ve Hakiym olan Allah’dandır!.

مَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَالَّذِينَ كَفَرُوا عَمَّا أُنذِرُوا مُعْرِضُونَ
3-) Ma halaknes Semavati vel Arda ve ma beynehüma illâ Bil Hakkı ve ecelin müsemma* velleziyne keferu amma ünziru mu'ridun;
Biz, Semavat’ı, Arz’ı ve ikisi arasındakileri ancak Bil-Hakk (Hakk olarak) ve bir ecel-i müsemma (tayin edilmiş bir vakit, bir kemal) üzre yarattık... Kafir olanlar (gerçeği reddedenler) ise uyarıldıkları şeyden (fena’dan) yüz çevirmektedirler.

قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ اِئْتُونِي بِكِتَابٍ مِّن قَبْلِ هَذَا أَوْ أَثَارَةٍ مِّنْ عِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
4-) Kul eraeytüm ma ted'une min dunillahi eruniy ma zâ haleku minel Ardı em lehüm şirkün fiys Semavat* iytuniy Bi Kitabin min kabli hazâ ev esaretin min ılmin in küntüm sadikıyn;
De ki: “Allah’ın gayrından çağırdıklarınızı (isimlendirdiklerinizi) gördünüz mü (düşünün bakalım) ?.. Gösterin bana Arz’dan ne yaratmışlar?... Yoksa onların Semavat’ta bir şirki (ortaklığı) mı var?.. Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önce bir (Bi-) kitab yahut ilimden bir eser (iz, kalıntı) getirin bana”.

وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّن يَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَن لَّا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَومِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَن دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ
5-) Ve men edallu mimmen yed'u min dunillahi men la yesteciybü lehu ila yevmil kıyameti ve hüm an duaihim ğafilun;
Allah’ın gayrından, kendisine kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan ve onların dualarından gafiller olanları çağıran/dua-ibadet eden kimseden daha sapkın kimdir?.

وَإِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ أَعْدَاء وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِرِينَ
6-) Ve iza huşiren Nasu kânu lehüm a'daen ve kânu Bi ıbadetihim kafiriyn;
İnsanlar haşrolundukları vakit, (o Allah’dan gayrı çağırdıkları) kendileri için düşmanlar olurlar ve onların ibadetlerini de (B sırrınca) küfr (inkar) ederler (Allah’dan gayrına olan çağrı ve yönelişleri sadece zanlarındadır, gerçek değildir).

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
7-) Ve iza tütla aleyhim ayatuNA beyyinatin kalelleziyne keferu lil Hakkı lemma caehüm hazâ sıhrun mübiyn;
Ayetlerimiz kendilerine apaçık olarak tilavet edildiğinde, o kafir olanlar (Hakk) kendilerine geldiğinde Hakk için: “Bu apaçık bir büyüdür” dedi.

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ إِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ لِي مِنَ اللَّهِ شَيْئاً هُوَ أَعْلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِ كَفَى بِهِ شَهِيداً بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
8-) Em yekulunefterah* kul iniftereytühu fela temlikune liy minAllahi şey'a* HUve a'lemü Bima tüfiydune fiyh* kefa Bihi şehiyden beyniy ve beyneküm* ve HUvel Ğafurur Rahıym;
“Onu uydurdu” mu diyorlar?... De ki: “Eğer Onu uydurmuş isem beni Allah’dan (koruyacak) bir şeye malik değilsiniz... O, Onun hakkında ileri gittiğinizi (B sırrınca) daha iyi bilir... Benimle sizin aranızda şahid olarak (B sırrınca) O kafidir... O, Ğafur’dur, Rahıym’dir”.

قُلْ مَا كُنتُ بِدْعاً مِّنْ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
9-) Kul ma küntü bid'an miner Rusuli ve ma edriy ma yüfalu Biy ve la Biküm* in ettebiu illâ ma yuha ileyye ve ma ene illa neziyrun mübiyn;
De ki: “Rasûller’den bir bid’ değilim (Rasûllük yoktu da onu ilk idda eden, Sünnetullah’da bulunmayan’ı bid’at eden değilim)... Bana ve size (B sırrınca, benim ve sizin varlığınız olarak) ne yapılacağını (dirayeten, şahsen) bilmem (vahyen-ilmen bilirim)... Bana vahyolunandan başkasına tabi olmam ve ben apaçık bir neziyr (uyarıcı, Rasûl) dan başka da değilim”.

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ اللَّهِ وَكَفَرْتُم بِهِ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى مِثْلِهِ فَآمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
10-) Kul eraeytüm in kâne min ındillahi ve kefertüm Bihi ve şehide şahidün min beniy israiyle alâ mislihi feamene vestekbertüm* innAllahe la yehdil kavmez zalimiyn;
De ki: “Gördünüz mü (bir düşünün bakalım), eğer (O) Allah indinden idiyse ve siz Onu (B gerçeği ile) küfr (inkar) ettiyseniz, İsrailOğullarından bir şahid (Abdullah B. Selam, ?) de Onun misli üzere şahidlik etmiş de (böylece Ona) iman etmişse ve siz büyüklük taslamışsanız!?... Muhakkak ki Allah zalimler kavmini hidayet etmez”.

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْراً مَّا سَبَقُونَا إِلَيْهِ وَإِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِهِ فَسَيَقُولُونَ هَذَا إِفْكٌ قَدِيمٌ
11-) Ve kalelleziyne keferu lilleziyne amenu lev kâne hayren ma sebekuna ileyh* ve iz lem yehtedu Bihi feseyekulune hazâ ifkün kadiym;
Kafir olanlar, iman edenlere dedi ki: “Eğer (O) hayırlı (bir şey) olsaydı, Ona ulaşmakta bizi geçemezlerdi”... (B sırrınca) Onunla hidayet bulmadıkları için: “Bu kadiym bir yalan-uydurma’dır” diyecekler.

وَمِن قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَى إِمَاماً وَرَحْمَةً وَهَذَا كِتَابٌ مُّصَدِّقٌ لِّسَاناً عَرَبِيّاً لِّيُنذِرَ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَبُشْرَى لِلْمُحْسِنِينَ
12-) Ve min kablihi Kitabu Musa imamen ve rahmeten, ve hazâ Kitabun musaddikun lisanen Arabiyyen liyünzirelleziyne zalemu ve büşra lilmuhsiniyn;
Ondan (Kur’an’dan) önce de bir imam ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitabı vardı... Bu (Kur’an) ise, (nefslerine) zulmedenleri uyarsın ve muhsiynlere de bir müjde olsun diye Arapça bir lisan olarak (önceki Kitabları da) tasdik edici bir Kitab’tır.

إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
13-) İnnelleziyne kalu RabbunAllahu sümmestekamu fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Muhakkak ki: “Rabbimiz, Allah’dır” deyip sonra bilfiil istikamet edenlere (bu bilince sadık kalanlara, müstakıym olanlara, sapmayanlara) gelince, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.


أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
14-) Ülaike ashabül cenneti halidine fiyha* cezaen Bima kânu ya'melun
;
İşte onlar Cennet Ashabı’dır... (B sırrınca) yaptıklarının bir cezası (karşılığı) olarak orada ebedi kalıcılardır.

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَاناً حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهاً وَوَضَعَتْهُ كُرْهاً وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْراً حَتَّى إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَبَلَغَ أَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضَاهُ وَأَصْلِحْ لِي فِي ذُرِّيَّتِي إِنِّي تُبْتُ إِلَيْكَ وَإِنِّي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
15-) Ve vassaynel insane Bi valideyhi ıhsana* hamelethü ümmühu kürhen ve vedaathü kürha* ve hamlühu ve fısaluhu selasune şehra* hatta iza beleğa eşüddehu ve beleğa erbaıyne seneten, kale Rabbi evzı'niy en eşküre nı'metekelletiy en'amte aleyye ve alâ valideyye ve en a'mele salihan terdahu ve aslıh liy fiy zürriyyetiy* inniy tübtü ileyke ve inniy minel müslimiyn;
Biz insan’a ana-babasına (B sırrınca) ihsan’ı (güzel davranmasını) vasiyyet ettik (demek ki evrensel planda geçerli bir şey)... Onun anası onu kürhen (zorlukla, zahmetle) yüklenip taşımış ve kürhen (zorlukla-zahmetle) onu vaz’ etmiş (bırakmış, doğurmuştur)... Onun hamli (taşınması) ve onun fısalı (sütten kesilmesi) otuz aydır... Nihayet eşüddesine (akli buluğuna) ulaşınca ve kırk seneye baliğ olunca (hakiki buluğuna erişince) dedi ki: “Rabbim!... Bana ve ana-babama in’am ettiğin nimete şükretmeme, razı olacağın salih amel yapmama (sevk ve idarem elinde olarak) beni muvaffak kıl ve benim için zürriyyetim içinde ıslah et (beni ve zürriyyetimi ıslah et-salihleştir)... Muhakkak ki ben sana tevbe (rücu’) ettim ve muhakkak ki ben müslimlerdenim (tam teslim olanlardanım)”.

أُوْلَئِكَ الَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجاوَزُ عَن سَيِّئَاتِهِمْ فِي أَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ
16-) Ülaikelleziyne netekabbelü anhüm ahsene ma amilu ve netecavezü an seyyiatihim fiy ashabil cenneti, va'des sıdkılleziy kânu yuadun;
İşte bunlar, cennet ashabı içinde şol kimselerdir ki, yaptıklarının en güzelini onlardan kabul eder ve onların kötülüklerinden (vaz) geçeriz... (Bu) va’dedilmiş oldukları sıdk’ın va’di’dir (muhakkak gerçek bir vaaddır).

وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ أُفٍّ لَّكُمَا أَتَعِدَانِنِي أَنْ أُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتْ الْقُرُونُ مِن قَبْلِي وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللَّهَ وَيْلَكَ آمِنْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
17-) Velleziy kale livalideyhi üffin leküma eteıdaniniy en uhrece ve kad haletil kurunü min kabliy ve hüma yesteğıysanillahe veyleke amin* inne va'dAllahi Hakk* feyekulü ma hazâ illâ esatıyrul evveliyn;
O (şol bir kimse) ki, ana-babasına: “Üff size!... Benden önce nice nesiller gelip geçmiş olduğu halde (öldükten sonra) çıkarılmamla (kabirden ba’solunmamla) mı beni tehdit ediyorsunuz?” dedi... O ikisi (ana-babası) de Allah’dan yardım isteyerek: “Veyl olsun sana, iman et!... Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır” (dediler)... (O ise): “Bu, öncekilerin masallarından başka değil” der.

أُوْلَئِكَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِم مِّنَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ
18-) Ülaikelleziyne hakka aleyhimül kavlü fiy ümemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins* innehüm kânu hasiriyn;
İşte bunlar, cinn ve ins’den onlardan önce gelip-geçmiş ümmetler hakkındaki (geçerli) kavl (hakkani söz, azab hükmü) bunlar aleyhine de hakk olmuş kimselerdir... Muhakkak ki onlar hüsrana uğrayanlardı.

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ أَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
19-) Ve liküllin derecâtun mimma amilu* ve liyüveffiyehüm amalehüm ve hüm la yuzlemun;
Herbirinin, yaptığı amellerinden (hasıl olan) dereceleri vardır... Ta ki onlar zulme uğratılmaksızın amellerini (n karşılığını Allah) tam versin.

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُم بِهَا فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنتُمْ تَفْسُقُونَ
20-) Ve yevme yu'radulleziyne keferu alen nar* ezhebtüm tayyibatiküm fiy hayatikümüd dünya vestemta''tüm Biha* fel yevme tüczevne azâbel huni Bima küntüm testekbirune fiyl Ardı Bi ğayril Hakkı ve Bima küntüm tefsükun;
Kafir olanların Nar’a arzolunacakları gün (kafirlere denir ki): “Dünya hayatınızda tayyibatınızı (tertemiz rızıklarınızı, nurlarınızı) götürdünüz (harcayıp bitirdiniz) ve onlarla (B gerçeğince, dünya hayatında, fani zevkler için) faydalandınız... Bugün ise Bi-gayrilHakk (Hakk’ın gayrı olarak) Arz’da (B sırrınca) büyüklük taslamanız ve fasıklık yapmanız (Sistem’den gafil olmanız) dolayısıyla (B gerçeğince) horlayıcı-alçaltıcı azab ile cezalandırılacaksınız”.

وَاذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنذَرَ قَوْمَهُ بِالْأَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتْ النُّذُرُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
21-) Vezkür eha ‘Ad* iz enzere kavmehu Bil ahkafi ve kad haletin nüzüru min beyni yedeyhi ve min halfihi ella ta'budu illAllah* inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin azıym;
Ad’ın kardeşini (Hud’u) de zikret (an)... Hani (Hud) - ki, Onun önünden ve arkasından nice uyarıcılar gelip geçti- kavmini: “Allah’dan başkasına kulluk/ibadet etmeyin... Muhakkak ki ben sizin üzerinize aziym bir günün azabından korkarım” (diye B sırrınca) Ahkaf (kum tepeleri) ile uyardı.

قَالُوا أَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ آلِهَتِنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
22-) Kalu eci'tena li te'fikena an alihetina* fe'tina Bima teıdüna in künte mines sadikıyn;
Dediler ki: “İlahlarımızdan bizi döndürmek için mi bize geldin?... Eğer sadıklardan isen kendisiyle bizi tehdit ettiğini (hadi B sırrınca) bize getir”.

قَالَ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّا أُرْسِلْتُ بِهِ وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ
23-) Kale innemel ılmu ındAllah* ve übelliğuküm ma ursiltü Bihi ve lakinniy eraküm kavmen techelun;
 (Hud) dedi ki: “İlim ancak Allah indindedir... (B sırrınca) kendisiyle irsal olunduğumu size tebliğ ediyorum (ben sadece)... Fakat ben sizi cahil-bilmeyen bir kavim görüyorum”.

فَلَمَّا رَأَوْهُ عَارِضاً مُّسْتَقْبِلَ أَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هَذَا عَارِضٌ مُّمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُم بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
24-) Felemma raevhü aridan müstakbile evdiyetihim kalu hazâ aridun mümtıruna* bel huve mesta'celtüm Bih* riyhun fiyha azâbün eliym;
Vaktaki onu (tehdid olundukları azabı, bulutu) vadilerine istikbal etmiş (yönelmiş) geniş bir bulut olarak gördüklerinde, dediler ki: “Bu bize yağmur indirecek bir buluttur”... Hayır, o kendisini (B sırrınca) acele istediğinizdir... (O), içinde elim bir azab olan bir rüzgardır.

تُدَمِّرُ كُلَّ شَيْءٍ بِأَمْرِ رَبِّهَا فَأَصْبَحُوا لَا يُرَى إِلَّا مَسَاكِنُهُمْ كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ
25-) Tüdemmiru külle şey’in Bi emri Rabbiha feasbehu la yura illâ mesakinühüm* kezâlike neczil kavmel mücrimiyn;
(O rüzgar) Rabbinin (Bi-) emri ile herşeyi helak edip dumura uğratır... Nitekim öyle oldular ki, onların meskenlerinden başka bir şey görünmüyordu... Mücrimler kavmini böylece cezalandırırız.

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا إِن مَّكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعاً وَأَبْصَاراً وَأَفْئِدَةً فَمَا أَغْنَى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا أَبْصَارُهُمْ وَلَا أَفْئِدَتُهُم مِّن شَيْءٍ إِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
26-) Ve lekad mekkennahüm fiyma in mekkennaküm fiyhi ve cealna lehüm sem'an ve ebsaren ve ef’ideten, fema ağna anhüm sem'uhüm ve la ebsaruhüm ve la ef’idetühüm min şey'in iz kânu yechadune Bi ayatillahi ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Andolsun ki, sizi imkanlandırmadığımız (muktedir kılmadığımız) şeylerde onları temkin ettik (imkanlandırdık, muktedir kıldık) ve onlara sem’ (işitme azası), ebsar (görme azaları) ve fuadlar (kalbler) oluşturduk... (Fakat) onların ne sem’leri (işitme kuvveleri), ne basarları (görme azaları) ve ne de fuadları (kalbleri) onlardan bir şey savmadı... Çünkü bile bile Allah’ın ayetlerini (B sırrınca) inkar ediyorlardı... (B sırrınca) alay etmekte oldukları şey onları (B gerçeğince) çepeçevre kuşattı.

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُم مِّنَ الْقُرَى وَصَرَّفْنَا الْآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
27-) Ve lekad ehlekna ma havleküm minel kura ve sarrefnel ayati leallehüm yerciun;
Andolsun ki karye (şehir)’lerden etrafınızda olanları helak ettik... Belki rücu’ ederler diye ayetleri tasrif etmiştik (çeşitli anlatım yolları ile tekrar tekrar açıkladık).

فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ قُرْبَاناً آلِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذَلِكَ إِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
28-) Felevla nasarehümülleziynettehazu min dunillahi kurbanen aliheten, bel dallu anhüm* ve zâlike ifkühüm ve ma kânu yefterun;
Allah’ın gayrından (Allah’a) yaklaştırıcı olarak edindikleri ilahlar onlara yardım etmeli değil miydi (!) ?... Bilakis (edindikleri ilahlar) onlardan kaybolup gittiler (Allah’dan gayrı vücud yok ki?)... İşte bu (ilah kabulleri) onların ifki (yalanı, iftirası) ve uydura geldikleri şeydir.

وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَراً مِّنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْآنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا أَنصِتُوا فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا إِلَى قَوْمِهِم مُّنذِرِينَ
29-) Ve iz sarafna ileyke neferen minel cinni yestemiunel Kur'ân* felemma hadaruhu kalu ensıtu* felemma kudıye vellev ila kavmihim münziriyn;
Hani cinn’den bir neferi (taife’yi), Kur’an’ı işitip dinlesinler diye sana sarf etmiş (yöneltmiş) tik... O’na hazır (huzurda) olduklarında, dediler ki: “Susun (Hak sizin kalıplarınıza, hükümlerinize sığmaz)!”... (Kur’an’ dinlemeleri) hükmedilip bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.

قَالُوا يَا قَوْمَنَا إِنَّا سَمِعْنَا كِتَاباً أُنزِلَ مِن بَعْدِ مُوسَى مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ وَإِلَى طَرِيقٍ مُّسْتَقِيمٍ
30-) Kalu ya kavmena inna semı'na Kitaben ünzile min ba'di Musa musaddıkan lima beyne yedeyhi yehdiy ilel Hakkı ve ila tariykın müstekıym;
Dediler ki: “Ey kavmimiz!... Muhakkak ki biz, Musa’dan sonra inzal edilmiş, önündekileri (kendinden önceki nübüvvet ve risalet tebliğlerini) tasdikleyen, Hakk’a ve sırat-ı müstakıym’e hidayet eden bir Kitab işitip dinledik”.

يَا قَوْمَنَا أَجِيبُوا دَاعِيَ اللَّهِ وَآمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
31-) Ya kavmena eciybu daıyAllahi ve aminu Bihi yağfir leküm min zünubiküm ve yücirküm min azâbin eliym;
“Ey kavmimiz!... Allah’ın da’vetcisi’ne icabet edin ve O’na (B sırrıyla) iman edin ki (Allah), zenblerinizden (günahlarınızdan ba’zını) sizin için mağfiret etsin ve sizi elim bir azabtan kurtarsın/korusun”.

وَمَن لَّا يُجِبْ دَاعِيَ اللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِن دُونِهِ أَولِيَاء أُوْلَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
32-) Ve men la yücib daıyAllahi feleyse Bi mu'cizin fiyl Ardı ve leyse lehu min duniHİ evliya'* ülaike fiy dalalin mübiyn;
Kim Allah’ın da’vetcisine icabet etmezse, (o) Arz’da (Bi-) aciz bırakıcı değildir... O’ndan (Allah’dan) başka onun velileri de olmaz... İşte onlar apaçık bir sapkınlık içindedirler.

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى بَلَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
33-) Evelem yerav ennAllahelleziy halekas Semavati vel Arda ve lem ya'ye Bi halkıhinne Bi Kadirin alâ en yuhyiyel mevta* bela inneHU alâ külli şey'in Kadiyr;
Görmediler mi ki, Semavat’ı ve Arz’ı yaratmış ve onların (Bi-) halkından (B sırrınca onları yaratmasından) dolayı yorulmamış/zaafa düşmemiş (daima ilk yaratma tamlığında) olan Allah, ölüleri diriltmeye de (Bi-) Kaadir’dir... Evet!.. Muhakkak ki O, herşey’e Kadiyr’dir.

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
34-) Ve yevme yu'radulleziyne keferu alen nar* eleyse hazâ Bil Hakk* kalu bela ve Rabbina*kale fezukul azâbe Bi ma küntüm tekfürun;
Kafir olanların Nar’a arzolunacakları gün (kafirlere denir ki): “Bu (Bi-) Hakk değilmiymiş?”... Dediler ki: “Rabbimize yemin olsun ki evet!”... “O halde (B gerçeği ile) kafirlik yapmanız yüzünden (hadi) tadın azabı” dedi.

فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُوْلُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ
35-) Fasbir kema sabere Ulül Azmi miner Rusuli ve la testa'cil lehüm* keennehüm yevme yeravne ma yuadune lem yelbesu illâ sa’aten min nehar* belağ* fehel yühlekü illel kavmül fasikun;
Rasûller’den Ulül Azm’ın sabrettiği gibi (sen de) sabret ve onlar (inkar edenler) için acele etme... Tehdit edildikleri şeyi gördükleri gün, sanki gündüzden bir saattan başka kalmamış gibi olurlar onlar... Belağ (bu yeterli bir tebliğdir) !... Fasıklar kavminden başka helak edilir mi (hiç) ?.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal